tavsiye ederim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
tavsiye ederim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25 Haziran 2014 Çarşamba

Rab Ne Bana Di Jodi

Sende rabbimi gördüm.
Vaay.. nasıl yani?

Hint filmlerini izlemeyi bıraktığımı düşünmediniz, değil mi?
Çünkü izliyorum, bıkana kadar izlemeye devam. Böyle güzel filmlere denk gelirsem bıkmam da biraz zor olacak gibi.

Taani filmimizin esas kızı. Düğün günü evleneceği kişiyi kaybetmiştir. Taani'yi Anushka Sharma canlandırıyor. Söylememe gerek var mı bilmem ama bu hatun da pek güzel. :)
Suri esas oğlanımız. Bu rolde Shahrukh Khan'ı izliyoruz. Taani'nin babasının favori öğrencisidir ve babası ölüm döşeğindeyken bu ikisinden evlenmelerini rica eder. Taani için hayat bitmiştir. Evlense ne olacaktır evlenmese ne, mantığıyla kabul eder, babasını ve Suri' yi memnun eder ancak Suri'ye artık kimseyi sevemeyeceğini ve aşkın sadece ızdırap verdiğini, aşık olmadığı için çok şanslı olduğunu söyleyerek bütün yolları tıkar adeta.
Oysa Suri, Taani'ye ilk görüşte aşık olmuştur.


Bakalım Taani, Suri'ye nasıl aşık olacaktır?
Güzel güzel tüm filmi anlatacağımı sanmadınız değil mi? Bana göre fazla bile bilgi verdim. Ben filmi izlemeye başladığımda bu kadar bile bilgim yoktu.
Romantik komedi, danslar, eğlence ve hüzün bir arada. Müzikler harika! Dans sahneleri oldukça fazla ama konumuz buna müsait. İzleyince anlayacaksınız beni :) Bu arada danslar şahane!


Yalnız bu  filmi bana önerdiniz ama bence bu film izlenmeden evvel "Avaramu" isimli hint klasiğini izlemem gerektiğini söyleyebilirdiniz. Benim zaten listemde, izlemek istiyorum da bu filmde Avaramu'ya gönderme var. Neyse ki göndermeleri anlayacak kadar Hint sinema bilgim var:P
"Dhoom 3"den bahsettiklerinde de anladım da neden filmin sonunda Kajol'a, Rani Mukherjee'ye teşekkür edildi onu anlamadım. Filme konuk oldular da ben tanımadım mı yoksa! :s
Lütfen biri bana açıklasın ^.^

12 Mayıs 2014 Pazartesi

Kara Kış Beyaz Düş

Bu kitabı okurken ayraç kullanmadım desem yeridir.
İki- üç kere elime alıp, bitirdim.
Şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki, artık yeni ve sevgili bir yazarım daha var: Fatma Erdek.
Bu kitap Fatma Erdek'in ikinci kitabı. İlk fırsatta ilk kitabını da okumak istiyorum.

Kara kış beyaz düş.
Kitabın ismi çok güzel, haliyle merak ediyordum; kitabın içeriğiyle uygun mudur, yoksa ilgi çeksin diye alakasız bir şey mi uydurulmuştur?
Kitabın ismi içeriğiyle örtüşmekte.
Sonra kapak.. çok güzel!
Ephesus kitaplarının en güzel kapağı belki de.


Sanki kitap arkasındaki tanıtım kötü mü?
O da süper!
Biliyorsunuz ben sürprizi kaçmasın diye kitap tanıtımlarını, konusunu, arka kapak yazılarını okumuyorum.
Bitirdikten sonra okuyorum ancak bu kitabın arka kapak yazısı okunur. Çok dozajında. (Her şey!)

Bu kadar övdüm ama daha konuya değinmedim. Elimden geldiğince gizemli olmaya çalışacağım.
Kitap hakime hanımın, 'bu davaya ben bakamam!' restini çekmesiyle açılıyor.
Hangi davadan bahsettiğini, resti neden çektiğini, oraya nasıl geldiğini, ailesini, nasıl aşık olduğunu geri dönüşlerle beraber bir bir öğreneceğiz.
Türü tam bir aile-dram. Biraz moraliniz bozulabilir okurken. Çok üzülerek okudum hatta sonu için kendimi hazırladım; mutsuz bir son olmayacaktı gerekirse kendim yeni bir son yazacaktım. Çünkü, bu kadar sevdiğim karakterlerin mutsuz olduklarını düşünmek istemiyordum. Peki benim bir son yazmama gerek kaldı mı? Onu da okuyunca anlayacaksınız.

Zeynep'in durumunu okuyunca, 'Aman anlatsın ne var?' diye düşünenler çıkacaktır. Bunu ben de ara ara düşündüm ama Selim'in, 'senin sözüne karşılık benimki', demesi beni bile ürpertti. Bizim toplumumuzda adam kadını öldürse bile "Kim bilir kadın ne yaptı?" deniyor çünkü.

Bu arada bir adet 'Güven' bulabilir miyiz bana da?
^.^

26 Nisan 2014 Cumartesi

Çikolatalı Mousse

Çikolatalı Mousse yapımının bu kadar kolay olduğunu öğrenmem ile denemem arasında geçen zaman oldukça kısadır.
Kolay, çikolatalı şeyleri kim sevmez? Ben değil, ben severim ^.^
Şimdi size de anlatacağım, hemen denemek isteyeceksiniz.

Malzemeler:

Çikolatamızı benmari usulu eritip içine kremayı koyup karıştırıyoruz.
Ve Pınar'ın custard kreması Kremilla'yı ekleyip (mikserle) bir güzel çırpıyoruz. Sonra kuplarımıza, kaselerimize ya da bir çılgınlık yapıp fincanlarımıza koyarak, soğuduktan sonra servis ediyoruz.


Servis edeceğiniz kuplarınızı minik seçmenizi tavsiye ediyorum. Zira bu fincanlar tek kişi için fazla geliyordu, deneyim konuşuyor yani.

12 Nisan 2014 Cumartesi

Otlu Pofuduk Poğaça

Hep tatlı yapıyormuşum, az biraz poğaça börek yapmalıymışım.
Annemin ikazından hemen sonra karşıma bu tarif çıktı.
Sıradaki poğaça annemle babama gelsin diyerek kolları sıvadım.

Ben tariftekinden 1- 1,5 su bardağı kadar, daha fazla un kullandım.
Yine de yumuşak bir hamurum oldu, güzelce mayalandı. Mis gibi kokular sardı evi.
Ve puf puf poğaçam hazır!


Üzerine çörek otu veya susam da koyabilirsiniz ancak ben evde vardı, çekirdek kullandım.
Nasılsa, çöreklere koyarım diye aldığım bu hazır çitletilmiş çekirdekleri annem fütursuzca yiyordu, bari çörekte yesindi.

Yine de bizimkiler cimrilik edip az çekirdek koyduğumdan yakındılar bu arada. Buna da değinmeden edemeyeceğim.
Gidin bakın, orijinal tarifte de aynı miktarda çekirdek kullanılmış :)

8 Şubat 2014 Cumartesi

Meksika Salatası

Arkadaşlarım arasında oldukça popüler olan bir salata bu.
Kendi yoksa bile bahsi geçer bir araya geldik mi. O derece :)

Ülkemizde Meksika fasulyesi olarak satılan konserve kırmızı fasulyeyi alıyor, zevkimize göre yeşillik, kornişon turşu, mısır ile zenginleştirip, limon, yağ, tuz ekleyerek hazırlıyoruz bu salatayı.


Fix mönünüz olmaya aday kolaylıkla, lezzeti garanti bir salata ;)

16 Kasım 2013 Cumartesi

Ruhi Mücerret

Gamze bana bu kitabı hediye etmeseydi ben daha ne kadar Murat Menteş dilinden bîhaber yaşayıp gidecektim acaba?
Hiç sevmem kendisini. Onu ekranda gördüm mü kanal değiştiririm, öyle elektriğimiz uymaz.
Ama gelin görün ki kitaba bayıldım.
Bir insan nasıl böyle yazabilir, bu benzetmeler, bu kelimeler nasıl aklına gelir de ortaya böylesi bir kitap çıkar..


Bir dakika çok hızlı başladım. Bir nefes alayım ve devam edeyim.
Ruhi Mücerret 100 yaşında bir İstiklal Savaşı gazisidir ve tüm yılı ülkenin dört bir yanında olan kutlamalara katılarak geçirir.
Kitap Avni Vav ile açılıyor. Yani ilk anlatıcı o. Kısa bir süreliğine.
Dürüst olmak gerekirse "Heh", dedim, "Tam tahmin ettiğim gibi hiç sevmedim".
Çok peşin hükümlüyümdür ben çook! Sadece bir kaç sayfa sonra kitaba ısındım, dile alıştım sonrasını biliyorsunuz; bayıldım ben bu kitaba.
Ha öyle ahım şahım muhteşem bir hikaye mi? Değil!
Ama öyle olmasına gerek yok. Bunu yazmak mesele. Bunu böyle yazabilmek mesele.
Altını çize çize okuyacaksınız hatta bir yerden sonra çizmekten vazgeçeceksiniz, ben size öyle söyleyeyim.
Şimdi işaretli yerlere bakıyorum ve tekrar kitabın beni çağırdığını hissediyorum.

Benden bu kadar yeter, bakalım Nabrut ne demiş?

Not: Bu çaylı fotoğraf yetersiz ışık kurbanı, ama yine de kullanmak istedim ^_^

4 Kasım 2013 Pazartesi

Master's Sun


Dizi So Ji Sub'un dizisi olunca, eş zamanlı izlemeyelim, diretmelerimi geri aldım.
Ay ben bi' özlemişim bu adamı, bi' özlemişimmmm...
Bir de dizi şahane çıkmadı mı?
Diziyi izlediğim süre zarfında keyfime diyecek yoktu. Keyfime diyecek yoktu dediğime bakmayın, dizinin gidişatına göre moralim düzelip bozuluyordu.
Çin'den nişanlısıyla geldiğinde depresyona girip sonraki bölümde neyse ki çıktım.
Ve neyse ki bütün bu ruhsal dalgalanmada yalnız değildim.
'Twitter film club'ımız sağ olsun ne yaşadıksa beraber yaşadık :D



Şunu söylemekte yarar var. Ben karanlıktan korkmam. Gece kalkar ışığı falan açmadan mutfağa gider suyumu içebilirim mesela, ya da tuvalete gidebilirim.
Bu dizi romantik komedi olabilir ama içinde hayaletler var. Ve ilk bölümler sanırım tırstım.
Yoksa bir anda evin içinde koşturduğunu gördüğüm çocuğu ve o gece manyak bir kabus görmemi nasıl açıklarım?!

Başroldeki kızı, yani Tae Gong Shil'i canlandıran Gong Hyo Jin'i hiç sevme(zdi)m. Hatta bir üzüldüm bu dizide So Ji Sub'la baş rolde oynayacak diye. Ama bölümler ilerledikçe bayıldım kıza. Nasıl tatlı, nasıl güzel rol yapıyor, hatta bir ara kıyafetleri azcık toparladı sevgim tavan yaptı :)


Joo Joong Won rolünde başkanımız So Ji Sub ise göz dolduruyordu. Allah'ım o mimikler, o her an sanki gülecek ama zor tutuyormuş gibi hali, defol demesi...

İkinci adamımızın hakkını yemeyelim, Reply1997 ile kore dizileri içinde belki de en sevdiğim karaktere hayat veren Seo In Guk vardı. Tabii ki çok tatlı ve centilmendi. Yani sanırım, So Ji Sub'un olmadığı sahneler biraz bulanık bende :P
Yalnız So Ji Sub'un saçı hakkında yorumumu söylemek isterim. Model hoşuma bile gitti ancak bir terslik vardı sanki. Kalıp gibiydi. Güzel bir modelin kötü kesilmiş versiyonuydu adeta.
Sevdiğim insanları eleştirebilmem ne kadar objektif olduğumun bir kanıtı olsa gerek :D



Uzun Lafın kısası bu diziyi izleyelim, izletelim.
Neredeyse Nabrut'un şahane Master's Sun yazısına link vermeden yazıyı sonlandıracaktım. Görselleri de kendisinden temin ettim bu vesileyle teşekkür edeyim. Ona ve diğer club üyelerine ^.^

14 Ağustos 2013 Çarşamba

Mutluluğun Öteki Yüzü

Yepyeni, adeta dumanı üstünde bir kitabın yorumu olacak bu.
İlk okuyanlardan, ilk yorumlayanlardan biriyim ki, umuyorum uğurlu gelirim.

Kitabın kapağı çok hoş zaten. Sırf kapak yüzünden alacak insanlar olacaktır eminim.
Arkadya Yayınlarının kapakları hep hoş, ayraçları hep püsküllü, sevdiğim ve takdir ettiğim bu yönlerini belirtmek istedim ^.^
Olur da kapak sizi etkilemiyorsa, ben yorumuma geçeyim.


Ben kitaba, arka kapak yazısını okumadan başlarım, okudukça şaşırırım, neler olacak, diye beklerim. En son arka kapak yazısını okurum ve her zaman doğru kararı verdiğimi düşünürüm.

Hiç bir şey bilmeyerek başladığım bu kitabın daha ilk sayfalarında bir şeyler olacağını sezdim ve bekledim, çok geçmeden olay koptu, bekliyor olmama rağmen çok etkilendim. Kitap, Ella'nın ağzından anlatılıyor olmasına rağmen, kendimi bir Ella'nın, bir Paige'in yerine koydum. Off çok zor, çok zor bir durum, diye çoğu zaman kendi kendime söylendim. Tabii ki yürek burkan, göz yaşartan kısımları var. Etkilendiğim için kısa kısa okumak istedim ama çoğu zaman elimden bırakamadım.
Ara ara yazarın çok fazla detay verdiğini düşündüm, ama çok takılmadım. Yalnız neden Ella'nın soyadının Beane, Paige'in Capozzi olarak kaldığını açmasını isterdim.

Konu beni olduğu kadar sizi de şaşırtsın istediğimden konuya değinmedim. Kitabı tavsiye ettiğim kişilere de 'arka kapak yazısını okuma' diye salık veriyorum.
Çok orijinal bir hikaye olduğunu belirtmeden geçemeyeceğim. Benzer bir hikaye okumamıştım, bu yüzden çok sevdim.

22 Temmuz 2013 Pazartesi

Ağa Kapısı {Gezi}

Ben bir ara İstanbul'u geziyor, gezdikçe de buradan paylaşıyordum değil mi?
Hep diyorum ya ben, kışın gezer yazın okurum, diye.

Geçenlerde iftarda arkadaşlarımla buluşmak üzere Çengelköy'e gitmişken Zeynep'le karşılaştım. 
O da bir iftar için Çengelköy'deymiş, arkadaşını bekliyormuş. 
Önce bir afallama, sonra heyecanla konuşmalar, sonra da ayrılış.
Bazılarıyla ayaküstü görüşmede bile çok tat alırsınız.

Eyvah!
Zeynep'le geçirdiğimiz 5 dakikayı bu kadar uzattıysam, tüm zamanı beraber geçirdiğimiz günü ne kadar uzatacağım kim bilir? :)

Korkmayın! Kısa keseceğim!

Eminönünde buluştuk. Meşhur bir kokoreççi varmış: Kokoreç yedik. 
Mimar Sinan'ı ziyaret ettik. Ah o kadar sevindim ki onun türbesini görünce!
O hep merak ettiğim, meşhur Ağa Kapısına gittik, meşhur şerbetlerinden içtik.
Dönerken meşhur bir ciğercide ciğer yedik. Ohh misss..
Meşhur bir künefecide künefe de yiyecektik ancak yer kalmadı.


Şerbetleri bu otlardan yapıyorlarmış.


İşte bu da şerbet. Adı değilse de, tadını hatırladığım ve sevdiğim şerbet.


Artık çıkıyoruz.


Gülümseyin!