Daha evvel Süleymaniye Çikolatacısının önünden geçmiştik. Aklım kalmıştı.
Dönerken uğrayacaktık ancak dönememiştik.
Bu sefer yolumuzu özellikle düşürdük.
Bir kere etraf cidden çikolatacı kaynıyor, Kaynasın ne hoş.
Hemen hemen hepsinde aynı şeyler var, evet. Ama hepsi güzel yapmıyor bakın benden söylemesi.
Ve ufak tefek şeyler bazısını diğerlerinden ayırıyor.
Misal Süleymaniye Çikolatacısı içeriye girer girmez hoşuma gitti.
Bir kere küçük sıkış tepiş bir yer değildi. Ve tıklım tıklım da değildi haliyle. Gerçi biz otururken o kadar kişi geldi ki boş masa kalmadı. İlk girdiğimde bu kadar kalabalık olsa muhtemelen oturmak istemezdim. Bu bir avantaj.
Güzel de köşe kaptık açıkçası.
İşte burası.
Biz oturunca iki kitap getirdiler bize.
Menüleri bu. Kitap. Gözlerimden kalpler fışkırdı adeta.
Kitabın iç kapağında çikolatalar ve fiyatları yazıyor.
Kitabı görünce aklıma geldi ki Semra bana bunu söylemişti. Tam senlik, demişti. Öyleymiş.
Servis yapan arkadaşlar iyi, müşteriler seviyeli, fonda tasavvuf müziği..
Ortam güzel demiştim.
Ben sevdim burayı. Tercih ettiğim türk kahveli sıcak çikolata da harikaydı. Belki biraz fazla geldi ama güzeldi.
Bir daha ne zaman giderim bilmem ama siz oralardan geçerseniz benim yerime de uğrayın.
süleymaniye etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
süleymaniye etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
12 Mart 2016 Cumartesi
22 Temmuz 2013 Pazartesi
Ağa Kapısı {Gezi}
Ben bir ara İstanbul'u geziyor, gezdikçe de buradan paylaşıyordum değil mi?
Hep diyorum ya ben, kışın gezer yazın okurum, diye.
Geçenlerde iftarda arkadaşlarımla buluşmak üzere Çengelköy'e gitmişken Zeynep'le karşılaştım.
O da bir iftar için Çengelköy'deymiş, arkadaşını bekliyormuş.
Önce bir afallama, sonra heyecanla konuşmalar, sonra da ayrılış.
Bazılarıyla ayaküstü görüşmede bile çok tat alırsınız.
Eyvah!
Zeynep'le geçirdiğimiz 5 dakikayı bu kadar uzattıysam, tüm zamanı beraber geçirdiğimiz günü ne kadar uzatacağım kim bilir? :)
Korkmayın! Kısa keseceğim!
Eminönünde buluştuk. Meşhur bir kokoreççi varmış: Kokoreç yedik.
Mimar Sinan'ı ziyaret ettik. Ah o kadar sevindim ki onun türbesini görünce!
O hep merak ettiğim, meşhur Ağa Kapısına gittik, meşhur şerbetlerinden içtik.
Dönerken meşhur bir ciğercide ciğer yedik. Ohh misss..
Meşhur bir künefecide künefe de yiyecektik ancak yer kalmadı.
Şerbetleri bu otlardan yapıyorlarmış.
İşte bu da şerbet. Adı değilse de, tadını hatırladığım ve sevdiğim şerbet.
Artık çıkıyoruz.
Gülümseyin!
11 Mayıs 2012 Cuma
Bir 'Süleymaniye' Hikayesi
Bir cami yaptırmak isteyen Sultan Süleyman nerede yaptıracağına karar verememektedir.
Bir gece rüyasında Peygamber Efendimizi görür.
Hz. Muhammed (s.a.v) şimdi Süleymaniye'nin olduğu yere götürür Kanuni'yi.
Kanuni uyanır.
Atına atlar, henüz sabah ezanı bile okunmamıştır.
Rüyasında gösterilen yere geldiğinde, orada mimar başını, Mimar Sinan'ı görür.
Şaşırır.
Burada ne işin var, diye sorduğunda, cami'nin yapıldığı yere geldim, cevabını alır.
Sen nereden biliyorsun, diye sorar Kanuni.
Mimar Sinan ise "Ben rüyanızda sizin arkanızdaydım, beni görmediniz" diye cevap verir.
Bunu duyduğumdan beri nasıl gidip görmek istiyordum burayı.
Gittim. Gördüm. Bayıldım!
Gerçekten çok güzel ve huzur dolu bir yer.
Süleymaniye Camii'nin 4 minaresi vardır.
İstanbul'un fethinden sonraki 4.padişahı simgeler.
4 minarede toplam 10 şerefe vardır.
Bu da Osmanlı Devleti'nin 10. padişahını simgeler.
Yani; Kanuni Sultan Süleymanı.
Yedi yıl olmasına rağmen bitmeyen cami söylentilere sebep olmuştur.
Bir gün Süleyman gider ve Mimar Sinan'ı, imamın namaz kıldığı yerde, nargile içerken bulur.
Ancak işin aslı farklıdır.
Nargileyi caminin akustiği için fokurdattığı ortaya çıkar - tütünü yoktur sadece su sesi.
Çekilen besmele caminin her yerine eşit şekilde yayılır, duyulur.
Müsait olursanız cemaatle bir vakit kılmanızı tavsiye ederim. Bakalım anlatıldığı kadar var mıymış?
Cami'nin en önemli özelliklerininden biri de is odaları olması.
Yanan kandillerden çıkan isler, Mimar Sinan'ın üstün zekasıyla is odalarında birikir.
Bu sayede dönemin en kaliteli mürekkebi elde edilmiştir.
Biz şimdi kağıt çöplerimizi ayırmaya üşeniyoruz, bu zeka nasıl alkışlanmaz!
Dikkatimi çeken bir diğer şey ise bahçesinde çimlere yayılmış insanlar.
Kimi yiyecek birşeyler getirmiş kimi lap topunu.
O kadar hak veriyorum ki onlara.
Huzur dolu bir atmosfere sahip.
Çok uzun bir yazı oldu ama en özenerek hazırladığım post bu oldu diyebilirim.
Sizde tamamını okuyup zevk aldıysanız çok sevineceğim.
Ve final:
Her zamanki yemek notu: Süleymaniye'ye gidip kuru fasulye yememek olmazmış :) Benim gibi meraklısı değilseniz, fasulyecilerde ızgara çeşitleri var merak etmeyin :D
Bir gece rüyasında Peygamber Efendimizi görür.
Hz. Muhammed (s.a.v) şimdi Süleymaniye'nin olduğu yere götürür Kanuni'yi.
Kanuni uyanır.
Atına atlar, henüz sabah ezanı bile okunmamıştır.
Rüyasında gösterilen yere geldiğinde, orada mimar başını, Mimar Sinan'ı görür.
Şaşırır.
Burada ne işin var, diye sorduğunda, cami'nin yapıldığı yere geldim, cevabını alır.
Sen nereden biliyorsun, diye sorar Kanuni.
Mimar Sinan ise "Ben rüyanızda sizin arkanızdaydım, beni görmediniz" diye cevap verir.
Bunu duyduğumdan beri nasıl gidip görmek istiyordum burayı.
Gittim. Gördüm. Bayıldım!
Gerçekten çok güzel ve huzur dolu bir yer.
Süleymaniye Camii'nin 4 minaresi vardır.
İstanbul'un fethinden sonraki 4.padişahı simgeler.
4 minarede toplam 10 şerefe vardır.
Bu da Osmanlı Devleti'nin 10. padişahını simgeler.
Yani; Kanuni Sultan Süleymanı.
Yedi yıl olmasına rağmen bitmeyen cami söylentilere sebep olmuştur.
Bir gün Süleyman gider ve Mimar Sinan'ı, imamın namaz kıldığı yerde, nargile içerken bulur.
Ancak işin aslı farklıdır.
Nargileyi caminin akustiği için fokurdattığı ortaya çıkar - tütünü yoktur sadece su sesi.
Çekilen besmele caminin her yerine eşit şekilde yayılır, duyulur.
Müsait olursanız cemaatle bir vakit kılmanızı tavsiye ederim. Bakalım anlatıldığı kadar var mıymış?
Cami'nin en önemli özelliklerininden biri de is odaları olması.
Yanan kandillerden çıkan isler, Mimar Sinan'ın üstün zekasıyla is odalarında birikir.
Bu sayede dönemin en kaliteli mürekkebi elde edilmiştir.
Biz şimdi kağıt çöplerimizi ayırmaya üşeniyoruz, bu zeka nasıl alkışlanmaz!
Dikkatimi çeken bir diğer şey ise bahçesinde çimlere yayılmış insanlar.
Kimi yiyecek birşeyler getirmiş kimi lap topunu.
O kadar hak veriyorum ki onlara.
Huzur dolu bir atmosfere sahip.
Çok uzun bir yazı oldu ama en özenerek hazırladığım post bu oldu diyebilirim.
Sizde tamamını okuyup zevk aldıysanız çok sevineceğim.
Ve final:
Her zamanki yemek notu: Süleymaniye'ye gidip kuru fasulye yememek olmazmış :) Benim gibi meraklısı değilseniz, fasulyecilerde ızgara çeşitleri var merak etmeyin :D
Kaydol:
Kayıtlar
(
Atom
)


