24 Ağustos 2019 Cumartesi

Son Durak: Kavala

Birinci gün; Bulgaristan
Altıncı gün; Brugge
Yedinci gün; Volendam ve Amsterdam
Sekizinci gün; Dresden
Sekizinci gün; Prag
Dokuzuncu gün; Viyana
Onuncu gün; Bratislava
Onuncu gün; Budapeşte
On birinci gün; Üsküp
On ikinci gün; Selanik


Kavala Yunanistan'ın sahil kentlerinden.
Neredeyse 6 yüz yıl Osmanlı hakimiyetinde kalmış bir kent.
Kanuni'nin Su kemeri inşa ettirdiği, Bizans kalesini genişlettiği bir kent.
Vay vay vay diyorsunuz değil mi?


Tur şirketi bizi sahilde bir yerde bıraktı ve bir saat süre verdi.
Yemek süresi de dahil buna.
Balık yemek vardı kafamızda, ama nereye girmeye kalktıysak süre vermediler, sorduğumuzda azarlar gibi hayır hazırlanamaz o kısa sürede dediler. Acayip gıcık oldum var ya, sorsanız şu an bana bütün yunanlardan nefret ediyorum. Neden battıklarına şaşmamak gerek.
Türkçe biliyorlar diye girdiğimiz yerde adamın tavırlarına uyuz olduğumuzdan kalktık, iyi ki de kalkmışız ya hiç mi balık yemedik, geri zekalı, gel de Türkiye'ye müşteri ile nasıl konuşulur öğren.
Biz kalktık ama aç oldukları için oturan ve dakikliğiyle ünlü arkadaşlarımız vaktinde dönemediler otobüse. Belliydi o adamın servisi yayacağı.


Yunanistan benim aklımda kaba insanların bulunduğu gayet sevimsiz bir yer olarak yer ediyor.

Buradan sonra tur şirketi bizi kurabiye alabileceğimiz bir yere getirdi. Kendi ahbapları mıdır nedir böyle yerlere götürmek için hep zamanımızdan çaldılar bize oralarda alışveriş yaptırdılar, zorla değil tabii ama "sizi bir yere götüreceğiz hediyeliklerinizi oradan alabilirsiniz", veya Kavala'da olduğu gibi "kurabiyenizi oradan alırsınız".. ve her nedense onların götürdükleri yerde uzun uzun zaman geçirebildik.
Tur için ayrı bir yazı yazacağım. Tam da bu yazıdan sonra! Lütfen turlara katılmadan iyi araştırın!

Neyse ki sonraki durağımız İstanbul'du ♥
Bu seyahat beni tabii doyurmadı. Aksine seyahat isteğimi arttırdı.

Seyahat Ya Resullallah !♥

22 Ağustos 2019 Perşembe

Son Gün; Selanik

Birinci gün; Bulgaristan
Altıncı gün; Brugge
Yedinci gün; Volendam ve Amsterdam
Sekizinci gün; Dresden
Sekizinci gün; Prag
Dokuzuncu gün; Viyana
Onuncu gün; Bratislava
Onuncu gün; Budapeşte
On birinci gün; Üsküp

Geldik son güne.
Çok mutluyum hem bu geziyi hem de bu yazı dizisini bitirebildiğim için :)
Nihayet yazmak istediğim başka konulara da geçiş yapabileceğim; filmler, diziler, tarifler..

Ama önce Selanik.

Öncelikle hiç barışamadım Yunanistanla. Bir yeri/şeyi sevmem için elektriğimizin uyuşması çok önemli ve Yunanistan'la elektriğimiz uyuşmadı gibi hissediyorum.

Fotoğraflarda gördüğümüz mavi beyaz evlerin olduğu yer gibi bir şey bekliyordum ama Selanik, Suadiye gibi bir yer çıktı.


İlk olarak gördüğümüz Kanuni döneminden kalma artık beyazlığı da kalmayan Beyaz Kuleydi. Mutlaka bilirsiniz burası Osmanlı'nın elinden çıktıktan sonra vaftiz ediliyor ve beyaza boyanıyor.


Atatürk'ün evini ziyaret etmiş olmak Selanik'in tek artısı olabilir ancak ev o kadar yeni ki.. Hiçbir tarihilik yok. Orasının Atatürk'ün evi olmadığı da söyleniyor ki bu kuvvetle muhtemel doğru.




Yunanistan'da artık son gün diye deli gibi çikolata alışverişi yaptığımız için yollarında bayağı dolandık. Tarihi kalıntıların etrafında, önemli midir değil midir bilmediğimiz kiliselerin çevresinde tekrar sahil yoluna, otobüsümüzün bizi beklediği yere vardık.


Kavala'ya doğruya çıkacağız. Kavala'yı bir sonraki yazıya bırakayım. Bu da son yazım değilmiş yahu :)

Arkası yarın;)

18 Ağustos 2019 Pazar

On Birinci Gün: Üsküp

Birinci gün; Bulgaristan
Altıncı gün; Brugge
Yedinci gün; Volendam ve Amsterdam
Sekizinci gün; Dresden
Sekizinci gün; Prag
Dokuzuncu gün; Viyana
Onuncu gün; Bratislava
Onuncu gün; Budapeşte

Adım adım sona yaklaşıyoruz.
Bunları yazarken bile çok şükür modundayım. O günlerdeki ruh halim.

Üsküp'e dair maalesef ne çok bilgim var ne de anım.


Öğlen saatlerinde otele varıp giriş yaptık. Saatlerce otelde kaldık. Ve çıktığımızda ilk yemek yemeye götürdü tur (müsveddesi). Bir saat yemek molası verildi. (Biz onların dediği yerde yemedik!)
Buluştuğumuzda saat 18.30'du ve sekize kadar serbest zaman verildi. Zamanın azlığından şikayet edeceğimizi bilen tur, daha fazla zaman geçirmek isteyen otele kendisi dönsün dedi ki 3-5 kişi haricinde kimse onlarla gitmedi 👊



Şehrin iki yakası birbirinden oldukça farklı. Müslümanların olduğu yer tarihi dokuyu kaybetmemiş zaman durmuş gibi. Ancak o kısmından çıktığınızda karşınızda yepyeni bir şehir duruyor, zamanda yolculuk yapmış gibisiniz. Maalesef ruhu yok!
Amaçsızca dikilmiş devasa heykeller.



Yukarıdaki fotoğrafta gördüğünüz tepedeki İskender'in babası, alttaki bebe İskender. İskender? Skopje? Ne alaka diye düşünüyorsunuz.


Köfte için bloglara baktığınızda Destan diye bir yer öneriliyor. Ama biz oranın yerlisine sorduğumuzda ki birkaç kişiye sorduk Kosmos dediler. Biz de orada yedik ve çok memnun kaldık. Turun götürdüğü yerde yiyenler 7 euro ödemişler ama biz 3.5 euro ödedik. Ayran dahil miydi değil miydi hatırlamıyorum ama köftesi cidden güzel porsiyonlar oldukça büyüktü. Bir kişi alıp iki kişi de yiyebileceğiniz büyüklükte porsiyonlar.


Köfteleri yedikten sonra bizim gibi turun erkenden otele götürmesine boyun eğmeyen arkadaşlarla karşılaştık. Onlara katıldık. Ve neresiydi bilmiyorum ama güzel bir trileçe yedim. Harikaydı.


Sohbet de trileçe kadar harikaydı, ekip bozulmasın beraber başka yerlere de gidelim ama bu tur şirketiyle değil, diye konuşmuştuk. İnşallah gerçekleşir ♥

Dönüş için hazırlandığımızda rehberimiz genç arkadaşım Furkan oldu, etrafı seyrede seyrede otele döndük. Furkan artık gezileri sen planlasan, biz de sana uysak, güzel olmaz mı?


Yol boyunca çok keyiflendim. Turu düzenleyenlerin meymenetsiz suratlarını görmeyince her şey daha keyifli geçiyordu galiba.

Çok fazla fotoğraf oldu diye Mustafa Paşa camii, Mother Teresa kilisesi , diğer taraftaki heykeller falan koymadım artık ne yapacaksınız, sıkılırsınız dedim.


Pekala, sırada son günümüz var.

14 Ağustos 2019 Çarşamba

Onuncu Gün; Budapeşte

Birinci gün; Bulgaristan
Altıncı gün; Brugge
Yedinci gün; Volendam ve Amsterdam
Sekizinci gün; Dresden
Sekizinci gün; Prag
Dokuzuncu gün; Viyana
Onuncu gün; Bratislava

Sabah Bratislava'da iki dk geçirdikten sonra Budapeşte için yola çıktık. Herhalde 3-4 saatte varmıştık.

Budapeşte'de ilk Kahramanlar anıtının olduğu yere gittik. Rehberimiz orada yaşayan ve seyahat acentesinde çalışan bir Türktü.


O meydanda biraz anlattı, ve diğer grubu beklediğimizden 20 dk serbest zaman verdi.
Yok yani bir şey yok, on heykelle 200 fotoğraf mı çektirelim, ne yapalım?! O yirmi dk oldu yarım sa. sonra kırk dk... diğer otobüs geldi, sonradan gelmelerine rağmen onlar önden gitti. Biz de çimlerde otobüsümüzü bekledik.
Bundan sonra hep arabada dolandık. Dolandık. Güya rehber var hiçbir şey anlatmıyor.
Kendimizce gördüğümüz ve merak ettiğimiz yerlere hikayeler anlatıyoruz, sesimizin ulaştığı tüm koltuklar buna eşlik ediyordu. Bu işte olumsuz durumlarda bile keyif almaktır. Her zaman değil ama uyumlu insanlarla bunu başarmak çok da zor değil.


Şehre tepeden bakmanızı sağlayan, Özgürlük heykelinin de bulunduğu Gellert tepesinde bir mola veriyoruz.
Budapeşte çok güzel bir şehir. Gerçekten çok güzel.
İlk defa bir yere böyle tepeden bakınca dedim ki; "Ah! İstanbul kadar güzel!

Sonra Trinity Meydanına gidiyoruz. Masallardaki şatoları andıran - üzgünüm ama söylemek zorundayım- harika bir kilise var burada. Her açıdan fotoğraf çekmeye doyamayacağınız 700 yıllık bir tarihe sahip Matthias Kilisesi!
Mohaç Meydan Muharebesinden sonra Macaristan'ı alan Kanuni, ilk cuma namazını da burada kıldırmış, ardından burası şehrin ana camisi olmuş.
Sanırım bir ah da burada gönlümüzden kopuyor..

Daha sonra yemekten önceki zamanımızı geçirmek üzere her yerin kapalı olduğu bir köye geçiyoruz. Sadece bir iki Türk dükkanı açık ve buralardan alışveriş yapalım diye getirildiğimiz bu yerde de sorun çıkarmamaya kendimizi eğlendirmeye çalışıyoruz.


Bu ıssız köyden yemek yerine geçildiğinde yemek için oturmuyoruz ve sokaklarında dolaşıyoruz.
Çünkü benim için gezmek bu ya, yollarda dolanmak :)
Kısıtlı süremizde köprüye çekip şehri izleyip fotoğraf çekiyoruz. Sonra görkemiyle insanı büyüleyen parlemento binasının dibine kadar gidiyoruz!


Burada yaptığımız en güzel şeyde sıra. Tuna nehrinde tekne gezintisi. Zaten akşam tavsiye ediliyor bu tekne gezisi. Çünkü şehrin ışıklandırması bir harika. Maalesef hiçbir yüksek çözünürlüklü kamera Allah'ın verdiği gözün gördüğünü size aktaramıyor.


Kısaca şöyle demek istiyorum: Budapeşte'ye bayıldım. O da benden azıcık hoşlansa yeter.

Bir sonraki şehirde ve yazıda görüşmek üzere..

4 Ağustos 2019 Pazar

Onuncu Gün; Bratislava'da 1 Saatte Neler Yapılır?

Birinci gün; Bulgaristan
Altıncı gün; Brugge
Yedinci gün; Volendam ve Amsterdam
Sekizinci gün; Dresden
Sekizinci gün; Prag
Dokuzuncu gün; Viyana

Onuncu güne gelene kadar hiçbir yazımı okumadıysanız da önce Viyana yazımı okuyun. Okuyun ki neden böyle dediğimi anlayın.

Onuncu günümüzde iki ülke iki şehir görecektik. Yani.. ne kadar görebiliriz ki bu kısıtlı zamanda.
Ama benim için bir şey değişmişti artık. Sabredeceğim kadar sabretmiştim, sonunda bu turu düzenleyenlerden bir şey beklemem gerektiğini öğrenmiştim, zor yoldan.
Tatilin bu kısmı önceki kısmından çok farklıydı benim için.
Suratım daha az gülmeye, daha az sabretmeye başladım. Canım fotoğraf çektirmek bile istemiyordu.


Sabah bizi Çekoslavakya'nın bölünmesinden sonra kurulan Slovakya'nın başkenti Bratislava'da bir meydana getirdiler, "zaten bir şey yok bir saat yeter" dediler.
Biz de bir saat dolandık.

En orijinal ürünler buradaydı. Ama üzerinde Bratislava veya Slovakya yazanlar değil tabii. El yapımı seramikleri vardı misal, çok güzel ürünlerdi.


Böyle avare gibi dolandıktan sonra meydanda buluştuk ve tekrar yola çıktık.
Biraz yolumuz var, başka bir ülkeye geçiyoruz..

Nasıl? Dehşet bir yazı oldu değil mi? Hepiniz koşarak da olsa Bratislava'ya gitmek benim gibi bir saat geçirmek istiyorsunuzdur eminim!


Bir sonraki yazıda görüşürüz.

3 Ağustos 2019 Cumartesi

Amok Koşucusu

Vay canına Viyana'dan sonra yazmaya nasıl ara vermişim.
Dedim size Viyana Kalbimde yaradır diye.. sızısı bir süre yazmama engel olduysa demek ki..
Gezi yazılarına bir kitap yorumu sıkıştırayım çünkü burası da instagram hesabım da uzun süredir kitapsız kaldı ki bu beni üzer.

Geziye 3 arkadaş gittik, hepimiz yanına diğerlerimizin de okumadığı bir kitap alması konusunda anlaştık. Ben ortak arkadaşımızdan bir kitap aldım bunu getiriyordum dedim. Sağ olsun onlardan gelen iki kitap da benim okuduğum iki kitaptı.

Bir ara bir hocadan ödünç kitap aldım ama acayip uykumu getirdi. Kitabı yarıladım ama bitirmedim bitirince onu da yazarım.
Bu kitap ise önde oturan yolculukta kitap okuyamayan iki hocadan ödünç aldığım bir kitap.
Bu arada eskiden benim de yollarda okuyamadığımdan ve bunu nasıl aştığımdan bahsederek onları gaza getirdim. Ve biliyor musunuz gezi sonunda en yolda okuyamam diyen hoca bile iki kitap bitirmişti.
Seyhan bize de öğret yolda okuyabilmek için ne yapalım diyenleriniz varsa; yolda kitap okumak ya da okuyamamak isimli yazıma göz atabilir.

Amok Koşucusuna gelirsek, Stefan Zweig'ın aşina olduğumuz türde uzun öykülerinden.
Kitaptaki kahramanımız bir gemide birinden hikayesini dinler, hikayedeki gizemli kişi bir doktordur, kendisinden yardım isteyen bir kadına doğru zamanda uzatamadığı yardım eli için vicdan azabı duymaktadır.
Hikayenin detaylarını doktor anlatırken, Amok Koşucusu kime denirmiş onu da öğreniyoruz.
Stefan Zweig'ı tanıyanlar için kendilerini şarşırtmayacak, tanımayanlar için güzel bir tanışma olacak bir kitap.

25 Temmuz 2019 Perşembe

Dokuzuncu Gün; Viyana

Birinci gün; Bulgaristan
Altıncı gün; Brugge
Yedinci gün; Volendam ve Amsterdam
Sekizinci gün; Dresden
Sekizinci gün; Prag

Aslında biliyor musunuz benim için ne olduysa Viyana'da oldu.
Benim kayış Viyana'da koptu. Viyana'da zıvanadan çıktım. Şimdiye kadarki anlattığım şeylere hep gülüp geçmiştim. En fazla kendi aramızda dalgasını geçer olmuştuk.

Geceyi Prag'ta geçirdik. Kahvaltı sonrası yola çıkış saatimiz ne oldu biliyor musunuz?
11 !!! Viyana'ya vardığımızda saat 3'ü. Ve toplanma saatimiz de 7! Yedide toplanıp ne yapacağız biliyor musunuz? Bratislava'ya gidip otelde pinekleyeceğiz!
Evet, on yıldır bu işi yaptıklarını söyleyen  ve kendini zerre geliştirmemiş bir ekiple yola çıkınca Viyana sadece şinitzel yiyip döneceğiniz bir yer oluyor. Başka bir şey yapmaya gerek yok canım! Osmanlı iki kere kuşatıp alamamış, müzede bir sürü Osmanlı eseri sergileniyormuş, Viyana'da bir de Türkenschanzpark diye bir yer varmış adamların umurunda değil. Otelden otele gidip yatma peşindeler.
Ben beni gezdirsinler derdinde en başından beri olmadım inanın, eğer sinirimi bu sanıyorsanız. Ben birkaç saat daha fazla zaman geçirebileceğim yerde, bunların uyumasını, sigara molalarını, geri zekalılıklarına giden zamanı düşünüp sinirleniyorum. Detaylara girmeyeceğim ama Viyana kalbimde yaradır. Bir gün tekrar gitmek, gittiğimde de uzun uzun kalmak istiyorum ♥

Otobüs ile sözde panoramik turumuzu atarken,Opera binası, Belediye binası, Prater önünden geçtiğimiz yerler oluyor. Beldevere Sarayında fotoğraf molası veriyoruz.


Daha sonra rehber müsveddesi bizi Aziz Stephan Katedraline götürürken birden serbest zaman ilan ediliyor. İsviçre cad. indiğimiz yerde yediye buluşmak üzere sidik kokuları eşliğinde Kilisenin olduğu St. Stephan Meydanına ulaşıyoruz ve kiliseyi geziyoruz.


İlk önce içip içip nere bulurlarsa işiyorlar diye düşündüm ama bu koku atlardan geliyor olmalı, bu yoğun kokunun başka bir açıklaması olamaz.


Faytonlar güzel, atları sağlıklı görünüyor. Bizim orta çağdan kalma atlarımız ve arabalarımız gibi değil yani 🙈 50 euro gibi cüzi(!) bir miktardı fayton turu fiyatı :))))

Sidik kokusuna takılmayı bırakıp Katedralin çok yakınında olan Mozart'ın evine gidiyoruz. Kapıdan bakıp fotoğraf çekip yola devam ediyoruz. Mozart burada 2.5 yıl yaşamış. Giriş 11 euro :/ Viyana pass varsa ücretsiz.

Bu arada instagramdan istediğim Viyana tavsiyesine Snitzel ye yazanlara teşekkür ediyorum, hiç de aklıma gelmeyen bir şeydi!!! Bir daha da sizden tavsiye isteyen ne olsun 😂😂


Hofburg sarayına doğru yola çıktık. Ankeruhr denilen saat yolumuz üstündeydi de onu da görebildik. İki binayı birbirine bağlayan köprü gibi gözüken bu saatin özelliği her gün saat 12'de ünlü şahsiyetlerin geçit töreni yapması. Nasıl yani? Videoları var, merak edenler izleyebilir.


Hofburg'a doğru ilerlerken bu fayton neden o sokağa girdi biz de girelim diyoruz ve güzel bir şey oluyor, Viyana'da yaşayan bir Türk'e rastlıyoruz. Yaşasın benim gördüğüm her müslümana selam verme gayretim :) Yaşasın Viyana'da yaşayan abimizin de yabanıl olmaması :)


Bize çok şey anlatıyor, resmen "biz birkaç saat önce geldik birkaç saat sonra ayrılacağız" demeye utanıyoruz. Yolumuzu azıcık değiştirip o metroya giderken biz de peşine takılıyoruz, çünkü veba anıtına yakın olduğumuzu öğreniyoruz, görmeden geçmeyelim diyoruz.


Veba anıtının olduğu cadde, vebadan ölen insanlarının kemiklerinin gömüldüğü yermiş ayrıca. Cadde bu toplu mezarın üzerine kurulmuş resmen😨 Hatta yanlış anlamadıysam metroya inerken sergilenen kemikler varmış.

Hofburg Sarayına geliyoruz. Kahve için çok az zamanımız kaldı. Buranın içinde bir de viyana milli kütüphanesi var. İçeri girmiyoruz, şu çimlerde bile oturmuyoruz. Aklımızda olan iki adet meşhur cafe var, onlarda kahve içmek istiyorsak fotoğraf çekip dönmemiz lazım.


Cafe Demel. Kraliyet pastanesiymiş. Oturacak yer yok, tırıs tırıs ayrılıyoruz, Cafe Central'e gidelim. O da ne: kuyruk! Yok artık..
Nasip değilmiş, yola devam. Bu arada iki kafede de oturamamış olmanın üzüntüsü içindeyken zevkine güvendiğim kişilerin çok da şey yapma demesi teselli oluyor ne yalan söyleyeyim.


Buluşma yerine geliyoruz, otobüs yok, gidip bari "coffee to go" alalım. İsviçre cd. başında bulunan Casteletto'dan Viyana kahvesi alıyoruz ve hayal kırıklığı.
Ama yine o rastladığımız Türk - neden adını sormadım acaba :/- demişti, Türk kahvesi bence en güzeli demişti! Gene haklı çıktı.


Hundertwasser house için tur lideri sizi götüreceğiz demesine karşın götürmedi, otobüse bindikten sonra Bratislava'da merkeze gayet uzak bir otele gitmek üzere yola çıktık. Ayrıntıya girmeyeceğim, sonra sakinleşmem uzun sürüyor :)

Arkası yarın.