Ne zamandır size mekan yazısı yazmamıştım değil mi?
Önceden postlar hazırlanırdı sonra instagramda paylaşır olduk story çıktığından beri kolay kolay instagram galerimde bile mekan paylaşmadığımı fark ettim.
Artık hiçbir şey gizli ya da arada derede kalmıyor, hele böyle cafelerse mutlaka birileri çıkıp keşfediyor falan, bazen sevdiğin yerler bilinmesin bile istiyorsun :)
Çok güzel cafeler var artık evet ama çok boşlar. Bir bakıyorsun kahveni soğuk ya da köpüksüz getiriyorlar bir de on tl alıyorlar, tatlı desen bozulmaya yüz tutmuş. Ya da gidiyorsun ay ne hoş yer diyorsun ay nemrut çalışanlar falan. Lanet olsun dünya kadar yer var artık neden sırf instagramda fotoğraf koyacağım diye dandik bir keke 15-20 tl vereyim ya da aptal çalışana katlanayım.
Mekan yazısından ziyade bir iç döküşe döndü hemen konumuz olan Maestro Italiano'ya dönelim. Beşiktaş'ta dolanırken önünden geçtik ve gelecek sefer buraya gidelim diye konuştuk Esma'yla ve gerçekten bir dahakine buraya girdik.
Burayı sevdim.
Mekan güzel, bizimle ilgilenen çalışan sevimli, tatlılar lezzetliydi.
Tüm paketin bir arada sunulduğu bir yer, daha azına razı olmayın.
dünyayı gezmeye karar verdim ve buna istanbuldan başladım etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
dünyayı gezmeye karar verdim ve buna istanbuldan başladım etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
15 Ekim 2018 Pazartesi
29 Mart 2017 Çarşamba
Özdilek Karafırın
Karafırın'ı hepimiz biliriz.
Alanında önemli markalardan.
Önemli ve özenli.
Aynı özeni bütün şubelere gösteriyor olacaklar ki Özdilek alıveriş merkezindeki şubeleri bile butik cafe tarzında döşenmiş.
Alışveriş merkezi gibi hızlı tüketilecek yiyeceklere odaklı yerde bile böyle bir mekan bize hemen, niye başka yerde oturalım ya şurada keyfimize bakalım, dedirtiyor.
Dekor önemli ama arkadaşlar biliyorsunuz böyle mekanlara gidip sıcak çikolata-soğuk çikolata adı altında çok nesquik içmişliğim ve, ne olur sadece dekorla sınırlı kalmasanız, demişliğim var.
Buranın yeme içme kısmını eleştirip övecek bir şey yemedim tabii onu da söyleyeyim ama mekanı çok sevdim, e tatlım da güzeldi yani.
Çok hoş, değil mi? Gerçi görseller çok yetersiz, farkındayım.
Yazı ve görüntü eski arkadaşlar, onu belirtmeliyim şu noktada. O gün Şahika'la sinema sonrası mekana bayılmıştık. Ama az fotoğraf çekmişim. Belli ki yine Şahika'dan alırım düşüncesi varmış kafamda :)
Hele şu efsane köşede beni efsane bir çekişi var ki Şahika'mın, paylaşmasam olmaz.
Gerçi hatırlayan çıkar mı bilmem, vaktiyle ig hesabımdan paylaşmıştım.
Hala çok seviyorum. Nasılım? 😎
Alanında önemli markalardan.
Önemli ve özenli.
Aynı özeni bütün şubelere gösteriyor olacaklar ki Özdilek alıveriş merkezindeki şubeleri bile butik cafe tarzında döşenmiş.
Alışveriş merkezi gibi hızlı tüketilecek yiyeceklere odaklı yerde bile böyle bir mekan bize hemen, niye başka yerde oturalım ya şurada keyfimize bakalım, dedirtiyor.
Dekor önemli ama arkadaşlar biliyorsunuz böyle mekanlara gidip sıcak çikolata-soğuk çikolata adı altında çok nesquik içmişliğim ve, ne olur sadece dekorla sınırlı kalmasanız, demişliğim var.
Buranın yeme içme kısmını eleştirip övecek bir şey yemedim tabii onu da söyleyeyim ama mekanı çok sevdim, e tatlım da güzeldi yani.
Çok hoş, değil mi? Gerçi görseller çok yetersiz, farkındayım.
Yazı ve görüntü eski arkadaşlar, onu belirtmeliyim şu noktada. O gün Şahika'la sinema sonrası mekana bayılmıştık. Ama az fotoğraf çekmişim. Belli ki yine Şahika'dan alırım düşüncesi varmış kafamda :)
Hele şu efsane köşede beni efsane bir çekişi var ki Şahika'mın, paylaşmasam olmaz.
Gerçi hatırlayan çıkar mı bilmem, vaktiyle ig hesabımdan paylaşmıştım.
Hala çok seviyorum. Nasılım? 😎
20 Mart 2017 Pazartesi
Sitare
Kuzguncuk'ta yıllardır olan, çoğunuzun önünden geçip gittiği ancak içeri girmediği bir cafe burası.
Nereden mi biliyorum bunu?
Çünkü ben öyle yaptım, geldim, geçtim, gittim.
Bir gün Şahika'cımla Kuzguncuk keşfi yaparken, Nail Kitapevinin camından görüp, şurada da tatlı yiyelim diyerek girmeye karar verdik. Haydi Şahika neyse, ama ben çok geçip gitmiş, içeri girmeyi düşünmemiştim bile.
İçeri girince etraf tanıdık geldi bana, bir dizide görmüştüm sanki. Hatta aklıma gelmişken bu bilgiyi teyit ettireyim şimdi. Cevap gelirse, editlerim. :)
Geçenlerde bir de Bahar'cımı götürdüm, Sitare'ye.
Yeşil koltukta oturup çay içip trileçe yedik. Dekorun aslında güzel olduğundan ama nasıl da detaylara dikkat edilmemesinden ötürü basitleştiğinden, bir kadın elinin değmesi gerektiğinden konuştuk.
Bu arada Bahar, eğer hala blogunu keşfetmediyseniz, okunası yazılar yazan, çektiği güzel fotoğraflarla beni kıskandıran bir blogger. İnanmazsanız bir de instagram hesabına bakın.
Baharcım şayet okuyorsan bu yazımı, gerçekten anlatılacak biri değilsin, ne desem eksik kalacak. Bayıldım sana.♥
Sitare'ye dönersek..
Aslında ben böyle ikinci eşyalarla donatılmış cafeleri sevmiyorum, biliyor musunuz?..
Çoğunlukla sorun çıkarıyorum ve bir kere burada oturmam dedim mi beni o cafede değil çay içmek oturtamazsınız bile.
Sitare'yi böyle hatırlasam mesela Baharı sokmazdım. İlk gittiğimden bugüne fark ediyor.
Dediğim gibi dekorunu bozan -peçete, tuzluk vb- detaylarının yanı sıra, çok tozluydu her yer. Yine dekor diye konulan örtüler eski püsküydü biraz da pis miydi ne?.. Çay tabağımın ucu kırıktı. Bunları görünce ister istemez hijyeni sorgular oldum ve oturduğum koltuk bile rahatsız etti.
Tabii Bahar'ı içeri ben soktuğum için bir şey diyemedim.
Belki Bahar beni soksaydı olay çıkardı 😂😂😂
Trileçesi hala harikaydı ama.
Gerçekten bunları yazarken çok zorlanıyorum, çünkü için için sevdiğim bir mekan. Yalnız biraz toparlanmaları gerekiyor.
Yazım kendilerine ulaşırsa bana kızmaz/kırılmazlar umarım.
İnstagramda paylaşıca çok soruyorsunuz, detaylıca yazmış olayım. Kalabalık bir ekiple bile gidilebilir, gerçekten hoş ve rahat edilecek bir mekan, tabii benim takıldığım şeylere takılmıyorsanız.
Nereden mi biliyorum bunu?
Çünkü ben öyle yaptım, geldim, geçtim, gittim.
Bir gün Şahika'cımla Kuzguncuk keşfi yaparken, Nail Kitapevinin camından görüp, şurada da tatlı yiyelim diyerek girmeye karar verdik. Haydi Şahika neyse, ama ben çok geçip gitmiş, içeri girmeyi düşünmemiştim bile.
İçeri girince etraf tanıdık geldi bana, bir dizide görmüştüm sanki. Hatta aklıma gelmişken bu bilgiyi teyit ettireyim şimdi. Cevap gelirse, editlerim. :)
Geçenlerde bir de Bahar'cımı götürdüm, Sitare'ye.
Yeşil koltukta oturup çay içip trileçe yedik. Dekorun aslında güzel olduğundan ama nasıl da detaylara dikkat edilmemesinden ötürü basitleştiğinden, bir kadın elinin değmesi gerektiğinden konuştuk.
Bu arada Bahar, eğer hala blogunu keşfetmediyseniz, okunası yazılar yazan, çektiği güzel fotoğraflarla beni kıskandıran bir blogger. İnanmazsanız bir de instagram hesabına bakın.
Baharcım şayet okuyorsan bu yazımı, gerçekten anlatılacak biri değilsin, ne desem eksik kalacak. Bayıldım sana.♥
Sitare'ye dönersek..
Aslında ben böyle ikinci eşyalarla donatılmış cafeleri sevmiyorum, biliyor musunuz?..
Çoğunlukla sorun çıkarıyorum ve bir kere burada oturmam dedim mi beni o cafede değil çay içmek oturtamazsınız bile.
Sitare'yi böyle hatırlasam mesela Baharı sokmazdım. İlk gittiğimden bugüne fark ediyor.
Dediğim gibi dekorunu bozan -peçete, tuzluk vb- detaylarının yanı sıra, çok tozluydu her yer. Yine dekor diye konulan örtüler eski püsküydü biraz da pis miydi ne?.. Çay tabağımın ucu kırıktı. Bunları görünce ister istemez hijyeni sorgular oldum ve oturduğum koltuk bile rahatsız etti.
Tabii Bahar'ı içeri ben soktuğum için bir şey diyemedim.
Belki Bahar beni soksaydı olay çıkardı 😂😂😂
Trileçesi hala harikaydı ama.
Gerçekten bunları yazarken çok zorlanıyorum, çünkü için için sevdiğim bir mekan. Yalnız biraz toparlanmaları gerekiyor.
Yazım kendilerine ulaşırsa bana kızmaz/kırılmazlar umarım.
İnstagramda paylaşıca çok soruyorsunuz, detaylıca yazmış olayım. Kalabalık bir ekiple bile gidilebilir, gerçekten hoş ve rahat edilecek bir mekan, tabii benim takıldığım şeylere takılmıyorsanız.
13 Mart 2017 Pazartesi
BabilMekan
Hayalperver kitap kulübümüzün ilk buluşmasının gerçekleştiği yeri hepiniz çok beğendiniz.
Şimdi sıra mekandan bahsetmeye geldi.
Güneşli bir cumartesi sabahı Çengelköyde buluşmak ne kadar akıllıca bir işti tartışılır ama babilmekan hepimizin merak ettiği bir yerdi.
Konumuz kitaplar olunca kitap cafeler buluşulacak en güzel yerler oluyor.
Maalesef alt katın fotoğraflarını çekmedik. Çıkarken çekeriz dedik ama çıkarken de alt kat doluydu. O yüzden elimizde olan üst kat fotoğraflarıyla yetineceğiz. Alt katın da ayrı bir güzelliği olduğunu belirtmekte yarar var.
Efendim mekan güzel, elemanlar güler yüzlü hem de sık boğaz etmiyorlar. Kim ediyor derse yalan olur, çünkü biz o gün -tamamen test amaçlı😁- tecrübe ettik.
Her taraf kitaplarla çevrili. Kitapları satın alabiliyorsunuz ama oturayım şurada okuyayım,yerine koyarım, yok! Zaten kütüphane mi orası lütfen teklif bile etmeyin.
Dekor da güzel, çocuklar içinde ayrılmış bir kısmı var.
Kırtasiye ürünleri de bulmak mümkün. Çarpı işi çok güzel kitap ayraçları vardı mesela, ah ne hoştu.
Ben bu tür buluşmalarda en az fotoğraf çeken kişi oluyorum nedense, bu kadar fotoğrafım var, aslında Şahika veya Hilal'in çektiklerini rahatlıkla kullanabilirdim ama zaten bu konuyla alakalı tüm yazılarımda onların fotoğraflarını kullandığım için bu sefer kendi çektiklerimi kullanayım istedim.
Köreldim aslında farkındayım, arık daha fazla makine kullanmayı hedefliyorum.
Babil.com'dan hiç alışveriş yapmadım ve en son bir arkadaşım o siteden alışveriş yaparken sıkıntı yaşadığı için oradan alışveriş yapmayı da düşünmüyorum ama BabilMekan güzel!
Çok sevdiğim fotoğrafla kapanış yapayım, kapın bakalım lattenizi.
Afiyet olsun ♥
21 Eylül 2016 Çarşamba
Kubbe Çikolata - Kısıklı
Çevremizi kalkındıralım derneği kurucusu, başkanı ve kıdemli üyesi olan the_syhn yaşadığı kasabada rastladığı güzel bir çikolatacıyla mest olmuştu.
Bir gün önünden geçerken, "ay buraya çikeletacı mı açılmış?", diyerek şaşırmış, daha sonra ilk fırsatta yürüyüş yapıyorum ayağına yolunu bu çikolatıcıya düşürmüştü.
Kapıdan ilk girdiğinde gözlerindeki parıltıyı kendi bile hissetti. İşte, demişti, mekan bu!
Hımm ancak test etmeli, çikolatası nasıl? Ama sıcak çikolatası. Zira artık biliyordu ki, bu satılan çikolatalar her yerde aynıydı, pek de matah değillerdi.
Önce koltuklu bir masaya sonra rahat etmeyince sandalyeli masaya geçti.
Yalnız mekan ne kadar güzeldi! Nasıl insana kendini özel hissettiren bir havası vardı. Etrafı incelemeden duramıyordu. Gerçekten çok beğenmişti.
Gelen menü sıradandı. Yeni açılan ve böyle şık olan mekanlarda insan bir farklılık, bir orijinallik arıyordu. Olsundu, menüyü eleştirecek değildi. (Ama eleştirdi).
Sipariş ettiği sıcak çikolatanın sunumu güzel, iştah kabartıcıydı. Siparişini gördüğünde dışarıdan bakan birinin gözlerinden fışkıran kalplerin fark edeceğine emindi.
Ancak o da ne?!
Sıcak çikolata yeteri kadar sıcak değildi!
Hava o kadar da soğuk değil diye sıcak çikolatasının ılık gelmesine pek aldırmadı ancak biliyordu ki, bu büyük bir sorundu. Sonra tekrar mekanın güzelliğine daldı...
Bir gün önünden geçerken, "ay buraya çikeletacı mı açılmış?", diyerek şaşırmış, daha sonra ilk fırsatta yürüyüş yapıyorum ayağına yolunu bu çikolatıcıya düşürmüştü.
Kapıdan ilk girdiğinde gözlerindeki parıltıyı kendi bile hissetti. İşte, demişti, mekan bu!
Hımm ancak test etmeli, çikolatası nasıl? Ama sıcak çikolatası. Zira artık biliyordu ki, bu satılan çikolatalar her yerde aynıydı, pek de matah değillerdi.
Önce koltuklu bir masaya sonra rahat etmeyince sandalyeli masaya geçti.
Yalnız mekan ne kadar güzeldi! Nasıl insana kendini özel hissettiren bir havası vardı. Etrafı incelemeden duramıyordu. Gerçekten çok beğenmişti.
Gelen menü sıradandı. Yeni açılan ve böyle şık olan mekanlarda insan bir farklılık, bir orijinallik arıyordu. Olsundu, menüyü eleştirecek değildi. (Ama eleştirdi).
Sipariş ettiği sıcak çikolatanın sunumu güzel, iştah kabartıcıydı. Siparişini gördüğünde dışarıdan bakan birinin gözlerinden fışkıran kalplerin fark edeceğine emindi.
Ancak o da ne?!
Sıcak çikolata yeteri kadar sıcak değildi!
Hava o kadar da soğuk değil diye sıcak çikolatasının ılık gelmesine pek aldırmadı ancak biliyordu ki, bu büyük bir sorundu. Sonra tekrar mekanın güzelliğine daldı...
12 Mart 2016 Cumartesi
Süleymaniye Çikolatacısı
Daha evvel Süleymaniye Çikolatacısının önünden geçmiştik. Aklım kalmıştı.
Dönerken uğrayacaktık ancak dönememiştik.
Bu sefer yolumuzu özellikle düşürdük.
Bir kere etraf cidden çikolatacı kaynıyor, Kaynasın ne hoş.
Hemen hemen hepsinde aynı şeyler var, evet. Ama hepsi güzel yapmıyor bakın benden söylemesi.
Ve ufak tefek şeyler bazısını diğerlerinden ayırıyor.
Misal Süleymaniye Çikolatacısı içeriye girer girmez hoşuma gitti.
Bir kere küçük sıkış tepiş bir yer değildi. Ve tıklım tıklım da değildi haliyle. Gerçi biz otururken o kadar kişi geldi ki boş masa kalmadı. İlk girdiğimde bu kadar kalabalık olsa muhtemelen oturmak istemezdim. Bu bir avantaj.
Güzel de köşe kaptık açıkçası.
İşte burası.
Biz oturunca iki kitap getirdiler bize.
Menüleri bu. Kitap. Gözlerimden kalpler fışkırdı adeta.
Kitabın iç kapağında çikolatalar ve fiyatları yazıyor.
Kitabı görünce aklıma geldi ki Semra bana bunu söylemişti. Tam senlik, demişti. Öyleymiş.
Servis yapan arkadaşlar iyi, müşteriler seviyeli, fonda tasavvuf müziği..
Ortam güzel demiştim.
Ben sevdim burayı. Tercih ettiğim türk kahveli sıcak çikolata da harikaydı. Belki biraz fazla geldi ama güzeldi.
Bir daha ne zaman giderim bilmem ama siz oralardan geçerseniz benim yerime de uğrayın.
Dönerken uğrayacaktık ancak dönememiştik.
Bu sefer yolumuzu özellikle düşürdük.
Bir kere etraf cidden çikolatacı kaynıyor, Kaynasın ne hoş.
Hemen hemen hepsinde aynı şeyler var, evet. Ama hepsi güzel yapmıyor bakın benden söylemesi.
Ve ufak tefek şeyler bazısını diğerlerinden ayırıyor.
Misal Süleymaniye Çikolatacısı içeriye girer girmez hoşuma gitti.
Bir kere küçük sıkış tepiş bir yer değildi. Ve tıklım tıklım da değildi haliyle. Gerçi biz otururken o kadar kişi geldi ki boş masa kalmadı. İlk girdiğimde bu kadar kalabalık olsa muhtemelen oturmak istemezdim. Bu bir avantaj.
Güzel de köşe kaptık açıkçası.
İşte burası.
Biz oturunca iki kitap getirdiler bize.
Menüleri bu. Kitap. Gözlerimden kalpler fışkırdı adeta.
Kitabın iç kapağında çikolatalar ve fiyatları yazıyor.
Kitabı görünce aklıma geldi ki Semra bana bunu söylemişti. Tam senlik, demişti. Öyleymiş.
Servis yapan arkadaşlar iyi, müşteriler seviyeli, fonda tasavvuf müziği..
Ortam güzel demiştim.
Ben sevdim burayı. Tercih ettiğim türk kahveli sıcak çikolata da harikaydı. Belki biraz fazla geldi ama güzeldi.
Bir daha ne zaman giderim bilmem ama siz oralardan geçerseniz benim yerime de uğrayın.
13 Şubat 2016 Cumartesi
Maia Chocolate
Bir de Çengelköy'de olunca benim için işten bile değildi gitmek.
Ama gidince.. Gidince, keşke Çengeköy'de olmasaydı böylece gitmezdim, dedim.
Mekanın dekor harika bir kere. Profesyonel yardım alınmış belli.
Küçükten biraz büyük bir mekan :) - çok büyük değil demek istedim burada-
Biz, yine instagramda sunumuna vurulduğumuz, Rapunzel sipariş ettik.
Rapunzel hindistan cevizi içinde servis edilen soğuk çikolata.
Soğuk çikolata, dedim ama bildiğin nesquik yani. Hem de hindistan cevizinin aldığı miktar bir çay bardağı kadar.
Şok oldum.
Birincisi servisi yapan Rapunzeli anlatırken hindistan cevizi içinde geldiğinden aroması çok hoş oluyor, falan demişti. Katiyen katılmıyorum evde yapacağınız nesquikten hiçbir farkı yok!
İkincisi mekan hafta sonu gittiğimiz için olabilir tıklım tıklımdı. Müzik son sesti. Arkadaşımın sesini zor duyuyordum, zor kaçtık!
Üçüncüsü, hepi topu içtiğim nesquikin bir çay bardağı kadar olduğunu söylemiştim. Peki o nesquike 16 tl verdiğimi söylemiş miydim?
Yuh Artık! dediğinizi duyar gibiyim.
Bence de yuh!
Bir arkadaşım servisin vasat olduğunu söylemişti oysa bana, ama ben o instagramın büyülü dünyasının göz boyayan fotoğraflarına ve övgülerine kandım.
İnsanın amacı sırf para kırmak olunca ve ehli olmadığı şeylere el atınca, böyle dışı güzel içi boş işlerle karşılaşmak çok normal aslında.
Maalesef ruhun yok Maia Chocolate. Aksini söyleyen bir şeyden anlamıyordur.
5 Şubat 2016 Cuma
Çaycı İzzet Efendi
Ben aslında konuk yazarlık konusunda iyi değilim. Daha önce konuk yazar olmaya çalıştım ama hiçbir şey başkasının blogunda anlatmaya değecek kadar önemli gelmedi. Kendi blogumdaki pervasızlığı başkasının alanında göstermenin alemi yoktu. Yazamadım. Ama istedim.
En sevdiğim arkadaşımın çok sevdiği Kukla Süreyya'nın blogunda konuk yazar olma fikri cazip geldi, bir sefer daha dene, dedirtti bana.
Süreyya, uzman olduğunuz bir konuda, diyordu ama kendimi hiçbir konuda uzman görmüyordum, vazgeçse miydim acaba şimdiden?
Bir konu bulursam belki işim daha kolay olurdu, diyerek önce konumu belirledim. Kendini fahri Çengelköylü ilan etmiş biriydim ve doğma büyüme Çengelköylü bir kukla olan Süreyya'nın blogunda yazacaksam yazım da Çengelköy'de geçmeliydi.
Süreyya'nın da hoşuma gidecek bir yer biliyordum, en iyisi oradan bahsetmek olacaktı: Çaycı İzzet Efendi.
Ben Kukla Süreyya'ya yazımı yazdım yolladım, yazı yayımlandı çok da memnun oldum ama bu güzel mekanı kendi blogumda anlatmayı unuttum ya da ihmal ettim.
Bu yazıyla hem Çaycı İzzet Efendi'yi tanıttım, hem de ben konuk yazar oldum, bunun da söylemiş oldum.
Gerçek Çengelköylülerin isyan etmesine yol açacak kadar popülerleşti Çengelköy.
Sadece "Çınaraltı"ndan ibaret bir yer değil, gençlerin açılan her mekanı doldurduğu bir semtimiz artık.
Çaycı İzzet Efendi ise ara sokaklardan birinde, ana yolun gürültüsünden uzak nezih bir mekan.
Dünya çayları Çengelköy'de toplanmış, gelip koklayıp zevkimize uygun çayımızı seçmeyi ve tatmamızı bekliyor.
Mekan adını çay risalesinin yazarı olan İzzet Efendi'den alıyor. Çay günümüzdeki popülerliğinde değilken bile çaya meftun olan İzzet Efendiye selam duruyor.
İçerisi çaylar ve kitaplarla çevrili. Dinginlik hakim.
İşin en güzeli de böyle bir yerin sahibi. Sahibinin ilgi ve alakasına, çay ikramındaki özene mest oluyorum. Zaten bu kadar güzel elektriği olan bir yerden başka türlüsü beklenemezdi. Yani demek istiyorum ki, arkadaş grubunuzla bir türlü toparlanamasanız yalnız gidin, sıkılmazsınız.
Belki Kukla Süreyya da gelir, karşılaşırsınız hem.
Belki de benimle karşılaşırsınız. Çengelköy küçük, belli mi olur? :)
Ben Haşmet Babaoğluyla karşılaştım mesela ^.^
En sevdiğim arkadaşımın çok sevdiği Kukla Süreyya'nın blogunda konuk yazar olma fikri cazip geldi, bir sefer daha dene, dedirtti bana.
Süreyya, uzman olduğunuz bir konuda, diyordu ama kendimi hiçbir konuda uzman görmüyordum, vazgeçse miydim acaba şimdiden?
Bir konu bulursam belki işim daha kolay olurdu, diyerek önce konumu belirledim. Kendini fahri Çengelköylü ilan etmiş biriydim ve doğma büyüme Çengelköylü bir kukla olan Süreyya'nın blogunda yazacaksam yazım da Çengelköy'de geçmeliydi.
Süreyya'nın da hoşuma gidecek bir yer biliyordum, en iyisi oradan bahsetmek olacaktı: Çaycı İzzet Efendi.
Ben Kukla Süreyya'ya yazımı yazdım yolladım, yazı yayımlandı çok da memnun oldum ama bu güzel mekanı kendi blogumda anlatmayı unuttum ya da ihmal ettim.
Bu yazıyla hem Çaycı İzzet Efendi'yi tanıttım, hem de ben konuk yazar oldum, bunun da söylemiş oldum.
Gerçek Çengelköylülerin isyan etmesine yol açacak kadar popülerleşti Çengelköy.
Sadece "Çınaraltı"ndan ibaret bir yer değil, gençlerin açılan her mekanı doldurduğu bir semtimiz artık.
Çaycı İzzet Efendi ise ara sokaklardan birinde, ana yolun gürültüsünden uzak nezih bir mekan.
Dünya çayları Çengelköy'de toplanmış, gelip koklayıp zevkimize uygun çayımızı seçmeyi ve tatmamızı bekliyor.
Mekan adını çay risalesinin yazarı olan İzzet Efendi'den alıyor. Çay günümüzdeki popülerliğinde değilken bile çaya meftun olan İzzet Efendiye selam duruyor.
İçerisi çaylar ve kitaplarla çevrili. Dinginlik hakim.
İşin en güzeli de böyle bir yerin sahibi. Sahibinin ilgi ve alakasına, çay ikramındaki özene mest oluyorum. Zaten bu kadar güzel elektriği olan bir yerden başka türlüsü beklenemezdi. Yani demek istiyorum ki, arkadaş grubunuzla bir türlü toparlanamasanız yalnız gidin, sıkılmazsınız.
Belki Kukla Süreyya da gelir, karşılaşırsınız hem.
Belki de benimle karşılaşırsınız. Çengelköy küçük, belli mi olur? :)
Ben Haşmet Babaoğluyla karşılaştım mesela ^.^
6 Ocak 2016 Çarşamba
Munchies Pancake
Yeni yerler keşfetmeyi, bir yerde bir şey meşhursa gidip tatmayı seviyorum malumunuz.
Blogda istediğim her yeri yazamasam da igde çoğunlukla gittiğim yerleri paylaşıyorum.
Burada da genelde sevdiklerime değiniyorum ama, sadece sevdiğin yerler olur mu sevmediklerini de yazmalısın, dedi fikirlerine güvendiğim bir arkadaşım.
O zaman en sevmediğimden başlıyayım, dedim ben de.
Uzun zaman önce gitmiştim buraya.
Bir instagram fiyaskosu idi.
Ben değil bir arkadaşım görmüş, çok popülermiş, kapısında kuyruk oluyormuş, biz de gitmeliymişiz.
Allah Allah bir pancake ne kadar lezzetli olabilir ki? Kapıda kuyruk olacak kadar?
Ben zaten çok iddialıyım biliyorsunuz pancakete.
Biz gittik kapıda kuyruk muyruk yok ama olsa da şaşırmam minicik bir dükkan iki kişi girdi mi üçüncü mecburen bekleyecek.
Oturduk birileri ilgilensin diye bekliyoruz, yoğunluk yok he, bön bön bakıyorlar hayatımda bu kadar suratsız çalışanlar görmedim. Karadenizde gemileri mi batmıştı, sevgilisinden mi ayrılmıştı (hepsi birden) bilmiyorum artık. Ne bir menü ne bir şey içeride tahtaya bir şeyler karalamışlar ama biz dışarıda oturuyoruz, bilgilendirme yok. Pancake yiycez, dedik başka ne var bilmiyoruz ve öğrenemiyoruz da işte.
Neyse iki kişilik Pancake tabağımız geldi.
İşte o zaman anladım insanlar buranın anca sunumuna vurulabilirdi. Sırf bu sunum yüzündendi iltifatlar. Sırf o tabaklar çekilsindi, instagrama konulsundu, diye katlanılıyordu herhalde bu suratsız çalışanlara.
Zira pancake, pancake yani. Herkesin yapabileceği tarifi ben zaten vermiştim. Tadında ekstra şahanelik yok.
İki kişi 60 TL ödedik ki bu geçen yıldı. Geçen yıl dediğim 2014 sonbaharı. İnşallah daha da artmıştır fiyatı ki sırf popüler diye gidenlerin şöyle benim gibi burnu sürtülsün :) Hatta aranızda yine de gitmek isteyenler varsa mekan modada. :)
Geçen gün önünden geçtim buranın ama inanın öyle gıcık olmuşum ki dikkatli bakmadım. Belki büyütmüşlerdir. Belki elemanlar değişmiştir. Bilemiyorum.
Aranızda müdavimleri var mı? Varsa da kusura bakmasın artık anlattıklarımda eksik var fazla yok.:/
Blogda istediğim her yeri yazamasam da igde çoğunlukla gittiğim yerleri paylaşıyorum.
Burada da genelde sevdiklerime değiniyorum ama, sadece sevdiğin yerler olur mu sevmediklerini de yazmalısın, dedi fikirlerine güvendiğim bir arkadaşım.
O zaman en sevmediğimden başlıyayım, dedim ben de.
Uzun zaman önce gitmiştim buraya.
Bir instagram fiyaskosu idi.
Ben değil bir arkadaşım görmüş, çok popülermiş, kapısında kuyruk oluyormuş, biz de gitmeliymişiz.
Allah Allah bir pancake ne kadar lezzetli olabilir ki? Kapıda kuyruk olacak kadar?
Ben zaten çok iddialıyım biliyorsunuz pancakete.
Biz gittik kapıda kuyruk muyruk yok ama olsa da şaşırmam minicik bir dükkan iki kişi girdi mi üçüncü mecburen bekleyecek.
Oturduk birileri ilgilensin diye bekliyoruz, yoğunluk yok he, bön bön bakıyorlar hayatımda bu kadar suratsız çalışanlar görmedim. Karadenizde gemileri mi batmıştı, sevgilisinden mi ayrılmıştı (hepsi birden) bilmiyorum artık. Ne bir menü ne bir şey içeride tahtaya bir şeyler karalamışlar ama biz dışarıda oturuyoruz, bilgilendirme yok. Pancake yiycez, dedik başka ne var bilmiyoruz ve öğrenemiyoruz da işte.
Neyse iki kişilik Pancake tabağımız geldi.
İşte o zaman anladım insanlar buranın anca sunumuna vurulabilirdi. Sırf bu sunum yüzündendi iltifatlar. Sırf o tabaklar çekilsindi, instagrama konulsundu, diye katlanılıyordu herhalde bu suratsız çalışanlara.
Zira pancake, pancake yani. Herkesin yapabileceği tarifi ben zaten vermiştim. Tadında ekstra şahanelik yok.
İki kişi 60 TL ödedik ki bu geçen yıldı. Geçen yıl dediğim 2014 sonbaharı. İnşallah daha da artmıştır fiyatı ki sırf popüler diye gidenlerin şöyle benim gibi burnu sürtülsün :) Hatta aranızda yine de gitmek isteyenler varsa mekan modada. :)
Geçen gün önünden geçtim buranın ama inanın öyle gıcık olmuşum ki dikkatli bakmadım. Belki büyütmüşlerdir. Belki elemanlar değişmiştir. Bilemiyorum.
Aranızda müdavimleri var mı? Varsa da kusura bakmasın artık anlattıklarımda eksik var fazla yok.:/
20 Mart 2015 Cuma
Kanuni Sultan Süleyman Köprüsü
Bu kışın şüphesiz en soğuk günlerinden biriydi.
Eylül ayından itibaren pantolonun içine içlik türü şeyler giyen ben, üşenecek günü bulmuş sadece pantolon giymekle kalmamış bot yerine spor ayakkabı giymeyi tercih etmiştim.
Nasılsa arabayla gidecektik sıcacık tutan pofuduk gocuğumu giymeme ne gerek vardı ince kabanımı geçirivermiştim sırtıma. Aksi gibi içime de sadece bir gömlek.
Neyse ki eldiven kullanmayı seviyorum da çantamdan çıkarmamış, illa ki takarım, demiştim.
O gün yaptığım tek akıllıca iş eldivenlerimi yanıma almak olmuştu.
Evet arabayla gittik planlar ev oturmasıydı. Ama plan evde oturmakla sınırlı kalmadı. Dönüş de arabayla olmadı.
Üşüdüm mü? Evet çok üşüdüm.
Yoruldum mu? Çok!
Buna rağmen çok eğlendim. Çok mutlu oldum.
Eve döndükten saatler sonra bile dizlerim hala ısınmamışken, başım ağrıyor iken o gün için şükrediyordum.
Köprünün hikayesini Instagram'da yazmıştım, tekrara düşmekten hoşlanmıyorum, tekrar anlatmayacağım. ^.^
Beni The_Syhn adıyla Ig'de takip edebilirsiniz ya da girip o günü bulup ne yazmışım diye bakabilirsiniz.
Veya, aman senle mi uğraşacağım?! diyebilirsiniz. Sonuçta özgür insanlarız ;)
Fotoğrafta belli olmasa da köprü locasındaki karaltı (direk falan değil) benim. Padişahlar bu kısımdan şehre bakarlarmış, kraliyet ailesine mensup olmamdan mütevellit ben de baktım. Bakın el sallıyorum, seçebiliyor musunuz?
Köprünün üzerinde koşuşturup, seke seke gezdikten, 'ahh burası yazın harika olur' dedikten, Mimar Sinan acaba bu günleri hayal etmiş miydi yaparken? diye düşündükten sonra Büyükçekmece sahilde dev çiğ börek yemeye gittik.
Nasıl dediğim kadar var değil mi? Dev.
(Bu da İnstagram'da yok mesela)
Bir buçuk saatlik metrobüs dönüş yolculuğum bu büyük sefaların içinde minik bir cefa olarak kaldı. Hatta hiç durmadan -midem bulanmadan- okuduğumu düşünürsek yine kazançlı çıktığım ortada.
Gidin görün bence, diye üşenmedim sizin için yazdım. ^.^
Eylül ayından itibaren pantolonun içine içlik türü şeyler giyen ben, üşenecek günü bulmuş sadece pantolon giymekle kalmamış bot yerine spor ayakkabı giymeyi tercih etmiştim.
Nasılsa arabayla gidecektik sıcacık tutan pofuduk gocuğumu giymeme ne gerek vardı ince kabanımı geçirivermiştim sırtıma. Aksi gibi içime de sadece bir gömlek.
Neyse ki eldiven kullanmayı seviyorum da çantamdan çıkarmamış, illa ki takarım, demiştim.
O gün yaptığım tek akıllıca iş eldivenlerimi yanıma almak olmuştu.
Evet arabayla gittik planlar ev oturmasıydı. Ama plan evde oturmakla sınırlı kalmadı. Dönüş de arabayla olmadı.
Üşüdüm mü? Evet çok üşüdüm.
Yoruldum mu? Çok!
Buna rağmen çok eğlendim. Çok mutlu oldum.
Eve döndükten saatler sonra bile dizlerim hala ısınmamışken, başım ağrıyor iken o gün için şükrediyordum.
Köprünün hikayesini Instagram'da yazmıştım, tekrara düşmekten hoşlanmıyorum, tekrar anlatmayacağım. ^.^
Beni The_Syhn adıyla Ig'de takip edebilirsiniz ya da girip o günü bulup ne yazmışım diye bakabilirsiniz.
Veya, aman senle mi uğraşacağım?! diyebilirsiniz. Sonuçta özgür insanlarız ;)
Fotoğrafta belli olmasa da köprü locasındaki karaltı (direk falan değil) benim. Padişahlar bu kısımdan şehre bakarlarmış, kraliyet ailesine mensup olmamdan mütevellit ben de baktım. Bakın el sallıyorum, seçebiliyor musunuz?
Köprünün üzerinde koşuşturup, seke seke gezdikten, 'ahh burası yazın harika olur' dedikten, Mimar Sinan acaba bu günleri hayal etmiş miydi yaparken? diye düşündükten sonra Büyükçekmece sahilde dev çiğ börek yemeye gittik.
Nasıl dediğim kadar var değil mi? Dev.
(Bu da İnstagram'da yok mesela)
Bir buçuk saatlik metrobüs dönüş yolculuğum bu büyük sefaların içinde minik bir cefa olarak kaldı. Hatta hiç durmadan -midem bulanmadan- okuduğumu düşünürsek yine kazançlı çıktığım ortada.
Gidin görün bence, diye üşenmedim sizin için yazdım. ^.^
12 Kasım 2014 Çarşamba
Secdus
Nicedir size gidilesi güzel mekanlar ve instagramda kimi takip etsek konulu yazılar yazmamıştım.
Şimdi bu iki konuyu tek bir başlık altında toplayarak sunuyorum size: Secdus.
Secdus instagramda nasıl ve ne zaman takip ettiğimi bilmeden takip ettiğim, her fotoğrafına bayıldığım, emeğini ve zevkini takdir ettiğim bir hesap.
Hatta abartmıyorum girin rastgele bir fotoğrafındaki yorumlara bakın, %80 ihtimalle benim bir yorumumla karşılaşırsınız. Ve bu: "Süper!", "Harika" ya da "Bayıldım!" mukabilinde olacaktır.
Fotoğraflarda kullanılan bir çok aksesuar SecdusShop'ta satılıyor. Aramızda yabancı yok, ara ara olmayan evim için aksesuar seçtiğimi sizlerden saklamayacağım. ^.^
Secdus Cafe olarak faaliyete geçtiğini ve bu mekanın Kadıköy'de olduğunu öğrenince acayip sevindim. Öğrendiğim günden itibaren gitmek için zaman kolladım.
Geçenlerde gitme fırsatı bulunca hiç kaçırmadım.
Ve Sonuç: Harika!
Son derece kişiliği olan bir yer.
Tepede 'Dreamer' yazısı, etrafta kitaplar ve Secdus ürünleri...
Merdiven pervazında kitap yaprakları...
Her şey son derece özenli, bir o kadar da sıcak.
Hani, "şuradan bir kitap alır karıştırırsam kızarlar mı?", "Ay şu tabağı elime alsam biri bir şey der mi?", diye düşünmüyorsunuz. Kapıdan içeri girince oranın bir parçasıymışçasına doğal hareket ediyorsunuz.
Hele bir de sahibesi Secdus gülümsemesiyle gelip konuşmaya başladı mı...
Ta cep telefonu ekranını aşıp ulaşan pozitif elektriğin boşa olmadığını tam anlamıyla idrak ediyorsunuz. Parçalar yerini buluyor.
Bıraksanız her karenin fotoğrafını koyacak, yazmaya devam edeceğim. Durdurun beni:)
8 Ağustos 2014 Cuma
Mahleb Cafe
Üsküdar'da nasıl gözümden kaçırdığıma şaşırdığım bir cafe bu; Mahleb Cafe.
Ancak zaten yeni açılan bir cafe imiş.
Çok güzel, tam Üsküdar'ın ihtiyacı olan bir yer bence.
Ramazandan önce ani yağmurların bastırdığı biri kaç gün oldu ya hani.
Güllük gülistanlıkken birden başlayan sağanak.
Biz de kuzenimle geziyoruz, işlerimiz bitmiş, hava karardı birden.
Şemsiyemiz yok.
Dedim ki, aslında şimdi binip gitsek hiç ıslanmadan atlatabiliriz ama gel biz şu cafeye girelim bir şeyler yiyelim.
O da benim kafadan, girdik.
Her köşesine bayıldım. İnsanın içini açan bir mekan.
Ferah da aynı zamanda.
Mönü de güzel. Her şey var. Fiyatlar normal.
Karnımızı doyurduk kalktık. Yağmur da yağmadı.
Islanacağız diye korkup eve dönseydik eve gidince pişman olacaktık. Ama yapmadık, risk aldık, pişman da olmadık.
Hani illa ki bu cafe için bir yerlerden kalkıp Üsküdar'a gelinmez belki ama Üsküdar'dayken bir şans verilir.
Üsküdar Vakıfbank'ın karşısı, HSBC'nin yanı.
Ah zenginlik, bankalarla çok işim olduğu için yol tarifini böyle verdim :P
Ancak zaten yeni açılan bir cafe imiş.
Çok güzel, tam Üsküdar'ın ihtiyacı olan bir yer bence.
Ramazandan önce ani yağmurların bastırdığı biri kaç gün oldu ya hani.
Güllük gülistanlıkken birden başlayan sağanak.
Biz de kuzenimle geziyoruz, işlerimiz bitmiş, hava karardı birden.
Şemsiyemiz yok.
Dedim ki, aslında şimdi binip gitsek hiç ıslanmadan atlatabiliriz ama gel biz şu cafeye girelim bir şeyler yiyelim.
O da benim kafadan, girdik.
Her köşesine bayıldım. İnsanın içini açan bir mekan.
Ferah da aynı zamanda.
Mönü de güzel. Her şey var. Fiyatlar normal.
Karnımızı doyurduk kalktık. Yağmur da yağmadı.
Islanacağız diye korkup eve dönseydik eve gidince pişman olacaktık. Ama yapmadık, risk aldık, pişman da olmadık.
Hani illa ki bu cafe için bir yerlerden kalkıp Üsküdar'a gelinmez belki ama Üsküdar'dayken bir şans verilir.
Üsküdar Vakıfbank'ın karşısı, HSBC'nin yanı.
Ah zenginlik, bankalarla çok işim olduğu için yol tarifini böyle verdim :P
25 Temmuz 2014 Cuma
Göztepe 60.Yıl Parkı
Geçenlerde bir iş için Bağdat caddesine gitmem gerekiyordu.
Tamam tamam sınava gireceğim okula bakmaya gidiyordum. Kadıköy'den otobüse bindim Göztepe durağında indim. Kaldırımda caddeye doğru çıkarken, ay ne güzel park, diye devamlı parkı gözledim önüme bakamadım. Sonra salaklığımı farkettim; parkın içinden geçsene kızım, dedim.
O kadar büyük bir park yani, bütün bunları bir çırpıda düşünüp, sonra parkın içine girdikten sonra hala bitmiyor park.
Peyzaj harika! Çiçek öbekleri sanat eseri adeta!
Onun dışında çocuklar için çeşit çeşit oyun alanları, banklarda oturan ebeveynler.. Yine de çok sakin.
Çocuklarınızı alın gidin doyasıya oynasınlar ya, çok güzel çok!
Bu gemide oynayan iki erkek kardeş vardı, o kadar kıskandım ki onları mesela. Benim de oynayasım geldi cidden.
İstanbul Büyük Şehir Belediyesi harika iş çıkarmış!
Sınava gittiğim gün gene parkın içinden geçtim. Doya doya seyreyledim. Çıkarken yine parkın içinden geçtim ama park çok büyükmüş göleti, gül bahçesi kısmını görmemiştim.
Bir kere fotoğraf makinemi alıp gitmiştim bu gül bahçesi için ama bulamamıştım, hiç ummadığım bir anda ise karşıma çıktı. O güne kısmetmiş.
İçim kıpır kıpır oldu.
Cep telefonum sınav münasebetiyle yanımda olmadığı için bu kez çekemedim ama çooook güzel! Sözüme güvenin:)
Fotoğraf çekmeyi çektirmeye seven birileri alın gidin doyasıya çekin çekilin ^.^
Tüm fotoğrafları yürürken cep telefonumla çektim, blogta yazarım diye bir düşüncem yoktu, anneme göstermek istemiştim, annem çok sevdi, siz de kusuruma bakmaz çok seversiniz inşallah :*
1 Mart 2014 Cumartesi
Balat
Gelelim Balat'a.
Söz vermiştim.
Ne anlatacaksam sanki Balat hakkında. Gideli bir yıl olmuş, o zaman aklımda olan bilgiler kalır mı sanki?
Nerde ben de o hafıza? O akıl?!
Fotoğrafları yerleştirirken yazacak birşey bulurum diye düşünüyorum.
Misal Balat'ın meşhur işkembecisi.
Ayvansaray'dan Balat'a yürürken karşımıza çıkıyor. Cidden meşhur, Google'a yazın 'meşhur işkembe' diye, burası çıkıyor. Yol arkadaşımın da işkembe yediğini öğrenince giriveriyoruz. Ancak sevdik mi, diye bir sorun..
Nasıl ve neden ünlü olmuş anlam veremedik. Beni bilirsiniz çok severim, ama hayır, buradaki işkembeyi çok zorladım ancak bitiremedim bile.
İşkembesini bekleyen bir nikon görmektesiniz şuanda:)
Meşhur Agora meyhanesinin önünden geçip gidiyoruz, yokuşları tırmanıyoruz. Sokaklarda oynayan çocuklar, deniz gören evler.
Evler eski meski ama nasıl güzel bir yerdeler aslında. Ne güzel site kurulur oraya var ya!.
Tamam şaka şaka. Tarih marih falan. >.<
Dikkatli gözlerden kaçmamıştır eminim, burayı bir reklamda gördüm daha sonra.
Çok şeker, değil mi?
Fotoğraflarını gördüğüm zaman içim giderdi ben de gidip gezeyim diye ama gezerken "Neden Balat?" dedim yani.
Ben de size numara yapabilirdim, şöyle tarih kokuyor böyle farklı bir ambiyans, derdim ama böyle hissetmedim.
Gördüğüm şey, İstanbul'un en güzel yerlerinden birinde, eski binalar, yoksul bir semt.
Vapurla Eyüp'e giderken gördüğüm ve ne olduğunu bilmediğim kırmızı bina. Özel Fener Rum lisesiymiş, tepeden bakıldığında kartal görünümde olduğu rivayet edilmekte. Kırmızı tuğlalar Marsilya'dan getirilmiş. Cidden çok gösterişli bir bina. Etkileyici. İçerisini gezmeyi çok isterdim doğrusu.
Bu da en sevdiğim fotoğraf:
Şimdi fotoğraflara bir daha baktım, ne güzel yer işte niye sevmediysem.
Beklenti böyle bir şey beklentinizi arttırmadan gezin görün. Çok güzel fotoğraflarım var burada çekilmiş ^.^
Tarihini merak eden wikipedia'dan bakmayı ihmal etmesin.
Söz vermiştim.
Ne anlatacaksam sanki Balat hakkında. Gideli bir yıl olmuş, o zaman aklımda olan bilgiler kalır mı sanki?
Nerde ben de o hafıza? O akıl?!
Fotoğrafları yerleştirirken yazacak birşey bulurum diye düşünüyorum.
Misal Balat'ın meşhur işkembecisi.
Ayvansaray'dan Balat'a yürürken karşımıza çıkıyor. Cidden meşhur, Google'a yazın 'meşhur işkembe' diye, burası çıkıyor. Yol arkadaşımın da işkembe yediğini öğrenince giriveriyoruz. Ancak sevdik mi, diye bir sorun..
Nasıl ve neden ünlü olmuş anlam veremedik. Beni bilirsiniz çok severim, ama hayır, buradaki işkembeyi çok zorladım ancak bitiremedim bile.
İşkembesini bekleyen bir nikon görmektesiniz şuanda:)
Meşhur Agora meyhanesinin önünden geçip gidiyoruz, yokuşları tırmanıyoruz. Sokaklarda oynayan çocuklar, deniz gören evler.
Evler eski meski ama nasıl güzel bir yerdeler aslında. Ne güzel site kurulur oraya var ya!.
Tamam şaka şaka. Tarih marih falan. >.<
Dikkatli gözlerden kaçmamıştır eminim, burayı bir reklamda gördüm daha sonra.
Çok şeker, değil mi?
Fotoğraflarını gördüğüm zaman içim giderdi ben de gidip gezeyim diye ama gezerken "Neden Balat?" dedim yani.
Ben de size numara yapabilirdim, şöyle tarih kokuyor böyle farklı bir ambiyans, derdim ama böyle hissetmedim.
Gördüğüm şey, İstanbul'un en güzel yerlerinden birinde, eski binalar, yoksul bir semt.
Vapurla Eyüp'e giderken gördüğüm ve ne olduğunu bilmediğim kırmızı bina. Özel Fener Rum lisesiymiş, tepeden bakıldığında kartal görünümde olduğu rivayet edilmekte. Kırmızı tuğlalar Marsilya'dan getirilmiş. Cidden çok gösterişli bir bina. Etkileyici. İçerisini gezmeyi çok isterdim doğrusu.
Bu da en sevdiğim fotoğraf:
Şimdi fotoğraflara bir daha baktım, ne güzel yer işte niye sevmediysem.
Beklenti böyle bir şey beklentinizi arttırmadan gezin görün. Çok güzel fotoğraflarım var burada çekilmiş ^.^
Tarihini merak eden wikipedia'dan bakmayı ihmal etmesin.
Kaydol:
Kayıtlar
(
Atom
)





































