gezelim görelim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
gezelim görelim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Şubat 2016 Cumartesi

Maia Chocolate


Maia Chocolate, instagramda fotoğraflarını görünce vurulup, ay buraya gitmeliyim gitmeliyim dediğim bir mekan.
Bir de Çengelköy'de olunca benim için işten bile değildi gitmek.

Ama gidince.. Gidince, keşke Çengeköy'de olmasaydı böylece gitmezdim, dedim.

Mekanın dekor harika bir kere. Profesyonel yardım alınmış belli. 
Küçükten biraz büyük bir mekan :) - çok büyük değil demek istedim burada-

Biz, yine instagramda sunumuna vurulduğumuz, Rapunzel sipariş ettik.
Rapunzel hindistan cevizi içinde servis edilen soğuk çikolata.
Soğuk çikolata, dedim ama bildiğin nesquik yani. Hem de hindistan cevizinin aldığı miktar bir çay bardağı kadar.
Şok oldum.

Birincisi servisi yapan Rapunzeli anlatırken hindistan cevizi içinde geldiğinden aroması çok hoş oluyor, falan demişti. Katiyen katılmıyorum evde yapacağınız nesquikten hiçbir farkı yok!
İkincisi mekan hafta sonu gittiğimiz için olabilir tıklım tıklımdı. Müzik son sesti. Arkadaşımın sesini zor duyuyordum, zor kaçtık!
Üçüncüsü, hepi topu içtiğim nesquikin bir çay bardağı kadar olduğunu söylemiştim. Peki o nesquike 16 tl verdiğimi söylemiş miydim?
Yuh Artık! dediğinizi duyar gibiyim.

Bence de yuh!

Bir arkadaşım servisin vasat olduğunu söylemişti oysa bana, ama ben o instagramın büyülü dünyasının göz boyayan fotoğraflarına ve övgülerine kandım.

İnsanın amacı sırf para kırmak olunca ve ehli olmadığı şeylere el atınca, böyle dışı güzel içi boş işlerle karşılaşmak çok normal aslında. 
Maalesef ruhun yok Maia Chocolate. Aksini söyleyen bir şeyden anlamıyordur.

6 Ocak 2016 Çarşamba

Munchies Pancake

Yeni yerler keşfetmeyi, bir yerde bir şey meşhursa gidip tatmayı seviyorum malumunuz.
Blogda istediğim her yeri yazamasam da igde çoğunlukla gittiğim yerleri paylaşıyorum.
Burada da genelde sevdiklerime değiniyorum ama, sadece sevdiğin yerler olur mu sevmediklerini de yazmalısın, dedi fikirlerine güvendiğim bir arkadaşım.
O zaman en sevmediğimden başlıyayım, dedim ben de.

Uzun zaman önce gitmiştim buraya.
Bir instagram fiyaskosu idi.

Ben değil bir arkadaşım görmüş, çok popülermiş, kapısında kuyruk oluyormuş, biz de gitmeliymişiz.

Allah Allah bir pancake ne kadar lezzetli olabilir ki? Kapıda kuyruk olacak kadar?
Ben zaten çok iddialıyım biliyorsunuz pancakete.
Biz gittik kapıda kuyruk muyruk yok ama olsa da şaşırmam minicik bir dükkan iki kişi girdi mi üçüncü mecburen bekleyecek.
Oturduk birileri ilgilensin diye bekliyoruz, yoğunluk yok he, bön bön bakıyorlar hayatımda bu kadar suratsız çalışanlar görmedim. Karadenizde gemileri mi batmıştı, sevgilisinden mi ayrılmıştı (hepsi birden) bilmiyorum artık. Ne bir menü ne bir şey içeride tahtaya bir şeyler karalamışlar ama biz dışarıda oturuyoruz, bilgilendirme yok. Pancake yiycez, dedik başka ne var bilmiyoruz ve öğrenemiyoruz da işte.
Neyse iki kişilik Pancake tabağımız geldi.


İşte o zaman anladım insanlar buranın anca sunumuna vurulabilirdi. Sırf bu sunum yüzündendi iltifatlar. Sırf o tabaklar çekilsindi, instagrama konulsundu, diye katlanılıyordu herhalde bu suratsız çalışanlara.
Zira pancake, pancake yani. Herkesin yapabileceği tarifi ben zaten vermiştim. Tadında ekstra şahanelik yok.
İki kişi 60 TL ödedik ki bu geçen yıldı. Geçen yıl dediğim 2014 sonbaharı. İnşallah daha da artmıştır fiyatı ki sırf popüler diye gidenlerin şöyle benim gibi burnu sürtülsün :) Hatta aranızda yine de gitmek isteyenler varsa mekan modada. :)

Geçen gün önünden geçtim buranın ama inanın öyle gıcık olmuşum ki dikkatli bakmadım. Belki büyütmüşlerdir. Belki elemanlar değişmiştir. Bilemiyorum.
Aranızda müdavimleri var mı? Varsa da kusura bakmasın artık anlattıklarımda eksik var fazla yok.:/

21 Şubat 2015 Cumartesi

Sahi İstanbul

Geçtiğimiz aylarda bana güzel bir davet gelmişti.
Karaköy'de yeni açılmış bir mekan, Sahi İstanbul, buyurun bir kahvemizi için belki lokum yapmanıza bile izin verebiliriz, diyordu.
Bu davet aklımın köşesinde zaman kolluyordu.
Nihayet bizim için doğru zaman geldi ve biz Şahika ile Karaköy'de buluşup Sahi'ye gittik.
Çok ballı insanlar olmalıyız ki şubat ayında yazdan kalma bir gün yaşanıyordu.
Sahi'de kahveler terasta denize, karaköy'e tepeden bakılarak içildi.

Şahika'nın yazısına bu linke tıklayarak ulaşabilirsiniz -ki ulaşın ;)

Kahveleri yudumlarken Sahinin nasıl bir oluşum olduğunu dinledik.
Evet, neydi burası sahi?
Cafe mi? Otel mi? Şekerlemeci mi? Hediye dükkanı mı?

 Aylar önce gelen davet kuru bir davet değildi, bir paket Sahi lokumuyla beraber gelmişti ve ben açıkçası şekerleme dükkanı gibi bir yer bekliyordum.
Ancak burası çayınızı kahvenizi yudumlayıp karnınızı doyurabileceğiniz bir mekan olmasının dışında orijinal ürünlerini alıp kendinizi veya sevdiklerinizi şımartabileceğiniz klas bir mekan.

Sahi ismi ise, her şeyin sahisini yaptıklarını için, gıda boyası bile kullanmadıklarını için yapay olan şeylerden uzak durdukları için, nostalji yaşattıkları için, esaslı bir yer oldukları için kendilerini özetler nitelikte.

Sahi'de gördüğünüz her şeyin bir de hikayesi var. Giderseniz mutlaka birilerinden size anlatmasını isteyin. Benden de selam söyleyin :)
Çok uzun bir yazı olsun istemiyorum ama kısa kesilmeyecek kadar çok hikaye var Sahi'de.
Lokum yaptım ben mesela. Zaten bana da vermediler lokumlarımı, hangi şanslı kişiler yedi acaba?:)
Onun videosunu yükleyeyim ister misiniz?
Uslu bir okuyucu olursanız belki yüklerim :P

10 Nisan 2014 Perşembe

Türkiye İş Bankası

Eminönü'nde önünden geçmişsinizdir mutlaka.
Ben de içeri girmeden önce, pervasızca çok gelip geçtim önünden.
Sonra bir gün..
Yav içeri girelim, dedik.
Bu yazı bir gün siz de, yav içeri girelim, deyiverin diye yazılıyor :)


Bir kere okul gezisine denk gelmeniz muhtemel. Ah o çocukların neşesi!
Bir müzeyi eğlenceli bile kılabiliyor.

Müzeyi gezerken teknolojinin gelişmesini de gözlemliyorsunuz.



Ahh daktilolar...
Daktilolar, para kasaları, hesap makineleri ve daha sonra bilgisayarlar..
Çağa tanıklık etmek ne hoş!

Ben bunu çözemedim, nedir bu :P

1 Mart 2014 Cumartesi

Balat

Gelelim Balat'a.
Söz vermiştim.
Ne anlatacaksam sanki Balat hakkında. Gideli bir yıl olmuş, o zaman aklımda olan bilgiler kalır mı sanki?
Nerde ben de o hafıza? O akıl?!


Fotoğrafları yerleştirirken yazacak birşey bulurum diye düşünüyorum.
Misal Balat'ın meşhur işkembecisi.
Ayvansaray'dan Balat'a yürürken karşımıza çıkıyor. Cidden meşhur, Google'a yazın 'meşhur işkembe' diye, burası çıkıyor. Yol arkadaşımın da işkembe yediğini öğrenince giriveriyoruz. Ancak sevdik mi, diye bir sorun..
Nasıl ve neden ünlü olmuş anlam veremedik. Beni bilirsiniz çok severim, ama hayır, buradaki işkembeyi çok zorladım ancak bitiremedim bile.


İşkembesini bekleyen bir nikon görmektesiniz şuanda:)


Meşhur Agora meyhanesinin önünden geçip gidiyoruz, yokuşları tırmanıyoruz. Sokaklarda oynayan çocuklar, deniz gören evler.
Evler eski meski ama nasıl güzel bir yerdeler aslında. Ne güzel site kurulur oraya var ya!.
Tamam şaka şaka. Tarih marih falan. >.<


Dikkatli gözlerden kaçmamıştır eminim, burayı bir reklamda gördüm daha sonra.
Çok şeker, değil mi?

Fotoğraflarını gördüğüm zaman içim giderdi ben de gidip gezeyim diye ama gezerken "Neden Balat?" dedim yani.
Ben de size numara yapabilirdim, şöyle tarih kokuyor böyle farklı bir ambiyans, derdim ama böyle hissetmedim.
Gördüğüm şey, İstanbul'un en güzel yerlerinden birinde, eski binalar, yoksul bir semt.


Vapurla Eyüp'e giderken gördüğüm ve ne olduğunu bilmediğim kırmızı bina. Özel Fener Rum lisesiymiş, tepeden bakıldığında kartal görünümde olduğu rivayet edilmekte. Kırmızı tuğlalar Marsilya'dan getirilmiş. Cidden çok gösterişli bir bina. Etkileyici. İçerisini gezmeyi çok isterdim doğrusu.


Bu da en sevdiğim fotoğraf:

Şimdi fotoğraflara bir daha baktım, ne güzel yer işte niye sevmediysem.
Beklenti böyle bir şey beklentinizi arttırmadan gezin görün. Çok güzel fotoğraflarım var burada çekilmiş ^.^
Tarihini merak eden wikipedia'dan bakmayı ihmal etmesin.

22 Şubat 2014 Cumartesi

Dem Karaköy

Çok sevdiğim bir yerden bahsedeyim ben size.
Siz de fırsatınız olursa gidin bir çaylarını için.
Zira buranın çayı meşhur :)
Çok çeşitli çayların içinde eminim hiç duymadığınız çaylara rastlayacaksınız.



Karaköy çok ilginç bir yer bence.
Arada derede karanlık, alelade sokaklarda çok elit mekanlar mevcut.
Acaba mekanlar çok mu klas, yoksa böyle bir yerde olduğu için mi bu kadar göze batacak hoşlukta?
Birbirinden güzel kafeler, restaurantlar mevcut, burayı bulamazsanız bile muhakkak başka bir yer keşfedersiniz.



Ben ikinci gidişimde bulamadım mesela. Karaköy Güllüoğlu'nda, börekti tatlıydı, derken çaylarımızı Dem'de içelim, demiştik. En sonunda PudraTozu'm dönercinin birine sordu -ki ben hala bulacağımızdan emin 'sorma yeaa bulurum ben' ayaklarındaydım- o şekil bulduk, ve "DEM"lendik.
Fotoğrafların çoğunu o çekti sağolsun, yerimden bile kalkmıyorum bu gibi durumlarda, şımarıyorum :)

Seçtiğimiz çaya gelince... Biz o kadar açılamadık, tanıdık bir çay olsun diyerek İngiliz çayını tercih ettik. Serde düşeslik var tabii, risk alacak değiliz :)

Böyle oturulacak genişlikte cam kenarlarına bayılıyorum. kıvrılıp kitabını okuyacaksın çayını yudumlarken..

Kalabalık öğrenci gruplara denk gelmezseniz, çok güzel kafa dinlersiniz.
Not alın ve bir gün gidin, bu iyiliğimi de unutmayın ^.^

6 Şubat 2014 Perşembe

Ayvansaray

Ne o?
Balat'a gitmem, gidemem mi sanıyordunuz?
Fotoğraf çekmeyi seven her insan gibi ben de gitmek görmek, o sokak çocuklarının fotoğraflarını çekmek, bahsedilen tarihi dokuyu hissetmek istiyordum ve gittim.
Gittim ama bundan bir yıl önce, güneşli ve sıcacık bir mart gününde. Mart 2013'te.

İstanbul'lularının gözünün nuru metrobüs ile Ayvansaray durağında indikten sonra yürüyerek vardık Balat'a. Önce Ayvansaray'ı gezme imkanımız oldu böylece.
Kanlı Meryem kilisesini de. Aslında bahçesinde dolandık desek daha doğru, sokmadılar bizi içeri. Bir pazar günü kilise kapalı olur muymuş yoksa.
Gerçi ben o kilisenin hala kilise olarak kullanılan tek Bizans kilisesi olduğunu bilseydim illa ki görmek isterdim. Fatih Sultan Mehmet'in kilise olarak kalmasına izin verdiği ferman hala kilisenin duvarında asılıymış mesela. Bir girip görseydim fena mı olurdu?!
Ancak bunları döndükten sonra öğreniyorum.





Bunlar Ayvansaray'dan.

Siz benim ne kadar tembel olduğumu bilirsiniz. Balat diye çıktım yola ama Ayvansaray'da tıkandım. Balat'ı ayrı bir post yapmaya karar verdim. Tabii bu arada başlığı da değiştirdim. Ama inanın bu tembellikten değil. Baktım yazı uzayacak, sıkılacaksınız falan...
Kimsenin benden sıkılmasına müsade edemem!

Artık Balat'ı da bir sene sonra yazıveririm herhalde. İşte bu tembellikten :)

29 Ocak 2014 Çarşamba

Bolu

Fotoğraf makinemin bataryasında sorun çıktı ve ben uzun zamandır fotoğraf makinemi kullanamıyordum.
Geçenlerde nihayet batarya aldım.
Batarya aldıktan bir kaç gün sonra Bolu gezisine çıktık da ben Canom'la biraz vakit geçirdim.
O deklanşör sesini özlemişim ♥ 
Cep telefonlarının rahatlığına alışmışız da, makine bambaşka..



Abant bir doğa harikası. Temiz hava. Bu arada buz gibi. 
Faytondan mütevellit bir at kokusu yok değil.. 
Bu arada ata bindim ben. 
Ben!
Hayvanlara dokunamayan ben yani.
Hep binmek isterdim ama korkardım. Hala korkuyorum gerçi. 
Annemle babama fotoğrafımı attım ama inanmamışlar. Ben de inanamıyorum :)
Var be, nasıl binmişim arkadaş. Tavsiye ederim giderseniz, ya da gitmezseniz ve başka bir yerde binme fırsatı bulursanız binin ya hu! Ölümlü dünya.
Bu kadar bahsettikten sonra atlı fotoğraf koymam gerekirdi ama o instagrama özel kalsın ;)

Ne diyordum.. Göl çevresinde yürüyüş yapıp atlardan uzaklaştınız mı, mis gibi havayı içinize çekip tefekkür edebilirsiniz. 



İyice üşüdükten, Bolu hatıralarınızı hediyeliklerinizi aldıktan ve tabiat parkındaki tanıtım merkezini gezdikten sonra, sucuk ekmeğinizi yemek için sobalı bir mekana doğru yollanabilirsiniz.

10 Ocak 2014 Cuma

Çanakkale Geçilmez

Geçtiğimiz haftalarda Çanakkale'deydim.
Nihayet oraları gezip görmek bana da nasip oldu.
Şimdiye kadar göremediğim için çok üzülüyordum.

Şimdi de o hallerle kazanılmış ülkemizde birbirimizi yediğimiz gerçeğinden tiksiniyorum.


İlk uzun otobüs yolculuğumdu. Bu kadar nefret edeceğim aklıma gelmezdi.
Belim tutuldu. Eve dönüşte hiç kalkmadan yatmam gerekti. Sonra düzeldim.

Çanakkale gezisinde rehberin önemi çok büyük. Yanılıyor muyum? Bizim rehber kötü çevrilmiş güzel bir kitap gibiydi. O devrik cümleleri, cümlenin başıyla sonunun alakasızlığı o kadar rahatsız ediciydi ki.
Kendime Çanakkale kitapları seçtim. Onları okuyup, not alıp bir daha öyle gezmek istiyorum. Nasip olursa.

Siz zaten biliyorsunuzdur: Çanakkale deyip duruyorum ama esasen Gelibolu'ya gittik biz. Gidip görmesem aradaki farkı bilmezdim ama şimdi öyle yazmam doğru olmaz ^_^


Instagram'dan takip etmek isteyenler için hesabım: The_Syhn

28 Ekim 2013 Pazartesi

Swiss Diamond Hotel {Prishtina}


'Home Sweet Home'u kim uydurduysa hiç Swiss Hotel'de kalmamış, diyorum ben.
^_^
Beni bilirsiniz, bana hizmet edilsin yeter ki :)
Otelden adımınızı dışa attığını anda Rahibe Terasa bulvarındasınız. Öyle merkezi bir yer. Geçenlerde televizyonda Kosova'yı gösteriyor; gösterdiği her yer otelin çevresindeydi.
Oradayken de çoğu yere yürüyerek ulaşabildiğimizden anlamıştım merkezde takıldığımızdan ama televizyonda görünce, tamam, dedim.

Dünkü yazıda odamı gördünüz zaten ama aşağıdaki fotoğrafa çok gülüyorum ben. Neye gülüyorum bi' bilin bakayım:
Çift kişilik yatağımı ve zifiri karanlıklığını çok arıyorum, bu, gece bile sokak ışıklarının aydınlattığı odamda.
Ahhh ahhh..
Arkası yarın olsun mu bilemedim :/

24 Ekim 2013 Perşembe

Yolculuk Priştine'ye

Nihayet sıra Kosova gezisini anlatmaya geldi.
Belki de bu gezi yazısını yazacak son kişiyim, zira millet bizim gittiğimiz parayla Arnavutluk turuna çıkıyormuş, dönüp araştırınca biraz şaşırmadım değil :)

"Neden Kosova?" sorusuna açıklık getireyim mi önce?
Çünkü bu soru beni gıcık etti. Çünkü bir çok insan Kosova'nın coğrafi konumundan bihaber.
Bana soranlara Yunanistan'ın arkası diye yanıt veriyorum, ne kadar bilgiliyim, ne kadar açıklayıcı bir cevap :)

Bu yılın başlarında Paris'e gitmek için vizeye başvurmuştum ancak vizem geri çevrildi.
Maddi açıdan zarar uğradığınız yetmiyormuş gibi, siniriniz de geçmiyor.
Siz benim kim olduğumu biliyor musunuz?! Demek istedim vizemin geri çevrildiğini duyunca.
Vizeli yerlere gitme konusunu bir kaç kere düşüneceğim bundan sonra.

Hâlâ 'Neden Kosova?' diyenler bu yazıma bir bakabilir. Bakanlar benim gibi belki "vay be" der.

Ağabey'imin iş için Kosova'ya gideceğini öğrenince "ben de geleyimmmmm" dedim. Kahretsin, çok tatlıyım kimse hayır diyemiyor bana (Fransız konsolosluğu hariç) baktım biletler ayrılmış, valizler hazırlanmış, hoop inmiş miyiz biz Priştine havalanına.. ben, ağabeyim, yengem..

Kısa keseyim ama bir kaç bölümde anlatayım en iyisi ben bu geziyi size. Öylesini okumak daha kolay, daha Zevkli.


"Newborn" şehrin simgelerinden. Newborn heykelini gitmeden duymuştum ama görmemiştim, kesinlikle beklediğimden eğlenceli bir şey çıktı. Dev bir  heykel bekliyordum ben :)
Ülkenin bağımsızlığı ilk destekleyen ülkelerin bayraklarla süslenmiş ^_^


Siz "neden 'o' harfi, Osman kim?" demeden Türk bayrağına dikkatinizi çekerim! Hayır instagramda paylaştığımda öyle söyleyenler oldu da :)

Otelimiz Rahibe Terasa Bulvarı diye anılan caddenin üzerindeydi. Tam merkezdeydik yani. O yüzden birçok güzel cafenin çevresinde olmakla beraber bir çok yere de çok yakındık.

Kosova çok genç bir cumhuriyet. Priştine ise gelişmekte olan bir şehir.

1461'de Fatih Sultan Mehmet tarafından yaptırılan Kosova'nın en büyük camisinin önündeyim. Ve saat kulesi. Yüzümdeki yazıdan ötürü özür dilerim nefret ettiğim bir şey ama mecburdum. Her fotoğrafta da biz varız, buraya koymadan olmaz, koysan seçmesi çok zor..

Off.. Anlatılacak çok şey var ve öyle özet geçiyorum ki anlatamam :)
Arkası yarın...

28 Mart 2013 Perşembe

Cihangir Sokaklarında

Üsküdar'dan Eminönü'ne geçerken bir çok cami görürsünüz.
Bunlardan biri de, tepelerden size bakar. Kim bilir ne manzarası vardır, diye düşünmekten kendinizi alamazsınız.
Belki de bir yıldır oraya gitmeye niyeniyorduk ancak kısmet olmuyordu.
Bazı şeyleri zorlamamak gerekiyor derim ben hep, gidince de öyle dedim.
Anladınız? ;)


Cihangir Camii.
1559'da yapılmış, harika manzaralı, minik ve kapısı kilitli cami. Hayal kırıklığım burdan ileri geliyor :/
Fazla fotograf yok. Sinirlenmişsem demek ki.
Bahçesinde manzaranın keyfini çıkaranlar...


Buraya çok büyük bir yokuş çıkarak, havlayan bir ayı tarafından korkutularak çıktık. Zor şartlardı.



Dahası Cihangir sokaklarında kaybolmak.
Eve dönmek istemek.

Güzel bir yer Cihangir. Dar yollar ve o dar yollara park edilmiş lüks araçlar. Mahalle aralarında bulunan ama güzel olan cafeler.
Ve bir de Orhan Kemal Müzesi.
O daha sonra.

12 Mart 2013 Salı

Tarihi Kısıklı Fasulyecisi

Burayı bana biri sormuştu gittin mi nasıldı diye?
Kimdi o?
Bu postu ona armağan ediyorum, zira demiştim, yazarım sana, diye.
Bu hafta pastırmalı kuru fasulye yemeye gideceğim de aklıma anca geldi.

Ne zamandır bekleyen bir post var yani sırada. Hem bahar geldi fena mı? Kışın bahçeli bir yerden bahsetmenin manası ne ola ki?!


Bir keresinde buradan geçerken kuzenim sordu, gittin mi buraya, diye.
Ben de, yol kenarında bi' yere niye gideyim, dedim

Evet! Bunu dedim sonra da lafımı yedim.
Aaa olur mu, diye itiraf etti kuzenim. Arkada bahçesi var çok güzel bir yer git bence, dedi.

Güzel bir bahçe var arka tarafta sessiz sakin. Garsonlar da çok ilgili.
Yolunuz düşerse veya nasıl bir yer diye merak ediyorsanız gidin bir tabak fasulye yiyiverin. Hatta beni de çağırın bir tabak da bana ısmarlayın :)


6 Ekim 2012 Cumartesi

Uçar Cafe

Havalar bozmadan anlatmam gereken bir yerdi burası.
Ama ben ne yaptım?..
Gitmeyin diye anlatmadım, havaların bozmasını bekledim, adeta.
Sonuçta havalar pek bozmuş sayılmaz. Ama akşamları giderseniz bir şeyler dinlemeye ya da içmeye. Oturamazsınız ki dışarda.

Çok yanlış yaptım çook..


Gene gelir ki yaz, sıcak havalar. O zamanlar gidersiniz olmaz mı?
Sanki akşamlar sıcak olsa koşa koşa gidecektiniz. Bu kadar da beni kötü hissettirmeyin :)

Ne ezikmişim arkadaş, diyemedim ne güzel söylüyordu ne keyifli bir akşamdı..

Neredeyse unutuyordum. 
Küplüce burası.Uçar Cafe.
Not: Kahve fotoğrafı yok. Daha doğrusu gelen kahvenin hakkını veren bir fotoğraf yok - photoshop biliyor olmama rağmen- ;)

11 Şubat 2012 Cumartesi

Lider Pide

Ahşap bir külübe düşünün, çam ağaçlarının arasında.
Sonra o hayalinizdeki külübeyi biraz büyütün... Biraz daha...
Heh işte!
Benim düşündüğüm şeyi mi düşünüyorsunuz? :P

Tüm İstanbul'un Meydan Avm'de olduğu bir gün kendimizi buraya zor attık.

Ahşap görüntüsü, bana, filmlerde gördüğümüz kulübeleri anımsattı.
Dediğim gibi biraz büyüğünü, biraz daha büyüğünü :)

Çam ağaçları sayesinde etraf yeşillik.
Eminim yaz aylarında da güzel oluyordur ama biz gittiğimizde kar yağmaya başladı ve karın çamlara yağışını izlemek muazzamdı.


Yemek görseli kullanmayayım diyorum ama hiç bir görsel de bu kadar etkili olmaz herhalde :)
İnsanın şimdi kalkıp gidesi geliyor pide yemeye.
Görsel olmasa önceki anlattıklarım hikaye :)

Lider Pide, Trabzon Park'ta.

7 Haziran 2011 Salı

Emirgan



Bu fotoğrafa baktıkça, şu uçta oturup ördekleri beslediğimi hayal ediyorum...


Bir insan her lale zamanı Emirgan'a gitmeyi bu kadar ister de hiç mi nasip olmaz? :/
Her, gidelim, dediğimizde havanın kapanması, yağmur yağması artık Hanife'yle kaderimiz oldu.
Olmayınca olmuyor, diyerek lale mevsimi olsun olmasın, yağmur yağsın yağmasın, gitmeye karar verdik.
Evet! Sabah kalktım hava kapalı ama olsun!
Yine de: Gittik. Gezdik. Gördük. Geldik.
Zaten hava da sonradan açtı :)

Yediğim içtiğim benim olsun - :p - bunlar gördüklerim :)





Birbirimizi süzüyoruz :)



Canom'a uzanan el :)