paris etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
paris etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Mayıs 2020 Cuma

Öldüğünde Kaç Yaşındaymış? | Lady Di

Lady Di, yazdım ama aslında o bir prenses.
Prensesti en azından.
Onun hakkında yapılmış iki bölümden oluşan bir belgesel izledim.

Ben her zaman Kraliçeci olmuşumdur, Kraliçe hala hayatta olduğundan mı bilinmez şimdiye kadar yapılan hiçbir programda (dizi/belgesel) Kraliçeyi suçlayan, ya da suçlamak şöyle dursun onu kötü gösteren bir şeye rastlamadım.
Demem o ki  ya bu kadın yanlış kararlar alsa da onun suçu değil hep başkalarının yüzünden,
ya da onun suçu değil çünkü o kraliçe!

Baktığın zaman The Crown dizisinde bile Charles ilk etapta Camillia ile evlenmek istiyor ama Camilla tek eşli biri değil, gönül eğlendirmesine izin verilse de evlenmesine izin verilmiyor ama izni vermeyen Kraliçe II. Elizabeth değil, hatta dizide "bu ailede birbirini seven bir çifti daha ayırmak istemiyorum" gibi bir laf ediyor.

Bakın Kraliçeye olan bağlılığım konuyu dağıtmama sebep oldu.
#godsavethequeen

The Story of Diana'da Charles'ın gençliğinden eş seçimine, Diana'nın ilk andan itibaren karizmasıyla insanları etkisi altına aldığından bahsediliyor. 
Mahremiyete saygının o yıllarda Diana ile yıkıldığı vurgulanıyor.
Ve "Antik çağların av tanrıçasının adını taşıyan bir kız, sonuçta, modern çağın en çok avlanan kişisi haline gelmişti."
Böyle diyordu Diana'nın cenazesinde Diana'nın erkek kardeşi.
Ah ağlamamak mümkün değil bu konuşma karşısında Charles Spencer!

(Bu arada tam şu an izlemediğim başka bir Diana belgeseli buldum onu da izleyeyim bari)


Bu fotoğrafta ben Diana'nın öldüğü yaşta öldüğü yerdeyim. 
Özgürlük ateşini görüyorsunuz fotoğrafta. Hala çiçek bırakanlar var Diana için.
Oturduğum yerin altından geçen yol, kazanın olduğu yer.
Belgesi izlerken burada fotoğraf çektirdiğimi hatırladım. 
Sonra Diana'nın öldüğü yaşta olduğumu öğrendim.
Rest in peace Di!

18 Temmuz 2019 Perşembe

Dördüncü ve Beşinci Gün; Paris

Birinci gün; Bulgaristan
İkinci gün; Slovenya
Üçüncü gün; Venedik
Ve sıra geldi dört ve beşinci günlere ki kendisi Paris olur.

En az 16 saat süren yolculuk sonrasında perperişan Paris’te olduğunu düşündüğümüz ancak Paris trafiği sayesinde merkeze gitmemizin neredeyse bir saat sürdüğü otelimize yerleştik.
Otel nasıl bir şeydi öyle?!
Asansörlerin bir kat çıkması 2 saat sürüyordu sanki. İnternet desen OMG!
Bakınız gene şikayet geliyor. O kadar saat yolda geçtikten sonra bize saat dokuzda çıkılacağı söylendi. Paris'teyiz ama oteldeyiz! İnternetin bile olmadığı otelde!
Bir saat sonra lobide buluşalım desen ne olur sanki.
Yemek için yazanlar oldu da neyse sekizde çıktık.
Yemek yerine götürdüler ve saat ondaki eyfel ışıklandırmasına yetişelim dediler. Biz yemedik o sürede etrafta dolandık. İyi ki öyle yapmışız. Sokaklarda keşfe çıkmak en sevdiğim ♥


Saat başı eyfel ışıklandırılıyor ama biz koştur koştur yetiştik yolda başladı ve zaten 5 dk sürüyor ve sadece yarım saat süre verdiler. Bi' bırakın di mi? Paris’e gelmişiz adamlar bizi otele tıkmaya ant içmiş. Otobüsün hareket etmesi on biri buldu yani bi' ışıklandırma daha izleyebilirdik adam gibi ayarlama yapmış olsalardı. On birdeki ışıklandırmadan sonra araçta buluşalım de, biz de rahat rahat gezelim di mi? Aa yoo olur mu yarım saat yeter strese sokalım yarısı gelsin yarısı otobüsü bulamasın herkes toplandıktan sonra cümbür cemaat benzin almaya girelim!! Biz yokken halletsene bu işi mal!
Ay çok kızıyorum ya aklıma geldikçe bu beceriksiz ve iş bilmeyen hallerine.


Paris'teki ilk gün böyle saçma sapan geçti.
İkinci gün kahvaltıdan sonra rehberimizle buluştuk. Rehberimiz Erasmusla Fransa'ya gelen ama sonra dönmeyen artık orada yaşayan bir Türk'tü. Seine nehri turuyla başladık istemeye istemeye. Aklınızda olsun şehri turlayacaksanız Seine nehrinde tekne turu yapmanıza gerek yok, yine de ille yapacağım derseniz de sabahın köründe gitmeyin. Gün boyu yorulun ondan sonra tekne turu yaparken biraz dinlenmiş olursunuz ve bu size daha keyifli gelebilir.
Bizim tekne turu bittiğinde saat 12.30 idi. Her yeri göremeyeceğimiz için tekne turuyla Paris'e bakmak bir teselli olsa da hala 15 euro tekneye vereceğime, scooter kiralayıp sokaklarında turlasaydım daha çok eğlenirdim diye düşünmekten kendimi alamıyorum.


Sonra iğrenç Paris trafiğinde debelenip Ressamlar Tepesi diye bildiğimiz adının tam çevirisinin Mücahitler Tepesi olduğunu rehberimizden öğrendiğimiz Montmartre Tepesine geldik. Buraya gelirken ünlü Moulin Rouge'un önünden de geçtik ;)
Montmartre'de serbest zaman verildi. Bu turdaki en sevdiğim şey serbest zamanlarımız oldu. Sacre Coeur Bazilikasını gezip Place du Tertre Meydanına doğru yaylandık. Birbirinden yetenekli Ressama portrenizi yaptırabileceğiniz bir yer burası. En çok karikatürünüzü çizen ressamlar ilgimi çekse de hepsi birbirinden başarılıydı.
Burada hediyelik alternatifi de oldukça fazlaydı ve Paris beklediğimden çok daha uygundu.


Sonra Louvre Müzesine geçtik. Ama sadece bahçesinde fotoğraf çektirmek için. Louvre Müzesi 18 yaşın altındakilere ücretsiz. Muazzam bir kuyruk vardı ve serbest zamanımız sadece bir saatti. Çok büyük bir müze burası, hepsini gezmek günlerinizi alıyormuş duymuşsunuzdur illaki. Ben de öyle sanat meraklısı sayılmam ama buraya kadar gelip Mona Lisa ile tanışmamayı da beklemiyordum. Küçük müçük bir de ben göreydim aman da ne küçükmüş diyeydim.. Olmadı.



En son Zafer Takına çıktık ve yaşasın serbest zaman!
Doğru Ladurée! Bari bunu gerçekleştireyim değil mi ama ya!
Cidden cappuccinosu da makaronu da harikaydı. Gene gitsem -ki bir daha Paris'e gitmeyi hiç düşünmüyorum, gene burada bir kahve makaron molası vermek isterim. Hatta İstanbul'dakini de test etmeli değil mi?

Sokaklarda dolana dolana Eyfel kulesine kadar geldik sonra haydi dedik çıkalım!


Birincisi Eyfel Kulesinin insanı etkileyen büyüleyen hiçbir özelliği yok. Gerçekten tam bir demir yığını:) Estetik ve güzel bulan var mı bilmiyorum yakından görünce işler değişir dedim ama ı ıhh..
İyi ki çıkmışız ama. Eyfel Kulesinin güzel bir yanını görmemi sağladı: Sunduğu eşsiz Paris manzarası ♥
Etekle çıkmanızı asla önermem bu arada. Kırk yılın başı etek giymişim onda da neredeyse başıma geçecekti. Ah o mini etekliler hele. Etek giymeyin, demedi demeyin :)


Sonra kapanış için gudubet otele döndük. Tavanı akan otel burasıydı di mi ya :))
İyi organize edilmemiş Paris turumuzun sonuna geliyoruz. Bu arada gene toplanma saatini eyfel ışıklandırmasını kaçıracağımız bir saate vermeleri, ancak toplandığımızda da otobüsü beklememize kaç puan veriyorsunuz?!

Arkası yarın..

14 Temmuz 2019 Pazar

Kara Yoluyla Avrupa Turu


Hiç bakmayın bana öyle. Kara yoluyla gittim ne var?! 
Evet hiç bana göre değil uçakla gittiğim yolculuklarda bile perişan oluyorum. Ülke sınırları içinde bir yere gidilecekse de uçağı tercih ediyorum ama ne yapayım, siz söyleyin? 
Önüme böyle bir Fırsat çıktı atladım. İkinci kez düşünmedim bile. 
Tam bir çılgınlık. Şimdi size onu anlatacağım; kara yoluyla böyle bir tur yapılır mı yapılmaz mı?

Ben yolculuklarda uyuyamıyorum bunu bir kere daha anladım. ilk gece herkes missler gibi uyurken ben uyuyamadığım gibi sinirlendim, Sümeyyecim de benim ben her dönüşümde (koltukta yer bulmaya çalışırken) uyandı. 
(Sonra Selimiye'ye geldik ama vakit sabah namazı sıraları. Ah o kadar mutlu oldum, gevşedim ve iyi ki dedim ki.. sonra tekrar yola çıktık ve ben gene uyuyamadım ama neyse)  
Sonraki günlerde -ki Havva’ya herkes uyuyor ama ben uyuyamıyorum dediğimde birkaç güne sen de uyursun demişti- ben de uyumaya başladım. Tabii güzel boyun bacak ağrısı eşliğinde. Ama uyudum mu uyudum ;) 

Bizim tur düzenleyen ekipten asla memnun kalmadım. Üzülerek söylüyorum rahat, acemi, bilgisiz kişilerdi. Venedik, Paris, Prag ve Viyana’da orada yaşayan Türk rehberlerle gezildi. Viyana’daki en kötüsü Venedik’teki en iyisiydi.  Bununla beraber tura katılanlar öğretmenler ve öğretmen aileleri idi. Turun en güzel yanı turdaki seviyeli insanlardı. Tabii ki uzun yol, uzun günler. Kişilerin bazı tuhaflıklarını görüyorsunuz 😀 
Namaz molaları verebilmek; molalarda birlikte abdest yeri aramak, Avrupa’nın göbeğinde uygun bir yere seccadeyi serip namaz kılmak ve gruptakilerin birbirine destek olması paha biçilemezdi.

Cuma gece İstanbul Başakşehir’den çıktık yola. ( Bu arada hayatımda ilk defa Başakşehir’e de gittiğimi o yolun da bitmek bilmediğini söylemek isterim :) ) 
Yola çıkışımızdan 13 gün sonra Perşembe günü tekrar İstanbul’daydık. Pardon Başakşehir’de 😄😄sonra ben metro metro metro marmaray metro ile Altunizade’ye döndüm.
(İçses; home sweet home kurban olayım sana İstanbul 💓💓)

Yorucu muydu? Yolda geçen uzun zaman dilimleri çok yordu. Ayaklar şişiyor,asla rahat etmiyorsunuz. Ve Bulgaristan'dan başlayıp Slovenya’ya girene kadar gümrükte yaşadıklarımız çok sıkıcı ve sinir bozucuydu. Ama zaman bir şekilde geçiyor. Bir hayali gerçekleştiriyorsanız buna da çok takılmıyorsunuz. 

Sıradaki yazım, birinci gün: Bulgaristan, olsun.
Öyle devam edeyim.
Hem burada yazdıklarımı açmış olurum hem kısa kısa gittiğimiz şehirlerden bahsederim. 
Kısa kısa çünkü kısa kaldık.
O zamaaaannn..
Arkası yarın ;)

24 Mart 2016 Perşembe

Eyfel Kulesi Belçika Bayrağı Renklerinde! Ne Kadar da Şirin!

Terör saldırılarından daha çok terör saldırılarına alışmaktan korkar oldum.
Birazcık uzaklaşıyorsun, günlük hayatına dalıyorsun ve işte bir patlama.

Kimileri evden çıkmamaya devam etsin akan bir hayat var ve bazılarımız sokağa çıkmak zorunda, çalışmak zorunda, metro ve diğer kalabalık ortamlara girmek zorunda.
Ben de sokağa çıkmak zorunda olduğumdan sosyal medya ile iletişimimi en aza indirdim. Zira deli oluyorum, evden çıkmayın nasıl dersiniz çıkmak zorunda olan birine.
Avmde çalışan birine nasıl, gitme alışveriş merkezlerine, diye.

Belçika patlamasını öğrendiğimde dışardaydım. -Taksim patlamasında da, hatta Ankara Kızılay patlamasında da. -
Çok üzüldüm cidden. Dalga dalga yayılıyordu terör, elimizden kınamaktan başka bir şey gelmiyordu. Türkiye değil dünyanın her yerinde olabiliyormuş demek, dedim, ama tabii bunu derken Belçika'daki saldırıların sorumlusu olarak Türk Hükmetinin gösterileceğini asla tahmin edemezdim.

Bunu da gördük, şükür. Hatta daha neler gördük de, isteyen istediği gibi anlamakta özgür. Kısa geçeyim konuma döneyim.

Belçika'daki patlama ve sonrasında Eiffel Kulesinin Belçika bayrağı renklerine bürünmesi...
Ne kadar güzel, ne kadar ince bir davranış. 

Ama bir dakika ya, öncesinde bizde de patlama olmamış mıydı? 

Senelerdir terörde yitirdiğimiz canlar yüzünden oldukça hassasız bu konuda ve dünyanın neresinde olursa olsun üzülüyoruz, destek oluyoruz kendimizce, barışın yanında olmaya çalışıyoruz bence. Sevinenlerden bahsediyorlar yine tweetlerde, ama ben nedense sevinenlerden ziyade sevinenlere küfreden bir güruh görüyorum. 
Hava alanı ya bombalanan yer; sen, ben, hepimizin yolunun düşebileceği bir yer, dolayısıyla sevinenlere inanmıyorum. 
Bu patlamaları umursamayan birileri ya da topluluk varsa o da bizde gerçekleştiğinde Avrupa! 
Bizim canımız can değil mi? İnsanımız insan değil mi? 

Önce Belçika patlaması olsaydı sonra Türkiye olsaydı, onlar da bıktı herhalde, deyip buna belki de bu kadar takılmazdım ama bizde sessiz kalıp sonra bunu yapmaları.. bu kadar da insanın gözüne sokarak ayrımcılık yapılmaz. 
Modern zamanların Haçlı Seferleri de böyle olsa gerek. Bu sefer daha şanslılar, bizimkilerden de çok destekçisi var Haçlıların.

18 Mart 2016 Cuma

Hollandalının Ankara Patlamasına Bakışı

Muhtemelen görmüşsünüzdür, İspanya'da Suriyelilere para atıp eğlenen PSV taraftarlarını.
O videoyu dehşetle izledim.
İşte, dedim, benim cânım ülkedaşlarımın her fırsatta evropada böyle evropada şöyle, alıp başımı evropaya gideceğim, diyerek imrendiği, medeniyet beşiği!
(Hangi videodan bahsettiğimi bilmiyorsanız lütfen googlelayın, bulun, ben nedense bir yazıya iki video koyamıyorum.)
Bunu bizim ülkemizde göremezsiniz.
Yani henüz göremezsiniz, ama hızla oraya doğru kayıyoruz. Sosyal medyada kendi gibi olmayan insanı eleştirmek hatta küfür etmek normalleşiyor, bunun bir sonraki adımı da günlük hayatta yerleşmesi şeklide olacaktır.

İki şeye daha değinip, diğer konuya geçeceğim. PSV Hollanda'nın takımı, İspanya'da bir maç için bulunan grup para atıp kahkahalarla gülüyor ve bazısı anı ölümsüzleştirmek adına videoya kaydediyor gördüğünüz gibi. Onları durduran gereken dersi veren ise İspanyol. Verdiğim linkteki videoda yok ama bir amca gelip para atılan insanlara, insan gibi ellerine para veriyor ve o gruba da verip veriştiriyor. Ve Hollandalılar sus pus oluyorlar. Büyüleyici gerçekten.

Diğeri ise, onlar Suriyeli değil çingene, diyenler var.
-İşte bu milletimizin geleceği hakkında beni endişelendirdiği kısım.-
Ha çingenelerse üstlerine para atıp eğlenebiliriz, öyle mi?

Gelelim başlığa. Paris'te de terör olayları oldu hatırlarsınız, çok geçmedi üstünden. Gerçekten korkunçtu, ülkece üzüldük ve bu paylaşımlarımıza da yansıdı. Sadece biz değil tabii, orası Paris idi, dolayısıyla tüm dünya Paris oldu.



İnsan düşünmeden edemiyor, Avrupadaki insan da Asyadaki başka bir şey mi?

Ne bileyim..
Her fırsatta bu ülkeden gideceğini söyleyen, bizim insanımızı sevmeyen, aşağılayan, ırkından utanan insanlar keşke gerçekten gitseler.

7 Eylül 2009 Pazartesi

Paris

Polyvore'a girmiş oynuyordum :)
Ortaya bu kombin çıkınca tam Parislik dedim.



Paris dediysem... Hilton değil!:)
Blog okuyucularım arasında gerçek kimliğini gizleyen, aslında Hollywood yıldızı olan birileri için fikir olabilir dedim. (Şüphelendiğim birkaç kişi var(: )
Paris seyahatiniz için ideal!