3 Kasım 2012 Cumartesi

Sultanı Öldürmek


Bu kitabı bana Gamze göndermişti, içinde, en son sen oku diye bu kadar geç gönderdim, yazıyordu.
Daha önce bundan bahsetmiştim.
Ben de Gamze'nin emeklerini boşa çıkarmadım, önce elimdeki kitapları bitirdim.
Tamam hepsini bitirmemiş olabilirim ama yeteri kadar geç okudum bence :)

Ahmet Ümit'in kitapların için ben, sağ gösteriyor-sol gösteriyor ve kafa atıyor, diyorum.
Yine koşturuyor düşündürüyor sizi ve sürpriz sonla, vayy, dedirtiyor.

"Sultanı Öldürmek"teki anlatıcı tarihçi Müştak  Serhazin'i,  Kukla kitabındaki gazeteci Adnan'a benzettim ben.
Onun gibi iç hesaplaşmaları bitmeyen bir karakter. Sonra Ahmet Ümit twitter hesabında bundan bahsetti.
Sadece bana öyle gelmemiş yani.

Ve gelecek kitapta anlatıcının Başkomiser Nevzat olacağının sinyallerini verdi ki, bu benim için çok sevindirici bir haber;)

Kitap hakkında çok yorum okumuşsunuzdur hatta belki kitabı okumuşsunuzdur :)
Okumayanlara tavsiyem okumaları yönünde olacaktır.

1 Kasım 2012 Perşembe

Dilara&Atakan {Nişan Çekimi}

Upss..
Bi' Seyhan mı kalmıştı bu işlere al atmayan?
Ne düşündüğünüzü biliyorum.
Sakin olun arkadaşlar.
Ben zaten fotoğraf çekiyordum, şimdi de nişanlanan bir çiftin fotoğraflarını çektim.
Ama an gelir fotoğraflara imza atmaya başlarım, karışmam :)




Bu kadar yeter. Çünkü genç çift, fotoğrafları blogta yayınlamama ses çıkarmadı fakat, ünlü bir fotoğrafçı olduğumda izinsiz kullanımdan ötürü beni dava edebileceklerinin sinyallerini verdi :)

Çok mutluluklar dileyelim çiftimize, maşallah diyelim..

30 Ekim 2012 Salı

Mel'in Dükkanı

Bugün sizlere belki de bildiğiniz bir dükkanı anlatacağım.

Blog alemi başkadır.
Bakarsın, canım cicim, der size ama link vermekten ödleri kopar.
İsterler ki sadece onu ziyaret edin aman başka blogları onu beğendiğiniz gibi beğenmeyin.
Ben de isterim ki, sevdiğim kişiyi sevdiğim diğer kişiler de sevsin.

Bahsetmeye değecek kişiden bahsedeceksin arkadaş.
Başarıyı takdir etmeli, kıymet bilmeli.

Mel'in dükkanını gezerken, yeteri kadar insan biliyor mu ki acaba, diye düşündüm.
En azından benim sevdiklerim bilsin istedim.
Güzeller çünkü.


Broş, kolye, yüzük, bileklik..
Özellikle yüzükleri çok beğendim, otantikler. mesela:

Ne ararsanız var hatta sadece takı da yok. Melike ayrıca 'party organizasyonları' da yapıyor.
Açıkçası bir parti olsa da bütün işi Melike yapsa diye düşünüyorum bu ara :)


Melike Melike diyorum. Yani Mel'den notlar.
Ve Mel'in Dükkanı facebook.

28 Ekim 2012 Pazar

Bayramdan Notlar


  • Bayram gecesi annem geldi.
  • Hayatımda ilk defa bayram sabahı erken kalkmama gerek olmadığını söyleyerek uyumama izin verdi. Ama ne mümkün kapı ve telefon zilleri annemin müsaade ettiği şeye izin vermedi :/
  • Hiç bir kurban bayramında bu kadar et yemeden beklediğimi ve bu kadar az yediğimi hatırlamıyorum.
  • Ve bayramın 4. günü bir Seyhan gününe döndü. Sabah kalabalık bir aile kahvaltısı, akşam kızlarla yemek ile bir yaş daha yaşlanmanın haklı mutsuzluğunu yaşattılar bana.
Hatırlanmak falan güzel tabii de, sevmiyorum be doğum günlerimi.
Doğum günlerini sevenler, cıvıldayanlar da samimi gelmiyor bana.
Hiç göstermiyorsun Seyhan 
ayarında güzel yorumlar yazın hadi bana;)
elmakurdum

24 Ekim 2012 Çarşamba

Arefe Mi, Arife Mi?

Bu yazıyı kaçan uykuma armağan ediyorum.

O vesileyle bayramdı seyrandı kutlayalım, küçüklerin gözlerinden, büyüklerin ellerinden öpelim.
Harçlık aldığımız günleri anımsayıp, nerede o eski bayramlar, diyelim.
Kapıyı çalan çocuklara avuç avuç şeker verelim.
Sevdiklerimizin yolu kabristan da olsa gidip görelim...

*nedensizce sevdiğim bir fotoğraf...

23 Ekim 2012 Salı

Hayalperestin Büyüğü Küçüğü Olmaz

Büyük hayalleri olan küçük bir kızım.
Küçük de değilim ki artık Allah kahretsin.
Çok yaşlı da sayılmam ama.
Yoksa çok mu yaşlıyım la?

Değilim, değil mi? Olmamam gerek.
Depresyonda mıyım acaba?
Herkes o kadar küçük ki benden.

Nefret ediyorum Ekim ayından.
Bir de ilkbahardan. Bu sonbahar yalakalık yapıyor ya ilkbahara, ona da kızıyorum.

Sinirli miyim acaba şu anda ben? Gergin miyim?


Bu arada beni gören, aa zayıfmışsın sen, diyor, ben seni böyle düşünmemiştim.
Ya da gençmişsin. En çok bunu seviyorum.
Ben seni yaşlı sanıyordum, diyor mesela. Bunu sevmiyorum ama.
Güzelmişsin kız sen, diyen bile var Allah seni inandırsın.
Artık ben kendimi nasıl bir ucube olarak anlatıyorsam...

Normalim ben normal.
Bu konu buraya nasıl bağlandı çözemedim, en iyisi ben susayım :)

20 Ekim 2012 Cumartesi

Kariye Müzesi

Kuzenlerle gezmeye gitmeyi hiç sevmiyorum!
Yiyoruz içiyoruz ben ödüyorum.
Bu benim pek alışkın olduğum bir şey değil.
Ama annemin kesin talimatı var: Çocuklara ödetme!
Çocuk dedikleri de dev gibi valla üçe beşe katlarlar beni.
Çok mu minik kaldım ben ya, o kadar da süt içtim oysa..

Hadi çıkalım deyip Kariye Müzesine gitmeye karar verdik ama yol bilmiyoruz, iz bilmiyoruz. İnternetten yola bakınca Edirnekapı'dan indikten sonrası kolay gözüküyor.
Nitekim öyle. Mezarlığı boydan boya yürüdükten sonrası çok kolay oldu :)

Burası çok eski bir klise. Neredeyse tek Türk turist biziz, cidden başka var mıydı hatırlamıyorum. Turistlerin ise çoğu Alman.


Rehberlere kulak kabartıyoruz, genel olarak mozaiklerde anlatılmak isteneni açıklıyorlar.

Burası eski bir klise. Fetih'ten sonra camiye çevriliyor. Sadece mihrap ekleniyor ve Fatih'in emriyle orjinali muhafaza edilmeye çalışılıyor.
Fatma buraya bayıldı. Ay Seyhan Abla şöyle güzel de, böyle güzel de. Ne iyi ettik de geldik, çok sevdim falan.
Ay, dedim, yeter! Abartma hani o kadar da güzel değil :)
Ayasofya'ya gidince ne yapacaksın, çok merak ettim!
Eğer bu yazıyı kuzenim yazmış olsaydı, şu an Kariye Müzesini görmek için yola çıkmıştınız.

Ben de sevdim aslında. Özellikle çevresini. Bir yeri sevip sevmediğimi, tekrar gitmeyi isteyip istemediğime bakarak anlıyorum ve buraya sık sık gitmek isterim açıkçası.

Son olarak burayı aklıma sokan Zeynep'e teşekkürler.
Bana hamsili pilavı hatırlatan bir görselle yazıyı noktalıyorum: