Kuzenlerle gezmeye gitmeyi hiç sevmiyorum!
Yiyoruz içiyoruz ben ödüyorum.
Bu benim pek alışkın olduğum bir şey değil.
Ama annemin kesin talimatı var: Çocuklara ödetme!
Çocuk dedikleri de dev gibi valla üçe beşe katlarlar beni.
Çok mu minik kaldım ben ya, o kadar da süt içtim oysa..
Hadi çıkalım deyip Kariye Müzesine gitmeye karar verdik ama yol bilmiyoruz, iz bilmiyoruz. İnternetten yola bakınca Edirnekapı'dan indikten sonrası kolay gözüküyor.
Nitekim öyle. Mezarlığı boydan boya yürüdükten sonrası çok kolay oldu :)
Burası çok eski bir klise. Neredeyse tek Türk turist biziz, cidden başka var mıydı hatırlamıyorum. Turistlerin ise çoğu Alman.
Rehberlere kulak kabartıyoruz, genel olarak mozaiklerde anlatılmak isteneni açıklıyorlar.
Burası eski bir klise. Fetih'ten sonra camiye çevriliyor. Sadece mihrap ekleniyor ve Fatih'in emriyle orjinali muhafaza edilmeye çalışılıyor.
Fatma buraya bayıldı. Ay Seyhan Abla şöyle güzel de, böyle güzel de. Ne iyi ettik de geldik, çok sevdim falan.
Ay, dedim, yeter! Abartma hani o kadar da güzel değil :)
Ayasofya'ya gidince ne yapacaksın, çok merak ettim!
Eğer bu yazıyı kuzenim yazmış olsaydı, şu an Kariye Müzesini görmek için yola çıkmıştınız.
Ben de sevdim aslında. Özellikle çevresini. Bir yeri sevip sevmediğimi, tekrar gitmeyi isteyip istemediğime bakarak anlıyorum ve buraya sık sık gitmek isterim açıkçası.
Son olarak burayı aklıma sokan Zeynep'e teşekkürler.
Bana hamsili pilavı hatırlatan bir görselle yazıyı noktalıyorum:
kariye müzesi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kariye müzesi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
20 Ekim 2012 Cumartesi
Kaydol:
Kayıtlar
(
Atom
)