anneler ve kızları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
anneler ve kızları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Mayıs 2016 Pazar

Pekala...

Baktım tutamayacağım içimde.
Yazayım en iyisi, yoksa kafamın içindeki monolog susmayacak.
Anneler günü ya bugün.
Annem de yanımda yok, anneannemsiz de ilk anneler günüm.
Hay Allah, bak, şimdiden boğazım düğümlendi.
Nasıl bitecek bu yazı?

Anneme dün anneler günü kartı hazırlıyordum, evet anaokulu çocuğu gibi ne var?
Farklı yanı digital ortamda olması.
Anneannemli fotoğraflar olsun istedim, sonra kendimi kötü hissettim, annemi de üzmekten de başka bir şeye yaramayacağını anlayınca vazgeçtim; unuttuk sanıyoruz ama insanın sevdiği birini kaybetmesi kolay aşılmıyor.

Hastalık çeken, darlık çeken, kayıplar yaşan nice tanıdığım geliyor aklıma.
Hal böyleyken halime ah vah etmek şımarıklıktan başka bir şey gelmiyor.
Üzgünüm ama 'ne kadar mesudum' temalı paylaşımlar da nispet gibi geliyor, böyle günlerde.
Ama böyle bir devirdeyiz, asıl yapmasak tuhaf geliyor.

Bir de daha önce okumuş olduğum bir Yılmaz Özdil yazısı geliyor aklıma. Annesi vefat ettikten sonra hattını kapatmamışlar, ara ara ararmış annesini çaldırırmış, ve çantasındadır duymuyordur komşuya gitmiştir de evde unutmuştur gibi teselli edermiş kendisini.
Cız etmişti içim. Hangi fikir ve görüşte olursak olalım, "anne" konusunda aynı hassasiyetteydik.

O yüzden keşke paylaşımlar makul düzeyde tutulsa.
Sadece bunu demek istiyorum.

Evet kapitalist düzenin getirisi bunlar ama ben yine de tüm annelerin anneler günü kutlarım.
Anne olmasak da bir annemiz var ve kim ne derse desin biz o duyguyu biliyoruz.
Annesini/evladını kaybetmişlere ferahlık, anne olma hayalini kuranlara hayırlısıyla evlatlarına kucaklarına alma duasıyla yazımı noktalıyorum.

8 Ekim 2012 Pazartesi

Anneanne Olacak Mıyım?

Bir gün çok tatlı bir anneanne olmak gibi bir hayalim var.
Babaanne değil ama anneane.
Anneannem gibi torunları tarafından sevilen ve kıskanılan bir anneanne.

Ne kadar düşkün olduğum yakın çevrem tarafından iyi bilinir. Hatta dalgası da geçilir ama anneannemi öyle sever öyle severiz ki, bizimle beraber konu-komşu, eş-dost, akraba da sever.

"Anneannemi sevmiyorum, sevmiyorum anneannemi, sevmiyorum işte" diyordu kuzenim telefonda teyzesine.
Teyzesi de benim kadar üzülmüş müdür acaba öyle söylemesine?

Torunlarımın beni sevmeyebileceği ihtimali ilk kez aklıma geldi.
Ki torunlarım olmayacağı bile aklıma gelmişti.

Anneannem çok uzun süredir hasta ve bakımı annem ve teyzemde kalıcı rahatsızlıklara neden oldu ama bu onu sevmemize hiç bir zaman engel olmadı.

Anneannemiz değil adeta bebeğimiz. Kızsın, vursun küfretsin diye ağzının içe baktığımız bebeğimiz.

Konu anneanne olunca bağlayamıyorum.
Sevin istiyorum, herkes sevsin. Ben de anneanne olacağım. Beni de sevin ;)

17 Mayıs 2012 Perşembe

Kız Kulesi Yolcusu Kalmasın


Geçen gece yurt dışından arkadaşım aradı.
"Gözün aydın Seyhan, annen rahat geldi mi?" dedi.
Haydaaa..
"ANNEM Mİ GELİYOOO?!!!!"  diye dumur oldum. Arkadaş yaptığı gafı anladı ancak toparlayamadı.

Annem bayılır sürpriz yapmaya. Ama yapmaz ben sevmiyorum diye.
Bu konudaki huzursuzluğum herkesi tedirgin eder, etmiştir, edecektir.
Annemi camda bekleyerek ben ona sürpriz yaptım ve geldiğini görünce, sabahlıkla çıktım sokağa.
Saatler gece 01:00 sularıydı nasılsa :)

Şimdi annemle uzun kahvaltılar yapıyoruz. Konuşuyoruz, konuşuyoruz, konuşuyoruz.
Sanki her gün telefonda konuşacak şey bulamayan biz değiliz.

Ben çok küçükken. 2,5-3 yaşlarında halamdan dönerken "Aa kız kulesi!" diyerek anneme kız kulesini göstermişim.
Annem hep anlatır. Çok şaşırmış, ben bile bilmiyordum sen nereden biliyordun çok küçüktün, diye.



Ve biz çok niyet edip hiç gidemeyen ikili inat ettik ve nihayet gittik.
Ben daha önce ille annemle gideceğim dediğim için gitmemiştim.

Bu foto favorim!

Kız kulesinden İstanbul'u izlemek tarifsiz bir his.
Hava kapalıydı ama mis gibiydi.



Annem kız kulesine gidişi, yemeği bana ödetti :)
Abimler ise çok kıskandı, onlar da orjinal fikirler düşünüyorlar.

14 Ekim 2011 Cuma

Bildiğiniz Lahmacunlara Benzemez

Depresif bir başlık kullanmakla, esprili bir başlık kullanmak arasında kaldım.

Kendi teşhisimi kendim koyarım; manik depresif olduğum doğrudur.
Sadece sn.ler içinde yaşadığım gel-gitler, artık alışmam gerekirken beni bile ürkütüyor.
Ama siz merak etmeyin ısırmam:)
Yani.
Henüz kimseyi ısırmadım :))) - Isırabileceğimin sinyallerini de verdim, hay Allah.

Bu arada, siz başlığı görüyorsunuz ancak ben hala bir başlık bulamadım :)

Ama bu lezzeti nasıl özetleyebilirim:


Bu kadar güzel yemekler yapamasaydı da annemi severdim.
Ama hani dünyanın en harika lahmacununu yapıyor ya, ne yalan söyliyeyim o benim annem diye tüm dünyaya gösterip gururlanmak istiyorum.
:)
Sonra zavallı kızımı düşünüyorum. O hiç böyle böbürlenemiyecek :)

Sadece lahmacun olsa iyi, çok güzel hamur yoğurur, çok güzel bezeler haline getirir, onları çok güzel açar.
Samimi söylüyorum ben elimi hiç bir işe sürmeden izlerim. Ve, anne ne kadar güzel yoğuruyorsun, ne kadar güzel açıyorsun, diye hayranlığımı belli ederim.
Ben de annemi çok güzel izlerim.

Bir gün annemin arkadaşı benim bu iltifatlarım karşısında daha fazla dayanamayıp, kızım bende böyle açıyorum annen değişik birşey yapmıyor ki, demişti.
:)
Ona göre değişik olmayabilir bana göre benzersiz.


Annemin lahmacun yaptığı gün abimin arkadaşı aradı ve pazar günü sen evdeysen annen kesin lahmacun yapıyordur dedi :)


Ama eskisi gibi çok çok yapamıyor, kolları ağrıyor, bize anca yetiştiriyor.



Böyle bir post yazmak yoktu aklımda ya, hani gereksiz yere vaktinizi aldıysam kusuruma bakmayın.
Canınız çektiyse hele çok özür dilerim.

7 Ekim 2011 Cuma

Bonsai

Bizim evdeki tek bitki bir bonsai.
Abim, anneme anneler gününde hediye almıştı.

Bonsaileri yaşatmak kolay değil bilenler bilir.

Annem çok güzel baktı ve annem gittiğinde biz nasılsa onu kuruttuk!


Bonsainin bu halini gördüğümde çığlık çığlığa sulamaya götürdüm.
O anneme hediyeydi ve ben onu kurutmuştum, neredeyse ağlayacaktım.
Üst resimdeki hali iyi, sonra tüm yaprakları döküldü ve kuru daldan ibaret kaldı ortada. Ama ben ondan vazgeçmedim.
Sevdim, suladım, konuştum, dua ettim.
Ki ben bitki sevmezdim.
Daha önce çok çiçek kurutmuştum, ama hiç bu kadar üzülmemiştim.

Sonra yeşerdi umutlarım, filiz verdi...




Ve olmaz denilen oldu.


Yaşamaz artık denilen bonsai yemyeşil.
Gülümsüyor her sabah bana, ben de seni seviyorum diyor adeta...

30 Haziran 2011 Perşembe

Semizotunun Almancası


- Çok mu güzel olmuştum anne?
- Çok güzel olmuştun kızım.
- En güzel ben mi olmuştum anne?
- En güzel sen olmuştun kızım..

En güzel ben olmadığımı biliyorum.
Tıpkı gideceği gün sormasam bu cevapları alamayacağımı bildiğim gibi.

Şimdiden özledim seni...

24 Mayıs 2011 Salı

Duygusal Açlık

Bu yaşadığım duygusal açlık mı, mide büyümesi mi tam bilmiyorum ama sadece evde olduğum zamanlarda baş göstermesinden yola çıkarak duygusal açlık olarak nitenlendiriyorum.
Gerçi dışarda olduğum zamanlarda da boş kalmıyorum ama neyse. Mide büyümesini kabullenemiyeceğim :)

Annemin bunda oldukça payı var :/ Çay ve kahve seanslarımız bitmiyor. Çayın ve/veya kahvenin yanına her zaman eşlik eden şeyler oluyor.
Gönlüm türlü türlü salatalardan yana.


Ama o konuda her zaman başarılı olamayabiliyorum :s

Az önce çikolata yememek için direnirken annemin "ye ye, yazın zayıflarsın" demesiyle bir baktım paketi yarılamışım, ama bitirmek için can atarken frenledim kendimi.
Şimdide kavga ediyoruz, börek siparişi verelim mi vermeyelim mi, diye.
Sanırım vereceğiz :)

Lütfen sizde kilo alın...

8 Mayıs 2011 Pazar

Annemizi Çıldırtmaktan Bir Günlük Vazgeçelim

Tanıyan herkes bilir ki benim annem bir melek.
Hep gülümser, hep yardım eder. 'Banane' ve 'hayır' kelimelerinin varlığından habersizdir.
Ama bir kızı var ki onu bile çıldırtır.


Ben ekmeğin kıtır yerlerini seviyorum ne yapayım?
O ise ekmeği böyle görmeye alışamadı...
Evet! Benim anneme anneler gnü hediyem bu: Bugünlük ekmeği öyle yememek :)

22 Kasım 2010 Pazartesi

Bir Anne. Bir Kız. Bir Minibüs


Anneme dedim. "Bunu hep yapıyorsun" dedim.
"Yaa?.." dedi o da, daha önce farketmemiş gibiydi.
Artık yapmıyor. Ama ben yapsın istiyorum.

Minibüste boşalan koltuğa annemi oturtuyorum, sonra arkalarda boşalan koltuğa geçiyorum. Annemin yanı boşalınca elini orda tutup bana sesleniyor; "Seyhaaan gel, gel kızım yanıma"
Haliyle kimse oturamıyor annemin yanına, mecbur gidiyorum, kızarak, söylenerek 'yapma bunu' diyerek.

Başka bir zaman yanından biri kalkıyor, hemen kafası dönüp beni arıyor.
Gözlerimi 'bırak başkası otursun' dercesine pörtletiyorum. 'Gel işte kızım' dercesine bakıyor.
'Anne sinir oluyorum, bu kadar insanı aşıp oraya mı geleyim?' dercesine bakıp bir de dudaklarımı çiğniyorum.
O ise hep sakin, 'Evet' dercesine kafa sallıyor.

Geçen gün minibüsün arka koltuğunda oturuyorum.
Yanımdaki kızın annesi en önde.
Ve bilin bakalım ne oldu?
Annesinin yanı boşalınca kızını çağırdı.
Abartmıyorum minibüsün iki ucundalar.
Ay kız bir sinirlendi.
Gülmemek için zor tutuyorum kendimi, içim kikir kikir.

Annesine kızdığı için çok üzüldüm ama. Aklıma geldi benim tepkilerim.
Annemden özür diledim.
O da "sen hiç bana kızmadın ki" dedi.
Yalandı.

Çok görüyorum öyle; kızlarını yanına çağıran anneleri.
Kızların ise bazen seve seve gittiklerini, bazen ise sinirlendiklerini..

Belki sizin annenizde çağırıyordur yanına sizi?

21 Eylül 2010 Salı

Sevgi Üzerine

"...
Bir insanı sevmekle başlıyordu her şey
ve
boşanmak için
en az iki şahit gerekiyordu"
Der bir şiirinde Yılmaz Erdoğan.
Yılmaz Erdoğan şiirlerini seviyorum.
Yazmayı da keza öyle.
Hele kurşun kalemle.

Sevdiğim şeyleri irdeliyorum bu ara.
Bunu seviyor muyum? Neden?

Kahve mesela.
Günün özellikle belirli saatinde gözümde canlanır.
Ama bu bağımlılık.
Sevgi sayılır mı?

Çay sevmem mesela.
Öyleyse nasıl sabah akşam içebiliyorum :/
Hoş içersem açık ve şekerli içiyorum; annem ve anneannem gibi. İlle de çok sıcak olmalı halamın içtiği gibi.
Onları da seviyorum.

Sevdiğiniz bir şeyi sevmediğiniz biri de seviyorsa, soğumuyor musunuz sizde?
Ya da; sevmediğiniz bir şeyi seven bir sevdiğiniz.
Fikrinizi değiştirmiyor mu?
Veya en azından üzerinde tekrar düşünmenizi sağlamıyor mu?

"... sevgiler çok insafsız yarını yok..."
Hayır böyle karamsar bitirmek istemiyorum yazıyı.
Biraz daha ılımlı olsun: Sevgi değişkendir diyelim.

Beni bile sevebilirsiniz yani =)

1 Eylül 2010 Çarşamba

62'den Tavşan Olma Planları

Ramazan dolayısıyla odamı anneannemle paylaşıyorum.
Bazı geceler uyutmuyor.
Sesleniyor, sesleniyor...
- Efendim anane?
- Uyanık mısın?
- Evet!
- Uyu canım benim uyu..

Abartmıyorum sadece 5 sn sonra tekrar sesleniyor:

- Uyuyor musun?
- Anane, şimdi kalkıp seni yerim!
(çünkü çok tatlı)
- Yee, ama ısırma
- Isırmadan nasıl yiyeyim?
- Yut gitsin
:))
Gelde kalkıp yataktan, öpme bu kadını:))

Böyle gecelerden biri
Uyku yok yani.
Nedir benim için gece ritüeli;
E haliyle yemek yenmeli..

Sahurla birleşmesi hızımı kesmiyor annemden de uyarı alıyorum
"Kalk istersen" diyor "İlk oturup son kalkıyorsun"
Kaderde sahurdan kovulmakta varmış:)

Nihayet sıra uykuya geliyor.
Rüyamda ne görüyorum dersiniz?
Hayır yemek yediğimi değil:)

Tartıldığımı görüyorum ve 62 kilo olduğumu:))
Kimileri "e ama bu rüya değil kabus" dese de
Ben bunu bir işaret olarak alıyorum:))

Bu kış planlarım arasında 62 kiloya çıkmak var.
Gördüm!
Bana çok yakışmıştı:))


Anneannemle gezinti..

19 Mayıs 2010 Çarşamba

Çocuk İşçiler

Birlikte büyüdüğüm çocukların şimdi çocukları var.
:D
Grup fotoğrafını seversiniz değil mi? Ama illa ki biri eksik olur.
Garsona veya işte yoldan geçen birinden rica etseniz bile yüzünüz tanıdık birine gülümser gibi gülemez.

Arkadaşlarımın çocuklarıda bizimle beraber büyüyorlar.
Her işimizi yapar oldular son zamanlarda.
Fotoğraflarımız onlara çektiriyoruz ve tam kadro bir karede yer alabiliyoruz.
Çeken bu şahane, küçük insanlar olunca da koptuğumuz resimler Facebook sayfalarını süslüyor:)
Yoo hayır benim facebook hesabım yok :)

Ebrar:

Çekirdekten yetişiyorlar işte geleceğin Nihat Odabaşıları :)
Biz grupcak çok severiz Nihat'ı.

"Gel birde ben seni çekeyim" diyorum
"Ben kendim çekerim" diyor:

Ada:


Çekiyorda hee! :D

Bu kadar şahane anneleri oldukları için çok şanslılar.
Hele hele böyle mükemmel teyzeleri oldukları için daha da :)

9 Mayıs 2010 Pazar

Benim Annem

Benim annem hepinizin annesi gibi.
Dünyanın en güzel kadını.
Benim annem; benim kız kardeşim, en iyi arkadaşım, sevgilim, sırdaşım...
Benim annem; üçüncü gözüm, sağduyum, yol göstericim...

Büyük ağabeyim doğduktan sonra, babam başka çocuk istememiş. Ama annem bir kızı olsun istiyormuş. Ben evin üçüncü ve son çocuğu, tek kızıyım.
Annemin nazlısıyım, şımarığıyım.
"İki gözüm bir kızım"ım.
"-İyi ki doğmuşum değil mi anne?
- İyi ki doğmuşsun kızım"ıyım.

Benim annem dünyanın en 'cool' kadını.
En güzel güleni, en güzel bakanı, en güzel susanı...
Dedğim gibi:
Tıpkı sizin anneniz gibi.

Benim annem, benim en büyük idolüm!
Onun gibi iyi bir anne olmak en büyük hayalim..

Bu yazıyı yazarken ağlamış olabilirim.
Bir daha dönüp ne yazmışım diye okuyamayabilirim.
Ama siz benim için üzülmeyin:
Annenizin ellerinden bir kere de benim için öpün!
Ben de gidip annemin yerine anneannemin ellerinden öpeyim:)

candan erçetin & annem | izlesene.com