4 Mart 2014 Salı

Oscars 2014

Böyle zamanlarda yaşlandığımı çok net idrak ediyorum.
Eskiden Oscar ödül töreni adaylarından, kimin sunacağına kadar önem teşkil ederdi benim için.
Hayaller kurar, geç yatar, kırmızı halının başlangıcını, sabah namaza kalktığımda en iyi yönetmene şanslıysam en iyi filme denk gelir canlı izler, ertesi akşamda tekrarını alt yazılı keyifli keyifli izlerdim.

Şimdi ise, Aa Oscarlar bu akşam mı? diye şaşırabiliyorum.
Adayları bile bilmiyorum. Bari kıyafetlere göz atalım beraber.






Eleştiri yok. Pijamamla oturup bunları yazarken eleştirmeye hakkım olmadığını düşünüyorum.
Eğer hala görmediyseniz Oscar "selfie"sine bir göz atın derim.
Olay olmuş ama, olay olacak bir selfie zaten.
Sanki ben yokum diye çok eğlenmişler gibi.
Kıskançlık damarlarımda kol geziyor :)

foto kaynak

3 Mart 2014 Pazartesi

Çocuk Da Yapamadım Kariyer De

Tek bir cümleyle hayatımı özetlemişler.
Can evimden vuruldum, nasıl okumazdım bu kitabı?!


30'lu yaşlarda, ikisi ev arkadaşı üç arkadaşın hayatına göz atacağız bu kitapla.
Aslı, Ahu ve Sibel. Üçü de nevi-i şahsına münhasır karakterler.
En çok iç seslerini okurken eğlendiğim bu kitapta favori bir çiftim de var tabii, ancak spoiler olmasın diye söylemiyorum.
Güzel, sade anlatımıyla elinizden düşürmeden çabucak okuyacaksınız.

Ben şimdi araya zaman girmeden devamını mı okusam, yoksa biraz zaman koyup karakterleri özlesem mi, onu düşünüyorum.

Ama şunu söylemeliyim.
Birincisi; ergenliğin çok uzakta kaldığı otuzlu yaşlar annemizin kıymetini cidden anladığımız, en yakın dostumuzun o olduğunu idrak ettiğimiz yaşlardır. Aslı'nın annesiyle ilişkisi daha küçük yaşlar için geçerli olsa da, köklü bir anne kız görmek isterdim kitapta. Ha belki devam kitaplarında anne-kız ilişkileri de gelişiyordur, onu bilemem.

İkincisi; bizim kızların kariyerden yana sıkıntıları yoktu bence, oysa çocuk da kariyer de yapmadığı halde mutlu birini aradı gözlerim. Okudukça fark ettim bunu, tabii ki konusu böyle olacaktı, ben kitapta kendimi bulacağımı düşünmüşüm.

Üçüncüsü, bakalım diplomalı ev kızımız Hacıfışfış ne yazmış?

1 Mart 2014 Cumartesi

Balat

Gelelim Balat'a.
Söz vermiştim.
Ne anlatacaksam sanki Balat hakkında. Gideli bir yıl olmuş, o zaman aklımda olan bilgiler kalır mı sanki?
Nerde ben de o hafıza? O akıl?!


Fotoğrafları yerleştirirken yazacak birşey bulurum diye düşünüyorum.
Misal Balat'ın meşhur işkembecisi.
Ayvansaray'dan Balat'a yürürken karşımıza çıkıyor. Cidden meşhur, Google'a yazın 'meşhur işkembe' diye, burası çıkıyor. Yol arkadaşımın da işkembe yediğini öğrenince giriveriyoruz. Ancak sevdik mi, diye bir sorun..
Nasıl ve neden ünlü olmuş anlam veremedik. Beni bilirsiniz çok severim, ama hayır, buradaki işkembeyi çok zorladım ancak bitiremedim bile.


İşkembesini bekleyen bir nikon görmektesiniz şuanda:)


Meşhur Agora meyhanesinin önünden geçip gidiyoruz, yokuşları tırmanıyoruz. Sokaklarda oynayan çocuklar, deniz gören evler.
Evler eski meski ama nasıl güzel bir yerdeler aslında. Ne güzel site kurulur oraya var ya!.
Tamam şaka şaka. Tarih marih falan. >.<


Dikkatli gözlerden kaçmamıştır eminim, burayı bir reklamda gördüm daha sonra.
Çok şeker, değil mi?

Fotoğraflarını gördüğüm zaman içim giderdi ben de gidip gezeyim diye ama gezerken "Neden Balat?" dedim yani.
Ben de size numara yapabilirdim, şöyle tarih kokuyor böyle farklı bir ambiyans, derdim ama böyle hissetmedim.
Gördüğüm şey, İstanbul'un en güzel yerlerinden birinde, eski binalar, yoksul bir semt.


Vapurla Eyüp'e giderken gördüğüm ve ne olduğunu bilmediğim kırmızı bina. Özel Fener Rum lisesiymiş, tepeden bakıldığında kartal görünümde olduğu rivayet edilmekte. Kırmızı tuğlalar Marsilya'dan getirilmiş. Cidden çok gösterişli bir bina. Etkileyici. İçerisini gezmeyi çok isterdim doğrusu.


Bu da en sevdiğim fotoğraf:

Şimdi fotoğraflara bir daha baktım, ne güzel yer işte niye sevmediysem.
Beklenti böyle bir şey beklentinizi arttırmadan gezin görün. Çok güzel fotoğraflarım var burada çekilmiş ^.^
Tarihini merak eden wikipedia'dan bakmayı ihmal etmesin.

27 Şubat 2014 Perşembe

Samsung, Hayalinin Peşinden Gidenleri Arıyor

Samsung,dünya çapında ses getiren “Hayalinin Peşinden Git” kampanyası ile  tutkusunun peşinden koşanları başvuruya davet ediyor.
İstanbul, 07 Şubat 2014 - Samsung Electronics, tüm dünyada hayallerini ve tutkularını hayata geçirmek için teknolojiyi kullanan insanların sahip oldukları potansiyeli keşfetmeyi, paylaşmayı ve desteklemeyi hedefleyen “Hayalinin Peşinden Git” kampanyasını Türkiye’de başlattı. Başarılı mesleki kariyerleriyle tanınan ünlü mentorların da, başvuranlara fikir önderliği yapacağı kampanyaya başvuru için  www.hayalininpesindengit.com adresi ziyaret edilebilir. Kampanyaya başvurular 28 Şubat 2014 tarihine kadar devam ediyor.

“Hayalinin Peşinden Git” kampanyasının kazananları, Samsung ve mentor desteğiyle potansiyellerini açığa çıkararak, hayallerini gerçeğe dönüştürme fırsatını yakalıyor.
Her gün, heyecan verici şeyler yapmak için Samsung ürünlerini kullanan insanlardan ilham alan kampanya; tutkulu kullanıcıları hayallerini ve fikirlerini paylaşmaya davet ediyor. Fotoğrafçılık, mutfak sanatları, spor ve girişimcilik alanlarında başvuruların kabul edildiği kampanyanın kazananları  projelerini hayata geçirme evresinde Samsung’un teknoloji desteğinin yanı sıra, aralarında Fotoğrafçı ve eğitmen Muammer Yanmaz, Kantin’in sahibi ve şefi Şemsa Denizsel, Spor spikeri ve yazarı Caner Eler ve B-Fit’in kurucu ortağı, girişimci ve Schwab Vakfı tarafından “2013 Yılının Sosyal Girişimcisi” seçilen Bedriye Hülya’nın da bulunduğu mentorlerin tecrübelerinden faydalanma fırsatı da bulacak.  
Samsung Electronics Türkiye Başkanı Yoonie Joung projeyle ilgili olarak;  “Samsung olarak teknolojinin, hayal gücüyle bir araya geldiğinde insanların hayatına anlam kazandırdığına inanıyoruz. Dünyanın dört bir yanında insanlar, Samsung teknolojisini kullanarak farklı ve yenilikçi başarılara imza atıyor. Ortaya çıkan hikayelerin yarattığı ilham doğrultusunda geliştirdiğimiz “Hayalinin Peşinden Git”  kampanyasını Türkiye’de hayata geçirmekten mutluluk duyuyoruz. Diliyoruz ki bu proje ile, Türkiye’deki tüketicilerimizin sadece kişisel tutkularını keşfetmelerine değil, aynı zamanda dünya üzerindeki diğer tüketicilere de ilham vermelerine yardımcı olacağız” dedi.
Katılım koşulları
“Hayalinin Peşinden Git” kampanyasına  www.hayalininpesindengit.com adresinden ya da Samsung Türkiye Facebook sayfasındaki “Launching People” uygulamasından başvurmak mümkün. Başvurular, 28 Şubat 2014 tarihine kadar gerçekleştirilebilecek.
Bir boomads advertorial içeriğidir.
-->

Nudo Indomie'ye Karşı

Makarneks ve indomie karşılaştırmamı hatırlarsınız?

O yazıyı yazdığımdan beri noodle yemiyorum. Bu ekspres hazırlananları yani.
Sevda arkadaşım içerisinde MSG olduğunu, çok tüketildiği takdirde zararlarının olduğunu, en başta da baş ağrısı yaptığını yorumda belirtmiş.
Ben zaten - full organik beslenmesem de-  böyle şeylere dikkat eden biriyim.
O yüzden evde kalan noodleları toplayıp çok seven kuzenime götürdüm.
İsraftan hoşlanmam :))

Diyeceğim o ki bu karşılaştırma -ki kısa sürecek, eski bir karşılaştırma.
Indomie'yi her yerde bulamadığımdan bahsetmiştim. Markette Nudo kıvırcık erişte kisvesi altında hazır noodlelardan görünce, üç çeşidin üçünden de aldım.
Almaz olaydım ayrı.


Domatesli, soğanlı ve körili çeşitlerinden domateslisi fena değildi, soğanlısı korkunçtu bitiremedim, bunun etkisi üzerine köriliyi açmadım bile.
Diyeceğim o ki, benim gibi heves etmeyin. Yani isterseniz deneyin ama en azından bir tane alın. Dedim ya israftan hoşlanmam :)

Ama sağlığımıza dikkat edelim. MSG'den (monosodium glutamate) uzak duralım.
Ben artık ölsem yemem. Ya da şöyle söyleyeyim sadece ölsem yerim :)

26 Şubat 2014 Çarşamba

Lee Min Ho'nun Son Dizisi: Heirs

Lee Min Ho'nun yine bir liseliyi canlandıracağını duyduğumda pek de izlemek istemedim açıkçası.
Ben ki kendisini yıllar önce, "Personal Taste"de mimar rolünde izledim.
Ama Lee Min Ho bir dizide oynuyorsa olay oluyor! Çok konuşuluyor! Falan..
Kayıtsız kalamıyorsunuz.
Ve 26 yaşında koca adam oldu ancak liseli rolünde de yadırgamıyoruz ne hikmetse.

Çok az komedi unsuru olan dizimizde en keyiflendiğim sahnelerden biri. Tam bir liseli açıklaması.

Bu dizinin ikinci adamı ve şüphesiz yıldızı Choi Young Do rolünde izlediğimiz Kim Woo Bin, hayranlarına hayran kattı. Yaktı geçti hepimizi.

Ama bugüne kadar Kore dizilerinde hangi ikinci adamın şansı olmuş ki Young Do'nun olsun. Kaldı ki Lee Min Ho'nun canlandığı karaktere karşı olsun..



Bir de bir noodle (mudur ramen midir) yiyişi vardı ki her gördüğümde canım çekti ve ben akıllanıp diziden önce hazırladım kendime birkaç sefer :)

Farklı dünyalara ait insanların aşkını anlatan bu dizi, bana biraz ergen işi gelse de, tarzı olanların bayılacağı türde bir dizi. Zaman zaman sıkılsam da kötü hatta sıkıcı diyemem. Çünkü doğru zaman, doğru insanda farklı hissiyat yaratır eminim.

Dizi yorumlarımı Nabrut'tan sonra yazarım ki link verebileyim, eksiklerimi bu şekilde telafi ettiğimi düşünüyorum. İşte Nabrut'un Heirs yazısı ^.^

25 Şubat 2014 Salı

Arkadaş İhaneti


Herkesten, tüm arkadaşlarından şikayet eden kişiler vardır.
He canım he bir sen iyisin geri kalan herkes kötü. Herkes kalleş.

Böyle dedim ya, başıma gelmez olur mu?
Meğer benim de çıkarcı dostlarım, beni kullanan arkadaşlarım varmış da, geri zekalı olduğum için anlamam uzun sürmüş.

Hayatıma aldığım kimseyi, bu da köşede dursun iyi geçineyim bir gün bana lazım olur, diye almam.
Bir insanla samimi olduysam hiç ayrılmayacakmışız gibi gelir. Bunda eski arkadaşlarımın etkisi büyük. Herkesle öyle uyumsuzluğun içinde uyumu yakalayıp köklü bir arkadaş olacağımızı sanırım. Sanırdım!
Akıl yaşta değil başta derler ya, bazı şeyler için hayat tecrübesi gerekiyor. Bazen yaşta yani. Görüp geçirmek sindirmek gerekiyor.

Başıma gelen şeyleri yazmayayım, tek tek kimleri neden çıkardığımdan bahsetmeyeyim ancak hayatımdan sebepsiz yere çıkardığım kimse yoktur.
Çok unutkan bir insanım ama bazı hatalar o kadar çoktur ki arada unutamadıklarınız olur. Hataları biriktiririm.
Bir yerden sonra limit dolar.
Sevseniz dahi bazı insanlar size sadece mutsuzluk verir. Neden kendime bunu yapıyorum dersiniz. Demelisiniz.
Ben diyorum ve çıkarıyorum hayatımdan.

Bana da diyor musunuz, he canım he herkes kötü bir sen iyisin, diye?
Kimse vazgeçilmez değildir, buna ben de dahil. (Bilenler bilir hep söylerim, mottomdur, kimse bendeki konumuna güvenmesin diyorsam, ben de kimsedeki konumuma sırtımı dayamam.)
Ben kolay biri değilim. Aksine geçimi çok zor biriyim. Tersim pistir. Çabuk sinirlenirim. Nasıl yapıyorum bilmiyorum ama lafımla sözümle çok insan incitmişimdir. Ve daha bir çok kötü özelliğim mevcuttur.
Ancak sebepsiz yere birini incittiysem ki bu bir sinir anımda garson bile olabilir, unutamam ve affedemem kendimi.
Hayatımdan çıkarsam da birilerini, arkalarından konuşmam, yaptıkları en ufak iyiliği dahi unutmam.
(İtiraf edeyim bu huyumdan nefret ediyorum. Bu da benim lanetim sanırım; artık sevmediğim insanların bile iyiliklerini unutamamak)
İyi ve mutlu olsunlar isterim, çünkü kötü haberlerini aldığımda üzülürüm, üzüldüğüm için bir de kendime kızarım.
İki yüzlü değilim. İnsanları kullanmam ve dürüstümdür. Bana yapılanları ben asla yapamazdım.
Bunların beni, hayatımdan çıkardığım insanlardan ya da devamlı şikayet edip değiştirmek için hiç bir şey yapmayan insanlardan ayırdığını düşünüyorum.
Kötü biri olmam ya da kötü özelliklerim değil yani.
Nasıl biri olduğumun farkında olmam.
Hatalarımın farkındayım. Eleştirilere açığım.
Vefakar biriyim, ama vefanın tek taraflı olmasına karşıyım.

Ve biliyorum, yalnız değilim.