Aslında kuzenimi Yedici Koğuştaki Mucizeye götürmeye ikna etseydim bu filme gitmeyecektik ama çok ağlarım diye istemedi. Ben de ağlarım işte ne güzel diye gitmek istiyordum oysa.
Sonra bu filme girdik ama benim kuzenim Maleficent'in ilk filmini izlememiş ki.
Film sıkıcı değil, Angelina Jolie çok güzel, fantastik, masal gibi güzel bir film. Ancak ilki kadar değil.
Gene iyiliğin kazandığı, iyi sanılanların kötü, kötü sanıların suçsuz olduğunu gördüğümüz bir filmdi. Sinemada izlemeye gerek var mı? Hiç sanmıyorum ama ben de filme gitmeyi seviyorum işte napıyım. Siz onlinea düşünce izleyin. Keyifli birkaç saat geçirin.
vizyondakiler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
vizyondakiler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
4 Kasım 2019 Pazartesi
Maleficent Mistress of Evil
Etiketler:
angelina jolie
,
beyaz perde
,
elle fanning
,
filmler
,
maleficent
,
maleficent mistress of evil
,
malefiz
,
michelle pfeiffer
,
sinema
,
vizyondakiler
30 Ekim 2019 Çarşamba
Joker
Aslında vizyon filmlerinden öyle uzağım ki.
Derste öğrencilerim bu filmden bahsetti. 18 yaşından küçük oldukları için filme girememişler.
Dedim o zaman sizin yerinize ben gideyim. Sonraki boş günümde soluğu salonda aldım.
Batman hikayelerinden bildiğimiz Joker'in hikayesiydi film ve hiç beklediğim gibi değildi.
Joker neşeli suçu zevkle işleyen bir tipleme idi, değil mi?
Ama bu adam çok gariban, hasta, acıklı bir hikayesi var. Onun için öyle üzülyorsunuz ki. Ee adam haklı oluyorsunuz sonunda. Sanırım bu yüzden 18 yaş sınırlaması getirmişler.
Çok karanlık, çok depresif bir filmdi.
Bu tarzı seviyorsanız hala vizyonda ;)
Derste öğrencilerim bu filmden bahsetti. 18 yaşından küçük oldukları için filme girememişler.
Dedim o zaman sizin yerinize ben gideyim. Sonraki boş günümde soluğu salonda aldım.
Batman hikayelerinden bildiğimiz Joker'in hikayesiydi film ve hiç beklediğim gibi değildi.
Joker neşeli suçu zevkle işleyen bir tipleme idi, değil mi?
Ama bu adam çok gariban, hasta, acıklı bir hikayesi var. Onun için öyle üzülyorsunuz ki. Ee adam haklı oluyorsunuz sonunda. Sanırım bu yüzden 18 yaş sınırlaması getirmişler.
Çok karanlık, çok depresif bir filmdi.
Bu tarzı seviyorsanız hala vizyonda ;)
Etiketler:
beyaz perde
,
joaquin phoenix
,
joker
,
sinema
,
vizyondakiler
30 Ekim 2018 Salı
Müslüm Baba | Aydede
Bundan on yıl önce bana, "Müslüm Gürses'in hayatının anlatıldığı bir film çekilecek ve sen de bu filmi sinemada izleyeceksin!." deseydiniz muhtemelen sizi kale bile almazdım. Oo beni hiç tanımıyorsun dostum, diyebilirdim azıcık önemsiyorsam ama işte gelin görün ki Müslüm Gürses'in hayatının anlatıldığı filme gönül rızamla gittim.
Ve ne biliyor musunuz?
İyi ki gitmişim.
Bu film bana çok dokundu.
Müslüm Gürses aynada alnına düşen bir lüleyi düzeltirken gözlerim dolu, o fotoğrafta bir tek ben kaldım dediğinde gözlerim doldu, Eveet diye tek kelimelik cevap verdiğinde ve aslında komik bir sahneyken benim gözlerim doldu.
Gözlerim doldu dolu, genelde dolsun ama akmasın diye tutarak kendimi tüm filmi izledim.
Ve çok ama çok beğendim.
Oyuncular harikaydı. Fragmanları ilk izlediğimde "kim oynamış acaba Müslüm Gürses'i" diye düşünmüştüm. Sonra Timuçin Esen adını görünce yok ya ona benzemiyor o başka roldedir dedim :) Sonra, filmi izliyorum ama Bu nasıl Timuçin Esen ya! çok iyiydi! Herkes çok iyiydi gerçi.
Filme girmeden evvel, Arabesk kültürüm sıfır olduğu ve tabii hiç Müslüm dinlemişliğim olmadığı için şarkılardan bunalır mıyım acaba diye düşünüyordum. Ama film bittikten sonra şarkılar biraz daha fazla olabilirmiş diye düşündüm.
Kusursuz biri değil, hatta anlatıldığı gibi melek hiç değil ama iyi biriymiş Müslüm Gürses. O başına gelenleri yaşan bir insan ne kadar iyi biri olabilirse o kadar iyi olmuş. Hatta daha iyi olmuş ama bu kadar olmuş. O yüzden ben sen ya da başkası görememiş bu iyiliği: yok onu dinleyenler kendini kesiyor, yok kırolar, yok bu ne dinlenir mi demişiz ama adam dinlenmiş, kimisinin yarasını deşmiş kimisine merhem olmuş. Ne hayatlar var bu yer yüzünde, bilememişiz. Normal biri kendini keser mi, düşünmemişiz.
Çok beğendim filmi çok dokundu bana.
Bu saatten sonra Müslüm Babacı olur muyum?
Sanmıyorum, ama radyoda falan denk geldiğimde hızla değiştir miyim onu da hiç sanmıyorum.
Salon tıklım tıklımdı. İzleyici profilini soranlar oldu instagramda gittiğimi görenler arasında, milletin kendini kesmesini mi bekliyordunuz bilmem ama normal sinema izleyicisiydik işte.
Filmi izlersiniz izlemezsiniz size kalmış bir şey ama izlemiyorsunuz diye kendinizi nimetten saymayın. Filme değil gitmek, gitmeyi düşünmedikleri için kendini elit sanan bir avuç eziğe rastlıyorum sosyal medyada. Yazık size.
Gelelim Aydede filmine.
Vay be bu ay iki vizyon filmi izlemişim aferin bana.
Aydede filmini Ezgi Mola'nın instagram hesabında göre göre merak ettim, zaten severim kendisini. Hatta yalnız gittim doya doya ağlarım dedim ama öyle tahmin ettiğim gibi olmadı.
Bir iki güldük. Azıcık sinirlendik sonra dan! vurucu bir son ama dedik bu kadar mı?
Babasının yanında kalıp onun tuhafiye dükkanını işleten, bir oğluyla dul kalmış bir kadını canlandırıyor Ezgi Mola. Çok da güzel oynuyor. Babasının vefatıyla açılıyor film. Ya uzatmayayım böyle ilerler konu gelişir de bir şey olur diye beklerken bitti. Kötü bitti yalnız.
Festival filmi olduğunu da söyleyeyim.
Ben lafımı ortaya koydum her zamanki gibi.
Gerisi size kalmış.
Ve ne biliyor musunuz?
İyi ki gitmişim.
Bu film bana çok dokundu.
Müslüm Gürses aynada alnına düşen bir lüleyi düzeltirken gözlerim dolu, o fotoğrafta bir tek ben kaldım dediğinde gözlerim doldu, Eveet diye tek kelimelik cevap verdiğinde ve aslında komik bir sahneyken benim gözlerim doldu.
Gözlerim doldu dolu, genelde dolsun ama akmasın diye tutarak kendimi tüm filmi izledim.
Ve çok ama çok beğendim.
Oyuncular harikaydı. Fragmanları ilk izlediğimde "kim oynamış acaba Müslüm Gürses'i" diye düşünmüştüm. Sonra Timuçin Esen adını görünce yok ya ona benzemiyor o başka roldedir dedim :) Sonra, filmi izliyorum ama Bu nasıl Timuçin Esen ya! çok iyiydi! Herkes çok iyiydi gerçi.
Filme girmeden evvel, Arabesk kültürüm sıfır olduğu ve tabii hiç Müslüm dinlemişliğim olmadığı için şarkılardan bunalır mıyım acaba diye düşünüyordum. Ama film bittikten sonra şarkılar biraz daha fazla olabilirmiş diye düşündüm.
Kusursuz biri değil, hatta anlatıldığı gibi melek hiç değil ama iyi biriymiş Müslüm Gürses. O başına gelenleri yaşan bir insan ne kadar iyi biri olabilirse o kadar iyi olmuş. Hatta daha iyi olmuş ama bu kadar olmuş. O yüzden ben sen ya da başkası görememiş bu iyiliği: yok onu dinleyenler kendini kesiyor, yok kırolar, yok bu ne dinlenir mi demişiz ama adam dinlenmiş, kimisinin yarasını deşmiş kimisine merhem olmuş. Ne hayatlar var bu yer yüzünde, bilememişiz. Normal biri kendini keser mi, düşünmemişiz.
Çok beğendim filmi çok dokundu bana.
Bu saatten sonra Müslüm Babacı olur muyum?
Sanmıyorum, ama radyoda falan denk geldiğimde hızla değiştir miyim onu da hiç sanmıyorum.
Salon tıklım tıklımdı. İzleyici profilini soranlar oldu instagramda gittiğimi görenler arasında, milletin kendini kesmesini mi bekliyordunuz bilmem ama normal sinema izleyicisiydik işte.
Filmi izlersiniz izlemezsiniz size kalmış bir şey ama izlemiyorsunuz diye kendinizi nimetten saymayın. Filme değil gitmek, gitmeyi düşünmedikleri için kendini elit sanan bir avuç eziğe rastlıyorum sosyal medyada. Yazık size.
Gelelim Aydede filmine.
Vay be bu ay iki vizyon filmi izlemişim aferin bana.
Aydede filmini Ezgi Mola'nın instagram hesabında göre göre merak ettim, zaten severim kendisini. Hatta yalnız gittim doya doya ağlarım dedim ama öyle tahmin ettiğim gibi olmadı.
Bir iki güldük. Azıcık sinirlendik sonra dan! vurucu bir son ama dedik bu kadar mı?
Babasının yanında kalıp onun tuhafiye dükkanını işleten, bir oğluyla dul kalmış bir kadını canlandırıyor Ezgi Mola. Çok da güzel oynuyor. Babasının vefatıyla açılıyor film. Ya uzatmayayım böyle ilerler konu gelişir de bir şey olur diye beklerken bitti. Kötü bitti yalnız.
Festival filmi olduğunu da söyleyeyim.
Ben lafımı ortaya koydum her zamanki gibi.
Gerisi size kalmış.
Etiketler:
aydede müslüm baba
,
beyaz perde
,
festival filmi
,
filmler
,
sinema
,
vizyondakiler
13 Ocak 2018 Cumartesi
Arif V 216
Cem Yılmaz'ın son filmi Arif V 216'ya da gittik.
İlk defa sınıfımla bir filme gittim. Bu film benim için bu yönden önem taşıyor.
Aile Arasında'ya gittiğimizde bu filmden bir parça izlemiştim onun dışında fragmanlarını bile izlemedim. Ama seveni de sevmeyeni de vardı.
Ne kadar kötü olabilir ki, abartıyorlardır sevmeyenler diye düşünüyordum fakat beklentimi de yüksek tutmamıştım.
216 dünyaya Arif'in yanına insan olmaya gelmesiyle başlıyor sonra insanlar "dünyamızda uzaylı istemiyoruz" diye ayaklanıyor araya Amerikalılar da giriyor derken o hengamede bizimkiler geçmişe,1969 yılına gidiyor.. 216'nın o özendiği yeşilçam zamanına.
Konuyu geçelim önemli olan o değil zaten.
Oyuncular şahane.
Bu Ozan Güven nasıl bir adam bilmem. Bu kadar mı insan rolüne girebilir?! Süperdi her zamanki gibi. Sadece tabii ki o da değil, hepsini tek tek yazmayayım, hepsi Ahu Yağtu'dan Zafer Algöz'e ( A'dan Z'ye yani 😉) hepsi çok iyiydi. Fakat Alagöz'ün filmi beğenmediğini söyleyen bir zamanlar pek popüler olan Ayça'ya iban gönder paranı geri göndereyim demesini kendisine yakıştıramadım.
Ne gerek var?
İlle herkes beğenmek zorunda mı?
Niye şahsi almak zorundasınız acaba?
Bir de Hıncal Uluç yorumu var. Efendim Şahan komik film yapıyormuş, Cem Komedi yapıyormuş.
Bak bak.
Şahan'a gülerseniz avam, Cem'e gülerseniz elitsiniz bu ülkede, çünkü etiket etiket.. 😒
Recep İvedik serisinden sadece birini izlediğimi belirteyim de beni Recep İvedikçi sanmayın. Sadece bu karşılaştırmayı yersiz buluyorum anlatabiliyor muyum? Ne farkı var?!
Sinemada insanların güldüğü kısımlar küfürlü kısımlardı. Küfre gülen biri değilseniz ve gülmek için gidiyorsanız gitmeyin. Çok da uzundu ayrıca.
Ha şarkılar harika, görsel olarak muhteşemdi. İki de gülsem yeter, diyorsanız gidin tabi. O kadar da değil 😀
Söylemek istediklerimi şöyle bir toparlıyayım; Cem Yılmaz çok daha iyisini yapacak kapasitede. İnsanların kendinden daha iyisini beklemesi gayet normal bence. Film hakkındaki görüşümü en iyi şöyle anlatabilirim sanırım, filmin sonundan anlaşıldığı üzere devam filmi gelecek fakat bu ayarda bir film olacaksa ben gitmemeyi tercih ederim.
Buraya kadar okuduysanız teşekkür ederim 😊
Gidenler mutlaka olmuştur. Yorumlarınızı merak ediyorum.
İlk defa sınıfımla bir filme gittim. Bu film benim için bu yönden önem taşıyor.
Aile Arasında'ya gittiğimizde bu filmden bir parça izlemiştim onun dışında fragmanlarını bile izlemedim. Ama seveni de sevmeyeni de vardı.
Ne kadar kötü olabilir ki, abartıyorlardır sevmeyenler diye düşünüyordum fakat beklentimi de yüksek tutmamıştım.
216 dünyaya Arif'in yanına insan olmaya gelmesiyle başlıyor sonra insanlar "dünyamızda uzaylı istemiyoruz" diye ayaklanıyor araya Amerikalılar da giriyor derken o hengamede bizimkiler geçmişe,1969 yılına gidiyor.. 216'nın o özendiği yeşilçam zamanına.
Konuyu geçelim önemli olan o değil zaten.
Oyuncular şahane.
Bu Ozan Güven nasıl bir adam bilmem. Bu kadar mı insan rolüne girebilir?! Süperdi her zamanki gibi. Sadece tabii ki o da değil, hepsini tek tek yazmayayım, hepsi Ahu Yağtu'dan Zafer Algöz'e ( A'dan Z'ye yani 😉) hepsi çok iyiydi. Fakat Alagöz'ün filmi beğenmediğini söyleyen bir zamanlar pek popüler olan Ayça'ya iban gönder paranı geri göndereyim demesini kendisine yakıştıramadım.
Ne gerek var?
İlle herkes beğenmek zorunda mı?
Niye şahsi almak zorundasınız acaba?
Bir de Hıncal Uluç yorumu var. Efendim Şahan komik film yapıyormuş, Cem Komedi yapıyormuş.
Bak bak.
Şahan'a gülerseniz avam, Cem'e gülerseniz elitsiniz bu ülkede, çünkü etiket etiket.. 😒
Recep İvedik serisinden sadece birini izlediğimi belirteyim de beni Recep İvedikçi sanmayın. Sadece bu karşılaştırmayı yersiz buluyorum anlatabiliyor muyum? Ne farkı var?!
Sinemada insanların güldüğü kısımlar küfürlü kısımlardı. Küfre gülen biri değilseniz ve gülmek için gidiyorsanız gitmeyin. Çok da uzundu ayrıca.
Ha şarkılar harika, görsel olarak muhteşemdi. İki de gülsem yeter, diyorsanız gidin tabi. O kadar da değil 😀
Söylemek istediklerimi şöyle bir toparlıyayım; Cem Yılmaz çok daha iyisini yapacak kapasitede. İnsanların kendinden daha iyisini beklemesi gayet normal bence. Film hakkındaki görüşümü en iyi şöyle anlatabilirim sanırım, filmin sonundan anlaşıldığı üzere devam filmi gelecek fakat bu ayarda bir film olacaksa ben gitmemeyi tercih ederim.
Buraya kadar okuduysanız teşekkür ederim 😊
Gidenler mutlaka olmuştur. Yorumlarınızı merak ediyorum.
Etiketler:
ahu yağtu
,
arifv216
,
beyaz perde
,
cem yılmaz
,
ozan güven
,
türk sineması
,
vizyondakiler
,
zafer algöz
13 Ağustos 2017 Pazar
Everthing Everthing
Geçenlerde Everthing Everthing filminin vizyon öncesi özel gösterimine gittim.
Pena Yayınlarının davetlisi olarak 😎
Her Şey isimli Nicola Yoon kitabının film uyarlaması bu film.
Yazarın çok beğenilen ikinci kitabı Güneş de Bir Yıldızdır isimli kitabını da okuyup beğenmekle birlikte bu Her Şey benim için başka. O yüzden filmi çok merak ediyordum ama çok da ümitli değildim.
Bir de instagramda kısa tanıtım videolarına denk geliyordum dandik geliyordu. Kitabı okudum ya havam var tabii film versiyonunu sevmeyeceğim diye.
Özel gösterime de bu duygularla gittim tabii.
Şimdi size kitap - film karşılaştırması yapacağım.
Öncelikle film başlamadan evvel görüntü alamayacağımız konusunda uyarıldık ki bu gayet normal ama işin ilginci bir kişi yüzü seyircilere dönük tüm film boyunca cep telefonunu çıkaran oldu mu diye kontrol etti. Karanlıkta biz onun yüzünü göremiyoruz ama ekran bize yansıdığı için o bizimkini görebiliyor. Biri tarafından izlenilme düşüncesi ne kadar rahatsız edici değil mi? Hem o kişi için de çok sıkıcı bence. Ama demek ki gerekliydi.
Konusunu bilmeyenler için özet geçiyorum. Hastalığı nedeniyle evden çıkamayan bir kızımız var. dışarıdaki havayla teması bile ölümcül olabilir. Kıyafetleri falan radyasyonla temizleniyor. Annesi doktor ve annesi olmadığı zamanlarda özel hemşiresi onunla ilgileniyor. Kızın hayatı mahalleye yeni birilerinin taşınmasıyla değişiyor.. falan filan. Daha fazla anlatamam.
Öncelikle karakterler çok güzel olmuş. Maddy ve annesi siyahi, Olly -mahalleye yeni taşınan genç- beyaz amerikalı, Carla Latin güzeli bir hemşire. Kitaba uygun.
Ev.. ev mükemmel! Kitapta bu kadar güzel miydi? Muhteşem bir ev.
Tanışmaları, ilk görüşmeleri falan ufak farklılıklar var. Ancak çok şekerlerdi. Çok şekerlerdi!!!
Evet sevdim, yanlış anlamadınız.
Kitabı okumayanlar da benim kadar sever mi bilmiyorum, biraz yavaş gelebilir onlara. Sonuçta benim karakterlerle aramda bir bağ var.
Sadece.. hımm.. spoiler vermeden nasıl anlatabilirim bu kısmı.. anlatamam o yüzden uyarımı yapıyorum; dikkat spoiler!
~~
Olly ile Maddy'nin Hawaii'ye gittikten sonra filmin temposu bir anlık yükselse de sonra tekrar düşüyor. Oysa kitapta o kısımlar çok heyecanla ve endişeyle okunuyordu.
~~
Genel olarak temposu düşük bir film yani.
Ama gerçekten ben çok sevdim.
Tabii ki önce kitap, ille kitap.
Pena Yayınlarının davetlisi olarak 😎
Her Şey isimli Nicola Yoon kitabının film uyarlaması bu film.
Yazarın çok beğenilen ikinci kitabı Güneş de Bir Yıldızdır isimli kitabını da okuyup beğenmekle birlikte bu Her Şey benim için başka. O yüzden filmi çok merak ediyordum ama çok da ümitli değildim.
Bir de instagramda kısa tanıtım videolarına denk geliyordum dandik geliyordu. Kitabı okudum ya havam var tabii film versiyonunu sevmeyeceğim diye.
Özel gösterime de bu duygularla gittim tabii.
Şimdi size kitap - film karşılaştırması yapacağım.
Öncelikle film başlamadan evvel görüntü alamayacağımız konusunda uyarıldık ki bu gayet normal ama işin ilginci bir kişi yüzü seyircilere dönük tüm film boyunca cep telefonunu çıkaran oldu mu diye kontrol etti. Karanlıkta biz onun yüzünü göremiyoruz ama ekran bize yansıdığı için o bizimkini görebiliyor. Biri tarafından izlenilme düşüncesi ne kadar rahatsız edici değil mi? Hem o kişi için de çok sıkıcı bence. Ama demek ki gerekliydi.
Konusunu bilmeyenler için özet geçiyorum. Hastalığı nedeniyle evden çıkamayan bir kızımız var. dışarıdaki havayla teması bile ölümcül olabilir. Kıyafetleri falan radyasyonla temizleniyor. Annesi doktor ve annesi olmadığı zamanlarda özel hemşiresi onunla ilgileniyor. Kızın hayatı mahalleye yeni birilerinin taşınmasıyla değişiyor.. falan filan. Daha fazla anlatamam.
Öncelikle karakterler çok güzel olmuş. Maddy ve annesi siyahi, Olly -mahalleye yeni taşınan genç- beyaz amerikalı, Carla Latin güzeli bir hemşire. Kitaba uygun.
Ev.. ev mükemmel! Kitapta bu kadar güzel miydi? Muhteşem bir ev.
Tanışmaları, ilk görüşmeleri falan ufak farklılıklar var. Ancak çok şekerlerdi. Çok şekerlerdi!!!
Evet sevdim, yanlış anlamadınız.
Kitabı okumayanlar da benim kadar sever mi bilmiyorum, biraz yavaş gelebilir onlara. Sonuçta benim karakterlerle aramda bir bağ var.
Sadece.. hımm.. spoiler vermeden nasıl anlatabilirim bu kısmı.. anlatamam o yüzden uyarımı yapıyorum; dikkat spoiler!
~~
Olly ile Maddy'nin Hawaii'ye gittikten sonra filmin temposu bir anlık yükselse de sonra tekrar düşüyor. Oysa kitapta o kısımlar çok heyecanla ve endişeyle okunuyordu.
~~
Genel olarak temposu düşük bir film yani.
Ama gerçekten ben çok sevdim.
Tabii ki önce kitap, ille kitap.
Etiketler:
amanda stenberg
,
beyaz perde
,
everthing everything
,
filmler
,
her şey
,
kitap uyarlaması
,
nick robinson
,
nicola yoon
,
pena yayınları
,
vizyondakiler
25 Temmuz 2015 Cumartesi
Son Beş Yıl!
Uzun zamandır sinemaya gitmemiştim.
Öyle uzun ki en son hangi filme gittiğimi hatırlamıyorum, desem yeridir.
Bu filmin afişi daha doğrusu referansı 'İşte bu!', dedirtti.
Not: Seni Seviyorum filminin yapımcısından deniliyordu afişte, değil miydi ki çok seviyordum o filmi, bunu da severdim demek ki.
Beklentimi anlattım, ağlarım diye rimel bile sürmediğim filme gelelim şimdi.
Film acıklı bir şarkıyla açılıyor. Kız söylüyor. Aha!, dedim sondan başladılar çocuk öldü şimdi başa dönüp o muhteşem aşklarını anlatacaklar. Sonra ben de size dönüp, ben zaten anlamıştım, diyeceğim. Ama öyle olmadı tabii:)
İkinci sahne kız ile oğlan fingirdeşiyor -anladınız siz onu- çocuk birden şarkı söylemeye başlıyor.
Üçüncü sahnede bi' 'durum' var, hüzünlü bir sahne ve kız şarkı söylüyor.
Bu ne ya müzikal miydi bu film?
Dördüncü sahne, çocuk bankta oturuyor, telefonu çalıyor. Allahım n'olur şarkı söylemeye başlamasın, diyorum. Ohh be söylemiyor.
Film boyunca sayılı diyalogtan biri ve ilkiydi.
Ben müzikal severim. Ama böylesini izlemedim. Üstelik bunu iyi manada demiyorum.
Genç ve başarılı bir yazar ve oyuncu olmaya çalışan, elbise diken fotoğraf çeken kız arkadaşı.
Çocuk hızla yükselirken kızın bir arpa boyu bile yol alamayışı.
Bunların 5 yıllık ilişkilerini anlatan 94 dakikalık film aslında sıradan bir konuya sahip.
Bu film konusundan ziyade, anlatılış biçimiyle yani 94 dk boyunca süren şarkılarla öne çıkıyor.
İçinde sevdiğim bölümler/şarkılar olmasına rağmen bana fazla geldi.
Tabii keşke fragmanına, konusuna bakmış olsaydım.
Gerçi şimdi fragmanı izliyorum da belki beklentimi bile arttırırdı :)
Bahsetmişken fragmanı da koyalım.
Edit: Filmi beraber izlediğimiz Şahika'nın yorumunu okumadan geçmeyin ;)
Benden söylemesi ;)
Öyle uzun ki en son hangi filme gittiğimi hatırlamıyorum, desem yeridir.
Bu filmin afişi daha doğrusu referansı 'İşte bu!', dedirtti.
Not: Seni Seviyorum filminin yapımcısından deniliyordu afişte, değil miydi ki çok seviyordum o filmi, bunu da severdim demek ki.
Beklentimi anlattım, ağlarım diye rimel bile sürmediğim filme gelelim şimdi.
Film acıklı bir şarkıyla açılıyor. Kız söylüyor. Aha!, dedim sondan başladılar çocuk öldü şimdi başa dönüp o muhteşem aşklarını anlatacaklar. Sonra ben de size dönüp, ben zaten anlamıştım, diyeceğim. Ama öyle olmadı tabii:)
İkinci sahne kız ile oğlan fingirdeşiyor -anladınız siz onu- çocuk birden şarkı söylemeye başlıyor.
Üçüncü sahnede bi' 'durum' var, hüzünlü bir sahne ve kız şarkı söylüyor.
Bu ne ya müzikal miydi bu film?
Dördüncü sahne, çocuk bankta oturuyor, telefonu çalıyor. Allahım n'olur şarkı söylemeye başlamasın, diyorum. Ohh be söylemiyor.
Film boyunca sayılı diyalogtan biri ve ilkiydi.
Ben müzikal severim. Ama böylesini izlemedim. Üstelik bunu iyi manada demiyorum.
Genç ve başarılı bir yazar ve oyuncu olmaya çalışan, elbise diken fotoğraf çeken kız arkadaşı.
Çocuk hızla yükselirken kızın bir arpa boyu bile yol alamayışı.
Bunların 5 yıllık ilişkilerini anlatan 94 dakikalık film aslında sıradan bir konuya sahip.
Bu film konusundan ziyade, anlatılış biçimiyle yani 94 dk boyunca süren şarkılarla öne çıkıyor.
İçinde sevdiğim bölümler/şarkılar olmasına rağmen bana fazla geldi.
Tabii keşke fragmanına, konusuna bakmış olsaydım.
Gerçi şimdi fragmanı izliyorum da belki beklentimi bile arttırırdı :)
Bahsetmişken fragmanı da koyalım.
Edit: Filmi beraber izlediğimiz Şahika'nın yorumunu okumadan geçmeyin ;)
Benden söylemesi ;)
Etiketler:
amerikan sineması
,
beyaz perde
,
brodway
,
filmler
,
last five years
,
müzikaller
,
sinema
,
son beş yıl
,
vizyondakiler
Kaydol:
Kayıtlar
(
Atom
)









