Elsa'lı son yazıma geldiğimi düşünüyorum.
Önceki yazıyı kaçıranlar veya tekrar okumak isteyenler için link vereyim;
Frozen yazım için burayı, Elsa'nın saç yapım aşamalarının anlatıldığı yazım içi burayı tıklayın.
Arendelle Kraliçesi Elsa'yı Once Upon A Time dizisinde kim canlandıracaktı?
Güzel miydi?
Animasyona uygun muydu?
İlk gördüğümde beğenmedim tabii ama alıştım. Şimdi ise bakıyorum ve daha ne olsun, diyorum.
Gerçi saçı konusunda hala fikrim aynı. Saçı güçlendirilip hacimli bir örgüsü olmasını sağlayabilirlerdi.
Sormuyorlar ki, sorsalar mükemmeli yakalayacaklar...
:)
Ama Anna öyle mi? Anna'yı ilk gördüğümde animasyondan fırlamış gibi geldi.
Sonra dizi içinde izledikçe o diyaloglar falan, farklı bir yapım olduğunu unuttum neredeyse. Filmin devamı gibi. Neredeyse gerçek ve istikrarlı karakterler.
Dizi kış tatiline girerken Elsa ve Anna'nın dizideki görevleri de bitti. Bir daha gelirler mi, bilemiyorum ama diziye renk kattıkları kesin.
Merak edenler için; Once Upon A Time 4. sezonunda fantastik, masal kahramanlarımızın dünyamızda sürdükleri hayatlarını anlatan bir dizi.
And they live happily ever after..
28 Mart 2015 Cumartesi
Once Upon A Time.. Elsa.
Etiketler:
dizi kahramanları
,
diziler
,
elsa
,
frozen
,
karlar ülkesi
,
once upon a time
25 Mart 2015 Çarşamba
Deniz Feneri Koyu
Kimberley Freeman'ın ilk kitabı Kır Çiçeği Tepesi'ni okumuş ziyadesiyle hoşnut kalmıştım.
İkinci kitabının çıkacağını duyunca memnun olmuştum. Acaba yeni kitapta nasıl bir konu işlemişti?
Vaktim elverir elvermez okumaya başladım.
Yine ikili bir hikaye anlatılıyordu.
Biri yüzyıl öncesinden biri günümüzden. Bu noktada Sarah Jio kitaplarına benzetiliyor Freeman'ın kitapları.
Yüzyıl öncesinin hikayesinde bebeğini kaybetmiş, sevgisiz bir evlilik yürüten Isabella'nın gemi yolcuğu ve neticesini, günümüzde ise Libby'nin yaşadıklarını okuyacaksınız.
Libby de az buz şey yaşamamış hani. Kaçarcasına uzaklaştığı Deniz Feneri Koyu'na geri dönmüş; bıraktığı hasarlarla yüzleşmek, işleri yoluna koymak durumundadır.
Çok gizemli anlatıyorum ki merak edin :)
İster istemez insan Kır Çiçeği Tepesiyle kıyaslıyor.
Benim açımdan, Kır Çiçeği Tepesi bittiğinde çok duygusal olduğumu hatırlıyorum. Hatta ağlamış olabilirim aramızda kalsın :)
Bu kitabın olay örgüsü ise daha meraklandırıcı, daha tahmin edilemez. Sonunda umulmadık bir bağ ortaya çıkar diye düşünmüştüm, Libby ile Isabella arasında. Aslında çıktı da. Ama beklediğim gibi değildi. Kitap bittiğinde ise çok mutlu hissediyordum kendimi. ^.^
Bizi mutlu eden kitaplarımız hiç eksik olmasın^.^
İkinci kitabının çıkacağını duyunca memnun olmuştum. Acaba yeni kitapta nasıl bir konu işlemişti?
Vaktim elverir elvermez okumaya başladım.
Yine ikili bir hikaye anlatılıyordu.
Biri yüzyıl öncesinden biri günümüzden. Bu noktada Sarah Jio kitaplarına benzetiliyor Freeman'ın kitapları.
Yüzyıl öncesinin hikayesinde bebeğini kaybetmiş, sevgisiz bir evlilik yürüten Isabella'nın gemi yolcuğu ve neticesini, günümüzde ise Libby'nin yaşadıklarını okuyacaksınız.
Libby de az buz şey yaşamamış hani. Kaçarcasına uzaklaştığı Deniz Feneri Koyu'na geri dönmüş; bıraktığı hasarlarla yüzleşmek, işleri yoluna koymak durumundadır.
Çok gizemli anlatıyorum ki merak edin :)
İster istemez insan Kır Çiçeği Tepesiyle kıyaslıyor.
Benim açımdan, Kır Çiçeği Tepesi bittiğinde çok duygusal olduğumu hatırlıyorum. Hatta ağlamış olabilirim aramızda kalsın :)
Bu kitabın olay örgüsü ise daha meraklandırıcı, daha tahmin edilemez. Sonunda umulmadık bir bağ ortaya çıkar diye düşünmüştüm, Libby ile Isabella arasında. Aslında çıktı da. Ama beklediğim gibi değildi. Kitap bittiğinde ise çok mutlu hissediyordum kendimi. ^.^
Bizi mutlu eden kitaplarımız hiç eksik olmasın^.^
Etiketler:
2015 okumaları
,
arkadya yayınları
,
kır çiçeği tepesi
,
kimberley freeman
,
kitaplar
,
roman
23 Mart 2015 Pazartesi
Sizin İçin Nedimeleri Seçtim
The Braidmaids filmini izlemiş ama burada bahsetmemiştim değil mi?
2011 yapımı film ilk çıktığında çok konuşulmuştu, dolayısıyla meraklısı zaten izlemiştir diye yazmamışımdır.
Ama bir replik saklıyorum ki bu filmden, ohhh, evlere şenlik, hislerime tercüman.
Sert mi oldu biraz?
Değil aslında. Size karşı sert de olsa dürüst olan insanları hayatınızdan çıkarmaya devam ederseniz sonunda kaybeden siz olursunuz. Onlardan az var koruyun kollayın sevin onları. O etek hiç olmuş mu? diyorsa giymeyin mesela. :D
Eğer bu yazıyı okuyan hayatından, işinden, gücünden, annesinden, sevgilisinden, eşinden, dostundan şikayet edip duran birileri varsa şunu söylemek isterim ki sizin şikayet ettiğiniz şeyi isteyip sahip olmayan insanlar çok.
Veya cidden sorun sizde olabilir. :)
Vay be hayat koçu olacak insanım.
Bu arada film komik, romantik, eğlenceli, absürt ve edepsiz yerleri mevcut olan bir film. Bazı sahneler rahatsız edici hatta. Ama gülüyor musunuz? İlla ki :)
Öperim gençler, unutmayın şikayet yok.
2011 yapımı film ilk çıktığında çok konuşulmuştu, dolayısıyla meraklısı zaten izlemiştir diye yazmamışımdır.
Ama bir replik saklıyorum ki bu filmden, ohhh, evlere şenlik, hislerime tercüman.
Sert mi oldu biraz?
Değil aslında. Size karşı sert de olsa dürüst olan insanları hayatınızdan çıkarmaya devam ederseniz sonunda kaybeden siz olursunuz. Onlardan az var koruyun kollayın sevin onları. O etek hiç olmuş mu? diyorsa giymeyin mesela. :D
Eğer bu yazıyı okuyan hayatından, işinden, gücünden, annesinden, sevgilisinden, eşinden, dostundan şikayet edip duran birileri varsa şunu söylemek isterim ki sizin şikayet ettiğiniz şeyi isteyip sahip olmayan insanlar çok.
Veya cidden sorun sizde olabilir. :)
Vay be hayat koçu olacak insanım.
Bu arada film komik, romantik, eğlenceli, absürt ve edepsiz yerleri mevcut olan bir film. Bazı sahneler rahatsız edici hatta. Ama gülüyor musunuz? İlla ki :)
Öperim gençler, unutmayın şikayet yok.
20 Mart 2015 Cuma
Kanuni Sultan Süleyman Köprüsü
Bu kışın şüphesiz en soğuk günlerinden biriydi.
Eylül ayından itibaren pantolonun içine içlik türü şeyler giyen ben, üşenecek günü bulmuş sadece pantolon giymekle kalmamış bot yerine spor ayakkabı giymeyi tercih etmiştim.
Nasılsa arabayla gidecektik sıcacık tutan pofuduk gocuğumu giymeme ne gerek vardı ince kabanımı geçirivermiştim sırtıma. Aksi gibi içime de sadece bir gömlek.
Neyse ki eldiven kullanmayı seviyorum da çantamdan çıkarmamış, illa ki takarım, demiştim.
O gün yaptığım tek akıllıca iş eldivenlerimi yanıma almak olmuştu.
Evet arabayla gittik planlar ev oturmasıydı. Ama plan evde oturmakla sınırlı kalmadı. Dönüş de arabayla olmadı.
Üşüdüm mü? Evet çok üşüdüm.
Yoruldum mu? Çok!
Buna rağmen çok eğlendim. Çok mutlu oldum.
Eve döndükten saatler sonra bile dizlerim hala ısınmamışken, başım ağrıyor iken o gün için şükrediyordum.
Köprünün hikayesini Instagram'da yazmıştım, tekrara düşmekten hoşlanmıyorum, tekrar anlatmayacağım. ^.^
Beni The_Syhn adıyla Ig'de takip edebilirsiniz ya da girip o günü bulup ne yazmışım diye bakabilirsiniz.
Veya, aman senle mi uğraşacağım?! diyebilirsiniz. Sonuçta özgür insanlarız ;)
Fotoğrafta belli olmasa da köprü locasındaki karaltı (direk falan değil) benim. Padişahlar bu kısımdan şehre bakarlarmış, kraliyet ailesine mensup olmamdan mütevellit ben de baktım. Bakın el sallıyorum, seçebiliyor musunuz?
Köprünün üzerinde koşuşturup, seke seke gezdikten, 'ahh burası yazın harika olur' dedikten, Mimar Sinan acaba bu günleri hayal etmiş miydi yaparken? diye düşündükten sonra Büyükçekmece sahilde dev çiğ börek yemeye gittik.
Nasıl dediğim kadar var değil mi? Dev.
(Bu da İnstagram'da yok mesela)
Bir buçuk saatlik metrobüs dönüş yolculuğum bu büyük sefaların içinde minik bir cefa olarak kaldı. Hatta hiç durmadan -midem bulanmadan- okuduğumu düşünürsek yine kazançlı çıktığım ortada.
Gidin görün bence, diye üşenmedim sizin için yazdım. ^.^
Eylül ayından itibaren pantolonun içine içlik türü şeyler giyen ben, üşenecek günü bulmuş sadece pantolon giymekle kalmamış bot yerine spor ayakkabı giymeyi tercih etmiştim.
Nasılsa arabayla gidecektik sıcacık tutan pofuduk gocuğumu giymeme ne gerek vardı ince kabanımı geçirivermiştim sırtıma. Aksi gibi içime de sadece bir gömlek.
Neyse ki eldiven kullanmayı seviyorum da çantamdan çıkarmamış, illa ki takarım, demiştim.
O gün yaptığım tek akıllıca iş eldivenlerimi yanıma almak olmuştu.
Evet arabayla gittik planlar ev oturmasıydı. Ama plan evde oturmakla sınırlı kalmadı. Dönüş de arabayla olmadı.
Üşüdüm mü? Evet çok üşüdüm.
Yoruldum mu? Çok!
Buna rağmen çok eğlendim. Çok mutlu oldum.
Eve döndükten saatler sonra bile dizlerim hala ısınmamışken, başım ağrıyor iken o gün için şükrediyordum.
Köprünün hikayesini Instagram'da yazmıştım, tekrara düşmekten hoşlanmıyorum, tekrar anlatmayacağım. ^.^
Beni The_Syhn adıyla Ig'de takip edebilirsiniz ya da girip o günü bulup ne yazmışım diye bakabilirsiniz.
Veya, aman senle mi uğraşacağım?! diyebilirsiniz. Sonuçta özgür insanlarız ;)
Fotoğrafta belli olmasa da köprü locasındaki karaltı (direk falan değil) benim. Padişahlar bu kısımdan şehre bakarlarmış, kraliyet ailesine mensup olmamdan mütevellit ben de baktım. Bakın el sallıyorum, seçebiliyor musunuz?
Köprünün üzerinde koşuşturup, seke seke gezdikten, 'ahh burası yazın harika olur' dedikten, Mimar Sinan acaba bu günleri hayal etmiş miydi yaparken? diye düşündükten sonra Büyükçekmece sahilde dev çiğ börek yemeye gittik.
Nasıl dediğim kadar var değil mi? Dev.
(Bu da İnstagram'da yok mesela)
Bir buçuk saatlik metrobüs dönüş yolculuğum bu büyük sefaların içinde minik bir cefa olarak kaldı. Hatta hiç durmadan -midem bulanmadan- okuduğumu düşünürsek yine kazançlı çıktığım ortada.
Gidin görün bence, diye üşenmedim sizin için yazdım. ^.^
18 Mart 2015 Çarşamba
Farabi Okuyan Kızın Zaferi
Bu haftaki kitap köşesi konuğu Fârâbî.
Siz, 'ne oldu Seyhan sen böyle kitaplar okur muydun?', diye müstehzi bir şekilde sormadan belirteyim ki bu kitap, ödevimdi.
Kitabı okuyup tanıtım yazsını yazmam istenmişti.
Nasıl yapayım, ay biri benim yerime yapsın, pek de sıkıcı bir kitap, ay ağlıyacağım, parayla mı yaptırsam acaba, dedim dedim ama sonunda kitabı okuyup ödevimi hazırladım.
Ödevi bir gecede hazırladım. Yumurtanın kapıya dayandığını günden bir gün evvel.
Yumurtanın kapıya dayandığı gün ise düzenlemeleri yaptım. Yolladım.
Çünkü neden strese girmeyecektim ki yani. O mide ağrımalıydı.
Yalan yok. Kitabı okurken değil ama ödevi hazırlarken çok eğlendim. Hunharca gülüyordum. Hoca ödevimi okuyunca kafayı yiyecek, diyordum. Çünkü önsözden başladım değerlendirmeye. Kah özetledim kah fikrimi söyledim. Kitabın kapağına bile değindim.
Arkadaşlara, hoca saçını başını yolacak, dedim, bu ödevi okurken.
Yalnız bir yanım, iyi not alacaksın, diyordu.
O bir yanım çok iyimserdir. İnsanı Çıldırtır. Ama bu sefer haklı çıktı.
Ben yüksek bir not aldım bu ödevden :)
Düşük not alan bir arkadaşım hocayla konuşmuş. O kadar uğraştım bu puandan fazlasını hak ediyorum, demiş.
Hocanın cevabını duyunca kahkahalarla güldüm.
Ödevi okuyorum bakıyorum saçmalamış, demek oturmuş kendi hazırlamış diye iyi puan veriyorum, demiş.
Ben, ayıptır söylemesi, çok güzel saçmalarım.
Siz, 'ne oldu Seyhan sen böyle kitaplar okur muydun?', diye müstehzi bir şekilde sormadan belirteyim ki bu kitap, ödevimdi.
Kitabı okuyup tanıtım yazsını yazmam istenmişti.
Nasıl yapayım, ay biri benim yerime yapsın, pek de sıkıcı bir kitap, ay ağlıyacağım, parayla mı yaptırsam acaba, dedim dedim ama sonunda kitabı okuyup ödevimi hazırladım.
Ödevi bir gecede hazırladım. Yumurtanın kapıya dayandığını günden bir gün evvel.
Yumurtanın kapıya dayandığı gün ise düzenlemeleri yaptım. Yolladım.
Çünkü neden strese girmeyecektim ki yani. O mide ağrımalıydı.
Yalan yok. Kitabı okurken değil ama ödevi hazırlarken çok eğlendim. Hunharca gülüyordum. Hoca ödevimi okuyunca kafayı yiyecek, diyordum. Çünkü önsözden başladım değerlendirmeye. Kah özetledim kah fikrimi söyledim. Kitabın kapağına bile değindim.
Arkadaşlara, hoca saçını başını yolacak, dedim, bu ödevi okurken.
Yalnız bir yanım, iyi not alacaksın, diyordu.
O bir yanım çok iyimserdir. İnsanı Çıldırtır. Ama bu sefer haklı çıktı.
Ben yüksek bir not aldım bu ödevden :)
Düşük not alan bir arkadaşım hocayla konuşmuş. O kadar uğraştım bu puandan fazlasını hak ediyorum, demiş.
Hocanın cevabını duyunca kahkahalarla güldüm.
Ödevi okuyorum bakıyorum saçmalamış, demek oturmuş kendi hazırlamış diye iyi puan veriyorum, demiş.
Ben, ayıptır söylemesi, çok güzel saçmalarım.
16 Mart 2015 Pazartesi
Bi' Sallanan Sandalyem Olmasın Mı?
Bir sallanan sandalyem olsa...
Verandaya mı koysam, yatak odama mı?
Yoksa şömine kenarına mı?
Tatlı bir uyku bastırsa kitap okurken..
İçim geçse o sandalyede sallanırken.
Kalk yerine yat, deseler^.^
Yok uyumuyorum gözlerimi dinlendiriyorum, diye yalan söylesem.
Limonata getirseler sonra.
İçim ferahlasa içerken.
Sallanmaya devam etsem
Dizlerime battaniye örtseler...
Ama yok işte, yok, sallanan sandalyem yok.
Gerçi verandam da yok şöminem de..
Ama her şey bir sandalyeyle başlayamaz mı?
Başlayabilir!..
Verandaya mı koysam, yatak odama mı?
Yoksa şömine kenarına mı?
Tatlı bir uyku bastırsa kitap okurken..
İçim geçse o sandalyede sallanırken.
Kalk yerine yat, deseler^.^
Yok uyumuyorum gözlerimi dinlendiriyorum, diye yalan söylesem.
Limonata getirseler sonra.
İçim ferahlasa içerken.
Sallanmaya devam etsem
Dizlerime battaniye örtseler...
Ama yok işte, yok, sallanan sandalyem yok.
Gerçi verandam da yok şöminem de..
Ama her şey bir sandalyeyle başlayamaz mı?
Başlayabilir!..
14 Mart 2015 Cumartesi
Türkiye'de Çevirmen Olmak Vs. Blogger Olmak
Geçenlerde eleştirdiğim bir kitap yorumumun eleştirildiği bir yazıya denk geldim.
Hayatta tesadüf yoktur tevafuk vardır, diyorlar ya.
İşte bu gibi durumlara diyorlar onu.
Çok fazla blog yazısı okuyamıyorum. Okuyunca kitap yorumları ağırlıklı okuyorum.
Ve okuduğum bir kitap yorumu benim eleştirildiğim bir yazıya götürüyor beni.
Bu tevafuk değil de ne?
Yazıdaki tek eleştirinin görselini paylaşıyorum. Linkle, yazıyı okumakla uğraştırmayacağım sizi.
"..çeviri kaynaklı sorun.." demem çevirmenin tepesinin tasını attırmış.
Benim yazıma gönderme yapılınca, link veya isim yok zira, çevirmeni üzdüğüm için üzüldüm. Bir kere ya yanlış anlamış ya da kendisine yanlış aktarılmış.
Onun aksine ben yazının tamamını okuyunca üzülmekten vazgeçtim.
Onun aksine ben yazının tamamını okuyunca üzülmekten vazgeçtim.
Nasıl bir enaniyetle sarf edilmiş sözler.
Döndüm, lan bu kadar sinir edecek ne yazmış olabilirim? dedim yazımı okudum.
Çevirmeni komaya sokan bu eleştirim mi?!
Açıkçası bana karşı linç kampanyası başlatılsa bu kadar abartılı tepki vermem.
Nasıl böyle bir şey diyebilirmişim? Ben de kim oluyor muşum?
Alt tarafı bir çocuk, demiş sözde. Ama nedense büyüklük onda kalamamış..
Valla sinirlenmedim.
Blogumu nispet yapmak için kullanmadığım gibi laf sokmak için de kullanamam.
Düzenli okuyucularım da var, sevenlerim de sevmeyenlerim de (vardır herhalde).
Şuan espri yapmamak için zor tutuyorum mesela. Hayat kısa.
Kitap okumak kadar almayı da seviyorum. Satın almayı da, hediye almayı da.
Daha dün kitapyurdu siparişim geldi mesela.
Yayınevlerinden kitap hediyeleri de kabul ediyorum kimi zaman.
Daha dün kitapyurdu siparişim geldi mesela.
Yayınevlerinden kitap hediyeleri de kabul ediyorum kimi zaman.
Blogumda okumadığım hiçbir kitabı yazmıyorum.
Beğenmediğim hiçbir kitap için, öldüm bittim geberdim, demiyorum.
Burada bahsettiğimden daha fazla kitap okuyorum. Kolay kolay bir kitabı yarım bırakmıyorum.
Yayınevlerine kendim mail attığım da oldu mesela. Ama fuar fuar gezip 'bedavaya ne koparsam kar' havasında hiç olmadım.
Yani hediye kitap da geliyor ama bu beni bir yalaka yapmıyor.
Yani hediye kitap da geliyor ama bu beni bir yalaka yapmıyor.
Eleştiren insanlara çemkireceğinize, yalaka yorumcuyla tek derdi okuyucusuna iyi hizmet etmek isteyen kitap yorumcusunu ayırsanız mesela. Tamam pohpohlanmak işinize gelebilir ama yeri geldi mi kitap yorumcusu bloggerlara, o kadar abartmayın, diyebilseniz ya da.
Yorumları geziyorum hiç kendi aldığı bir kitap yok, hepsi yayınevlerinden gönderilmiş, hadi tamam gönderilmiş de bir tane bile mi kötü kitap yoktu içlerinden hepsine geberdin? Gebermiş arkadaş ölmüş bitmiş. Kitabı okumuş mu, orası muamma ama!
Yorumları geziyorum hiç kendi aldığı bir kitap yok, hepsi yayınevlerinden gönderilmiş, hadi tamam gönderilmiş de bir tane bile mi kötü kitap yoktu içlerinden hepsine geberdin? Gebermiş arkadaş ölmüş bitmiş. Kitabı okumuş mu, orası muamma ama!
Ee böyle insanlar varken benim ufak eleştirim bile batar yani. O yüzden çok görmüyorum. Bir özrümü bile hak etmedikleri için üzülüyorum ama.
Bu da bahsi geçen sert(!) eleştirilerin olduğu yazım. Vaktiniz varsa okuyun. Eleştirilere açığım.
Kaydol:
Kayıtlar
(
Atom
)