yazık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
yazık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Mayıs 2018 Çarşamba

Loreal - Mucizevi Yağ


Fahriye Evcen'de gördünüz mü bilmiyorum bu yağı ama ben onda gördükten sonra merak etmiştim.
Daha sonra forumlarda da güzel olduğuna dair bir şeyler okudum.
Akabinde gelen indirimle de dayanamadım aldım.
Sürecek gençleşecek güzelleşecektim.
Adeta bir Fahriye Evcen olacaktım.
Ama neredeyse İzel oluyordum.
Belki de hala olurum garantisi yok!

Bir hafta kullandım ürünü ya! Bir hafta düzenli kullandım. Ah salak ben.
İlk kullanımda fark eden canlılık, düzenli kullanımda da gençleşme vaat eden bu yağı ilk kullanımda tabii ki öyle bir farklılık olmadı. Elbette abartacaklar olsun, dedim sürmeye devam ettim.
Bir hafta sonra cildimde kızarmalar, kurumalar ve dökülmeler meydana geldi.
Anında bıraktım. Yok bir de devam etseydim değil mi?
Arkadaşıma fotoğraf attığımda "BU NE!" dedi abartıyorum sanmış.

Kısacası suratım tarihinin en kötü dönemini yaşıyor.
Hemen yatıştırıcı ve nemlendirici, şöyle güzel ve güvenilir tavsiyeyle, sipariş ettim.
Umarım düzelir.

Her cilt ayrı, sana yarayan bana yaramayabilir tabii ama şu youtuberlara bakıp da alışveriş yapmak..
Pek akıl karı değil.
Bir daha değil suratıma bir Loreal ürünü sürmek, Youtuberların önerdiği bir şeyi alır da kullanırsam...

18 Kasım 2015 Çarşamba

Gönül Kolat Susam Ve Şampuan Reklamı?!


Gönül Kolat eski bloggerlardan.
Aranızda tanıyanlar bilenler olacağı gibi adını ilk kez duyacaklar da olacaktır.
Kolat bu yazıyı okusa "benim mi adımı ilk kez duyanlar olacak?" diyebilir ancak dün izlediğim şampuan reklamını kuzenim, bu kadın normalde kapalı bile değildir, diye yorumladığında anladım ki, binlerce takipçinizin olması, herkesin tanıdığı anlamına gelmiyor sizi.

Kendisiyle çalıştığım dönemde tanışmıştım. Çok şeker cici bici bir kızdı.
Sonra kapandı, iyice popüler oldu, işleri büyüdü, evlendi, kızı oldu. Hep sevindim onun adına.

Ama bu reklam ne ya?! Cidden ne?!



Bu reklamı stylelist geçinen birileri yapsa anlarım, para için kırk takla atan insta ünlüleri, şal takmazsa butikteki işlerin kesat gideceğini düşünüp perçemini dışarıda bırakmak suretiyle genç kızlara böyle de kapanabilirsiniz düşüncesini empoze etmeye çalışan butik sahipleri yapsa anlarım ama Gönül'ün yapmasına bir anlam veremedim.

Benim dostum olsaydı kendisi, ona şunu derdim:
Babadan zenginsin sen ya bunları sonradan görmelere bırak!
Bunu kimse ona dememişse gerçekten çevresindeki dostları gözden geçirmeli.

Lesoleil markasının da "müslümanları azcık da biz sömürelim" düşüncesinden çıktığını düşünüyorum.
İnsanların hassasiyetlerini kullanarak para kazanma yolunu seçenleri tebrik(!) ediyorum.

14 Mart 2015 Cumartesi

Türkiye'de Çevirmen Olmak Vs. Blogger Olmak

Geçenlerde eleştirdiğim bir kitap yorumumun eleştirildiği bir yazıya denk geldim.
Hayatta tesadüf yoktur tevafuk vardır, diyorlar ya.
İşte bu gibi durumlara diyorlar onu.
Çok fazla blog yazısı okuyamıyorum. Okuyunca kitap yorumları ağırlıklı okuyorum. 
Ve okuduğum bir kitap yorumu benim eleştirildiğim bir yazıya götürüyor beni.
Bu tevafuk değil de ne?

Yazıdaki tek eleştirinin görselini paylaşıyorum. Linkle, yazıyı okumakla uğraştırmayacağım sizi.


"..çeviri kaynaklı sorun.." demem çevirmenin tepesinin tasını attırmış.
Benim yazıma gönderme yapılınca, link veya isim yok zira, çevirmeni üzdüğüm için üzüldüm. Bir kere ya yanlış anlamış ya da kendisine yanlış aktarılmış.
Onun aksine ben yazının tamamını okuyunca üzülmekten vazgeçtim.
Nasıl bir enaniyetle sarf edilmiş sözler. 
Döndüm, lan bu kadar sinir edecek ne yazmış olabilirim? dedim yazımı okudum. 
Çevirmeni komaya sokan bu eleştirim mi?!
Açıkçası bana karşı linç kampanyası başlatılsa bu kadar abartılı tepki vermem. 

Nasıl böyle bir şey diyebilirmişim? Ben de kim oluyor muşum? 
Alt tarafı bir çocuk, demiş sözde. Ama nedense büyüklük onda kalamamış.. 

Valla sinirlenmedim. 
Blogumu nispet yapmak için kullanmadığım gibi laf sokmak için de kullanamam.
Düzenli okuyucularım da var, sevenlerim de sevmeyenlerim de (vardır herhalde).
Şuan espri yapmamak için zor tutuyorum mesela. Hayat kısa. 

Kitap okumak kadar almayı da seviyorum. Satın almayı da, hediye almayı da.
Daha dün kitapyurdu siparişim geldi mesela.
Yayınevlerinden kitap hediyeleri de kabul ediyorum kimi zaman. 
Blogumda okumadığım hiçbir kitabı yazmıyorum.
Beğenmediğim hiçbir kitap için, öldüm bittim geberdim, demiyorum.
Burada bahsettiğimden daha fazla kitap okuyorum. Kolay kolay bir kitabı yarım bırakmıyorum.
Yayınevlerine kendim mail attığım da oldu mesela. Ama fuar fuar gezip 'bedavaya ne koparsam kar' havasında hiç olmadım.
Yani hediye kitap da geliyor ama bu beni bir yalaka yapmıyor. 
Eleştiren insanlara çemkireceğinize, yalaka yorumcuyla tek derdi okuyucusuna iyi hizmet etmek isteyen kitap yorumcusunu ayırsanız mesela. Tamam pohpohlanmak işinize gelebilir ama yeri geldi mi kitap yorumcusu bloggerlara, o kadar abartmayın, diyebilseniz ya da.
Yorumları geziyorum hiç kendi aldığı bir kitap yok, hepsi yayınevlerinden gönderilmiş, hadi tamam gönderilmiş de bir tane bile mi kötü kitap yoktu içlerinden hepsine geberdin? Gebermiş arkadaş ölmüş bitmiş. Kitabı okumuş mu, orası muamma ama!
Ee böyle insanlar varken benim ufak eleştirim bile batar yani. O yüzden çok görmüyorum. Bir özrümü bile hak etmedikleri için üzülüyorum ama.

Bu da bahsi geçen sert(!) eleştirilerin olduğu yazım. Vaktiniz varsa okuyun. Eleştirilere açığım.