29 Aralık 2012 Cumartesi

İçten Konuşmalar


Bu kitap hakkında söyleyeceklerimi düşünüyorum. Samimi, dürüst, cesur, iddialı...
Sonra kitabın ismi geliyor aklıma. Tabii ya! Daha uygun bir isim olamazdı.

Dönüp dönüp okuduğum yerler oldu. Altını çizmeye kıyamadığım ama not aldığım.
Şaşırdığım.. Hak verdiğim..
Bazen de metaforlarını anlamadığımı hissettiğim ama anlamak için uğraşmadığım, üsluba kapılıp aktığım..

Kitabı; İstanbul, İzmir, Ankara Beta Ayakkabı mağazalarından temin edebilirsiniz.
Sibel'ime çok teşekkür ederim bu kitabı bana hediye ettiği için. Yazarın bir sonraki kitabını imzalı istiyorum ama ;)

23 Aralık 2012 Pazar

Rich Man Poor Woman

Ben aslında bir yazımda Uzak Doğu dizileri diyerek, izlediğim dizilerin Güney Kore dizisiyle sınırlı olmadığını size ima ettim.
Bu da 45'er dakikalık 11 bölümden oluşan bir dizi.
Dizinin ismi, aynı zamanda özeti.


Genç yaşta yaptığı bilgisayar programıyla ünlenmiş, paralanmış esas oğlan. Ve iş arayan saf temiz esas kız. Bir de esas kızın ayakkabıları...
Ne yaptımsa beğendiremedim bu çocuğu anneanneme. Bir çok dizimi anneannemle beraber izliyoruz artık, benle beraber twittera da giriyor. Fotoğraflarını çekip kuzenlerime yolluyorum, kıskançlıktan çatlıyorlar :)



Dizi yavaş yavaş ilerlerken birden gelişiyor, aynı bölümde hem hiç bir şey olmuyor-hem her şey oluyor. Bence sıkmıyor. Ve yine ne hikmetse bu çocuğun bu garip saç modeli beni itmiyor aksine çok yakıştırıyorum.


Yalnız karşı olduğum şeyler var.
Birincisi bu kadar kaba bir adama aşık olunmaz! Ama uzak doğulu kadınlar işi biliyor, ya içindeki yumuşaklığı  en baştan görüyorlar ya da zaten yumuşatıp şeker kıvamına getireceklerinden eminler.

İkincisi sana o denli kazık atan bir arkadaşını asla affetmezsin! Ne kadar yıllanmış olursa olsun.

Üçüncüsü. Hayat esas kızlar ve esas oğlanlardan ibaret değil, o Hyuga Toru'dan hoşlanan kız ile şefin arasını yapmaları gerekirdi. Aa bir dakika zaten öyle mi olmuştu? :)


Bu diziyi -anneannem dışında- 'ekipçek' izledik. Beraber izlemekten acayip keyif aldığım, Büşra ve Nabrut.
Nabrut'un harika "Zengin Erkek Fakir Kız" başlıklı yazısına link vermesem kıskançlık etmiş olurum.

20 Aralık 2012 Perşembe

PanCake Benden Sorulur

Şimdi telefon etseniz bana.
Müsaitsen sana geleceğim, deseniz.
Tabii, dedikten sonra duyduğunuz şey, cıp cıp cıp, olur.
Mutfakta pancake çırpmaya başladığımın sesidir o.


Çırpmak kelimesinin güzelliğini fark ediyorum şuanda. Çırparken çıkan sesten gelmiş olmalı bu kelime.

Annem bu gelişinde bana elektrikli sac getirdi. Senin ekmeklerin bunda çok güzel oluyor, dedi.
"Senin ekmeklerin" belirtili isim tamlamasındaki 'pancake'i bulunuz. :)


Zaten Amerikan kültürü etkisinde altında fazla kalmam nedeniyle sık sık yapardım, şimdi bu kolaylık sayesinde daha sık yapar oldum. Geçen gün yaptığımda kuzenim, yazlık geldi aklıma, dedi. Orada da yapmayı ihmal etmemişim :)
Bir Şeyda'ya yapamadım hala. Ama ona da yedireceğim inşallah.


Pancake sabah kahvaltısı veya 5 çayı yanına çok iyi giden yapımı kolay bir lezzettir. Üşenmeyin deneyin. Pancake tarifi her yerde var, bana yazdırmayın şimdi. ^_^
Edit: Böyle dedim ama "ille tarif, ille tarif, Seyhan sen en iyisini bilirsin, nooolur bize tarif ver" diye gelen mesajların, maillerin, yorumların sonu gelmedi madem sizi mi kıracağım?!

1 su bardağınde bir parmak eksik süt                 1 sb elenmiş un
1 adet yumurta                                                  1 tatlı kaşığı kabartma tozu
1 çimdik tuz                                                      1 yemek kaşığı sıvı yağ
1 tatlı kaşığı toz şeker

Bunları çırpıyorsunuz, kek kıvamına getiriyorsunuz, kepçe kepçe tavanıza döküyorsunuz.
Sonra süsleyip püsleyip bana fotoğraf gönderiyorsunuz. Hadi bakalım ;)

18 Aralık 2012 Salı

The Newsroom

Artık eskisi gibi CNBC-e ne yayınlarsa izlerim modunda değilim.
Zaten izlediğim dizilerin çok çok azını televizyondan takip ediyorum. 
Yaşasın internet! Reklamsız, sansürsüz.


'The Newsroom'un reklamları dönmeye başladığında hiç ilgimi çekmemişti.
Ancak Cineshoot'ın twitterda tavsiye etmesi üzerine, sen tavsiye ediyorsan izlerim, diyerek başladım bu diziye.
İlk bölümde sardı beni. Bir iki gün içinde tüm sezonu izledim. Sırf 2.sezon ocakta olacak diye ağırdan aldım hem de.  
Zaten sezon 11 bölümden oluşuyor. İşte bu yüzden tadı da damağınızda kalıyor.


Dizinin en dikkat çekici özelliği diyalogları. Çok hızlı ve herşeyden konuşuyorlar, daldan dala atlayabiliyorlar ama sonunda bir yere bağlıyorlar. Takibi zorlaştırsa da sürükleniyorsunuz ki.
İnadına doğru bildiğini savunan, objektif, etik değerleri gözeten böylece rakiplerinden sıyrılan bir haber programı. Haber konuları çoğunlukla - belki de tümüyle - gerçek. Amerika'daki gündemi bilmediğim için ne kadarı gerçek tam söyleyemiyorum.


Will McAvoy'u Mackenzie'yi Sloan'ı. Yani aslında Maggie hariç dizideki her karakteri seviyorum, Maggie'yi elime verseler parçalarım bile. Uyuz. 


Jim Harper'a ise bayılıyorum! Ama ne bayılmak! Maggie'ye uyuz olduğumu söylerken anladınız siz aslında değil mi?

Tamam artık bağlıyorum konuyu. Yalnız dizinin unutamadığım kısımlarından biri de, bu terör olaylarına ilişkin islam'ı hedef alan bir konuşmacıya Will'in verdiği cevap.
Saldırıları dinler yapmaz sosyopatlar yapar.
11 Eylüle rağmen adamlar bunu diyebiliyor.
Burada ne oluyor? Yılmaz Özdil, çocuklarına müslüman ismi yerine budist ismi koysalar keşke, diyor.

Burada bahsedince anladım ki özlemişim ben bu diziyi. Hadi siz de yeni sezona yetişin, hemen bugün izlemeye başlayın:)

16 Aralık 2012 Pazar

Kutlamanın Tatlı Yolu


Twitterdan kıskandırdım arkadaşları burası eksik kalmasın diyerek hiç vakit kaybetmeden yazmak istediğim bir yazı bu :)
Ciceksepeti.com 'dan bir hediye aldım geçtiğimiz gün.
Hediye konusunda ne kadar arıza olduğumu biliyormuşçasına, ki bilmediklerini umuyorum, hediyeyi de bana seçtirdiler.

Önce çiçek aranjmanlarına baktım. En son baktığımı hep bir öncekinden daha çok beğendim. Fiyatlar uygun erkekler şanslı diye düşündüm :)

Sonra hediye kısmına geldim, malum yeni bir yıl var önümüzde bekleyen. Ooww yooww oradan bir şey kestirdim gözüme.

En son Gurme kısmında kendimden geçtim. İyi ki varsın mı yazsın, dedim, yoksa seni seviyoruz mu?  O kadar narsistliğin bana bile fazla geleceğini düşünüp işte bunu gözüme kestirdim.


Ertesi sabah elimdeydi bu paket. Yemeye kıyamayacağımı düşündüm önce, sonra bir baktım fotoğraf çekmeyi bırakmış yemeye başlamışım.

Ama gün bitmedi. Seçmeme rağmen ikinci bir hediyeyi beklemiyordum gerçekten, o nedenledir ki akşam üzeri gelen kurye daha çok şaşırmama ve nasıl mümkün oluyorsa daha çok mutlu olmama neden oldu.


Şimdi siz söyleyin bu tam benlik değil mi?
Aynı zamanda sizlik de olabilir düşünce işte objektif kalemliğe ulaşacağınız linki veriyorum :)

Annem merak etti siz de merak edersiniz diye hatırlatmakta yarar var.
Koruyu madde içermiyormuş bu kekler, çikolatalar. Onun için uzun süre saklamak yerine hemen tüketilmesi tavsiye ediliyor. Sevdiklerinize güvenle yedirebilirsiniz yani ;)

Raşit Bey ve bu güzel aranjmanların yapımında ve ulaştırılmasında emeği geçen herkese, selamlar, sevgiler, teşekkürler..

14 Aralık 2012 Cuma

A Gentleman's Dignity

Boşu boşuna yazdığım bir Güney Kore dizisi tanıtım yazısı.
Okunmayacak korkusuyla değil, aksine okunuyor biliyorum.
Ama bu dizi hakkında bloglar o kadar çok yazdı ve de öyle güzel yazdılar ki, ben üstüne bir şey ekleyemeyeceğimi bile bile çabalayacağım.


Bu dizinin ilgi çeken yanı 40'lık delikanlıların oluşu.
Yaş ilerlemesi hiç bir şeyi değiştirmiyor aşk kapınızı her an çalabilir mesajı içeriyor.
Oyuncular olgun olunca öyle korkunç moda kurbanları ortaya çıkmıyor, hatta önceki dizilere nazaran çok ama çok daha güzel giyiniyorlar ki ben zaten bunlara her tarzı yakıştırıyorum, daha doğrusu onlar çok güzel taşıyor.


Bu da dizinin güzel hanımları. Kadınlar her zaman çok güzel olup çok güzel giyiniyorlar ama ben bu kadar güzel fiziğiyle bu kadar hoş bir albeniye sahip olanını görmemiştim.


İşte bu hanım kızımız. Kore dizilerinde adettendir başroldeki kızın pek iddiası olmaz, güya siliktir dikkat çekici değildir falan. Ama bu uzun bacaklarla bir insan ne kadar silik olabilir ki?
Çok da harika bir çift oldular, ne yalan söyleyeyim.


Dizide her bölüm başlarında bu dört delikanlıya ilişkin bir ön gösterim oluyor ki tadından yenmiyor.
Dizinin Şüphesiz en sevdiğim yanıydı. Ve tabii izleyiciye hak ettikleri sonu vermesi.


Dizideki favorim Lee Jung Rok. O tuhaf saçını bile sevdim :)


Dizideki onca kıyafet arasından favori kıyafetim ise bu.

Yok bu böyle olmayacak size dizinin hakkıyla tanıtımını yapmış bloglara yönlendirmeliyim.
Bunlardan biri şüphesiz Kore dizileri kraliçesi LaFea'nın yazmış olduğu bu yazı.
Diğeri ise izlenmemiş Kore dizisi bırakmamaya adeta ant içmiş Melike'mizin bu yazısı.

Yok ben diziyi izledim ama bölümleri hatırlamak, nadide sahnelerin üstünden geçmek isterim diyorsanız. Şüphesiz Nabrut'un hazırlayıp 2 post halinde yayımladığı yazıyı okumanızı ve mest olmanızı öneririm.
Nabrut'un yazısı 1.bölüm - 2. bölüm

12 Aralık 2012 Çarşamba

Emine&Kıvanç {Düğün Çekimi}

Emine'nin dillere destan bir beslenme şekli var. İlk tanıştığımız sıralarda bana arkadaşları tarafından bahsedilmişti. Ben de o zaman "Aa süper, seninle beraber ben de yediklerime dikkat ederim" demiş, Emine de buna çok şaşırmıştı. İlk defa biri böyle tepki vermiş genelde, biz seni kendimize benzetiriz, diyorlarmış.


Sonunda Emine gittikçe fitleşirken, ben gittikçe yuvarlaklaştım.
Düğün günü kuaförde incecik gelinimizi gördüğümde aklımdan bunlar geçiyordu.


Kuaförde bir de Zeynep vardı tabii, Ankara'lardan gelen. Belki tanırsınız ya :P Blogu şurada. Burada ise Emine ve Kıvanç düğünü yazısı. Zeynep için yazmak istediğim çok şey var, ta ki ayrı bir post olacak kadar ;)


Düğün çekimi, "Kuzey Güney" dizisini izleyenlerin yabancı olmadığı Aslanlı Köşk'te gerçekleşti ve ben günlerce o çekimi konuştum, şimdi bahsettikçe o güne gidiyorum ama merak etmeyin olabildiğince kısa keseceğim bu yazıyı. Olabildiğince ;)

Düğün çekimlerinde damat geline nazaran daha çekingen olur ya hani, biz de hiç öyle değildi. Damadın rahat hareketleri çevresindeki herkese pozitif elektrik verdi ve saatler çekim süren nasıl geçti hiç anlamadım.



Size şunu da söyleyeyim, düğünde Kıvanç ile Emine oynarken, ben de zayıflamaya karar verdim; hem o gün giydiğim ceketin düğmelerini zor kapattım, hem de Emine muhteşem görünüyordu.
Peki verdim mi? Vermek şöyle dursun, almasaydım yeterdi.