zülfü livaneli etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
zülfü livaneli etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22 Ekim 2019 Salı

Huzursuzluk


Gazeteci İbrahim, gazetede gördüğü çocukluk arkadaşının ölüm haberiyle soluğu Mardin'de alır.
Mardin'de vurulan ama Amerika'da ölen arkadaşının hikayesine girdikçe araştırır araştırdıkça çıkamaz. Yine arkasında bıraktığını sandığı anıları ve kendiyle de yüzleşir.

Ay niye böyle arka kapak yazısı gibi yazdım bilmiyorum.
Bu tip bilgilere herhangi bir yerde ulaşabilirsiniz. Benim yorum genelde bu yönde olmaz değil mi?

Zülfü Livaneli kalemi sağlam ve akıcı. Seveni de çok. Ben de şimdiye kadar okuduklarımı hiç sıkılmadan okudum. Bir dk ya birini yarım bıraktım ama ona da doğru zamanı bulursam tekrar şans vereceğim. Her kitabında olduğu gibi yine beni rahatsız eden yanları da oldu. Onları da kendime saklıyorum.
Çok ince, zaman zaman aceleye mi getirmiş ne hissine kapılacağınız, ama bence beğeneceğiniz bir kitap.

15 Nisan 2014 Salı

Kardeşimin Hikayesi

İşte kitap bu.
İki günde okuduğum bu kitap hem hikaye hem de edebi açıdan kesinlikle tatmin edici.
Kimileri Serenad kadar iyi olmadığını söylese de, ben Serenad'dan daha çok sevdim.
Bu kitapla beraber okuduğum başka bir kitap vardı (isim vermek istemiyorum, çünkü o da sevdiğim tarz - sevdiğim bir yazar). Bu kitaptan sonra elime onu alınca o kadar basit o kadar sığ geliyordu ki anlatamam.


Kitaplarla dolu bir evde, şehirden uzakta kimseye dokunmadan, insanlarla ilişkisini minimumda tutan Ahmet'in sabah kalktığında önceki gece gittiği partinin ev sahibesi Arzu'nun cinayete kurban gidişini öğrenmesiyle açılıyor kitap. Olayların peşinde olan bir gazetecimiz peyda oluyor. Bu sayede siz Arzu'nun katilini ararken Ahmet'in kardeşinin hikayesini dinliyorsunuz.

Bu kadar iyi bir kitap beklemediğim için mi çok beğendim, yoksa kitap cidden çok mu iyi idi bilmiyorum ama abartılı yorum yapmayan, beklentimi arttırmayan herkese teşekkür ederim.
Beklentinizi arttırdıysam da kusura bakmayın. Okursanız/okuduysanız yorumu ihmal etmeyin ;)

2 Mayıs 2012 Çarşamba

İlyas-ı Habır

Mardinli İlyas-ı Habır’ın Roma şehrinde çalışan akrabaları varmış..
Onları ziyarete gitmiş.
Oradaki misafirliği sırasında akrabaları işe gittiğinde İlyas-ı Habır da evden çıkıp, tek başına şehri dolaşırmış.. 

Bu gezilerinden birinde yolu çiçekli, ağaçlı, yeşillikler içinde cennet bahçesi gibi güzel bir yere düşmüş.. Gezinmek için içeri girdiğinde gözüne bazı mezarlar ve onların taşları ilişmiş..
Mermer heykeller ve kabartmalarla süslü şık mezarların başına dikili taşlardaki yazılar İlyas-ı Habır’ı çok şaşırtmış..
Kiminde yirmi bir gün, kiminde otuz dört gün, kiminde on yedi gün yazıyormuş..
Ama mezarların boyları bebek mezarı olamayacak kadar uzunmuş.

İçinden çıkamadığı durumu akşam akrabalarına sormaya karar vermiş..
Evde akrabalarına anlatıp izin gününde beraber bu parka gidip bu işin sırrını çözmelerini rica etmiş.

Güzel bir güneşli günde hep birlikte o parka gidip bekçiyi bulmuşlar ve mezar taşları üzerindeki gizemli rakamları sormuşlar..
Bekçi:
“Burası özel bir mezarlıktır.." demiş.
"Burada defnedilenlerin mezar taşlarına gerçek yaşları değil hayatta kaç gün mutlu oldukları yazar.. Kimi 21 gün mutlu olmuş, kimi 37 gün. 52'yi geçmeyen çıkmadı daha.”

İlyas-ı Habır memleketine döndükten sonra uzun bir ömür sürmüş.. Günlerden bir gün hastalanınca oğullarını başına toplayıp, size bir vasiyetim var, demiş.. Mezar taşına aynen şunu yazacaksınız:
İlyas-ı Habır bitti, anasından çıktı, doğru kabre gitti.


Çok etkileyici bir kitaptan kısacık bir hikaye paylaştım.
Kitabın konusuyla alakası yok belki. Ama kitabın kahramanının, yaşadıklarından yola çıkarak aldığı ders ona bu hikayeyi anımsatıyor.
Benim de o kadar hoşuma gidiyor ki, silkelenip bir-iki satır yazdırıyor işte böyle...

Ben bu ara, mutlu olduğum şeylerle meşgul olup burayı ihmal ederken, sizlere de bu 'çokça tavsiye edilen' kitabı tavsiye ediyorum.