Bu filmi beğenmeyeceğime öyle emindim ki..
O yüzden şimdiye kadar izlemedim.
Ama George Clooney'i özlemiştim ve ne kadar kötü olabilir ki, dedim ve öyle izleyiverdim.
Bilim kurgu, uzayda falan geçiyor, eser miktarda George Clooney var amaa.. yani gayet güzel bir film.
Bu filmin dedikoduları ilk çıktığı zamanı hatırlıyorum ben.
Sandra Bullock ile George Clooney bir filmde oynacaktı. Aman Allah'ım bende bir bayram havası.
Romantik Komedilerin aranılan simasıydı Sandra. Ben bir o kadar romantik komedilerin aranılan izleyicisiydim, ne olursa izlerdim, klişe mlişe dinlemez hepsini aşkla seyrederdim.
Ama gel gör ki bu ikisi bir araya geldi ve çeke çeke bilim kurgu çekti.
Yıkılmıştım.
Belki depresyon bile diyebiliriz buna. ya da travma.
Tamam travma güzel travma kalsın.
Yaşadığım travmadan anca kurtulup izledim.
Film uzayda geçiyor dedim. Konusuna da kısaca değineyim, zaten bu sefer istesem de uzun değinemem :)
Uzaydaki görevlerinde beklenmedik bir sıkıntıyla karşılaşan ekipten hayatta kalanların yaşam mücadelisi anlatılıyor. 91 dk. ve bir an bile sıkılmadım.
Yalnız uyarı kapalı alan fobisi olanlar, nefes darlığı çekenler izlerken sıkıntı hissedebilir.
18 Şubat 2016 Perşembe
The Gravity
Etiketler:
amerikan filmlerini özlemişim
,
amerikan sineması
,
beyaz perde
,
filmler
,
george clooney
,
hollywood
,
sandra bullock
,
sinema
,
the gravity
,
yer çekimi
Timaş Yayın Grubundan Gelen Hediyelerim!
Kaçınız Youtube kanalıma abone değilsiniz?
Yoo soruyorum, bir şey yapmıyacağım hadi söyleyin.
Kaçınız hiç videomu izlemedi?
Yorumlarınızı bekliyorum.
Gelelim videoya.
Videoda her şey anlattım olayın nasıl geliştiğini ve hediyeleri.
İzleyin diye bakın buraya da bırakıyorum.
Youtube kanalıma abone olanlar zaten izledi. Kimisi beğendi kimisi yorum yaptı. Bunca yılın hatırı var siz de geçip gitmeyin bence..
:)
Burada videolarım Hd kalitede izlenebilir vaziyette, bazen otomatik olarak düşük kalitede açıyor youtube, hani olur ya benden kaynaklı sanırsınız diye yazmak istedim :)
Yoo soruyorum, bir şey yapmıyacağım hadi söyleyin.
Kaçınız hiç videomu izlemedi?
Yorumlarınızı bekliyorum.
Gelelim videoya.
Videoda her şey anlattım olayın nasıl geliştiğini ve hediyeleri.
İzleyin diye bakın buraya da bırakıyorum.
Youtube kanalıma abone olanlar zaten izledi. Kimisi beğendi kimisi yorum yaptı. Bunca yılın hatırı var siz de geçip gitmeyin bence..
:)
Burada videolarım Hd kalitede izlenebilir vaziyette, bazen otomatik olarak düşük kalitede açıyor youtube, hani olur ya benden kaynaklı sanırsınız diye yazmak istedim :)
Etiketler:
hd izleyin
,
iyice alıştım
,
timaş
,
timaş yayın grubu
,
vlog
,
vlogger
,
youtube
,
youtube kanalım
,
youtuber
16 Şubat 2016 Salı
Mahsun Kırmızıgül Evlenmiş!
Flaş bir haberle karşınızdayım :)
Aslında bu hafta yayımlanacak yazılarımı hazırlmıştım.
Ancak bu flaş haber sayesinde ufak bir kayma meydana gelecek.
Ne yapsaydım yani, bu haberi mi bekletseydim?
Eminim bir çoğunuzun Mahsun Kırmızıgül umrunda bile değil.
Eminim evlendiğinden haberiniz dahi yok.
Ama duyunca şaşırmadınız mı?
Merak edip, bi' bakalım, demediniz mi?
Efendim?, duyamıyorum :)
Mahsun Kırmızıgül ve artık sevgili Eşi Ece Binay Los Angeles'ta 30 kişinin katıldığı bir davetle dünya evine girmişler.
Madem ben o 30 kişinin arasında olmayacaktım, o zaman hiç kimse katılmasaydı da, siz Los Angeles yerine Las Vegas'a gidip orada evlenseydiniz, daha güzel olmaz mıydı Mahsuncum?
Hepi topu bir filmini izlemiş, en popülerken bile şarkılarını dinlememiş bir insan olarak bu trip atma hakkını nerede ve nasıl görüyorum kendimde?! Bilemiyorum.
Bu özgüvenim bazen beni bile şaşırtıyor, başıma bir iş açmasa bari.
Geline dönelim zira biliyorum Mahsun Kırmızıgül'le ilgilenmiyorsunuz.
Ay ben pek beğendim gelini.
28 yaşında bir avukat kendisi. Mahsun Kırmızgül'ün yaşı da 47 bu arada.
Çift basından saklamış fotoğrafları ama basına düşen bir iki fotoğrafı magazin basını bir başarı olarak kaydetmiş, kaçamadılar falan yazmışlar, bence çok zavallıca. İstemeselerdi bence bunlar bile düşmezdi.
Bravo valla, böyle tercih etmişler, iyi de korumuşlar bence.
Tabii yakın gelecekte reklam için görüntüler servis edilirse, bilemiyorum.. Hiç şık durmaz.
Ne yapalım, gençlere mutluluklar dileyelim mi?
Aslında bu hafta yayımlanacak yazılarımı hazırlmıştım.
Ancak bu flaş haber sayesinde ufak bir kayma meydana gelecek.
Ne yapsaydım yani, bu haberi mi bekletseydim?
Eminim bir çoğunuzun Mahsun Kırmızıgül umrunda bile değil.
Eminim evlendiğinden haberiniz dahi yok.
Ama duyunca şaşırmadınız mı?
Merak edip, bi' bakalım, demediniz mi?
Efendim?, duyamıyorum :)
Mahsun Kırmızıgül ve artık sevgili Eşi Ece Binay Los Angeles'ta 30 kişinin katıldığı bir davetle dünya evine girmişler.
Madem ben o 30 kişinin arasında olmayacaktım, o zaman hiç kimse katılmasaydı da, siz Los Angeles yerine Las Vegas'a gidip orada evlenseydiniz, daha güzel olmaz mıydı Mahsuncum?
Hepi topu bir filmini izlemiş, en popülerken bile şarkılarını dinlememiş bir insan olarak bu trip atma hakkını nerede ve nasıl görüyorum kendimde?! Bilemiyorum.
Bu özgüvenim bazen beni bile şaşırtıyor, başıma bir iş açmasa bari.
Geline dönelim zira biliyorum Mahsun Kırmızıgül'le ilgilenmiyorsunuz.
Ay ben pek beğendim gelini.
28 yaşında bir avukat kendisi. Mahsun Kırmızgül'ün yaşı da 47 bu arada.
Çift basından saklamış fotoğrafları ama basına düşen bir iki fotoğrafı magazin basını bir başarı olarak kaydetmiş, kaçamadılar falan yazmışlar, bence çok zavallıca. İstemeselerdi bence bunlar bile düşmezdi.
Bravo valla, böyle tercih etmişler, iyi de korumuşlar bence.
Tabii yakın gelecekte reklam için görüntüler servis edilirse, bilemiyorum.. Hiç şık durmaz.
Ne yapalım, gençlere mutluluklar dileyelim mi?
Etiketler:
2016 düğünler
,
düğün
,
ece binay
,
evlilik
,
gelinlik
,
las vegas
,
los angeles
,
mahsun kırmızıgül
,
ünlü düğünler
15 Şubat 2016 Pazartesi
Siyah Kar
Arkadya Kitap'tan geçtiğimiz ay çıkan Siyah Kar isimli kitap sayesinde Juliette Sobanet ile tanıştım.
Instagram'da paylaştığım zaman kendisini etiketledim ve bir baktım beni takibe almış ^.^
Sanırım birçok Türk kullanıcıyı takip ediyor.
Çok sevimli değil mi?
[Instagram demişken: The_Syhn]
Kitabın ismi dilimize Siyah Kar olarak çevrilmiş ancak orijinal adı, Midnight Train To Paris , pek alakası yok değil mi?
Neden Siyah Kar tercih edilmiş bilmiyorum, ben olsam bunu tercih etmezdim.
Öncelikle kitabın fantastik yönü olduğundan bahsetmekte yarar var.
Ben bilmiyordum açıkçası, arka kapak yazısını okumazsan bilmezsin tabii, diyebilirsiniz ama bence arka kapak yazısından da anlaşılmıyor.
Aşk ve zaman kavramı işleniyordu kitabın tanıtımlarında, ben de böyle iki ayrı zamanın anlatıldığı romanlardan sandım. Bir de dram bekliyordum. Çok ağlayacağım herhalde diyordum. Ancak enerjik, fantastik, kıpır kıpır bir roman çıktı karşıma. Hoşça vakit geçirmek için iyi bir kitap. Sayfa sayısı da ideal. Çabucak bitiyor.
Kitabı bitirdiğim sıralarda pek benlik olmadığını düşündüm.
Ancak daha sonra yanlış zamanda okuduğum yanlış bir kitap olduğuna karar verdim ve serinin diğer kitaplarını daha çok seveceğimi düşündüm. Çünkü hazırlıklı olacağım. Dram diye elime alıp ay neler oluyor burada, diye şaşırmayacağım en azından ;)
Instagram'da paylaştığım zaman kendisini etiketledim ve bir baktım beni takibe almış ^.^
Sanırım birçok Türk kullanıcıyı takip ediyor.
Çok sevimli değil mi?
[Instagram demişken: The_Syhn]
Kitabın ismi dilimize Siyah Kar olarak çevrilmiş ancak orijinal adı, Midnight Train To Paris , pek alakası yok değil mi?
Neden Siyah Kar tercih edilmiş bilmiyorum, ben olsam bunu tercih etmezdim.
Öncelikle kitabın fantastik yönü olduğundan bahsetmekte yarar var.
Ben bilmiyordum açıkçası, arka kapak yazısını okumazsan bilmezsin tabii, diyebilirsiniz ama bence arka kapak yazısından da anlaşılmıyor.
Aşk ve zaman kavramı işleniyordu kitabın tanıtımlarında, ben de böyle iki ayrı zamanın anlatıldığı romanlardan sandım. Bir de dram bekliyordum. Çok ağlayacağım herhalde diyordum. Ancak enerjik, fantastik, kıpır kıpır bir roman çıktı karşıma. Hoşça vakit geçirmek için iyi bir kitap. Sayfa sayısı da ideal. Çabucak bitiyor.
Kitabı bitirdiğim sıralarda pek benlik olmadığını düşündüm.
Ancak daha sonra yanlış zamanda okuduğum yanlış bir kitap olduğuna karar verdim ve serinin diğer kitaplarını daha çok seveceğimi düşündüm. Çünkü hazırlıklı olacağım. Dram diye elime alıp ay neler oluyor burada, diye şaşırmayacağım en azından ;)
Etiketler:
2016 okumaları
,
arkadya yayınları
,
julliette sobanet
,
midnight train to paris
,
roman
,
seri
,
siyah kar
,
the royal book club
14 Şubat 2016 Pazar
Gündüz Kuşağının "In" Ve "Out"ları
*Blogda konuk yazar günü.
konuk yazarın diğer yazıları da ilginizi çekebilir.
Onun için sizi Kezban'ın TV Köşesine alalım.
Gündüz kuşağı denince akla ilk gelen program "Müge Anlı ile Tatlı Sert".
Müge Anlı yıllardır ekranda ve rakipsiz. Öyle ki bir çok büyük bütçeli diziden bile daha çok reytingi.
Çok sadık bir izleyicisi var. Yıllar içinde bir çok benzeri yapıldı ama kimse onun kadar başarılı olamadı. Program aslında kayıp vatandaşlarımızı bularak ciddi bir hizmet veriyor.
İnsanlarda böyle düşünüyor olmalı ki, Polis ve Jandarma'dan sonra başvurulması zorunlu bir birim haline geldi.
Evet Müge Anlı gündüz kuşağının uzun yıllardır IN⬆lerinden
Aynı saatlerde, bir masa etrafında toplanıp o günün magazin olaylarının konuşulduğu dedikodu programları var.
Kanaltürk'deki 2.Sayfa (Gerçi Kanal D'ye transfer olmuşlar ama) bunların en kıdemlisi, benzerleri TV8 de ve Beyaz TV'de. İki sene önce çok popülerlerdi ama bu sene OUT ⬇
Günün ilerleyen saatlerinde her kanalda bir evlilik programı. Kimi locada talibini bekliyor, kimi girdiği evde koca avında.
Bu programlara çıkanlar da bir garip, yapımcılar özellikle seçiyor olmalı, özgüven tavan çünkü. Çoğunu internette caps malzemesi olarak görebilirsiniz. Bu programların kompedanı da Esra Erol tabii ki.
Ama her kanalda bir örneği mevcut, mesala Fox'da Zuhal Topal (keşke oyunculuk yapsa), sürekli skandallarla internete düşüyor bugünlerde. Bir de Kanal D'nin Kısmetse Olur'u var. Eve giren çıkan belli değil. Eskiden bu saatlerde yemek programı olurdu. Emine Beder'ler, Ayşe Tüter'ler. Şimdi sadece Nursel'in Mutfağı var Show TV'de.
Yani kısacası Evlenme programları IN ⬆
Yemek programları OUT⬇.
Etiketler:
esra erol
,
evlilik programları
,
gündüz kuşağı
,
kezban londrada
,
kezbanın tv köşesi
,
Müge Anlı
,
tatlı sert
,
zuhal topal
13 Şubat 2016 Cumartesi
Maia Chocolate
Bir de Çengelköy'de olunca benim için işten bile değildi gitmek.
Ama gidince.. Gidince, keşke Çengeköy'de olmasaydı böylece gitmezdim, dedim.
Mekanın dekor harika bir kere. Profesyonel yardım alınmış belli.
Küçükten biraz büyük bir mekan :) - çok büyük değil demek istedim burada-
Biz, yine instagramda sunumuna vurulduğumuz, Rapunzel sipariş ettik.
Rapunzel hindistan cevizi içinde servis edilen soğuk çikolata.
Soğuk çikolata, dedim ama bildiğin nesquik yani. Hem de hindistan cevizinin aldığı miktar bir çay bardağı kadar.
Şok oldum.
Birincisi servisi yapan Rapunzeli anlatırken hindistan cevizi içinde geldiğinden aroması çok hoş oluyor, falan demişti. Katiyen katılmıyorum evde yapacağınız nesquikten hiçbir farkı yok!
İkincisi mekan hafta sonu gittiğimiz için olabilir tıklım tıklımdı. Müzik son sesti. Arkadaşımın sesini zor duyuyordum, zor kaçtık!
Üçüncüsü, hepi topu içtiğim nesquikin bir çay bardağı kadar olduğunu söylemiştim. Peki o nesquike 16 tl verdiğimi söylemiş miydim?
Yuh Artık! dediğinizi duyar gibiyim.
Bence de yuh!
Bir arkadaşım servisin vasat olduğunu söylemişti oysa bana, ama ben o instagramın büyülü dünyasının göz boyayan fotoğraflarına ve övgülerine kandım.
İnsanın amacı sırf para kırmak olunca ve ehli olmadığı şeylere el atınca, böyle dışı güzel içi boş işlerle karşılaşmak çok normal aslında.
Maalesef ruhun yok Maia Chocolate. Aksini söyleyen bir şeyden anlamıyordur.
11 Şubat 2016 Perşembe
Biten Kozmetik Ürünlerim
Ay hep böyle bir post yapmak istemişimdir.
Ama arada sırada kozmetik eşyası krem falan alsam da düzenli kullanmadığımdan bitmez.
Atılmaz da mesela, öyle birkaç sene durduktan sonra bozulmuştur bu, denilerek atılır.
Ama artık yaş.. yaş kemale erdi.
Yaşlılık belirtileri kendini gösteriyor.
O yüzden biraz daha düzenli kullanmaya başladım ürünleri.
Yine de tabii itiraf edeyim hepsi bir anda bitmedi. Bitenleri beklettim bu fotoğrafı çekmek için :)
Evet bazılarının bir ayda kullandığı belki de daha az sürede tükettiği miktarda ürün var burada.
Güneş kreminden başlıyalım. En düzenli ve en uzun süredir kullandığım ürün güneş kremi. Açık tenliyim biraz, çabuk lekeleniyor cildim, mecburen dikkat ediyorum. Her yaz değiştiriyorum ben genelde ama şimdi fark ettim ki iki yazdır Avené kullanıyorum. Üstelik memnun da değilim Avené'den. Yüzü çok beyazlatıyor, ölü gibi duruyorum bu bir, ikincisi de çok terletiyor. Gerçi belki yazdandır :) Sonuçta kremsiz çıkmadığım için belki kremden değildir yüzümün terlemesi :)
Şimdi yeni bir güneş kremi aldım, ama daha kullanmadım. Kışın da belki güneşli günlerde kullanırım, dedim ama kullanmayacağım. D vitamini seviyem yerlerde, bari kışın güneşinden faydalanayım diye kendimce tedavi yöntemi buldum :)
Vichy Aqua Termal öyle aman aman bayılmadığım ama hiç de kötü olmayan bir nemlendirici. Vichy'e güveniyorum nedense. -Hülya güvendiği için olabilir :) -
Gerçi ne yapmasını bekliyorum nemlendiriciydi alt tarafı. Bitince tekrar almadım. Gece kremini almayı düşünüyorum bu sefer de.
La Roche-Posay'e gelince bundan çok memnun kaldım. Benim cildimde pek sivilce çıkmaz ama çıkanların lekesi de aylarca geçmez. Bu krem nemlendirirken o tip lekeleri de onarıyor. Ama çok kuru ciltler için. Yoğun bir krem yağlı bir cilt sürerse daha beter edebilir gibime geliyor. Bitince tekrar aldığım ve muhtemelen bitince tekrar alacağım bir ürün. Nemlendirici niyetine Vichy ile dönüşümlü kullanıyordum. Şimdi bu ürünü gündüz kullanıyorum gece de kuzenimden arakladığım Esteé Lauder gece kremi var onu kullanıyorum. Gül gibi geçiniyoruz.
Kuru saçlarım için Fahriye Evcen'in reklamlarında oynadığı Loreal yağını seçtim.
Memnun kalmışım ki bitmiş, kuzenim geçen gün beğenip beğenmediğimi sordu sonra benim yanıtımı beklemeden böyle dedi. Oysa fark edebileceğim bir güzellik katmamıştı bana göre. Ben bu ürünü kullanınca otomatikman Fahriye'ye benzeyeceğimi sanmıştım. :P
Yine de zor zamanlarda hani böyle yıkama sonrası kuruttuğunuzda, kupkuru sağlıksız görüntüye karşı ya da taramaya korkulan karışmış hallerde bir umut, bir cesaret olduğu doğru. Çok abartıp beklentiye girmezseniz iyi denilebilir.
Eyeliner daha doğrusu diplinerım uzun zaman önce maksadını aştı. Bitmişti ama gözün üstüne olmasa da altına kalem gibi sürülüyordu. Hani kirpik diplerine ;)
Bu diplinerlarında ucu sert oluyor eyeliner sürmek isteyip de ben gibi süremeyenlere kuzenim bunu öneriyor. Ben de geçen indirimde görünce aldım tekrar. Yüz yılda bir sürüyorum neden Loréal alayım, dedim tekrar Alix Avien aldım. 12.90'a düşmüştü 14.90'dan dayanamadım :)))))
Rimelim ise..
Yaw benim kirpiklere ne yapsak boş. Uzatıyor tamam ama kıvrılmıyor ki kirpiklerim.
Dimdik ileri bakıyor. Tıpkı sahibi gibi eğilip, bükülmek, kıvrılmak bilmez.
Aa aferin bak, olaya böyle bakınca kirpiklerimi sevdim. Evet kıvrılmıyoruz ne var?!
Hayatımda aldığım ilk ve tek rimel olması bakımından önem taşır..
Dedim ya yaşlılık diye.
Yoksa ben şimdi yirmisine basmadan makyaj yapanlardan değilim. Fondötenler, aydınlatıcılar, kapatıcılar bir yana ne BB kremim ne de artık bir rimelim var. Ama eyelinerım var :)
Ve yine de böyle bir yazı hazırladım.
Ama zevk aldım bu yazıdan. Diğer yazılarıma kıyasla oldukça uzun, değil mi?
Makyaj değil de kremlenmeyi falan, arada unutsam da, seviyorum, sanki sürer sürmez gençleşiyorum, öyle bir hava geliyor :)
Önerilerinize açığım bu arada.
Bana sürer sürmez gençleştiren ürünlerden bahsedin ^.^
Ama arada sırada kozmetik eşyası krem falan alsam da düzenli kullanmadığımdan bitmez.
Atılmaz da mesela, öyle birkaç sene durduktan sonra bozulmuştur bu, denilerek atılır.
Ama artık yaş.. yaş kemale erdi.
Yaşlılık belirtileri kendini gösteriyor.
O yüzden biraz daha düzenli kullanmaya başladım ürünleri.
Yine de tabii itiraf edeyim hepsi bir anda bitmedi. Bitenleri beklettim bu fotoğrafı çekmek için :)
Evet bazılarının bir ayda kullandığı belki de daha az sürede tükettiği miktarda ürün var burada.
Güneş kreminden başlıyalım. En düzenli ve en uzun süredir kullandığım ürün güneş kremi. Açık tenliyim biraz, çabuk lekeleniyor cildim, mecburen dikkat ediyorum. Her yaz değiştiriyorum ben genelde ama şimdi fark ettim ki iki yazdır Avené kullanıyorum. Üstelik memnun da değilim Avené'den. Yüzü çok beyazlatıyor, ölü gibi duruyorum bu bir, ikincisi de çok terletiyor. Gerçi belki yazdandır :) Sonuçta kremsiz çıkmadığım için belki kremden değildir yüzümün terlemesi :)
Şimdi yeni bir güneş kremi aldım, ama daha kullanmadım. Kışın da belki güneşli günlerde kullanırım, dedim ama kullanmayacağım. D vitamini seviyem yerlerde, bari kışın güneşinden faydalanayım diye kendimce tedavi yöntemi buldum :)
Vichy Aqua Termal öyle aman aman bayılmadığım ama hiç de kötü olmayan bir nemlendirici. Vichy'e güveniyorum nedense. -Hülya güvendiği için olabilir :) -
Gerçi ne yapmasını bekliyorum nemlendiriciydi alt tarafı. Bitince tekrar almadım. Gece kremini almayı düşünüyorum bu sefer de.
La Roche-Posay'e gelince bundan çok memnun kaldım. Benim cildimde pek sivilce çıkmaz ama çıkanların lekesi de aylarca geçmez. Bu krem nemlendirirken o tip lekeleri de onarıyor. Ama çok kuru ciltler için. Yoğun bir krem yağlı bir cilt sürerse daha beter edebilir gibime geliyor. Bitince tekrar aldığım ve muhtemelen bitince tekrar alacağım bir ürün. Nemlendirici niyetine Vichy ile dönüşümlü kullanıyordum. Şimdi bu ürünü gündüz kullanıyorum gece de kuzenimden arakladığım Esteé Lauder gece kremi var onu kullanıyorum. Gül gibi geçiniyoruz.
Kuru saçlarım için Fahriye Evcen'in reklamlarında oynadığı Loreal yağını seçtim.
Memnun kalmışım ki bitmiş, kuzenim geçen gün beğenip beğenmediğimi sordu sonra benim yanıtımı beklemeden böyle dedi. Oysa fark edebileceğim bir güzellik katmamıştı bana göre. Ben bu ürünü kullanınca otomatikman Fahriye'ye benzeyeceğimi sanmıştım. :P
Yine de zor zamanlarda hani böyle yıkama sonrası kuruttuğunuzda, kupkuru sağlıksız görüntüye karşı ya da taramaya korkulan karışmış hallerde bir umut, bir cesaret olduğu doğru. Çok abartıp beklentiye girmezseniz iyi denilebilir.
Eyeliner daha doğrusu diplinerım uzun zaman önce maksadını aştı. Bitmişti ama gözün üstüne olmasa da altına kalem gibi sürülüyordu. Hani kirpik diplerine ;)
Bu diplinerlarında ucu sert oluyor eyeliner sürmek isteyip de ben gibi süremeyenlere kuzenim bunu öneriyor. Ben de geçen indirimde görünce aldım tekrar. Yüz yılda bir sürüyorum neden Loréal alayım, dedim tekrar Alix Avien aldım. 12.90'a düşmüştü 14.90'dan dayanamadım :)))))
Rimelim ise..
Yaw benim kirpiklere ne yapsak boş. Uzatıyor tamam ama kıvrılmıyor ki kirpiklerim.
Dimdik ileri bakıyor. Tıpkı sahibi gibi eğilip, bükülmek, kıvrılmak bilmez.
Aa aferin bak, olaya böyle bakınca kirpiklerimi sevdim. Evet kıvrılmıyoruz ne var?!
Hayatımda aldığım ilk ve tek rimel olması bakımından önem taşır..
Dedim ya yaşlılık diye.
Yoksa ben şimdi yirmisine basmadan makyaj yapanlardan değilim. Fondötenler, aydınlatıcılar, kapatıcılar bir yana ne BB kremim ne de artık bir rimelim var. Ama eyelinerım var :)
Ve yine de böyle bir yazı hazırladım.
Ama zevk aldım bu yazıdan. Diğer yazılarıma kıyasla oldukça uzun, değil mi?
Makyaj değil de kremlenmeyi falan, arada unutsam da, seviyorum, sanki sürer sürmez gençleşiyorum, öyle bir hava geliyor :)
Önerilerinize açığım bu arada.
Bana sürer sürmez gençleştiren ürünlerden bahsedin ^.^
Etiketler:
alix avien
,
avene
,
cilt bakımı
,
dipliner
,
estee lauder
,
eyeliner
,
kozmetik
,
la rocher posay
,
loreal
,
nemlendirici
,
rimel
,
ürünler
,
vichy aqua termal
Kaydol:
Kayıtlar
(
Atom
)








