sinema etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sinema etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Mart 2023 Cuma

A Man Called Otto



Hangi akla hizmet "hayata rövaşata çeken adam" olarak ismi Türkçeye çevrilmiş bilmem; A man called Otto Tom Hanks'in başrolünü üstlendiği orijinali 'A man called ove' olan İsveç yapımı filmin yeniden çekimi. Bunu önceden bilseydim orijinalini izlerdim ama benim film hakkında hiç fikrim yoktu, Tom Hanks'i görüp izlemek istedim. 
Neyse ki orijinali kadar iyi diyorlar.  O zaman bu filmi bir daha izleyesim geldiğinde İsveç versiyonunu izleyebilirim. Ama şimdilik bununla yetineceğim.
Huphuysuz bir ihtiyar olarak Otto, ve ona karşı çok sabırlı komşularının etrafında, geriye dönüşlerle anlamlandıracağımız bir film.
Dram-komedi türünde, izlemeye pişman olmayacağınız bir film.

21 Mart 2023 Salı

Ticket to Paradise

 Bu film gösterime girdiğinde İpek bana haber vermişti. Pandemiden beri sinemaya gitmemiştim ve bu filmi sinemada izlemek için can atıyordum. Derken annem düştü ve kollarını kırdı. Sonra tabii dışarı çıktığım günler oldu ama mümkün olduğu kadar evde onun yanında olmak istedim. İş güç de bitmiyordu haliyle sinemaya falan gitmedim. 
Derken online düştü ve yakın zaman evvel izledim bu filmi ben.

Filmin imdb puanı 6,2. 
Öyle çok sevdiğim filmler var ki benim puanı altılarda olan. Üstelik George Clooney ve Julia Roberts yani puanı bir olsa bile izlerdim. Nitekim beğendim. Çok keyifliydi. Bu kadar olur. Hoşça vakit geçireceğiniz bir laylaylom film izlemek isteyenlere.
George hayranı olanlara ise görsel şölen mahiyetinde ♥ 

20 Mart 2023 Pazartesi

In The Bruges

 3 ay yaza yazma sonra patlat peş peşe. Ama bir itiraf önceki yazımı sırf bu yazıyı yazabilmek için yazdım. zaten ne kadar iştahsız bir yazı olduğunu okuyanlarınız varsa anlamıştır. 

Yıl 2019, Brugge' a gittiğimizde rehberimiz bu filmden bahsediyor. Benim o zamandan beri aklımda izlemek. 
Yıl olmuş 2023.. Allah biliyor ya tekrar gitmeyi istiyordum ve nasip ediyor Rabbim. Şükürler olsun. 
Brugge'da gezerken bu sefer bari izliyim diyorum şu filmi. 
Filmde Colin Farrell oynuyor. Hiç sevmem. Filmlerini hiç merak etmem. Neden ünlü olmuş anlamadığım isimlerden.
Ama film çok ilginç. Farklı. Aslına bakarsanız benim de tarzım değil. Yani ben öyle sanırdım. Oysa çok beğendim. 

Konusunu anlat derseniz spoilersız anlatamam ama oyunculuklar çok iyi, işlenen duygular, replikler çok iyi. Brugge hakkındaki yorumlar çok cesur! :)
Hem heyecanlı, hem rahatsız edici, hem de beklenmedik. 

Bu filmin postu bu kadar esasında ama sonra ne mi oldu. Instagramda bi posta denk geldim. İlk fotoda In The Bruges filmden bir sahne yıl 2008 ikinci fotoda gene Colin Farell ve Bredan Gleeson bu kez 2022. 
Filmin başrol oyuncularını tekrar bir araya getirmişler. Film hakkında hiç bilgim yok hatta bırakın konusunu adını bile söyleyemiyorum buraya yazarken bakarak yazacağım ama sırf bu ikili için oturdum izledim:

The Banshees of Inisherin



Çok umudum yoktu ama çok beğendim. Çok yaşlanmışlar tabii ki bu bir gerçek. İrlanda aksanı aman Allah'ım ne kadar ağır. Konusu ne kadar ilginç. 
Küçük bir yerde iki samimi arkadaştan biri artık diğeriyle konuşmayı kesiyor. Sebebi arkadaşın sıkıcı olması. İki film de öyle laylaylom değil de farklı konu sevenler için. Laylaylom isterseniz filmler etiketinde bin tane bulabilirsiniz. 

14 Eylül 2020 Pazartesi

Woman in Gold

 Filmin afişi izlemek için kafi! Helen Mirren ve Ryan Reynolds "Seyhancım izlemek istediğini biliyoruz" der gibi bakıyorlar. E tabii ben de izledim. 


Ünlü ressam Gustav Klimt'i bilir misiniz? Açıkçası ben Avusturya'ya gittiğimde öğrenmiştim. Araya Avusturya'ya gittiğimi de sıkıştırdım. Aslında bu kadar ünlü bir adamı resimle ilgilenmiyorsanız tanımamanız normal demek istemiş de olabilirim. Belki de sizin niyetiniz kötü :))) Neyse sapıyorum konudan!

Spoiler istemeyen buradan gerisini okumasın çünkü, bildiğin filmi özetleyeceğim. Normalde hiç yapmadığım şey biliyorum ama konuşasım varsa demek ki.. 

Film geçmişle gelecek arasında gidip geliyor. Maria Altmann'ı ilk tanıdığımızda Amerika'da yaşayan bir kadın ancak vaktiyle Nazi zulmünden kaçmış. Ailesi toplama kampında ölmüş/öldürülmüş.. 

Maria Altmann'ın gençlik günlerinde dönüyoruz. Avusturya'da yaşayan Yahudi zengin bir aileye mensup. Gustav Klimt'in çok ünlü bir tablosunda resmedilen kadın Maria Altmann'ın yengesi Adele. Ve o tablo evlerinde asılı ancak..

 Ancak Nazi olaylarının ortasında Nazi coğrafyasındalar. Her şeylerini bırakıp kaçtıktan sonra  eşyaları yağmalanıyor. Aslında kaçabilsin - kaçamasın tüm yahudilerin değerleri eşyaları bu şekilde çalınmış/el konulmuş/yağmalanmış. Artık nasıl adlandırırsanız. 

Doksanlarda Avusturya imajını kurtarmak için Yahudilerden alınan eşyaların, sanat eserlerin iadesini yapacağını duyuruyor. İşte Maria da yengesinin tablosunu alabileceğini düşünerek Avusturya kökenli Yahudi bir avukat olan Randy'e bir şansı olup olmayacağını danışıyor. Çünkü Adele'nin portresi  Maria için aile yadigarı olsa da çok değerli ve Viyana için bir sembol! Randy  başlangıçta para için bu işe girişse de sonradan bu iş bir şeref meselesine dönüyor. Hasılı kelam Maria ve Randy olmaz denileni başarıyor davayı kazanıyorlar. Maria kazandığı parayı yardım kuruluşlarına ve akrabalarına dağıtıyor. Randy kendi hukuk firmasını açıyor ve tarihi eserlerin iadesi konusunda uzmanlaşıyor. Gerçek hayat hikayesi olmasa yaw he he derdiniz. Ama işte gerçek hayat hikayesi. 

Şimdi ben bu kadar şeyi aslında başka bir şey için yazdım ama halim kalmadı. Gaza geldiğim bir gün bu yazıya referans vererek anlatırım.

Nasıl beğendiniz mi filmi? :)

4 Kasım 2019 Pazartesi

Maleficent Mistress of Evil

Aslında kuzenimi Yedici Koğuştaki Mucizeye götürmeye ikna etseydim bu filme gitmeyecektik ama çok ağlarım diye istemedi. Ben de ağlarım işte ne güzel diye gitmek istiyordum oysa.
Sonra bu filme girdik ama benim kuzenim Maleficent'in ilk filmini izlememiş ki.


Film sıkıcı değil, Angelina Jolie çok güzel, fantastik, masal gibi güzel bir film. Ancak ilki kadar değil.
Gene iyiliğin kazandığı, iyi sanılanların kötü, kötü sanıların suçsuz olduğunu gördüğümüz bir filmdi. Sinemada izlemeye gerek var mı? Hiç sanmıyorum ama ben de filme gitmeyi seviyorum işte napıyım. Siz onlinea düşünce izleyin. Keyifli birkaç saat geçirin.

30 Ekim 2019 Çarşamba

Joker

Aslında vizyon filmlerinden öyle uzağım ki.
Derste öğrencilerim bu filmden bahsetti. 18 yaşından küçük oldukları için filme girememişler.
Dedim o zaman sizin yerinize ben gideyim. Sonraki boş günümde soluğu salonda aldım.

Batman hikayelerinden bildiğimiz Joker'in hikayesiydi film ve hiç beklediğim gibi değildi.
Joker neşeli suçu zevkle işleyen bir tipleme idi, değil mi?
Ama bu adam çok gariban, hasta, acıklı bir hikayesi var. Onun için öyle üzülyorsunuz ki. Ee adam haklı oluyorsunuz sonunda. Sanırım bu yüzden 18 yaş sınırlaması getirmişler.
Çok karanlık, çok depresif bir filmdi.
Bu tarzı seviyorsanız hala vizyonda ;)

19 Temmuz 2019 Cuma

Ekşi Elmalar


Ekşi Elmalar filminin methini duymuştum elbet.
Bir türlü izleyememiştim ama. Kısmette Bulgaristan’dan Sırbistan’a geçerken izlemek varmış.
Sarp dağların arasındaki daracık yollardan geçerken, diğer 53 kişi uyuklarken ağlamak varmış.
Nasıl güzel bir tat bıraktı ağzımda bu ekşi elmalar.
 Ne kadar seviyeli anlatmış Yılmaz Erdoğan söyleyeceklerini.
Çok sevdim. Siz de seversiniz bilirim.

30 Ekim 2018 Salı

Müslüm Baba | Aydede

Bundan on yıl önce bana, "Müslüm Gürses'in hayatının anlatıldığı bir film çekilecek ve sen de bu filmi sinemada izleyeceksin!." deseydiniz muhtemelen sizi kale bile almazdım. Oo beni hiç tanımıyorsun dostum, diyebilirdim azıcık önemsiyorsam ama işte gelin görün ki Müslüm Gürses'in hayatının anlatıldığı filme gönül rızamla gittim.
Ve ne biliyor musunuz?
İyi ki gitmişim.

Bu film bana çok dokundu.
Müslüm Gürses aynada alnına düşen bir lüleyi düzeltirken gözlerim dolu, o fotoğrafta bir tek ben kaldım dediğinde gözlerim doldu, Eveet diye tek kelimelik cevap verdiğinde ve aslında komik bir sahneyken benim gözlerim doldu.
Gözlerim doldu dolu, genelde dolsun ama akmasın diye tutarak kendimi tüm filmi izledim.
Ve çok ama çok beğendim.

Oyuncular harikaydı. Fragmanları ilk izlediğimde "kim oynamış acaba Müslüm Gürses'i" diye düşünmüştüm. Sonra Timuçin Esen adını görünce yok ya ona benzemiyor o başka roldedir dedim :) Sonra, filmi izliyorum ama Bu nasıl Timuçin Esen ya! çok iyiydi! Herkes çok iyiydi gerçi.

Filme girmeden evvel, Arabesk kültürüm sıfır olduğu ve tabii hiç Müslüm dinlemişliğim olmadığı için şarkılardan bunalır mıyım acaba diye düşünüyordum. Ama film bittikten sonra şarkılar biraz daha fazla olabilirmiş diye düşündüm.

Kusursuz biri değil, hatta anlatıldığı gibi melek hiç değil ama iyi biriymiş Müslüm Gürses. O başına gelenleri yaşan bir insan ne kadar iyi biri olabilirse o kadar iyi olmuş. Hatta daha iyi olmuş ama bu kadar olmuş. O yüzden ben sen ya da başkası görememiş bu iyiliği: yok onu dinleyenler kendini kesiyor, yok kırolar, yok bu ne dinlenir mi demişiz ama adam dinlenmiş, kimisinin yarasını deşmiş kimisine merhem olmuş. Ne hayatlar var bu yer yüzünde, bilememişiz. Normal biri kendini keser mi, düşünmemişiz.

Çok beğendim filmi çok dokundu bana.
Bu saatten sonra Müslüm Babacı olur muyum?
Sanmıyorum, ama radyoda falan denk geldiğimde hızla değiştir miyim onu da hiç sanmıyorum.

Salon tıklım tıklımdı. İzleyici profilini soranlar oldu instagramda gittiğimi görenler arasında, milletin kendini kesmesini mi bekliyordunuz bilmem ama normal sinema izleyicisiydik işte.
Filmi izlersiniz izlemezsiniz size kalmış bir şey ama izlemiyorsunuz diye kendinizi nimetten saymayın. Filme değil gitmek, gitmeyi düşünmedikleri için kendini elit sanan bir avuç eziğe rastlıyorum sosyal medyada. Yazık size.

Gelelim Aydede filmine.
Vay be bu ay iki vizyon filmi izlemişim aferin bana.


Aydede filmini Ezgi Mola'nın instagram hesabında göre göre merak ettim, zaten severim kendisini. Hatta yalnız gittim doya doya ağlarım dedim ama öyle tahmin ettiğim gibi olmadı.
Bir iki güldük. Azıcık sinirlendik sonra dan! vurucu bir son ama dedik bu kadar mı?
Babasının yanında kalıp onun tuhafiye dükkanını işleten, bir oğluyla dul kalmış bir kadını canlandırıyor Ezgi Mola. Çok da güzel oynuyor. Babasının vefatıyla açılıyor film. Ya uzatmayayım böyle ilerler konu gelişir de bir şey olur diye beklerken bitti. Kötü bitti yalnız.
Festival filmi olduğunu da söyleyeyim.

Ben lafımı ortaya koydum her zamanki gibi.
Gerisi size kalmış.

23 Nisan 2018 Pazartesi

Life of Pi

Bu film hakkında çok övgü duymuşsunuzdur. "Aaa izlemedin mi?", belki de "mutlaka izle!" diye tavsiye almışsınızdır. Ben de nedense hep sıkılacağımı düşünerek ve hayvanlarla pek de aram olmadığından uzak duruyordum ama ne olduysa bir gün izledim işte.
Şimdi ben de "aa izlemedin mi mutlaka izle" tarafına geçiş yaptım.

Talihsiz bir kaza sonucu okyanus ortasında hayvanlarla kalan bir adamın daha doğrusu bir gencin hikayesi bu. Ben bu kadarını bile bilmeden izledim ve böylesini sevdiğimden pek de bahsetmek istemiyorum. Ailecek izlenir mi? Fevkalade izlenir. Yalnız da izlenir. Keyifle izlenir.
İzleyin o zaman.

26 Ocak 2017 Perşembe

She-Devil

Ben bir ara çok film izledim.
Bunun nedeni de bir ara hiç film izleyememiş olmam. Ne kısır döndü.
O kadar çok yazmak isteyip de yazamadığım film yorumu var ki.
Tabii bir de işin vicdan boyutu var.
Okumaya özendirmek başka da film izlemeye özendirmek biraz vicdanımı sızlatıyor.
Vicdanımı sızlatması işe yaramıyor ama görüyorsunuz yine kendimi film yorumu yazarken buluyorum.

She-Devil 1989 yapımı. Ne varsa eskilerde var dedirtiyor.
Acaba bu Meryl Streep'in giremeyeceği bir kılık var mı?
Çünkü bu filmde de tutkulu pembe romanlar yazan bir yazarı canlandırıyor. Dahası bir yuva yıkan kadını oynuyor. Ama hey dostum! Bu sefer yanlış kadının kocasını elinden aldın!

İntikam hikayesini komik bir şekilde anlatan bu filmi sıkılmadan izleyeceğinize eminim.

16 Ocak 2017 Pazartesi

Çin Seddi

Üç boyutlu filmler başımı ağrıtıyor gerekçesiyle onlardan kaçınıyordum fakar Fantastik canavarlar nelerdir ve nerede bulunur filmiyle 3 D sinemayla barıştıktan sonra bu kez de Çin Seddi'ni 3D  olarak izledim.
E üstünüze biraz kan falan sıçradığından iğrenç, canarvar sizi ısırmaya çalıştığından biraz korkunçtu haliyle.
Ancak film arkadaşımın da eğlenceli olmasından kelli çok zevkli bir film seansı geçirmiş olduk. Ön koltuktakiler de aynı görüşteler mi ondan pek emin değilim 😂

Öncelikle, bu film yazısını hazırlarken fark ettiğim bir şey var ki filmi online izleyebilirsiniz. Film sitelerinde mevcut. Tabii bunu bilmeden filme gittim ama filmi izlerken de tam sinemada izlemelik bir film diye düşündüm.
Çin Seddi'ne dair birçok efsane varmış, bu filme konu olan da bu efsanelerden biri.
Matt Damon oynadığı William karakteri ve Pedro Pascal'ın canlandırdığı Tovar karakteri siyah barutun peşinde olan hırsızlardır. Çölde geçirdikleri bir sırada kendilerine bir "şey" saldır. Çok hızlı sinsi korkunç ve yeşil. İlk etapta anlaşılmıyor tabii ama sonradan öğreneceğimiz şekliyle tiksindirici 🙈 
Neyse işte bu ikili, peşine düşen yerlilerin kovalamasından kaçarken "duvara" tosluyorlar ve burada esir alınıyorlar. Burada siyah barut olduğunu öğrenince buradan kurtulmadan evvel götürebildikleri kadar kara barut götürme derdine düşüyorlar.
duvarı o canavardan korumakla görevli binlerce asker var burada. Komutan da güzel bir çinli kadın olunca aşk da olacak diye bekledik ama.. Spoiler olmasın hadi.
Askerler konumlarına göre renk renk giyinmişlerdi. Komiğime gitti bu renk cümbüşü açıkçası. Ama görsel olarak zevkliydi izlemesi. Ne kadar saçma olursa olsun.
Bi' de ben Matt Damon'ın çarpık gülüşünü özlemişim ya.
Filmin imdb puanı 6 falan.
Ama ben beğendim. Hem güzel, hem korkunç, hem de eğlenceliydi, en azından -dediğim gibi- bizim açımızdan :)
Son zamanlarda şöyle şahane film izlediniz mi?
Öneride bulunsanıza bana 😊

18 Şubat 2016 Perşembe

The Gravity

Bu filmi beğenmeyeceğime öyle emindim ki..
O yüzden şimdiye kadar izlemedim.
Ama George Clooney'i özlemiştim ve ne kadar kötü olabilir ki, dedim ve öyle izleyiverdim.
Bilim kurgu, uzayda falan geçiyor, eser miktarda George Clooney var amaa.. yani gayet güzel bir film.

Bu filmin dedikoduları ilk çıktığı zamanı hatırlıyorum ben.
Sandra Bullock ile George Clooney bir filmde oynacaktı. Aman Allah'ım bende bir bayram havası.
Romantik Komedilerin aranılan simasıydı Sandra. Ben bir o kadar romantik komedilerin aranılan izleyicisiydim, ne olursa izlerdim, klişe mlişe dinlemez hepsini aşkla seyrederdim.
Ama gel gör ki bu ikisi bir araya geldi ve çeke çeke bilim kurgu çekti.
Yıkılmıştım.
Belki depresyon bile diyebiliriz buna. ya da travma.
Tamam travma güzel travma kalsın.
Yaşadığım travmadan anca kurtulup izledim.

Film uzayda geçiyor dedim. Konusuna da kısaca değineyim, zaten bu sefer istesem de uzun değinemem :)
Uzaydaki görevlerinde beklenmedik bir sıkıntıyla karşılaşan ekipten hayatta kalanların yaşam mücadelisi anlatılıyor. 91 dk. ve bir an bile sıkılmadım.
Yalnız uyarı kapalı alan fobisi olanlar, nefes darlığı çekenler izlerken sıkıntı hissedebilir.

11 Kasım 2015 Çarşamba

Maleficent

Once Upon A Time dizisinde Maleficent karakteri çıkınca, hikayesini bilmediğimden filmini izlemeye karar vermiştim.
Her ne kadar Amerikan kültürüyle büyüdükse de eksiklerimiz olabiliyor tabii. Özellikle çocukluk dönemi eksikleri bunlar :)

Angelina Jolie'nin Malefiz'i canlandırdığı film sayesinde, bir de masal uyarlamalarına taktım.
Masal uyarlaması dosyası açıyorum, hayırlı olsun!


Hikayenin başı tanıdık değil: Bir insana aşık olup ona içini açtıktan sonra ihanete uğrayıp kötü olan bir peri kızı Maleficent.
İhanet eden kız evladı sahibi olunca onu lanetleyecek bir 'kötü peri'.
Bu kısmı tanıdık işte; bilirsiniz hani, üç peri bebeğe iyi dilekler hediye ederken bir peri de davet edilmediği için kızı lanetliyor ya, işte o peri bu peri.
Uyuyan güzelin hikayesi yani.

Çok severek izlediğim, beğendiğim bir masal uyarlamasıydı.
Angeline Jolie çok yakışmıştı rolüne, bayıldım.
Spoiler de vereceğim: Sonu biraz değişik. Değişik hali de harika! ^^

Daha çok masal uyarlasınlar, ben izlerim!!

25 Temmuz 2015 Cumartesi

Son Beş Yıl!

Uzun zamandır sinemaya gitmemiştim.
Öyle uzun ki en son hangi filme gittiğimi hatırlamıyorum, desem yeridir.
Bu filmin afişi daha doğrusu referansı 'İşte bu!', dedirtti.
Not: Seni Seviyorum filminin yapımcısından deniliyordu afişte, değil miydi ki çok seviyordum o filmi, bunu da severdim demek ki.

Beklentimi anlattım, ağlarım diye rimel bile sürmediğim filme gelelim şimdi.

Film acıklı bir şarkıyla açılıyor. Kız söylüyor. Aha!, dedim sondan başladılar çocuk öldü şimdi başa dönüp o muhteşem aşklarını anlatacaklar. Sonra ben de size dönüp, ben zaten anlamıştım, diyeceğim. Ama öyle olmadı tabii:)
İkinci sahne kız ile oğlan fingirdeşiyor -anladınız siz onu- çocuk birden şarkı söylemeye başlıyor.
Üçüncü sahnede bi' 'durum' var, hüzünlü bir sahne ve kız şarkı söylüyor.
Bu ne ya müzikal miydi bu film?
Dördüncü sahne, çocuk bankta oturuyor, telefonu çalıyor. Allahım n'olur şarkı söylemeye başlamasın, diyorum. Ohh be söylemiyor.
Film boyunca sayılı diyalogtan biri ve ilkiydi.

Ben müzikal severim. Ama böylesini izlemedim. Üstelik bunu iyi manada demiyorum.

Genç ve başarılı bir yazar ve oyuncu olmaya çalışan, elbise diken fotoğraf çeken kız arkadaşı.
Çocuk hızla yükselirken kızın bir arpa boyu bile yol alamayışı.
Bunların 5 yıllık ilişkilerini anlatan 94 dakikalık film aslında sıradan bir konuya sahip.

Bu film konusundan ziyade, anlatılış biçimiyle yani 94 dk boyunca süren şarkılarla öne çıkıyor.
İçinde sevdiğim bölümler/şarkılar olmasına rağmen bana fazla geldi.
Tabii keşke fragmanına, konusuna bakmış olsaydım.
Gerçi şimdi fragmanı izliyorum da belki beklentimi bile arttırırdı :)



Bahsetmişken fragmanı da koyalım.
Edit: Filmi beraber izlediğimiz Şahika'nın yorumunu okumadan geçmeyin ;)
Benden söylemesi ;)

13 Ağustos 2014 Çarşamba

Udaan

Hint filmleri izlemeye Ramazan Ayı boyunca ara verdim.
Şimdi de listeme kaldığım yerden devam etmeye çalışacağım.
İlk fırsatta listemde sıradaki  filmi izledim bile.
Ama bu filmi neden listeme soktunuz, bir mana veremedim.
Böyle sıkıcı filmlerle beni hint filmlerinden soğutmak mı niyetiniz, aşk olsun.


Film 4 samimi ve haylaz arkadaşın liseden atılmasıyla başlıyor yani atılmalarına neden olacak şeyi yapmalarıyla.
Başlarında seveceğim sanmıştım oysa bu filmi.
İçlerinden biri annesinin ölümünden sonra yatılı okula yerleştirilmiş ve o zamandan beri babasını hiç görmemiş, eve gönderilmek en çok onun zoruna gidiyor.
Babası ile çatışması bir kardeşi olduğunu öğrenmesi falan işlenmiş filmde.
Hani bir yerden sonra güzelleşecek aile saadeti falan yaşanacak sandım, merakla ve sabırla izledim ama yok arkadaşım beğenmedim bu filmi ben.

Imdb puanı bile 8.4 bu filmin bir de.
Sanat filminden hallice ama. Ne bir dans ne bir müzik. Böyle hint filmlerine alışkın değilim ki :P

Bir de bu çocuğun kafasındaki nedir? Bilen var mı? :)

1 Ağustos 2010 Pazar

What Dreams May Come



En sevdiğim filmler listesine girecek filmlerden yana ümidimi kaybetmiştim ki bu filmi izledim.
Imdb puanına bakınca neden bu kadar etkilendiğimi düşünmeye başladım:
Drama, romantizm, komedi, fantastik öğeler... hepsi vardı filmde.
Burnumun direğini sızlattı resmen.
Cennet ve cehennem tasvirleri var dikkat! :)

Romantik Komedi


Ne komediydi ne de romantik.
Bu kadar ünlü bir araya bu senaryo nasıl getiriyor?
Biz neden güzel film yapamıyoruz?
Neden bu kadar uzundu ve bu filmde rol alan arkadaşlar bu filmden memnunlar mıydı acaba?
Yalnız Sinem Kobal'ı pek sevmem ama bu filmde gayet güzel iş çıkarmış:)

Farkında mısınız bilmiyorum ama akşam Tv'de güzel filmler oynuyor.
Dublajlı Mublajlı ama güzel filmler.
Dizi sezonu açılmadan Tv'de sinema keyfini kaçırmayın derim ben.

7 Haziran 2010 Pazartesi

When In Rome


Yanlış seçim.
Romantik filmler izlememeliyimmm ama n'yapayım :/
Esas oğlan Josh Duhamel birde! Gerçek olamayacak kadar güzel :))
Ayy böyle şeylerde dememeliyim:))

Ama öyle!
Konu yazmıyorum biliyorsunuz.
Romantik komedi fakat ne kahkahalar attıracak kadar komik ne de manyak romantik. Ama Hoş yanii ben sevdim.
Bu tarz filmlerden sonra yaşadığım hissiyatı yaşadım yani :)

Bu filmi ve zihnimde bıraktığı etkiden kurtulmak için kulaklığımı takıp yürüyüşe çıktım.
Yürüyüş dediysem esaslı yürüyücüyümdür.
Hızlı yürürüm:)
Ama temponunda bir sınırı var ben canıma okudum :))

Sonra bir de komedi izleyeyim dedim
Steve Carell'den komiğini mi bulacağım:

Şamar Oğlanı



Yanlış seçim 2.
Komedi diyordu ama romantikti ya.
Konuyu anlatmam biliyorsunuz ama anlatacağım bu sefer:)

Dan gazetede köşe sahibidir. Çocuklarıyla sorunları olan kişilere cevap verir diye özetliyim kısaca.
3 kızı vardır karısı 4 yıl önce ölmüştür. Köşesindede dediği gibi "önce aile gelir"in yaşayan, nefes alan örneğidir.

Yazdıklarımı sildim çünkü bence ne kadar çok bilmiyorsanız o kadar iyi bu kadarını bilmenizde bir sakınca yok :))))))) Çünkü zaten birşey dememişim:)))

Filmi çok beğendim! Çok beğendim!

28 Mart 2010 Pazar

Zindan Adası


Leonardo büyüksün dememe mani olmayın lütfen!

İzlediğim her filminde beni büyülüyor! Oyunculuğu yani yoksa tipim değil biliyorsunuz :)
Dün akşam Capitolde izledik filmi. Sinema salonu küçük ve sıcaktı. Kendimi toplama kampında hissettim; bizi bir odaya tıkmışlar ve her an ateşe vereceklermiş gibiydi, bu sıcaklıkta onun göstergesi olmalıydı.
Haliyle sinirlendim. Filmin belkide tadını çıkaramadım.

Bana göre film yavaş ilerleyen, her an hızlanmasını beklediğiniz bir filmdi ve film hızlanmadı. Gerilim-korku diyorlar, türüne. Ben ne gerildim ne korktum.
Türü psikolojik-drama diye geçmeli sadece!

2. yarı biraz daha güzelleşti ama ikinci yarının yarısında "bu filmi izlemek için 15TL verdiğime inanamıyorum" dedim.
İster 'cimri' deyin ister 'filmden anlamıyor' deyin ama ilk defa bunu düşündüm.
Verdiğim paraya acımak değil, "bu filmi izliyorum birde üstüne paramı verdim" durumu :)
DVDsini alıp, evde sıcaklığını kendim ayarladığım odamda izlemek eminim daha güzel olacaktı.

Leonardo'nun harika bir oyuncu olduğunu söylemiş miydim peki?

Salonun yarısı benimle aynı fikirdeydi.
Çıkarken konuşmaları dinledim. Dinledim derken, duydum yani, kulak misafiri oldum, yani özellikle dinlemedim :P
Filmi beğenmeyenler tıpkı benim gibi özür diler gibi beğenmediklerini dile getiriyorlardı.
Yanımızdaki adam hariç:) O, bayağı sinirlenmişti ve benim aksime belli ediyordu :)

Ama Leonardo çok iyi oyuncu olmuş çıkmış ya, toy delikanlılık yıllarını bilirim onun ben :)

Capitol'ü bu denli ıssız yakalamışken belgelemek istedim:


Sinirimi çıkaracak yer arıyorum ya "yürüyen merdivenler bi çalışmasın" diyorum salondan çıkarken, neyse ki çalışıyordu, hayır çalışmasa ne yapacaktım acaba? :))

4 Ağustos 2009 Salı

Out Of Sight




Bir baktım ki George Clooney'den sonra Jennifer Lopez'den bahsetmişim. Bu sadece bir tesadüf olmamalıydı, demek ki bir sonraki yazımda bu filmden bahsetmem gerekiyordu :)

Aynı isimli kitaptan uyarlanan bu film pek parlak olmasa da Clooney ve Lopez'in can yaktığı su götürmez bi gerçek.. Şeyy.. En azından George Clooney'in :)

En sevdiğim sahne mi ?

Tabii bagaj sahnesi... Bir de altta resmini gördüğünüz bar sahnesi...



Eğer kitabı okumuş olsaydım o konuşmanın altını çizerdim diye düşündürmüştür bana: Hem de her izlediğimde:)