15 Temmuz 2010 Perşembe

Tahinli Kıtır

Bende yemek yapabiliyorum biliyor musunuz?
Hatta en büyük zevklerim arasındaydı yemek blogları gezip tarif toplamak, sonra uygulamak.
Şimdi tarifleri topluyor ama çoğunlukla denemek için vakit bulamıyorum.
Siz kısaca "üşeniyorsun" diyebilirsin :)


Görsel her zamanki gibi şahane :/

Seda'nın blogunda gördüğümde hoşuma gidecek bir lezzet olduğunu anlamıştım
tarif için

Yemek bloglarının yemeklerini uygulayıp sonra onlardan blogunuzda bahsemenin en güzel yani tarife link verebilmek:)

Yalnız bizim fırın çabuk pişirince, kurudular, azcık erken alaydım fırından bunlar olmazdı. Yine de çok güzeldi.
Tahinden, ağızda dağılan lezzetlerden hoşlanıyorsanız yapımı son derece kolay olan bu atıştırmalığı öneriyorum;)

13 Temmuz 2010 Salı

Evcilik Oyunu

İzliyor musunuz bilmiyorum ama ben denk gelirsem izlemeye çalışıyorum.
Çalışıyorum, çünkü haliyle sevdiğim çift olduğu gibi sevmedim hatta gıcık olduğum çiftlerde mevcut.
Aslında televizyonum serviste olmasa daha sık izleyebilirdim.
Veya çevremde çok izleyenler olsa bana anlatsa, izlemeyebilirdim.

Hiç lafı uzatmadan Yiğit'e bayıldığımı söyleyeyim:)
Bütün işi yapıyor, yakınmıyor, söylenmiyor, kızmıyor, saçmalamıyor.
Kusursuz!
Tamamiyle kendine olan özgüveninden kaynaklanıyor sanıyorum.
Yiğit'i hayran hayran izlerken Kendi'ye bile alıştım, onu da seviyorum artık:):)

Hakan ve Tuğçe, özellikle Tuğçe, sinir ediyor beni. Garip bir iticilik hakim kıza. İyi bir şey çıkmıyor ağzından. Hakan'ıda deli edecek bu gidişle.
Bu son bölümlerde Tuğçe'nin annesi onlara kalmaya geldi. Anneyi çok sevdim ama. İlk başlarda anlamadım kimin annesi diye.
Kaynana ile damat ilişkisi de çok şeker.

Yiğit: Rüya...

Hakan: Gerçek...

Sertaç: Kabus!

Böyle bir adam olmaz olsun ya!! Kaprisli, alıngan, ve mütemadiyen saçmalayan.
Onun eşi Yıldız'a da gıcık oluyordum başlarda ama şimdi acıyorum kıza.
Her bölümde "kaç kurtar kendini kızııımmm" diyorum ekran karşısında.
"Bu kız Sertaç'ı sevdiğine göre..." diyorum
"kocaman kafasının dışında bir de kocaman bir kalbi olmalı!"

İlk oyumu da az önce verdim.
Sizde Tuğçe&Hakan gitsin yönünde oyunuzu kullanında; Hakan, Tuğçe işkencesinden kurtulsun :)

Başka izleyen?

10 Temmuz 2010 Cumartesi

Keşke Gerçek Olsa/Maraz

Yazlığa giderken yanıma sadece bir kitap aldım o da 'Keşke Gerçek Olsa'ydı.
Öyle ya kitap mı okuyacağım tatilde :P


Kitabın akıcılığına birde hava muhalefeti eklenince 2 günde biten 'Keşke Gerçek Olsa'yla ortada kalakaldım:)
Evet, 'Cennet Gibi'ye benziyor ama bu kitabı yarıda bıraktırmayı gerektirmez -burda birine gönderme yaptım:)-
Devamını okumak için sabırsızlanıyorum.

Emeğe saygı: Görsel kaynak zeynebin evi;)

'Keşke Gerçek Olsa' bitti ama tatil devam ediyordu...
Akşam kurulan tezgahlardan birinin korsan tezgahı olması mutluluktan gözlerimi yaşarttı:)

O tezgahtan 'Maraz'ı aldım. Aslında alacaklarım vardı daha da. Kadın dedi ki yarında geleceğim... Ama gelmedi... Korsancılara güven olmaz zaten..

Maraz, evli ve mutluyken aldatıldığını öğrenen bir kadını anlatıyor.
Kitapta öyle yan hikayeler var ki; bambaşka kitaplara konu olabilir.
Mesela o komşusu olan yaşlı kadının hikayesi anlatılsa gayette güzel bir kitap olur:)

İşte asıl kitapsızlığım bu kitaptan sonra başladı sonra da zaten güneş açtı :)
Buraya gelince "Sıradakiii" diyerek 'Çirkinin Aşığı'na el attım.


Bu kitabı alıp, okuyup, sonradan 'Seyhan tavsiye etti' dediğinizi duymayayım!!!!
Okuduğumu gören biri yorum bırakıp +18 lik olduğunu söylemişti. Bu düşünceye kesinlikle katılıyorum!!
Tarihi Romans ödüllüymüş birde. Bunlara aldanıp alıyorsun sonra kalıyorsun.
Kalın kitapların ürküttüğü insanlar için iyi bir başlangıç olarak görülebilir diye düşünmüştüm okumaya başlayınca; dili basit ve akıcıydı..
Bitirince "Boşver, başka bir şeyle giriş yapsınlar kalın kitaplara" dedim:)

Aynı fikirde miyiz? :)

9 Temmuz 2010 Cuma

Hedefimiz KPSS

Tatil dönüşü buluşmamızda arkadaşlarım blogumun sıkıcılığından dert yandılar..
Şahaneler değil mi?

Hep kitap yorumu varmış, sıkılıyorlarmış okurken!
Ay ne yazsaydım acaba?
Minibüste nasıl düştüm onu mu yazsaydım?!
O kadar canım yandı ki rezil olduğuma yanamadım onu mu yazsaydım?!
Daha da acısı akşam eve gelip annemin verdiği cevabımı anlatayım?
Peki! Oldu olacak anlatayım:

Ben: Kesin nazar değdi bana!!
Annem: Ne nazarı ya ne kadar güzel insanlar var.

Hani, yani, ben milletin nazar edeceği kadar güzel değilim, bana geleeenee kadaaaarrr...



Hafta sonu KPSSye girecek arkadaşlara bir avuç yaban mersini ikram ediyorum:)
Hastalık derecesinde çok seviyorum bu yemişi.
Her türlü derde deva olduğunu iddia edebilirim; oysa hiç bir bilgim yok hakkında:)
Çok sevdiğimi, kalorisinin az olduğunu, bilinen hiç bir yan etkisi olmadığını biliyorum.
Belki zihin açıcı özelliği vardır?
Kim bilir? Google bilir;)

Sen o kadar oku, öğrencilik hayatın sınavlarla geçsin ama yetmesin!!
Devlet güvenliğinde çalışabilmen için ille tekrar sınava tabi tutul!!
Çok sinirlerime dokunuyor bu sistem...

Bu sene benim çevremde de çok var KPSSye girecek olan, blogçu arkadaşlardan da;)
Hepinize başarılar diliyorum..
Allah kimsenin emeklerini boşa çıkarmasın!!

6 Temmuz 2010 Salı

Coffee Prince



Kaç zamandır Güney Kore filmlerinden bahsetmiyorum değil mi?
Çünkü dizileriyle pek bir haşır neşirim:)

Aslında bu diziden önce başka bir dizi daha bitirmiştim ama artık ona değinir miyim değinmez miyim, değinirsem ne zaman değinirim; bilemem:)


Diziyi anlatmayacağım:)

Bu izlediğim 3. Güney Kore dizisi. İlk 2 diziyi tek başıma izlemiştim ama hep tavsiye ediyordum.
Bu sefer bu diziyi kuzenlerime de izletme kararı aldım.
Biri "Ben Japon dizisi falan izlemem", ötekisi "Sevmiyorum bunları ben" diye sızlanıp benim tepemin tasını attırmalarıyla "Hepiniz ilk bölümü izlemek zorundasınız!!" diyerek, resti çekmemle sindiler ve biz ilk bölümü izledik.

Ben kalkmaya hazırlanırken "Hadi ikinci bölümü izleyelim" dediler ve günün birinde sırf ben sonraki bölümü izlemek istemiyorum onlar izlemek istiyor diye kavga bile ettik:)
Ben CDlerimi o laptopunu aldı, ama akşam o laptopunu ben CDlerimi ortaya koymak suretiyle uzlaştık:=)


6 bayan diziyi severek izledik, aramızda korece konuşmaya başladık.
'Hani izlemiycektiniz? Hani sevmiyordunuz?' diye hep başlarına kaktım tabii:)
Sonra "I'm sorry, i love you" dizisini onlara verdim, onu tekrar izleyemem yaa.. Çok acıklı..

Kızlar dizinin başrol oyuncusu Gong Yoo'ya bayıldılar:


Bense So Ji Sub'u tek geçerim! Peki konuyu dağıtmayalım:)

Gong Yoo'nun ciddi bir hastası olan LaFea sayesinde izlediğim bu dizi için kendisine teşekkürü bir borç bilirim.
Yeni dizi ve film CDlerine kapımın her zaman açık olduğunu burdan bildirerek, maruzatımı belirtmiş olduğumu, mesajın doğru yere ulaştığının farkında olarak bu yazıya son veriyorum.
Yoksa sabaha kadar yazacağım:)

Kaynak tabii ki google görseller :)

5 Temmuz 2010 Pazartesi

Kitab-ı Aşk/ İki Darbe Arasında

Bir önceki yazıma
gelen yorumlardan aldığım gazla
sırtım yere gelmez gibi hissediyorum şuanda:)

Kitap yorumlarım birikti:) Tatile gitmeden okumuş ama burda yazamamıştım.


Farklı zamanlarda yazılmış aynı konu konu üzerine yazılar; aşk..
Önsözde -artık önsöz okuyorum görüldüğü üzere(:- denildiği gibi zamanımızda iyice ucuzlatıldığı için tamda okunması gereken bir kitap.
Çoğunlukla bir beyit açıklaması şeklinde.
Beyit dediğin nedir; 2 satır. Minimum2 sayfada açıklanmış bir 2 satırdan bahsediyorum.
hatta bir açıklamayı şöyle bitiriyordu:
Bu kadar sözden sonra belki de sormak lazımdır; acaba hangi medeniyetin hangi şairi, böylesine dimağları mest eden bir tek beyit söylemiştir; söyleyebilmiştir? Dante mi; Shakespeare mi?!...
Heyhat!...
O yüzden İskender Pala Prof. Doç. Dr. bense sadece bir okuyucuyum dedirtti bana.

Hani diyelim alıp okumazsınız, tarzını değildir, İskender Pala sevmezsiniz belki ama bir kitapçıya girip sayfa 46yı açıp "Şakayık" başlıklı yazıyı mutlaka okuyun.
Beni kırmayın en azından o yazıyı bir okuyun! Ne demek istediğimi anlayacaksınız ;)
Hele J.Potter bu kitabı mutlaka oku ;)

İskender Pala üssü İskender Pala: İki Darbe Arasında


Harika bir kitap!
'Kitab-ı Aşk'ı okurken elime almış, sadece önsözünü okumak için koltuğun köşesine ilişmiş, derken koltuğa yayılmış halde kitabı neredeyse yarılamış halde buldum kendimi.
İskender Pala'nın askeri kimliğini hiç bilmiyordum. Yazıklarının samimiyetine, tüm samimiyetimle inanıyorum.
Hakikaten herkese tavsiye ederim.
Yer yer güldüm, yer yer gözlerim doldu.
Ama en çok 'bunları yazdığı için bir gün başı belaya girmez umarım' dedim.

"Maalesef"ler... "İyi ki"ler...
İlginç zamanlar...

4 Temmuz 2010 Pazar

Beni Özlemediğinizi Biliyorum :(

Çılgın kalabalıktan bir süre uzaklaşmanın bana bu kadar iyi gelebileceğini hayatta tahmin etmezdim.

Meğer ne yorulmuşum, meğer ne de ihtiyacım varmış.

Dönmek istemedim.
Hatta geri dönmek istiyorum...

Büyük ihtimal ilk fırsatta kaçacağımdır:)