20 Mart 2019 Çarşamba

Mücella

Mücella hakkında yazmamış mıyım ben?
Yaşasın!!
2018 okumalarından bir kitap ama ancak yorumu girildi.
Nedeni belli.
Hani nereden belli diyenler için video aşağıda.
Kitap yorumu bekleyenler için de gene adres video.



Kanalıma abone olmaya videoyu beğenmeye üşenmeyin, incileriniz dökülmez.

10 Mart 2019 Pazar

Liseden Arkadaşlar

Mahalleden Arkadaşlar isimli kitabı okuduğumdan beri aklımda olan bu kitabı en son yapmış olduğum kitap alışverişinde nihayet aldım.
Videoyu izlediyseniz bilirsiniz ilk bu kitabı okuyacağımı söylemiştim.
Şu videoyu da izlediyseniz ilk onu okuduğumu bilirsiniz.
Ama nasıl okumak. Kahkalarla.


Kitabımız Mahalladen Arkadaşlar kitabındaki karakterlerin lise dönemini anlatıyor. Mutlaka öncesinde Mahalleden Arkadaşları okuyun arkadaşlar atlamayın!
Çok esprili, belki bazen abartılı ama çok eğlenceli bir kitap. Selçuk Aydemir'in kalemine sağlık ♥ Devam etsin yazmaya.
Fakülteden arkadaşlar beklerken ben Sektörden Arkadaşlar çıktı bile. Keşke üniversite kısmını atlamasaydı da daha fazla okuyacak Selçuk Aydemir kitabımız olsaydı.

Bu arada sizlerin de kitap alışverişlerinizde görüyorum ve çok  mutlu oluyorum.

9 Mart 2019 Cumartesi

Wonder

İzlemeyi uzun zaman ertelediğim bir filmi öneriyorum size.
Neden erteliyordum?
Üzülürüm, dayanamam, kıyamam diye..
Kitabını da aynı gerekçelerle okumamıştım.
Öyle çok acıklı değil ama içiniz parçalanıyor. Bir şey yapmak istiyorsunuz. Ve aslında ders çıkararak bir şeyler yapmış olabilirsiniz.
İzledikten sonra okul grubuna afişini attım ve "hocalarım lütfen izleyin", dedim.
Ebeveynler, öğretmenler, idareciler mutlaka izlemeli. Diğerleri de tabii.


Yüzünde deformasyonla doğan çocuğun evde eğitim görmesinin ardından okula başlamasıyla yaşadığı sıkıntıları ve onun sosyalleşmesini anlatan bu filmde birçok duyguyu onla beraber yaşıyorsunuz.
Gözlerim dolu dolu izledim, burnumun direği sızladı.
Bazı kişiler anne baba olmasa keşke ve bazıları da iyi ki anne baba oluyor dedirtti.
Çok beğendim ben filmi.
İzleyin mutlaka. Mutlaka.

4 Mart 2019 Pazartesi

Şubat Ayında Okuduklarım

Şubat ayında okuduklarıma toplu bir göz atıyoruz.
Umarım hepsini tek tek blogda yazmaya da fırsatım olur.

Bakalım neler okumuşum?



Siz neler okudunuz? Okuduklarım arasında okuduklarınız  var mı?

28 Şubat 2019 Perşembe

Bohemian Rhapsody

Bu film için iki kere sinemaya gittim ama izleyemeden döndüm.
İlk gittiğimde artık haftalardır gösterimde olduğundan küçük bir salona almışlardı filmi ve sadece ön sıralarda boş yer vardı. İki saat sonunda benim zaten gözlerim şişmiş oluyor asla ön koltuklarda film izleyemem.
Sonraki gittiğimde de seanslar değişmişti çok geç saatte vardı girememiştim filme.
Geçen bu filmi izlediğimde ise, sinemada izlemek varmış, diye söylendim.
Sevdiğimiz şarkılar işin içinde olduğundan konser tadında olurdu mutlaka (ki evde rahat yatağınıza kurulmuş izlemek de oldukça keyifliydi.)


İngiltere'de yaşayan Pakistanlı Farrokh Bulsara'nın Queen Grubunun solisti Freddie Mercury oluşunu anlatan, o muhteşem şarkıların çıkış hikayeleriyle müzik ziyafeti de veren bir filmden bahsediyorum.
Freddie Mercury rolüyle genç aktör Rami Malek'in Oscarı da kazandığını ekleyelim.
Diğer adayları izlemedim ama gerçekten bizimki çok iyiydi! Çok!

Oyunculuklar, senaryo, o, bu, şu bir yana, filmin beni etkileyen yanı şu oldu. Her ne kadar sonra aksini iddia eden yazılar okusam da filmde anlatıldığına göre Freddie'nin ekstra 4 kesici dişi var ve bu ona sesinin farklı olmasını sağlıyor. Daha güçlü mü birçok perdeden(?) söyleyebilmesini mi ne.
Görünüş olarak ise pek estetik değil. Ona rağmen o kadar kendinden emin, o kadar özgüveni yüksek ki, insanı acayip etkiliyor. Ünlü olduktan sonra da dişlerini yaptırmıyor, bu konu hakkında soru soran muhabiri de rezil ediyor.
(daha sonra okuduklarım ise, aslında oldukça utangaç olduğu, röportaj vermekten kaçındığı, dişlerinin görünüşünü hiç beğenmediği halde sesini etkiler korkusuyla yaptırmadığı)
Sahnedeki o kendinden emin halleri, kıyafet seçimleri ve dişleri..
Ne nedenle olursa olsun o dişleri yaptırmayışı, günümüzde yirmili yaşlarını süren ancak deli gibi estetikli fenomenleri düşündürdü.
Fenomenler! İnsanlar onları seviyor, neredeyse hiçbir şey yapmadan yığınla para kazanıyorlar ancak ne kadar güvensizler anlayabiliyor musunuz siz de? Hiçbir şeyleri yok elbette görüntüleri harika olmalı. Elbette kusursuz olmalılar. Çünkü bir yetenek satın alamazlar ama dış görünüşlerini modaya uygun şekillendirebilirler.

Filmeden kopmayalım ve bağlayalım.
Ve tabii her şaşalı hayatın arkasında acılarla dolu bir arka plan da düşündüren anlar vardı filmde.
Bir filmden çok daha fazlasıydı benim için.
Gençler izlesin ve ders alsın isterim.

24 Şubat 2019 Pazar

Bingöl

Gecikti biliyorum. Aman hangi yazım gecikmiyor ki?
Merhaba herkese!
Ben Seyhan, bloğuma hoş geldiniz!
Bingöllüyüm ve bu sömestr tatilinde ilk kez Bingöl'e gittim. Hayatımda görmediğim kadar kar gördüm ve çok eğlendim.


Bu yazımda anlattığım gibi daha evvelinden Bingöl'e gitme gibi bir hayalim/merakım yoktu.
Bazı yerlere bağlanıyorum ben gidince, Bingöl'de de bu olur diye korktum açıkçası :) Ve oldu! Şimdi her yıl bir hafta da olsa görebilirim inşallah diyorum. Planlar yapıyorum. Herkesi aşka getiriyorum "seni de götüreceğim dedemin evi bir bitsin" diyorum.

Ama insanın köklerinin bağlı olduğu yere gidip görmesi ne kadar mühimmiş meğer!
Aranızda hiç (orada doğmasa da) annesinin babasının memleketine gitmeyen var mı?
Yoktur sanıyorum, ama ben gene de sorayım.


Peki Bingöl'de ne var?
Hadi bize anlat diyorsunuz değil mi?
Dürüst olacağım. Bingöl'de bir şey yok aslında. Gerçekten. Bunu söylemek bana acı veriyor. Tarihi bir yeri yok, etnik bir özelliği yok, özel bir yemeği yok.. varsa düzeltin arkadaşlar, pazarlama yok Bingöl'de.
Turistik bir yer olmadığı için magnet yok mesela. Halbuki ben isterdim ya bir magnetini bir kartpostalını alayım..

Ee peki neyini sevdin, diye mi soruyorsunuz şimdi?
İnsanlarını çok sevdim bir kere. Yardımsever. Gözü tok.
Köy kahvesinde oturup çay içtik çay parasını almadılar. Bakkaldan su aldık parasını almadılar. Siz misafirsiniz dediler. Tandır ekmeği yapan güzel abla sadece ekmeğini değil tereyağ ve peynirini de bizimle paylaştı, gelin bende kalın, dedi.

Daha önce hiç köye gitmedim tam olarak nasıl olur bilmiyorum ama gittiğim köyler çok güzeldi.
Hele ilçeler gayet gelişmiş.
Bingöl deyince kafamda beliren bir köymüş aslında, ama küçük de olsa şehir merkezi gayet işlek ve kalabalık. Cami cemaati muazzam mesela.
Bingöl üniversitesinin oralarda kaldık biz, oralarda kafeler, yemek yerleri dolu, gelişmekte olan bir yer, daha da güzel olacak belli.

Fark ettiğim şeylerden biri de Bingöllülerin gözlerinin güzel olması. Aslında benim dikkatimi çekmişti; ailemin, akrabalarımın gözlerinin güzel olması. Ancak genetik bir miras da olabilirdi tüm şehre mal etmek abartılı gelebilirdi ama değilmiş ya. Hemşehrilerim hep güzel yüzlü, güzel gözlüydü ♥ sadece son gün bindiğimiz huysuz taksiciyi saymıyorum ki o zaten aslen Elazığ Paluluymuş :)))

İşte böyle ahali.
Bingöllüyüm ben. Duymadım bilmiyordum diyen çok oldu.
Nereden bileceksiniz, bilmeyen arkadaşlarım bile varmış, konu açılmayınca Bingöllüyüm diye dolanacak halim yokmuş demek :)
Çok eğlenceli yorumlar geldi bir de, mesela biri "ben sizi Karadenizli sanıyordum Bingöl deyince bir an düşündüm Bingöl Karadeniz'de miydi diye"
Sonra bir arkadaşım "aynı oranın insanına benzemişsin" diye mesaj attı bir fotoğrafıma. Zaten oranın insanıyım diye cevap verdim ve koptum.
Ama artık duymayan kalmadı herhalde.
Bundan böyle daha fazla Bingöllüyüm sanırım.
Bingöl'e gitmeme vesile olan arkadaşlarıma orada günlerimi güzelleştiren yeni tanıştığım insanlara karşı aşırı sevgi ve minnet doluyum ♥

Not: daha güzel fotoğraflar bekliyorum sahibinden, idare edin şimdilik borcum olsun.

20 Şubat 2019 Çarşamba

Algernon'a Çiçekler

Bu kitabı Youtube videolarımdan birinin altına yazılan yorum sayesinde aldım ve okudum.
Yorum sahibi okuduğum kitabınları niteliksiz bulmuştu kısaca. Ama önerileri güzeldi ben de bilindik önerilerinden ziyade bilmediğim bu kitabı hespiburada alışverişimde kargoyu bedava getirmek için aldım :)
Hepsiburadayı seviyorum :)

Kitap da korktuğum gibi değil de sevdiğim tarzda çıkınca çok memnun oldum.
Korktuğum gibi derken?
Okuduğum kitaplara kitap mı buedebiyat mı bu dendiği için edebiyat nasıl bir şeymiş diye korkmuştum işte.
Açıkçası tam da okuduklarım ayarındaydı bana göre.


Konusuna gelelim konusuna.
Zeka geriliği olan, mutlu ama öğrenmeye aç karakterimiz Charlie bir deney için gönüllü olur. O da akıllı olmak istemektedir ve bu uğurda beyin ameliyatı geçirir.
Tüm kitabı Charlie'nin durum raporları ve günlüklerinden takip ediyoruz.
Başlardaki yanlış kelimeler, düşük cümleler tabii sıfır imla ile tuttuğu raporların yerini özenle yazılmış günlüklere bırakmasını takip ediyoruz.
Algernon ise Charlie'den evvel bu ameliyatı başarıyla geçirmiş bir fare.

Bu kadar işte. Çok güzeldi bence, tavsiye ederim.

17 Şubat 2019 Pazar

Yeni Kitap Alışverişi | Bkm Kitap & Kitapyurdu

Uzuuuun zamandır kitap almıyordum sanki ya.
Genelde ufak ufak alıyorum bir kitap. İki kitap.
onları da alışverişten saymıyorum tabii..
Ama bunları artık almalıydım ya.
Almalıydım.
Bakalım neler almışım.



Beğendiniz mi?
Kanala abone olursanız sevinirim ;)
Hepimize bol okumalı günler ♥

14 Şubat 2019 Perşembe

Organize İşler 2 | Sazan Sarmalı


Ben beğendim kardeşim!
Yazıya böyle mi başlanır ya, hiç ayarım yok benim :)

Organize İşler 2'de bizi birbirinden ünlü isimler karşılıyor. Neredeyse her oyuncuyu tanıyorsunuz. Çok az küfür var. Miss.. Ve çok eğlenceli! Kesinlikle çok eğlenceli.

İlk filmi hatırlamıyorum ben ama en kısa sürede tekrar izleyeceğim.
Genel olarak beğenilmemiş, acaba ilk filmle mi kıyaslandı bilmiyorum neden beğenmemişler ki?
Yılmaz Erdoğan'ın ince bir espri anlayışı var ama. Bir Demet Tiyatro'dan bu yana gelen kelime hatta harf oyunları yapar. Bunu kaçıran gülmez tabii.

Güçlü karakterleri vardır.
Felsefik karakterleri olur mesela. Hemen her işinde hem de. Olay tespitler...
Ata Demirer'in canlandırdığı karakter. Sahne kısa etkisi büyük.

Kıvanç Tatlıtuğ'un canlandırdığı Saruhan karakterine kıro deyip geçmeyeceksin mesela.
O göbek mi diye şaşıracaksın evvela çünkü Kıvanç bu, sonra küfür etmeyişini alkışlayacaksın, bir de tabii onun da bir hayat anlayışı var (bire bir hatırlamıyorum ama bir sonraki izleyişimde büyük ihtimal not alırım), evet ben de böyle düşünüyorum çok haklı dedirten.

Yanımdaki arkadaşımın da etkisi vardı elbet. Bir de doğru zamanın.
Doğru kişi, doğru zaman, doğru ortam.. Bunlar filmi de etkileyen faktörlerdir kabul edelim.

İyi ki gitmişim kafam dağıldı. Aşırı beklenti içinde olmayacaksanız tavsiye ederim.

12 Şubat 2019 Salı

Beyaz Kasımpatı

Hep İkinci Dünya Savaşı ve Nazi zulmünü okuyacak değiliz ya.
Bu kitapta ikinci dünya savaşı sıralarında Kore'de yaşanan insanlık dramını okuyoruz.
Açıkçası dayanılır gibi değil ve gene benim tezimi kanıtlar nitelikte.
Her ne kadar cepheye erkekler gitse de, tüm bu savaşlarda olan kadınlar ve çocuklara oluyor.


Tarihler 1943'ü gösterdiğinde Hana henüz 16 yaşında annesiyle denizin derinliklerine dalarak geçimini sağlayan bir kızdır. Küçük bir de kardeşi olan Hana'nın hayatı hem annesiyle dalıp hem de kıyıdaki kardeşine göz kulak olduğu bir gün tamamen değişir. Kıyıda bir Japon askerini gördüğünde onun kardeşini fark edip kardeşini götüreceği düşüncesiyle tüm gücüyle kıyıya yüzer kardeşini saklar ancak kendisi kurtulamaz. İşte kardeşi saklandığı yerden çıkmasın diye çığlık bile atmayan Hana için karanlık günler bu şekilde başlar.

Çok üzüldüm, çok kırıldım, çok sinirlendim.
Gerçek hayat hikayelerinden yola çıkılarak hazırlanmış bir roman bu.
Okumak lazım. Empati yapmak lazım. Ders almak ve güçlü olmak lazım.

"Ne kadar çok kelime bilirsen o kadar güçlü olursun."

9 Şubat 2019 Cumartesi

Hazal Kaya'nın Gelinlikleri

Bu çiftin fotoğraflarına bakınca evlendiklerine pek şaşırdım.
Yakıştırdığım ve sevdiğim bir çifti ama nedense ben evleneceklerini hiç düşünmemişim, bunu da evlendiklerini gördüğümde anladım :)


Ali Atay'ı Leyla ile Mecnun'dan mütevellit severim, Hazal Kaya'yı Ali Atay'dan dolayı.
Aşk-ı Memnu izlemişliğim yoktur yeri de gelmişken belirteyim, ancak Aşk-ı Memnu kadrosunu düğünde görmek güzeldi.


Peki Leyla ile Mecnun ekibi neredeydi?
Cengiz Bozkurt katılmış düğüne ama diğerleri hakkında ne bir yazı ne bir fotoğraf gördüm. Yine de oradalardır diye düşünüyorum :)

Hemen söyleyeyim ben gelinliği beğendim. Özgür Masur tasarımı olan bu gelinlik hem sade hem de şıktı. Gelinlik gibi gelinlik yani.
Gelin geline benziyor muydu?
- Evet!
Bu çok önemli!
Düğünün ilerleyen kısımlarında mini püsküllü beyaz bir elbiseyle değiştirdi gelinliğini, ikinci gelinlik de denebilir, diğerlerine dedik sırf beyaz bir şey giydiler diye ama kabul edelim ki gelinlik falan değil giydikleri gecelikimsi mini/tuhaf elbiseler.
Ama gene kabul edelim ki on yıla kalmaz gelinlik anlayışı bambaşka bir hal alacak.
Beni alakadar etmez evlenenler düşünsün :))


Baksanıza ne kadar zarif. Çiçek çok hoşuma gitmedi gerçi ama sanırım tekrar bu tarza dönüyoruz çiçekte. Allah'ım n'olur gelinlikte de dönelim normale.

28 yaşındaki güzel oyuncunun düğün makyajı da oldukça güzel.


Çiftin nikah şekeri dağıtmak yerine bağış yapması da yine takdire şayan. Tabii bunu bildirdikleri şey de -taş mı sabun  mu anlamadım- hatıralık olarak düşünülebilir. Her neyse çok ince.

Allah mesut etsin ❤

27 Ocak 2019 Pazar

Melek'li Bingöl Fotosafari

Instagramdaki sorular üzerine bu yazıyı hazırlıyorum ama blog okuyucusuna haksızlık olur mu acaba? Onlar takip ediyor mu ki beni instagramdan? Konuya hakimler mi mesela?

Okuyan herkesin anlayacağı şekilde anlatmaya çalışacağım.

Bir gün Ayşegül'ün şöyle bir tweetine denk geldim ve bu fotosafariden haberdar oldum.
Okuduğum zaman benim de gidebileceğim aklıma gelmedi ama şöyle düşündüğümü hatırlıyorum: "ne güzel, keşke ben de katılabilsem."
Buna karşılık şöyle bir tweet yazdım:

Dünya küçük.. ya bunu nasıl anlatsam bilmiyorum.. Melek ile Ayşegül de benden bağımsız olarak tanışıyorlar. Ayşegül'e her fırsatta bizi de gezdir deyip durmamızın yanı sıra, Melek'le bir araya gelince Ayşegül'ün peşine nasıl takılırız onun planlarını yapıyorduk :))

Sömestr tatili yaklaşırken Melek dayanamamış twitterdan Ayşegül'e yazmış:

Bir baktım Melek Bingöl'e gitmeye hevesli. Anaaaamm, dedim, o giderse ben de giderim!
Bir yandan whatsapptan birbirimize 
"sen ciddi misin?" 
"peki sen ciddi misin?"  diye mesajlar atarken, kendimizi bu fikre iyice kaptırdık.

Bileti alana kadar Bingöl'e gideceğimden şüpheliydim çünkü Melek cayma emareleri gösteriyordu. Ancak ben bir kere acayip aşka gelmiştim. Gittim gittim.. yoksa bir daha kimse beni memlekete götürmezdi. 
N'olur Melek acayip eğleneceğiz, söz veriyorum akşam odamızda halay çekeceğiz, bu çılgınlık bir daha elimize geçmez..
Melek bu iyiliğini asla unutmayacağım! 
Çünkü sadece beni kırmamak için geldi. 💓
Evet bu fikri başta aklıma koyan da, sonra "ne işin var Bingöl'de" tepkilerine maruz kalıp, "ya Şirince'ye mi gitsek" diyen de oydu.
Gezi sonunda en fazla eğlenen de yine o oldu ama ❤


Bilmiyorum Ayşegül, "hadi gelin Bingöl'e gidelim", derken teklife atlayacağımızı hiç düşünmüş müydü ama işte böyle katıldık biz bu fotosafariye.


Gelelim bu Fotosafari etkinliğine.
Bu tip etkinlikler iller, ilçeler genelinde yapılıyormuş. Bir ilk değil yani. Ülkenin dört bir yanından fotoğrafçılar belirlenen tarihlerde gelip fotoğraf çekiyorlar ve çeşitli ödüller kazanıyorlar. Bingöl 1. Kış Fotosafarinin ise ödülleri harikaydı ve dünya çapında rekor katılım sağlandı!
Müthiş bir başarı değil mi?  
Sponsorluğunu Bingöl Valiliği, Bingöl Üniversitesi, Bingöl Gençlik Spor İl Müdürlüğünün üstlendiği bu etkinlikte en kazançlı ben çıktım. Bu başka bir yazının konusu ama, değineceğim ona da. 


Şunu da söylemezsem içimde kalır.
Katılımcılar şahaneydi. Beni hem fotoğraftan soğuttular (onları/makinelerini görünce, ben kimim ki fotoğraf çekeyim, dedim.), hem de daha çok fotoğraf çekme konusunda heveslendirdiler (ulan bu adam bunu benim de gittiğim köyde mi çekmiş? Demek ki ben de çekebilirim..)
Artık makinemle arama bu kadar mesafe koymayacağım.


Tebdil-i mekanda ferahlık olduğunu iliklerime kadar hissettiğim bu gezide emeği geçen herkese teşekkürü borç bilirim. Yepyeni kararlar arifesinde, bambaşka planlar yapmaktayım. Mutluyum. Bingöl'ü şimdiden özledim.

21 Ocak 2019 Pazartesi

Beni Onlara Verme

Şu kitap yazılarımı bir güncel tutamıyorum ya, ne diyeyim kendime.
Biraz da Youtube etkisi var. Aslında Youtube'ta da güncel değil ama ayda bi kere bahsedince yeterli geliyor tekrar tekrar söz söylemeye gerek yokmuş gibi algılıyorum.
Halbuki.. mesela bu kitap..
Bu kitap bağımsız bir videoyu da blog yazısını da hak ediyor ama ikisi de yok.


Şanzelize Düğün Salonundan sonra okuduğum ikinci Tarık Tufan kitabıydı. (Bundan sonra bir de Düşerken adlı son romanını okudum, hatta ikisini bir yazayım dedim ama şimdi arkadaşıma ödünç olarak verdim ve fotoğrafını çekmediğim için bekleteceğim bakalım :) )

Bu kitap hikayelerden oluşuyor. Roman olmadığı için hayal kırıklığı yaşadığım doğrudur. Sonra Düşerken roman olduğunu öğrenince çifte mutluluk yaşadığım da.
Tarık Tufan bu, çok sıradan bir şeyi bile anlatması çok naif, çok kırılgan. Kalemindeki sadeliği de duygusallığı da çok seviyorum.
Bazı hikayelerinde bunu neden anlattı ki şimdi dediğim oldu. Doğruya doğru. Bunu dedirtmesine rağmen sevdirmesi de nasıl bir başarı bilemiyorum artık.

Birkaç gün sonra yolculuğa çıkıyorum. Keşke yanımda götüreceğim Tarık Tufan kitabı olsaydı bak. Bunu iki üç gün önce öngörebilseydim sepetimdeki kitapları alırdım.
Daha ne diyeyim size!

11 Ocak 2019 Cuma

Çantamda Ne Var?

Sizler için çantamda ne var videosu çektim.
Öyle sıradan çantamda ne var videolarına benzemiyor.
Bir kere ben çantamı aldığım gibi kamera karşısına geçtim. İçindeki çöpleri ayıklamadım :)
Sonra daha neler neler..



Ay instagramdan paylaşınca gördüm ki kimse abone değilmiş bana.
İyi bari youtube'da sabırla ilerliyorum resmen.
Sakın bi destek olmayın.

10 Ocak 2019 Perşembe

Lviv | Neden Gidilir? | Ne Yapılır?


Lviv'e gittiğim zaman birkaç arkadaş benden fikrimi sorup ne yapalım biz de şu tarihlerde gideceğiz diye sormuşlardı.
Ben de üstün körü anlatmış, detayları blogda bulabileceklerini söylemiştim.
Bulamadılar.
Çünkü ben doğru dürüst bir yazı yazamadım.

Borçlu olduğum bir yazıyı yazıyorum ama artık faydalanacak kim kaldı bilmiyorum umarım birilerinin işine yarar.

Neden gittik?
Allahım bu kadar sorulacağı aklıma gelmemişti.
Neden gitmeyeyim?
Arkadaşım dedi ki Lviv'e gidelim mi, vize istemiyor?! Ben de olur dedim. Vize yok daha ne olsun. Evet, bu yüzden gittim :) Vize olayına sinir oluyorum.

Kalacak yeri arkadaşım ayarladı, ben biletleri aldım. Abim çok kızdı. Orası gelişmiş Avrupa ülkeleri gibi değil nereden çıkarıyorsun bu şeyleri, başka yer mi kalmadı falan. Söylendi söylendi.. Biraz pişman oldum çünkü korktum. Ya gerçekten kötü bir yerse, diye...
Ama gittik.
Sabiha Gökçen'den Pegasus ile.
Uçak tıklım tıklım hiç boş yer yok. Kısa ve rahat bir uçak yolcuğu ile öğlen saat bir buçukta Lviv hava alanına indik.
Küçük sakin bir hava alanı ama Priştine kadar da küçük değil.
Pasaport kontrolü için sıraya girdiğimizde ilk dikkatimi çeken bütün polislerin kadın olması. Daha sonra etrafta gezen görevli askerlerin otobüs/troleybüs şoförlerinin de kadın olduğunu fark edecek ve nüfusun %80'inin kadın olduğunu öğrenecektim.
Pasaport kontrolü sırasında sorgu odasına alındık. Korkmadık çünkü biliyorduk: Eğer ilk defa geliyorsanız, sorgu odasına giriyorsunuz.
Sorgu odası anımızı detaylıca bu linkten okuyabilirsiniz.

Hava alanında otele gitmek için uber çağıralım dedik internete bağlanmada sıkıntı yaşadık. Alanın hemen karşısında durak var, otobüsler, troleybüsler hatta taksiler hiçbir kargaşaya mahal vermeden binmeniz için oralarda dolanıyor. 9 numaraya bineceğimizi biliyorduk ama acaba taksiye mi binsek acaba nerede ineceğiz acaba nasıl bulacağız derken Lviv'li gençlere sorduk. Bize tarif ettiler aynı troleybüse binecekmişiz bizle gelin dediler. 9 numara geldi, bilet şoförden alınıyor aldık, tuhaf bir şey var bileti alıp deliyorsun ama kontol eden kim bilmiyorum ara ara kontrol oluyordur herhalde ama zaten 2 grivna bilet. 10 grivna = 2 tl olduğunu düşünürsek bedava!
Evet taksi falan da aynı oranda ucuzmuş ama toplu taşıma ile yolculuk etmek hem keyifli hem de çooook ucuz!
Son durakta indik, üniversite durağı. Kızlar gelip, sizi otele bırakalım dediler ve Allaaaahh çok mutlu olduk tabii. Benim arkadaş bayıldı kızlara sohbet muhabbet.. intagramda ekledik falan.
Otele de çok rahat vardık bu arada.

O hoooo.. Ben böyle anlatırsam tövbe bitmez bu yazı.
Neyse ya ben zaten kendime yazıyorum birileri de faydalanırsa ne ala!

Otelimiz biraz hayal kırıklığıydı ama yeri güzeldi. Yine de sizler için konumu aynı ama kendisi daha güzel bir otel buldum: George Hotel.
Baktığınız zaman tam meydanda olan ya da opera binası manzaralı (lviv otel, panoroma otel gibi) oteller bulabilirsiniz ama Rynok meydanına daha uzak. Meydandakiler Opera binasına uzak. Çok uzak değil tabii. Bir İstanbul'lu için Lviv'de hiçbir yer uzak olamaz bence zaten :)
Ama bizim kaldığımız yer meydanla opera binası arasındaydı.


Opera binası demişken, Lviv'de en bi' sevdiğim yer olabilir. Biz gittiğimizde gösteri falan yoktu ama benden sonra gidenlere hep operaya göre bilet almalarını önerdim.
En büyük hatamız o oldu ancak binaya girdiğimizde provaları izleme şansına eriştik, o bile cidden çok güzeldi.


Opera binasının yan tarafının karşısında bir çarşı kuruluyormuş bu arada, ucuz hediyelik için oraya bakabilirsiniz. Son gün keşfettik biz hediyelik mediyelik almıştık zaten ama sizin aklınızda olsun.

Gene opera binasının oradan kalkan hop-on hop off turlar var. Kesinlikle katılın derim. Ben inanılmaz keyif aldım. 2 sa boyunca Lviv sokaklarını arşınlıyor tarihi hakkında bilgi ediniyorsunuz ki bu harika. Acaba kaçırdığım bir şey kalmış mı diye içinizde ukde kalmıyor (ya da kaçırdıysanız kalabilir tabii :) )

Rynok meydanına dönersek, o gördüğünüz, listenize eklediğiniz tüm kafeler bu meydanda.
Belediye binasının tepesinden şehre kuş bakışı bakabiliyorsunuz. Buna bazı yerlerde gerek yok denmiş, evet pek bir manzarası yok ama gene de bu geziden ne beklediğinize göre değişir. Yani sırf cafe cafe gezip kahve ve tatlı yemek istiyorsanız tabii ki çıkmayın o kadar basamağı.
Ben çıktığım için memnunum. Ve tavsiye de ederim.

Rynok meydanında bisikletler var THY reklamlı hem de, onlardan kiralayıp bisiklete binmemek de içimde kalan ikinci şey sanırım. Ama palto malto nasıl binecektik ki? Baharda gideceklere benden söylemesi ;)

Gene Meydanda belediye binasının önündeki duraktan 2 numaralı troleybüs ile Museum of Folk a gidebilirsiniz. Genç birine sorarsanız size tarif etmekle kalmaz yanınızda durur ve durağa geldiğinizde size haber verir. Biz mi çok şanslıydık yoksa Lviv'liler hep mi böyle bilmiyorum ama yol tarifi istediğimiz her kişi canla başla bize yardımcı oldu. Duraktan sonra yürüme mesafesi var ve gitmeden önce açık olup olmadığını kontrol edin. Biz gittiğimizde kapalıydı 😄


Yeme içme mekanlarını başka bloglarda bulun derim ben. Zira ben ne kruvasan yedim ne o meşhur tatlıdan. O elit kahvaltıcı mesela, açık büfeydi kapıyı açınca yüzüme çarpan kokudan zaten iştahım kapandı. Ayrıca bahsedilen ve sevilen yerlerin %90'ı bar aynı zamanda :)
O gaz lambası cafe falan. İşte oralar hep bar :) bar, bar, bar.. Zaten içki de çok ucuzmuş, kahvaltıda millet şampanya içiyordu. Onu da demeliyim. Millet dediğim bizimkiler. Her yerde Türk'e rastlamak mümkün.
Kahvaltı demişken ya kimse Türkler gibi şahane kahvaltı etmiyor arkadaş! Umarım bir gün Van'da da kahvaltı etmek nasip olur.

Yeme-içme konusunda vasat bir gezi olsa da asla şikayetçi değilim. Yeme içme mevzuları için detaylı yazıma bu linkten ulaşabilirsiniz.

Lviv Unesco tarafından koruma altında olan bir şehir. Her bina tarihi. Kafanızı bir kaldırıyorsunuz heykeller falan. Hani bizde Karaköy'de veya Taksimde dandik yeni binaların arasında -altında hatta- kalmış tarihi yapılar olur ya.. Dersiniz ki, ya yanına bu ruhsuz binayı nasıl diktin. Lan bari üst kat çıkıyorsun altına uygun bir şey yapsaydın... Heh işte her yan öyle güzel binalarla dolu.



Ve biliyorsunuz instagramda paylaşımlarımdan sonra olay olan birçok kilise gezdim. Kaç kere de ayine denk geldim sayamadım. Çok dindar bir topluluk olduğunu söylersem yanlış olmaz sanırım.
Kilise gezdik diye laf saydınız ama arkadaşım, oranın kültürü o. Her yanda tarihi kilise. Hepsinin ayrı bir hikayesi.. Buraya gelen turistler cami gezince Müslüman mı oldu sanıyorsunuz ki beni de hemen aforoz ettiniz bilmem.
Neyse. Mimari diyorum. Sanat diyorum. Susuyorum.


Aslında susmuyor devam ediyorum. O Eczaneci cafesini ararken House of Scientists diye bir yere denk geldik. Çok ünlü Alman 2 mimar tarafından yapılmış. Ahşap oyma işçiliğiyle göz dolduruyordu. Potocki Sarayı (Lviv Art Gallery) her yerde geçmesine rağmen burasından bahseden pek bir yazı göremedim ben. Potockinin bahçesinde fotoğraf çektikten sonra çıkın gidin gezmenize gerek yok ama House of Scientists' i gidin görün bence.👇




Başkaa… House of Legends.. ben sevmedim ya durmak oturmak bile istemedim. Bizdeki bit pazarından toplama eşyalarla yapılar cafeler var ya. Heh işte ben zaten onlara da giremiyorum midem almıyor. Gidin fotoğraf çektirin tabii isterseniz..
Atlas cafe vardı. Klass bir mekan.
Dostoyevski, Mozart konsept mekanları..
Şu parolayla girilen ve yer altına inilen rastaurant.. Hani insanların sizi slava ukrain diye selamladığı yer. Hani ben instagramdan paylaşım yapınca abimin çık şuradan dediği 😂😂 görülebilir ama ne yenir bilemem..
Hiçbir kafeye gitmeseniz de şu Coffee Manufacturer' e gidip alevli kahveden içmeniz lazım. Kahveyi şekersiz içenleri biraz bayabilir tabii.
Ve tabii çikolatacı. Lviv Handmade Chocolate. Ama insan çikolatalara İngilizce olsun içindekiler yazmaz mı ya.. çok ilginç.


Bu arada çok loş bir kent.
Sokaklar loş, içeri girdiğiniz yerler loş.. hep mum ışıkları, minimum aydınlatma. Akşam kaç olursa olsun gece yarısı suya kalkmış da kimseyi rahatsız etmeyeyim modunda.

Güvenlik konusu: Çok içilen bir yer burası. Erken saatlerde başlıyorlar içmeye yani sadece akşam içmiyorlar akşama sarhoş olmuş oluyorlar.
Bir akşam sadece, öyle çok geç de değildi saat en geç sekizdir, tip tip bakanlardan rahatsız oldum onda da ne bakıyorsun dedim sanırım onlar benden daha çok korktu :))))
Bir kere de biri gelip selamun aleyküm dedi aleyküm selam dedim, Müslüman mısınız dedi manyak mı ne, nerelisiniz diye sordu, Türkiye diyince de gitti. Arap olduğundan şüpheleniyorum ama emin değilim ama Türk değildi, daha doğudan güneyden bir yerlerdendi sanırım.




Fiyat konusu: Avrupaya göre çok çok uygun bir yer. Sadece turistik eşyaları Avrupa ile yarışır halde. magnetleri falan 1 euroya göre ayarlamışlar. Tamam normal ama Avrupada bir euroya kahve içebilir misin? Orada magnet fiyatına kahve tatlı artık ne yiyeceksen yiyebilirsin, haliyle magnet insana pahalı geliyor :)))
Ya da çok güzel bir yerde yemek yiyeceğin fiyata bez çanta alabiliyorsun. Bez çanta ya. Dünyanın her yerinde en uygun hediyelik😁 Ama iyi ki almışım çok tatlı benimki.😍
Oradan aldığım her şeyi çok severek kullanıyorum. Kimseye aldığım hediyelikleri veresim gelmedi. 😄

Tur konusu: Bence kesinlikle turla gitmenize gerek yok. Liste yaptıysanız her şey tıkır tıkır işler, listeyi öneririm. Ama listesiz bile takılsanız, her köşe başında güzel mekan, tarihi bina, kilise heykel görebilirsiniz.
Çok güzel bir anı oldu.
Bir daha imkan olsa bu kez Kiev'e gitmek isterim açıkçası.

Bu arada tüm Lviv story paylaşımlarımı instagram hesabımda sabitledim. Oradan bakabilirsiniz. Ben arada bakıp çok eğleniyorum :))))

8 Ocak 2019 Salı

2018 Favorileri

2018 yılında kaç kitap okudunuz?
2019 yılında kaç kitap okumayı hedefliyorsunuz?
Ne diyorsun kızım sen mi diyorsunuz?
Bu yıl için hedef belirleyip o hedefi tutturmayı deneyin. Çok keyif alacaksınız.

Peki ben kaç kitap okudum? Aklınızdan bir sayı tutun ve sonra videoyu izleyin.
Aklınızdaki sayıya ulaşmadığımı göreceksiniz :)))


2018 okuduğum ve en beğendiğim kitaplardan bahsettim bu videomda.
Beğenmeniz umuduyla...

6 Ocak 2019 Pazar

Göçüp Gidenler Koleysiyoncusu

Şermin Yaşar ile Tarihi Hoşça Kal Lokantası isimli kitabıyla tanıştım.
O kitap ile ilgili görüşlerime bu linkten ulaşabilirsiniz.
Asıl sevdiğim ise Sihirli Değnek oldu.
Sihirli Değnek'ten ayrıca bir yazıyla bahsetmedim ama Eylül ayında okuduklarım videosunda detaylı yorumuma ulaşabilirsiniz ki ulaşın ♥

Sıra geldi Göçüp Gidenler Koleksiyoncusuna.
Yine sevdiğim çokça duygulandığım kızdığım güldüğüm bir hikaye kitabı oldu.
Böyle böyle bana öykü okumayı sevdireceksiniz sanırım.
Son yazı ise çok yaktı beni.
Güçlü bir kadınsın Şermin Yaşar. Güçlü kal. Bize de ışık saçıyor umut oluyorsun. Seviyorum ♥

5 Ocak 2019 Cumartesi

Aralık Ayında Kaç Kitap Okudum?

Merhabalar herkese!
Koskoca bir yılı daha geride bıraktık.
Nasıl geçti, ne zaman bitti hatırlamıyorum.
Rabbim sıhhat ve mutluluktan ayırmasın, güzel bir yıl olsun.
Aralık ayında kaç kitap okudunuz?
Hadi utanmayın yorumlara!!
Peki ben kaç kitap okudum???



Utanmıyorum artık ya,elimden geleni yapıyorum.
Çok erken kalkıyorum, ne olmuş yani elime kitap alıp yatağa girdiğim an uyumaya başlıyorsam :))
Bu videodan önce bir de 2018 favorileri videosu çekmiştim.
Videonun sonunda önerilenler kısmında görebilirsiniz.
2018 yılı favori kitapları
2018 yılı yarım bıraktığım kitaplar
Kanalıma abone olup beni beğenilere boğmayı unutmayın:)))