19 Kasım 2017 Pazar

Serena Williams'ın 3.5 Milyon Dolar Değerindeki Gelinliği

Her şey bir tarafa Serena çok kilo almış.
En son söylenecek şeyi en başta söyledim. Öncelikle bir taraf bırakacağımız her şeyden bahsedelim.

Mesela davetlilerden cep telefonlarını getirmemeleri istenmiş.
Ne yalan söyleyeyim böyle bir gücüm olsa, ben de isterdim.

Düğün maliyetinin 1 milyon dolar olduğu açıklandı ki buna gelinlik tabii ki dahil değil.

Davetlilerden cep telefonu getirmeme isteme nedenleri tabii ki fotoğrafların paylaşılmaması için. Bunun nedeni de fotoğraf haklarının Vogue'un satın almış olması.

Düğündeki birçok ünlü isimden sadece bazıları: Beyonce, Kim Kardeshian, Eva Longoria, Ciara..
Ne yani bunlar şimdi gerçekten storylerinde bir şey paylaşmadı mı?

Sadede gel sadede gel demiyorsunuz biliyorum çünkü zaten hepiniz önce fotoğraflara baktı, yazıyı ise seçkin kişiler okuyor 😎
Ne diyorduk gelinlik..
Ama önce Gelin.

Serena Williams, ünlü tenisçi, birçok şampiyonluğu bulunuyor. Kilosuna bakıp,ne biçim sporcu demeden önce şunu belirtmekte yarar var: Böyle kilolu olmasının nedeni düğünden sadece 3 ay önce bebeğini dünyaya getirmiş olması.

Yine de madem bebek doğmuş, bekleyip nisanda falan yapsaydınız düğünü. Zira Serena'nın göğüsleri dinlerine inmiş, fotoğraflardan taşıp gözümün içine giriyor adeta. Oysa nisana kadar toplardın be Serena.
Kızım bilmiyorsanız bir bilene (bana) sorun. Yüz kere dedim.

Serena Williams'ın gelinliği Alexander McQueen, damat Alexis Ohanian'ın damatlığı ise Armani.
Aslında gelinlik harika!
Sadece Serena'ya yakışmamış. Nisan ayında yapsaydı yakışırdı ama. Neyse.

Serena bu gelinliğe 3.5 milyon dolar verdi diye düğün ve düğün sonrası partide de giydiğini düşünmediniz umarım.
İşte diğer seçimleri.


after party:

Bu arada, "paranın gözünü seveyim, bu adam yoksa bunu alır mıydı?", diye düşünenleriniz varsa, düşünmesin, adam da az zengin değil yani.

Evet, sıra size geldi. Ne düşünüyorsunuz dökülün 😉

17 Kasım 2017 Cuma

Aliexpres Alışverişim

Nihayet ben de aliexpres alışveriş yazısı yazabiliyorum.
Yurt dışından nasıl alışveriş yapmaya cesaret ediyorlar, diye düşünüyordum hep.
Çok yazı okudum.
Yapanlara sordum.
En sonunda baktım abim bile aliexpresten bir şeyler almış, bana da kalem al, dedim.
😂😂
Almadı tabii.
Sonra ipek şal gördüm.
Bi' denemeli dedim.
Bu şalı bana al, diye link attım.
Tamam, dedi.
NEEEEY, tamam mı?!!!
Bi' de bunu al, dedim
Ok, dedi.
İkinci onay mı?!!😯
Şansımı zorladım, bi' de şunu al, dedim.
Baktım bir şeyler yazıyor. "Bu son, valla son", dedim. Baktım yazmayı kesti.
Birkaç gün "sonra aldın mı?" dedim. Unuttum, dedi.
😏
Bu kadar kolay olamayacağını tahmin etmeliyim.
Sonraki gün tekrar sordum, şimdi alıyorum, dedi.
Ve yaklaşık iki hafta sonra ilk kargo geldi, birkaç gün sonra diğeri, ondan birkaç gün sonra da diğeri gelerek alışverişim tamamlandı.
Bakalım ne almışım. Hep beraber izliyoruz.

8 Kasım 2017 Çarşamba

Kırmızı Şemsiyeli Kız

Size de oluyor mu söyleyin lütfen. Okumak, okumak ve okumak istiyorum.
Okuduğum şeyleri unutmayayım, yeni şeyler öğreneyim istiyorum.

Bu yazarın ilk kitabını okumamışım mesela. Aranızda muhakkak okuyanlar çıkacaktır; Kadife Çiçekleri Düşerken..
Yazar Susan Meissener, belli ki benim sevdiğim tarzda yazıyormuş ancak benim haberim bile yokmuş.

Bu kitap 2. dünya harbinde birbirinden ayrı düşen Londralı iki kardeşin  hikayesi.
Günümüzde açılan bir hikaye. Tarih öğrencisi Kendra'nın ikinci dünya savaşını yaşamış biriyle röportaj yapması gerekmektedir. Isabel 93. yaş gününde Kendra'yı ağırlar ve ona hayat hikayesini anlatır.
Savaş arka planda kalıyor desek doğrudur. Savaşın tek etkisi iki kardeşin ayrı düşmesi de diyebiliriz.
Savaş devam ederken ancak henüz İngiltere bombalanmamışken, Emmy ve ailesini tanıyoruz. Emmy'nin kız kardeşine annelik yapmasını, annesindeki eksiklikleri okuyor, babası hakkındaki gerçekleri merak ediyoruz. Çok fazla bilgi vermiş gibi olmazsam Charlotte gibi bir koruyucu aileye verilmesindeki şansı nasıl teptiğini ve bunun sonuçlarını öğrenip üzülüyoruz.
Daha neler neler..
Başarılı bir kitap.
Sadece bu iki zamanlı hikayelerde ben şeyi seviyorum.. iki hikaye olmasını. Hani günümüzde açılıp geçmişe gitmesi değil de.. bir bölüm günümüz hikayesinde bir bölüm geçmiş hikayede geçip sonunda birleşmesini seviyorum.
Bunu en güzel yapan da tabii.. Sarah Jio diyeceğim sanıyorsunuz ama Kimberley Freeman.
Sarah Jio'nun yeri de başka tabii. O da başka yönlerden iyi.

Neyse fazla uzattım, farkındayım. Güle güle okuyunuz.

30 Ekim 2017 Pazartesi

Demet Şener'in İmtihanı

Geçen gün Demet Şener'n bir açıklamasına denk geldim.
Okuyunca şaştım kaldım.
İçim söylemek istediklerimle dolup taştı. Twitterda yazsam.. hala 140 karakter yazabiliyorum ben. Story'de paylaşsam.. Özelde bir sürü dedikoduya sürüklenecektik. Ya dedim benim bir blogum var. Orada içimi dökeyim.

Şimdi hanım efendi demiş ki:

”Evliliğimde 2012'den beri bir yalanın içinde yaşamışım. İlişkisi o dönem başlamış. İbrahim keşke oyuncu olsaydı, Oscar'ı ona verirlerdi." ❗️”İhanetten hiç şüphelenmedim. Ben yaparım, ama İbrahim yapmaz diyordum. Her dakika yanımdaydı, bana aşkla bakıyordu. Ne zaman gözümle gördüm, inandım. Kadın bana fotoğraf ve belgeleri şoförüyle gönderdi. ❗️”Gördüklerimden sonra 3 gün tuvalette kustum. Ruhum almadı. Kadın bana mesajlar da attı, hiçbirine cevap vermedim." ❗️”Bu ihaneti ben yapsaydım İbrahim beni Taksim'in ortasında sallandırırdı!"

Allah Allah.. İbrahim mi?!
Hiç İbrahim aldatır mı ya?!

Aranızda İbrahim Kutluay'ın Demet Akalın'ı Demet Şener'le aldattığını hatırlamayacak kadar genç olanlar var mı?
Ya bu kadın, Demet Akalın gelinlik provasına giderken, İbrahim Kutluay'la nikah masasına oturacakken İbrahim Kutluay'la bilerek ve isteyerek beraberdi.
Nikaha beş kala İbrahim terk etti Akalın'ı hemen sonra el ele Şener'le görüntülendi.
Yani tutup da İbrahim yapmaz nasıl diyor, hiç mi yuva yıkanın yuvası olmaz diye bir şey duymamış, kafayı mı yemiş ben çözemedim.
İbrahim yapmazmış!
Ne salağa yatıyon bacım?!
Sen de öteki kadın oldun halden anlaman lazım ne kusuyorsun, başkası yapınca mı mide bulandırıcı geldi?

Ben acayip Demet Akalıncıyımdır bilirsiniz daha önce de onun hakkında yazdım, hatta sevmeme çok şaşıranlar olmuştu. Ama Demet de bir hatadır etmiştir, ona da çok yüklenmemiştim.
Ama bu dediklerini okuyunca hiç utanmıyor mu, kendi ettiği hiç aklına gelmiyor mu, diye şaştım kaldım.
Acaba hiç düşündü mü, yaw Demet de böyle kustu mu bu ihanetin ardından diye..
Gerçi kendisinin içinin çok rahat olduğunun da altını çizelim, onlar evli değilmiş bu evliymiş onlarınki aldatmak sayılmazmış.. yaw he he..
Edvina'ya soralım madem öyle, onun da kendince bahaneleri vardır bence. Sizin için, onlarınki zaten bitmiş bir evlilikti derse ne diyeceksin?

Valla bu kadınlar öyle salak ki, insan en kızması gereken kişiye, adamlara yüklenemiyor bile..

29 Ekim 2017 Pazar

Esra Bilgiç'in Gelinliği

Esra Bilgiç dedik ama o artık Esra Bilgiç Töre.
Diriliş Ertuğrul dizisinin Halime Sultan'ı Esra Bilgiç bildiğiniz üzere Gökhan Töre ile evlendi.

Geçtiğimiz günlerde düğünleri olan çiftin nikah şahitleri Cumhurbaşkanı Erdoğan ve eşi oldu. Bu sebepledir ki istediğim görsellere, haberlere ulaşamadım. Hep Cumhurbaşkanlı haberlere ve fotolara ulaştım.
Halbuki instagramdaki videolarda Esra'nın ikinci bir gelinlik daha giydiğini gördüm ve onun da gelinliğine nazaran oldukça sade olduğunu size söylemek yerine burada paylaşmak isterdim.
Buradan tüm yetkilere sesleniyorum.
Beni düğünlere davet edin!

Esra Bilgiç'in ilk gelinlikli fotoğrafını İpek attı. İpek çok iyi biliyor benim neyi yazacağımı ya da hoşlanacağımı. Bu arada içiniz rahat olsun bana çok düğün mesajı geliyor. Bunu yazmalısın notuyla bir fotoğraf. Yollamaktan çekinmeyin.
Çoğunu tanımıyorum, ahhh eskiden bu kadar organize çalışsaydık var ya, şimdi ben de bir yerlerde ahkam kesen bir moda bloggerıydım 😂😂

Neyse diyordum ki, ilk gördüğümde çok hoşuma gitti.
Sadece kirpikleri çok göze batıyor ve rahatsız edici duruyordu. E kadın dizideki kirpiksiz hallerinin acısını çıkartmak istedi sanırım.

Sonra inceleyince gelinliğin kolların ellerinin üstüne düşecek kadar uzun olmasını da sevmedim gibi hissettim. Sonra ya neden olmasın değişik durmuş dedim ama sevdim mi sevmedim mi anlamadım.
Bu konuda siz ne düşündünüz yazarsanız sevinirim. Yorumlarınız sayesinde belki netleşirim.

Boylu poslu bir hanım kız maşallah. Çok ama çok güzel. Zaten futbolcuların çirkin biriyle evlendiği nerede görülmüş?!
Gelinlik de aşırı güzel falan değil ama Esra Bilgiç güzel taşımış. Çok görkemli duruyor.


Allah mesut etsin.

Çok iyi fotoğraflar bulamadım o yüzden telafi olsun diye kına kıyafetini de ekliyorum.

Güncelleme: İpek bana yeni fotoğraflar gönderdi hemen ekliyorum. Kına fotoğrafı gene de kalsın hadi 😉


Ve ikinci gelinlik. Ya da işte sade beyaz bir elbise:

Bu elbise evden çıkarken de giydiği elbiseymis 🤔 Ne desem bilemedim 🙊

Yorum bırakmayı unutmayın.😉

25 Ekim 2017 Çarşamba

İncir Kuşları


İyi ki okumuşum diyorum bu kitabı.
Kitap, 20. yüzyılın sonunda doksanlı yıllarda geçen Bosna savaşının acı gerçeklerini anlatan, yaşanmış gerçek bir hikayeden oluşuyor.
O yüzden iyi ki okumuşum, diyorum. Yoksa ben anladım Sinan Akyüz kalemi bana göre değil. Tüm iyi niyetli çabalarıma rağmen sevemedim kalemini.
Hikayenin kendisi çok etkili ama.
Hep diyorum, belki bana da kızıyorsunuz ama, yabancıların gözünden yahudi soykırımı, ikinci dünya savaşı temalı az mı şey okuduk/okuyoruz?! Neden doksanlarda olan bu kin dolu savaşı biri çıkıp kınamıyor, acımızı paylaşmıyor, bu savaş temalı filmler çekilmiyor, kitaplar yazılmıyor?!
Nedense müslümanların acılarını görmezden gelmek çok kolay.
Bu konuya değinmesi itibariyle çok beğendim, gerçek hayat öyküsü olduğu için de çok etkilendim.
Sinan Akyüz severler ise bayılacaktır eminim.


10 Ekim 2017 Salı

Bir Başka Gökyüzü


Çok merak ettiğim bir kitaptı bu kitap.
Aslında okumaya da korkuyordum konusu itibariyle.
Görme engelli doğan bir çocuk ve onun için her şeyi göğüsleyen bir anne anlatılıyordu.

Twyla ve Dylan'nın çocukları Charlie kör doğuyor. Twyla ilk andan itibaren huzursuz hissetse de en başta bilmiyorlar. Ancak birkaç ay sonra anlaşılıyor.
İlk etapta ne yapacaklarını bilmiyorlar.
Evladının gökyüzünü göremeyecek olmasını bir türlü kabullenemiyor anne. Ona olan sevgisi çok büyük. Görse de görmese de. Ancak yapılacak bir şey varsa da yapmak istiyor.
Tedaviler araştırıyor.
Riskli ve masraflı bir tedavisi mümkün.
Bu noktada ise herkes söz hakkı varmışçasına bu durumu kabullenmesini değiştirmeye çalışmamasını söylüyor. Hatta isimsiz mektuplar alıyor.
Bu kısımlar çok sinir edici.
Size ne ya, size ne?!
Ne demek tedavi imkanı varken tedavi etmesinmiş!
Çok fazla anlatıp tadını kaçırmak istemiyorum ama daha bir sürü olay var kitapta.
Anneleri derinden etkileyecek bir kitap olduğuna şüphem yok.
Empati kuran herkesi derinden etkiler aslında. Twla ise güçlü bir karakter.

Yazar Cath Weeks'in bir de baskıcı anneler ve çocuklarıyla ilgili bir kitabı varmış. Onu da çok merak ettim.Umarım dilimize çevrilir.

4 Ekim 2017 Çarşamba

Anne With an E

Çok tatlı bir dizi tavsiyesiyle buradayım yine.
Yazın izlediğim dizilerden biri. Bitmiş bir mini dizi sanıyordum, meğer devam eden bir diziymiş, heyecanla yeni bölümlerini bekliyorum.

Anne, ismini söylerken "e ile" demeyi unutmuyor. Anna değil Anne.
Çok şeker.
İnanılmaz tutkulu.
Hayattın, bizim kaçırdığımız, tüm güzelliklerini görüyor ve geniş edebi bilgisi sayesinde sadelikten uzak sözlerle bunu ifade etmekten kaçınmıyor.
Bu nedenle biraz garip karşılanıyor.
Bu arada kendisi bir yetim.
Daha önce hiç evlenmemiş kardeşler çiftlik işlerinde yardımcı olması için bir erkek evlat edineceklerken çıkan karışıklık sonunda Anne, Cuthbert kardeşlerin karşısına çıkıyor.
Evet ilk başta istemiyorlar ama..

Yeşilin kızı Anne çizgi filmini izleyen var mı bilmiyorum, benim pek çizgi film kültürüm yoktur ve ben izlememiştim, ama şimdi onu da izlemek istiyorum.

Çilleri ve harika tarçın saçlarıyla kalbinizi fethedecek. Ancak saçları konusunda o benimle aynı fikirde değil tabii..

İlk nerede gördüm bilmiyorum ama siz de tavsiye edenlere denk gelmişsinizdir, ben çok sevdim, etkilendim. Siz de seversiniz bence.




2 Ekim 2017 Pazartesi

Öğretmen

Her pazartesi bir kitap yorumu yazmaya çalışıyorum.
Bir hafta atlarsam ki atladığım oluyor, sene bitiyor ama ben tüm kitapları yorumlamamış oluyorum.
Bu da beni rahatsız ediyor. Çünkü maalesef okuduğum her kitap aklımda kalmıyor, keşke kalsa. Burada bulmak, o kitabı okurken neler hissetmişim bakıp hatırlamak kolayıma geliyor. Üstelik seviyorum.

Öğretmen isimli kitabı da ilk elime geçer geçmez okumak istemiştim. Sonra kızlarla beraber okuruz diye beklettim.
Eylül ayında da artık beraber okumaya niyetlendik ama okudular mı hiç haberim yok, sıkıştırıp durmak da istemediğimden ben yorumu giriyorum.

Bu ürpertici bir kitap.
Bir cinayetle açılıyor. Ne kurbanı ne de cinayeti işleyeni tanıyoruz. İntihar şeklinde olduğu için çok fazla yankı uyandırmıyor ama cinayete kurban giden şahısla bağlantısı olanlar mesajı alıyor. Mesajı alan diğerleri ise her biri öncekinden daha korkunç olmakla beraber cinayete kurban gidiyor.
Ortak bir geçmişe sahip bu kurbanların hangi hatası bu kadar korkunç bir şekilde katledilmelerine neden oluyor peki?
Katil kim?!

Kitabın kapağında 'Zekice. Ürpertici. Sürükleyici.' yazıyor. Cidden öyle.
Yalnız biliyorum yabancı isimlerle arası olmayanlar var aramızda. Bu kitapta da bir kişiden bazen adıyla bazen soyadıyla bahsediyor ya ben de çok sıkıntı çektim o konuda ne yalan söyleyeyim.
Bir de öğretmen, ne alaka? Cani bir öğretmen bekliyordum ben bu kitapta daha çok 😁
Sanırım katilin verdiği dersten ötürü bu isim.

Neyse, pek bu tarz önermiyordum, değil mi?
Polisiye, gerilim, korku.
Kış günleri için güzel bir alternatif oldu.

27 Eylül 2017 Çarşamba

The Legend of the Blue Sea

Bu diziyi son yazdığım kore dizilerinden önce izlememe rağmen blog yazsını yazmamıştım.
Lee Min Ho şıklığından bahsettik diye dizi yorumu yapmış olmayız.
Nilgüncüm dizinin sonunu sorunca, bu sonuca vardım.
(Hayal değil Nilgün ya, neden hayal olsun. Detayları yorumda konuşalım spoiler olmasın)
Ben yazmadan olmaz 😎
😂

Lee Min Ho tüm tatlılığıyla bir dolandırıcıyı canlandırıyordu bu dizide.
Ama benim izlemek istememin nedeni Lee Min Hoo değildi, başrol kızın hastasıyım!
Man From the Stars en sevdiğim diziler arasında, O dizide bu kızın canlandırdığı karakter de favori karakterlerimin arasında ilk sıralarda yer alır.
O kız, başrol deyip duruyorum ama adını bilmediğimden yazmıyorum 😂
Bu da benim Korelilerle imtihanım. Jun Ji Hyun 💕
Mükemmel bir oyuncu. Tartışmasız.


Jun Ji Hyun ise bir deniz kızını canlandırıyor. İspanya'da tanışıyorlar, Heo Joon Jae, kızı dolandırıyor sonra acıyor sonra ayrılamıyorlar falan.
Çok ayrıntıya girmek adetim değil biliyorsunuz ama zaten hatırlamıyorum  😂
Ama burada bir de konuk oyuncu faktörü var.
Yine acayip sevdiğim bir dizi olan Jealousy Incarnate'te oynayan oppa (ay birden ergen oldum) Jo Jung Suk da birkaç bölüm konuk oluyordu. Çok şekerdi.


Diziyi hevesle bekleyenler sanırım biraz hayal kırıklığına uğramış ama ben sevdim.
Tavsiye ederim.
Zaten Jun Ji Hyun'un olduğu bir dizi/film ne kadar kötü olabilir!
Evet o derece, kıps😉

Bağlantılara tıklayarak bahsi geçen yazılarımı okuyabilirsiniz.

25 Eylül 2017 Pazartesi

Bağdatın Solmuş Çiçekleri

Bu kitabı ben  A101'den 3.95 TL'ye aldım.😊
Hoşuma gideceğini düşündüm. Gitmese bile bu fiyata kaçmaz, dedim.
Alır almaz da okumaya başladım.
Zaten bir kitap ilk elime geçtiğinde okumazsam sonra başka kitaplar aldığımdan okumam bayağı gecikebiliyor.

Kitap Saddam rejimi sonrası Bağdat'ta sıradan hayatları anlatıyor.
Birbirini tanımayan ama bir şekilde yoları kesişen Malik ve Aadil'in ağzından anlatılıyor.
Malik, görüp geçirdikleri sıkıntılar karşısında bile iyimserliğini yitirmemiş, satış olmamasına rağmen harap olmuş dükkanların arasında harap olmamış dükkanını her sabah açan, gömleklerinin satılacağı günü bekleyen bir Bağdatlı.
Aadil ise Saddam'ın ordusunda bulunduğu için Amerikalılar Bağdat'ı ele geçirdiklerinde ordudan atılan bir anda işsiz kalan ailesini geçindirmek zorunda kalan ve yolu yanlış kişilere çıkan eski asker yeni mahkumdur.

Kitabın sade, iç burkan bir anlatımı var. Bir yerde patlatıp olaylar hızlanacak, dram dayanılmaz olacak, diye bekliyorsunuz. Tempo bir ara artacak gibi olurken tekrar eski temposuna dönüyor, siz de bir daha tempo yükselmez diye beklerken sonuysa sizi sarsıp bırakıyor.
Kitap bittiğinde elinizden bir şey gelmediğine yanıyorsunuz.
Nasıl bizim sahip olduğumuz sıradan normal hatta şikayet ettiğimiz günün sıradanlığına sahip olamayan insanlar olduğunu düşünüp nankörlüğünüze yanıyorsunuz.

Etkileyici bir kitaptı bence. Ama ne Saddam rejimini yerden yere vuruyor, ne Amerikalıları göklere çıkartıyor ya da yeriyor. Bu yandan da ilginçti bence.
Kitaptaki en kötü karakterin isminin ise Muhammed olması biraz algı operasyonu gibi geldi. Çünkü özellikle bunun bir önemi olmadığının altı çizilerek Muhammed ismine vurgu yapılıyordu.
Tek eleştirim bu ama bu da bence büyük bir eleştiri.
Son olarak kitabı 3.95'e alamamanıza üzüldüm.

20 Eylül 2017 Çarşamba

W Two Worlds

Hiç yapmadığım bir şey yapıp başladığım bir diziden bahsedeceğim bugün sizlere.
Hiç yapmadığım şey dizi izlemek değil elbette. Ya da burada dizi yorumlamak. Buna kim inanır?
Hiç yapmadığım şey instagramda bir fotoğraf görüp onun üzerine yorum morum bakmadan diziye izlemeye başlamam.

Çiftin bir fotoğrafı vardı gördüğüm görselde. Altında da, iki dünya arasında gidip gelen çift sizi de unutmadık, yazıyordu.
Ne?! İki dünya arasında gidip gelmek mi? hmmm.. fanstastik. Uzaylılar mı yoksa. Falan derken diziye başladımm.

Bahsedilen iki dünyadan biri tabii ki bizim yaşadığımız, diğeri de bir çizgi roman dünyası. Bölümleri internette yayınlanan ve adına webtoon denilen bir çizgi roman. Senelerdir devam eden ve fanatiklerinin olduğu bir çizgi roman.
Esas kızımız doktor, onun babası ise bu webtoonun yazarı.
Esas oğlan ise webtoon baş kahramanı.
Bir gün doktoru babasının yardımcılarından biri arar ve babasını hiçbir yerde bulamadığını söyler. Bunun üzerine doktor babasını ziyarete gider. Çizim yaptığı ekran bile açıktır. Henüz yayınlanmayan bölümde baş kahraman yerde kanlar içinde yatmaktadır. Ve doktor kendini birden o sahnenin içinde bulur. Çıktığında ise orada neler yaşadığını webtoon serisinde okuyacaktır.

Bu kadar anlatım yeter.
Anlaşıldı mı bilmiyorum.
Dizinin bence ilk on bölümü şahaneydi. Sonraki bölümlerinde artık biraz "fazla" gelmeye başladı. Nasıl toparlayacaklar falan merak ediyordum saçma geliyordu ama salakça gelmiyordu.
İlk bölümlerindeki bayılarak izlemelerim devam etmese de çok severek izlediğimi itiraf etmeliyim.
Bir de dizi bölümleri bir saat ya. Heyecanlı bir şeyler oluyor, Allah'tan daha bitmesine var, diyorum bir bakıyorum dizinin sonu gelmiş. Meğer bir saat geçmiş ben izlerken. O her bölümün bir saati nasıl böyle hızla geçip gidiyordu gram sıkmıyordu hayret ediyordum her bölüm bittiğinde. Haliyle en kısa sürede izlediği dizilerden biri oldu.


Tam bir webtoon karakteri tipiyle Lee Jong Suk esas oğlan, daha önce sanırım hiçbir dizide izlemediğim ancak bayılarak izlediğim Love 911 filminden Han Hyo-joo ise esas kız rolünde.
Normalde Lee Jong Suk kadar estetikli biri insana nasıl hoş gelir bilemiyorum ama tatlı bir çocuk. I Hear Your Voice'ta da tatlıydı. Burada da çok tatlı ve karizmatik. Özellikle saçlarını geriye taradığında. Ama dediğim gibi çok yapay da aynı zamanda. Neyse. Uzatmayayım çıkamam işin içinden.
Uyumlu bir çift olmuşlardı.

Başka yerde rastlamadığım için diziyi kendi keşfimmişçesine anlatasım var. Ama yeter. Bir dizi daha var aklımda, artık bir dizi daha izlersem onu izlerim ama benim yoğun dönemim ve vicdan azabım geri geldi. Siz de fazla izlemeyin.

18 Eylül 2017 Pazartesi

Seninle

Size geçen hafta gittiğim anlık kısa tatilimde, bir çırpıda okuduğum kitaptan bahsetmek istiyorum; Seninle.

Bu kitap bende uzun süredir var aslında.
Hep son alınanları okumakla geçirdiğim için bazı kitaplar raflarda bekledikçe bekliyor. Keşke daha fazla okuyabilsem.

Okuduğum kitap bitmek üzereydi diye yazlığa giderken onu almayayım dedim gözüme de "seninle" ilişince aldım çıktım yola.

Seninle, türü itibariyle genç yetişkin kategorisindeymiş. Zaten kapağından anlamalıydım ama anlamadım. Kapağını da hiç sevmedim bu arada. Okuduktan sonra da sevmedim.
Ama kitabı çok sevdim. Çünkü bu tarz kitaplarda önemsenecek bir konu olmaz. Kafa dağıtır, pembe tutkulu bir aşk hikayesidir falan ama bu kitap, içinden cinselliği çıkardığınız zaman konusu sizi etkileyecek bir roman.

Kitap Nelly'nin ilk aşkını ve ilk aşkını elim bir kazada kaybettikten sonra abisi ile yakınlaşınca yaşadığı ikilem üzerine kurulu. Nelly önce çocukluk arkadaşı Kyle ile sevgili olmasını sonra onu nasıl kaybettiğini ve Kyle'ın abisi Colton ile işler nasıl buralara geldi onu anlatıyor. Arada ama nadiren anlatıcı değişip Colton oluyor.
Yazar bazen sayfalarca, keşke sansürlü yazsaydı, dediğiniz kısımlara yer vermiş. Sayfalarca :))
Özellikle ilk başlarda, madem asıl aşkın bu değil bari bunları kısa geçseydin, dediğim de oldu.
Ama bu türü sevenler bayılacaklardır buna eminim.
Şu anda kitapyurdu sitesinde de çok uyguna alabilirsiniz. 8,80 ne ya?! Harika!

Bence, madem anlatıcı olarak Colton'a da yer verecekti yazar, onun hikayesini de baştan onun ağzından dinleyebilirdik, daha güzel olurdu.

Tatile gitmeden evvel bana mesaj atıp soruyorsunuz ya, ne götüreyim yanımda, diye. Gelecek sene için unuturum belki ben siz unutmayın, şimdiden not alın.

15 Eylül 2017 Cuma

Evde Ekmek Yapımı

Instagramda Gurmeanne'yi takip ediyorum ya ben; dehşet ekmekler yapıyor ekşi mayalı, heveslendiriyor beni.
Sadece ekmek mi daha neler neler. Heveslenmek şöyle olsun bir de deli oluyorum.
Neyse bu yazıdan sonra bir gurmeanne tanıtım yazısı yazayım ki neden bahsettiğimi anlayın.
Aslında önce yazsaydım, ekmek çılgınlığımın müsebbibini tanırdınız.
Tabii bir de Esma var. Esmalara gittiğimizde evde yaptıkları ekmekle evde ekmek yapmak isteğim tavan yaptı hatta birkaç gün ekmek makinesi alalım diye dolandım.😊


Ekşi maya vermişti yengeme Filiz, ben de yengemden aldım ama yaşatamadım mı yaşattım da anlamadım mı yoksa anladım da ekşi mayalı ekmek zor geldiğinden işime mi gelmedi bilmiyorum ama ekşi mayayı kullanmayı şimdiden rafa kaldırdım.
Sonra meşhur Sümeyye Ömer'in kolay ekmek tarifine denk geldim.
Nasıl kolay! denemeli dedim ve denedim, sonuç mükemmel!

Üstelik ben yine Filiz sayesinde öğrendiğim halk ekmekte satılan organik tam buğday unuyla yapıyorum bu ekmeği. Muhteşem oluyor.

Her hafta sonu ekmeğim hazır.
Önceleri sabah namazından sonra yatmayarak yapıyordum ancak benim şahane akıl küpü annem akşam yatmadan evvel yapmamı söyledi. Öyle ya nasılsa sıcak sıcak yenmiyordu biraz beklemek gerekiyordu. Akşamdan yapmak hem daha kolay hem daha harika oldu.

Size tarifi yazıyorum ancak Sümeyye Ömer'in sayfasından videolu paylaşıma bakmanızı öneririm. Ne kadar kolay olduğunu görünce muhakkak deneyeceksiniz!
9.5 sb un
5 sb su
1 paket toz maya
1.5 yk toz şeker
yarım yemek kaşığı tuz
Hazırlanışı: un, tuz, şeker maya karıştırılır. Ilık su yavaş yavaş eklenir. Neredeyse cıvık bir hamur elde edilir. Sıcak bir yerde mayalandırılır. 1 saat sonra yağlı kağıt konmuş fırın tepsine hamur dökülür ve 200 derecede 40-45 dk pişmeye bırakılır. Fırından çıkınca üzeri sofra bezi ile sarılıp dinlendirmeye bırakılır.

Ben bazen içine, üstüne ceviz veya çekirdek içi, bazen ikisini beraber, yetmedi fındık koyuyorum. Çörekotu susam serpiyorum. Deniyorum bir şeyler.



Şimdilik hedefimiz biraz daha katı yoğurarak şekil vermek.
Sonraki hedefimiz ise ekşi maya!

Yaşasın ekmeğini kendi yapmak!

13 Eylül 2017 Çarşamba

Dangal

Dangal ülkemizde ikinci kez gösterime girmiş bir Hint filmi.
Aamir Khan filmi.
Online izlemek isterseniz sitelerde bulabilirsiniz, indirmek isterseniz indirebilirsiniz ama sinemada izleme imkanınız varsa sinemada izleyiniz.

Güreşte çok başarılı hatta tutkuyla bağlı Mahavir, ailesinin mani olması nedeniyle güreşi bırakmıştır. En büyük hayali erkek evladını iyi bir güreşçi olarak yetiştirim ülkesi için madalya kazanmasını sağlamak.
Ancak bir sorun vardır. Her seferinde erkek evlat bekleyen Mahavir'in dört tane kızı olur.
Neredeyse hayata küsen Mahavir, kızlarının bir kavgaya karışması ve o kavgada kendinden büyük erkekleri pataklaması üzerine canlanır ve..

Mahavir karakteri tabii ki Aamir Khan canlandırıyor.
Film tek kelimeyle: ŞAHANE!
Hı hı, büyük harflerle ve sonunda ünlem var.
Hem güldürüyor, hem ağlatıyor; hop oturtup, hop kaldırtıyor.
Yaklaşık üç saat sürüyor ama bir an bile sıkılmadım.
Süperdi cidden.

Bu arada filmin müziklerine de bayıldım.
Ailecek izlenecek bir filmdir. İçiniz rahat izleyebilirsiniz.

11 Eylül 2017 Pazartesi

Kelebek ile Keman

Gelelim bir yahudi soykırımı alt yapılı romana daha.
Bu tarz kitapları her okuyuşumda, bu konulu kitapları okumak istemediğimi, söylememe rağmen yine de okuyorum, değil mi?
Ama öyle okumak istemiyorum.
Genelde kitapların konusuna, arka kapakta yazan hikayesine bakmıyorum ama bunu biliyorsunuz.
Bu yahudi soykırımlı kitapları okumamak istemememin nedeni de hristiyanların yahudi düşmanlığı gibi değil. Bunu da açıklamayı borç bilirim. Sadece samimiyetsiz geliyor. Dünya üzerinde bu kadar acı varken, üstelik bunların yarısına yahudiler sebep oluyorken, hristiyanların çıkıp da, biz seneler evvel sizden sabun yaptık ama hepimiz öyle değiliz biz aslında iyiyiz, diye günah çıkarmaları samimiyetsiz geliyor.
Ne yapacaksınız yani şimdiki katliamların üzerinden 70-80 yıl geçtikten sonra, ya kusura bakmayın biz de böyle olsun istemezdik mi, diyeceksiniz?
İşte bu konuları okumamak istemememin sebebi bu.

Bu kitapta yahudilere yardım eden avusturyalıların yahudiler gibi kampa düşmesi anlatılıyor.
Bu da bana şey gibi geliyor; bakın işte biz de çektik.
Erik Ağacı da böyleydi. Yani gerçekten günah çıkarıyorlar. E yahudiler bu soykırımın ajitasyonunu yapmaya devam ederse günah çıkaran çok olur.
İkili bir hikayesi var biri günümüzde geçiyor haliyle.
Günümüzde geçen kısımda Sanat galerisi işleten (sanat galerisi işletmek demek de kulağa abes geliyor) Sera James soykırım zamanından kalma bir tabloyu araştırmakta. Bu tabloyu ararken de yolu William ile kesişiyor.
Yazar sanat tarihi mezunuymuş ve soykırım zamanında kalma ciddi eserler varmış. Üniverite bunu ilk duyduğundan beri bu konuya eğilmiş. Yine yazarın instagram profiline baktığınız zaman dindar bir hristiyan olduğunu anlamanız mümkün.
Bunu romana da serpiştirmiş. Hem de iki hikayeye de.
Geçmiş hikayede Adele'nin gücünü Tanrıdan alması hoştu ancak günümüz hikayesinde Sera ile William'ınki biraz zorlamaydı.

Özetle kitaba duyduğum tüm olumsuzluğa rağmen beğendiğimi söylemeliyim :) Buna ben de şaşırdım.
Yer yer acemice yazılmış kısımlar olduğunu düşünüyorum ama. Aşırı olmamakla birlikte tekrara düşülmüş gibiydi; sayfada bir diyalog var diyelim, ikinci sayfada Sera yanlış bir yerde şaşırıyor aynı kişi olayları ona tekrar anlatıyor. Halbuki Sera aptal bir karakter değil. Böyle ufak tefek ama sıkan yerler. Ama az.

Yalnız sıkı eleştirdim değil mi?
Yahudi soykırımını, ikinci dünya savaşını anlatan ama detayla boğmayan kitaplardan, hatta iki hikayeli hikayelerden hoşlanıyorsanız çok seveceğinize eminim. Ben tüm olumsuzluklarına rağmen -keyifle demeyeyim çünkü acıklı bir hikaye- ilgiyle okudum.

8 Eylül 2017 Cuma

Biten Ürünler 2

Galiba ikinci kez bu tarz bir yazı yazıyorum.
Bu sefer peş peşe bittiler de ondan bu fotoğraf çekildi.


1. Ürün aşırı kuru ciltler için ya da soğuktan pul pul dökülen ciltler için anında ferahlık ve nemlendirme sağlıyor diye duyduğumdan almıştım. Pek sevmedim. bitene kadar da kullandım üstelik. Hem de paraben içeriyor.

2. Ya ben Rexonacıyım, dove bitti ben gidip rexona aldım yine. Demek ki...

3. Vichy seviyorum. AMa öyle çok büyük etkilerini gözlemlemedim. Bir daha alır mıyım? Tabii ki :)

4. Neutrogena'nın yeni -gerçi artık eskidi ama ben aldığımda yeni çıkmıştı- yüz nemlendiricisi. 24 TL miydi neydi ben alırken şimdi 36 TL. Biraz abartmıyor muyuz? Fiyatına göre güzel bir nemlendiriciydi bence. Gene alır mıyım? Şu anki nemlendiricime bağlı. Onu sevmezsem gene neutrogena alabilirim.

5. Bundan vazgeçmem. Bittikçe aldığım tek ürün belki de ♥

6. Güzel.

Bana vazgeçemediğiniz ürünlerden bahsetseniz çok makbule geçer. Çok seviyorum kozmetik muhabbetini.

6 Eylül 2017 Çarşamba

Goblin


Goblin'den önce izlediğim The Legend of Blue Sea dizisinin yazısını yazmadan Goblin yazısı mı yazıyorum yoksa?
Goblini izledim.
İzlerken instagramdan paylaştım.
Whatsapptan paylaştım.
Habire ondan bahsettim.
Aslında burada yazmama bile gerek yok.
Gerçi ben instagramda paylaştığımda da sona ben kaldım sanmıştım ama o hooo storye mesaj yağdı.

Şimdi bu dizi biraz tanrılı melekli bir dizi.
İlk bölümde, tövbe tövbe izlemesem mi ne diyor bu zındıklar, moduna girdiysem de, merak da ettim.
Hemen muhafazakar geçinen ablaların, bacıların yorumlarını aradım. O hoo.. hacıdan hocadan korkacaksın, derler ya bayılmışlar diziye, izleyin de izleyin, diyorlar.
Bunlar benden daha dindar, bunlar izlediyse ben de izlerim ya hu, dedim. İzledim 🙈

Burada yaptığım hiçbir yorum yaptırım içermez, günahı boynunuza ama bunu baştan söyleyeyim. Öte tarafta asla günahınıza ortak olmam, herkesin kendi aklı var, bir blog yazısı yazdık diye beni ateşe atmanıza müsade edemem!


Uyarımı da yaptıktan sonra, (😂😂, korkarım insanların daha çok merak etmesine neden olacağım) konusuna gelirsek, gerçekten nasıl anlatsam bilemiyorum.

Kim Shin geçmiş yaşantısı neticesinde antromorfik bir tanrıya dönüşür ve Goblin olarak anılır. Goblin herhalde gene bu kore efsanelerinden. Çünkü onlarda Goblin masalları, kitapları falan var. Ölümsüz bir hayatla ödüllendirilir/cezalandırılır. Yıllarca.. ne yıllarcası, yüzyıllarca sevdikleri birbir kaybetmenin acısını yaşayacaktır/yaşamıştır. Onu bu durumdan sadece Goblin'in gelini kurtarabilir.

Bu dizide karakterler harikaydı. Hepsine bayıldım çok sevdim. Hele Yoo In-na'nın karakteri Sunny var ya 😍😍😍
Diyaloglar, espriler muhteşemdi. Kah kahkahalarla güldürdü, kah ağlattı.
Goblin ve geliniyle olan sahneler kadar, Goblin ve Azrail sahneleri de büyüleyiciydi.
Dizinin sonunda bir de, hatta arada da, özel bölümler vardı ki aman Yarabbi! O kadar eğlenceli!


Sonu önemlidir kore dizilerinde. Gittikçe düzeltiyorlar ama sanki değil mi?
Her ne kadar fantastik bir dizi olsa da sonu ı ıh.. öylece geri.. spoiler olmasın. Sevindim tabii öyle olmasına ama benim sonum daha başarılıydı. Age of Adaline izlediniz mi? Heh anladınız bence izlediyseniz ne demek istediğimi 😉

Son olarak bunca yıldan sonra ilk kez Gong Yoo'yu izlemekten mutluyum ama beklediğim bir sahne vardı. Ama o yoktu dizide. Bundan yana üzgünüm açıkçası.