24 Temmuz 2017 Pazartesi

Victoria

Erteleye erteleye yazı getirdiğim hatta dizinin yeni sezonunu getirdiğim doğrudur.
Ama işte insan yazmadıkça yazmıyor ilginç.  Zaman yetmiyor diye mi yetmiyor diyoruz yoksa biz yetmiyor dedikçe bereketi kaçıyor da ondan mı yetmiyor bilmiyorum ama ben hiçbir şeye yetişemiyorum. Yetişemediğim yerde kasmayayım stres olmayayım diye biraz serdiğim de doğrudur.
Ama şimdi de ramazan geldi. Ramazanda dizi film önerisi de ne kadar doğru? 🤔
(Evet bunu yanlış buldum o yüzden geç kaldım dediğim yazıyı biraz daha erteledim)

Psikolojik sürecini anlattığım girizgahtan sonra konuma döneyim.
Victoria.

Victoria bir dönem dizisi. Aslında beş bölümlük olması planlanan dizi çok tutuluyor ve devam etme kararı alınıyor.
Sevgili İpek, sağ olsun var olsun benimle, benim hoşuma gidecek şeyleri paylaşıyor ve genelde nokta atışı yapıyor. Bu diziyi de The Crown'u da o önerdi (onu da daha yazmadım değil mi?) ve ben bayıla bayıla izledim.

Bugün giyilen beyaz gelinliklerin mimarı Victoria'dir bunu biliyor muydunuz?
Ayrıca bu yıllar yıllar önce çıkmış bir kim 500 milyar ister sorusudur. (Ve bloggerınızın doğru cevapladığı bir sorudur 😉)
Demem o ki, şimdi nasıl düşeş ne giymiş hangi marka kullanmis diye takip ediyoruz ya. Onu beşle onla çarparak Victoria'nın  etkisini anlayabiliriz.

Bu konu dizide çok üstünkörü geçiyor.  Bu spoiler da değil. Konun öneminin altını çizmek istedim.
Herhalde başta sadece beş bölüm olarak planlamasının bunda etkisi büyük. Şimdiden sonraki bölümler biraz daha ayrıntılı olabilir.

Dizi güzel. Victoria güçlü bir kadın.
Ben anlatmayayım siz izleyin. Dönem dizilerini, İngiliz dizilerini sevenler için biçilmiş kaftan. Benimle zevklerinin uyuştuğunu düşünenler ise şimdi yazıyı bırakıp izlemeye başladı bile.

21 Temmuz 2017 Cuma

Şanzelize Düğün Salonu

Bir gün twitterda Tarık Tufan alıntılarına denk geldim.
Çok sade ama bir o kadarda derinden ifadeler vardı.
Çok tanıdıktı.
Benim için yazılmış gibi ama ben yazmışım gibi değil.
Unuttuğum sandığım yaraların sızladığını hissedince ben bu adamı okumalıyım, dedim.
Bunun üzerine o sıralar sürmekte olan bir kitap fuarında söyleşisi olduğunu duydum.
Hiç okumadığım, hiç tanımadığım yazarın söyleşisine gittim ve söyleşi sonunda da bu kitabı aldım, imzalattım.

Maalesef hemen okuyamadım. Kendime okuma önceliği yaptığım tüm kitap listelerinin içinde yer alıyordu ama bir türlü sıra gelmiyordu.
Ta ki geçen ay türk yazar okumak istiyorum, diyerek elime alana kadar.

Kitap konusu özetlemekte çok kötüyüm. Çünkü ben genelde konusuna hiç bakmadan kitap okurum ve burada konusundan bahsederken olmadık bir şey söyleyeceğim de okuyan/okuyacak birinin tadını kaçırırım diye korkarım.
Kitaptaki karakterimiz babası tarikat şeyhi olan eski bir derviş. Üniversite yıllarında tanıştığı bir kızla dergahı, dervişliği unutacak bir derviş.
(Böyle söyleyince tekrar dini bulmasını anlatıyor diye devam edecekmişim, gibi geliyor, sanki dini bir romandan bahsediyormuşum gibi değil mi?
Değil merak etmeyin.)
Çok seviyor.
Tüm hayatını değiştirecek kadar.
Biz hayatı değişmişken tanışıyoruz, sonra neler olduğunu geçmişe dönüp okuyoruz. Bir de bu zamanda en yakın arkadaşının düğünden kız kaçırmasına tanıklık ediyoruz. Evet Şanzelize düğün salonundaki düğünden.
Rüstem'le tanışma hikayeleri çok güzeldi. Birçok şey çok güzeldi aslında, madem Rüstem'den başladık, Rüstem'i anlatışını da çok sevdim.
Eda'yı hiç sevmedim.
Aranızda annesi yeni ölen biri var mı, dediği andan itibaren sevmedim hem de. Gerçek bir karaktermiş ve o karakter gerçekten çok bencilmiş gibi sevmedim.
Daha bir sürü kişiler ve olaylar.. olaylar...

Akıcı bir dili var, rahatlıkla okunuyor. Ama bu basit demek sanmayın. Size bol bol altını çizdiriyor cümlelerin. Çok basitçe bir acıdan bahsediyor ama siz bu acı üzerine uzun uzun düşünebiliyorsunuz. Çünkü hayattan. Çünkü olmayacak bir şey değil.
Bunun dışında monologlar..
Poff.. bazen yeter sus be demek istedim karaktere.

Söyleşiye gittim demiştim ya, kitabı okuyanların neler konuştuğunu hatırlamaya çalışıyorum. Ben olsam sonunda ne oldu diye sorardım. Çok havadaydı. Biliyorum bunu tercih etmiş ama bir daha bunu tercih etmeyin, derdim.
Sonra İzmir'e İhsan Oktay Anar'ı gerçekten görmeye gittiniz mi, derdim.
Anne ilgili kısımlar çok duygusal çok içtendi. Ama bunu soramazdım.

Siz de okuyun bence.
Ben başka Tarık Tufan kitapları okumayı düşünüyorum ve bu iyiye işaret.

17 Temmuz 2017 Pazartesi

Miranda Kerr'in Gelinliği

Sizlerden gelen yoğun istek üzerine gelinlik yazılarıma bir yenisi daha ekliyorum.
Gerçekten bana yazmasanız mesela ben burada yazdığım düğünlerin yarısından habersiz olurdum.
Bu sefer benim tatlı Ferda'm Miranda Kerr'in gelinliğini sormuş.
Durur muyum?
Tez, dedim, bloğa yazı kona!
Bu arada bloga derken g nin yumuşaması ğ olması eftalmiş.


Miranda Kerr, Snatchat'in CEO'suyla evlenmiş. Snapchat hala var demek. Instagram stories ile benim için tarih oldu da..

Miranda çıplak poz vermekten gocunmayan Victoria Secret mankenlerinden olduğundan, elbette böyle son derece kapalı bir gelinlik beni çok şaşırttı.


Christian Dior gelinlik. Nasıl zarif, nasıl hoş, nasıl şık!
İnanılmaz sade. Less is more diye boşuna demiyorlar. Her santiminden kalite akıyor.
Cidden ben bu kaliteyi bu kadından beklemezdim.
Şu haliyle önceki imajını yıkıyor gözümde.

Tek bir korkum var, tesettür firmaları anında kopyalayacak bu modeli. Evlilik arifesinde olup gelinliğini seçmemiş muhafazakar kızlar birden bu modele yüklenecek.
O zaman şu modelin, kumaşın, duruşun kıymetini çok daha iyi anlayacağız. 

Ferda'nın bana bu yazıyı yazdıran sorusu ise şuydu:
Neden bu kadar kapalı bir gelinlik tercih etmiş? 
Sizce neden?


Bence o kadar güzel ki, moda diye balık form giymesine, taşa tuşa, orasını burasını açmasına gerek yok. 

Bu arada Düğün çekimini Vogue dergisi gerçekleştirmiş, yani yayın hakları onlarda demek oluyor bu. Vogue ne kadar isterse ne zaman isterse o kadar paylaşır, o yüzden de bu kadar az var fotoğraf var elimizde, şimdilik.

Beğendiniz mi?

12 Temmuz 2017 Çarşamba

Swarovski'nin Veliahtının Swarovski Taşlı Gelinliği

Bu yazıyı yazsam mı yazmasam mı diye düşündüm açıkçası.
Tamam düğün yazıyoruz da her düğünü de yazacak halimiz yok ancak yazmak da istiyorum lakin yazmalı mıyım bilmiyorum.
Geçen yıl gene çok yazmak istediğim ama düğün yazılarını abartmamak adına yazmadığım Giovanna Battaglia geliyor aklıma. Resmen kadının düğün yazısı içimde kaldı. 2016'nın son günlerinde bile mayısta evlenen Giovanna'yı düşünüyordum, yazsa mıydım diye? Bu sefer bu hataya düşmek istemiyorum ve Victoria'nın düğününden bahsetmek istiyorum.
Üstelik gelinliği Amcam Micheal Cinco imzalı.


Swarovski'nin veliahti Victoria Swarovski, gelinliği için benim de artık biliyorsunuz ki bayıldığım Micheal Cinco ile çalışmış. 500 bin kristal taşla bezeli gelinlik tamtamına... sıkı durunn... 46 kilo.

900.000 Euro olan gelinlik.. yanlış duymadınız yaklaşık 1 milyon euro, sadece birkaç saat kalıyor üstünde çünkü bu gelinlikle resepsiyonda rahatça hareket etmesi eğlenmesi mümkün değil, pasta keserken gelinlik değişiyor.

Düğün, çiftin 250 yakını ile 3 günlük bir event olarak gerçekleşiyor aslında. Portopiccolo İtalya'da.
Öncesinde, Türk geleneklerine hayran Victoria ve Eşi, kına gecesini ihmal etmiyorlar tabii.😂😂😂😂
Kına kıyafeti de yine Michael Cinco'dan


Yalnız eleştirmeden edemeyeceğim Victoria'nın ayakkabısını ten rengi seçmesine bayılmakla beraber, damadın ayakkabısına kahroldum. İşte bu yüzden damadın adı yok! O ayakkabıyı giymemeliydin dostum😒

Aman şimdi Kına dedim şimdi ciddiye alan olur 😂 Düzelteyim 3 günlük eventin ilk gününde kırmızı beyaz temalı bir yemek organizasyonu yapmışlar. Tüm davetlilerin kırmızı beyaz giyindiği ben diyeyim kına gecesi siz deyin bekarlığa veda partisi.. Aslında bir akşam yemeği.


Düğüne tekrar dönersek ki asıl konumuz buydu, parası var harcamış kardeşim. Kızın kendi 46 kilo yok nasıl taşımış 46 kiloyu hayran kaldım.

Yalnızbir şey diyeceğim.. Amcam diye demiyorum ama. Michael Cinco muhteşem değil mi?

10 Temmuz 2017 Pazartesi

Tufan Kayas Shoes

Biraz ayakkabı muhabbeti yapmaya ne dersiniz?
Haftaya başlamak için daha iyi bir konu bulamadım açıkçası.
Gözlerinizin parladığını hissediyorum; ahh biz kadınlar!!



Ayakkabılar ilk elime geçtiğinde instagram storieste paylaşmıştım. (Hala beni takip etmiyorsanız ayıp yahu🙈 neler kaynatıyoruz biz özellikle storyde)
Sorular gelince, ben bir de bunu blogda yazayım, dedim. Ancak geçenler de tekrar bir soru gelince geciktiğimi anladım.

Tufan Kayas Shoes ile tanışmam bir tavsiye üzerine oldu. Yoksa tabii ki ben de cesaret edemeyebilirdim. Ama bir yakınım alıp memnun kalmış sonra da çifter çifter almış. Arkadasları da.
Bunu duyunca böyle bir dürtü oluyor. Bilirsiniz o dürtüyü 😊



Beklediğimden çok daha güzel olduklarını söylemem lazım.
Üstelik ayakkabı konusunda ben tam bir cadıyım. Rahatlık her şeyden önce gelir.
Ve iade edemeyeceğim hiçbir yerden alışveriş yapmam. O sadece ayakkabı konusunda değil internetten aldığım her şeyde geçerli. Size de bunu tavsiye ederim.

Kışın hadi bi' nebze suni deri giyilebilse de yazın hiç çekilmiyor. Bu kötülüğü kendinize yapmayın.



Ayakkabılar %100 deri %100 yerli.
Tasarım işi. Yıllardır ayakkabı tasarlayıp markalara satan Tufan Kayas sonunda kendi markasını çıkarmak istemiş.
Son zamanların ideal topuk modasında. Hem sırtınızı destekleyecek hem de yormayacak ergonomik topuk. Biliyorsunuz doktorlar da dümdüz ayakkabıdan ziyade hafif topuk öneriyor.

Ay ne anlattım.

Son olarak şunu da belirtmek isterim ki, Türk malına sahip çıkın. Geçen izlediğim Refika şefin videosunda, Refika yerli muz tüketin diyordu. Ne kadar ince bir düşünce, ne kadar haklı bir yaklaşım.

Diyelim ki bir Türk malı bir kalem 3 liraya satılıyor. Yabancı bir marka gelip 1 liradan satmaya başlıyor. Ne yapıyorsun; haliyle ucuzu tercih ediyorsun. Ama sonra ne oluyor? Türk malı nasılsa satılmıyor diye artık üretmiyor. Böyle yabancı marka tek başına kalıp artık 5'ten satmaya başlıyor.
Türk mallarına sahip çıkalım. Sevgili Benim Hocam Ramazan Yetgin'in de kulaklarını çınlatmış oldum.
Bu kadar Türk malı demişken, alın verin ekonomiye can verin demişken Aylin'i de anmadan duramam :)

Ne diyorduk. Bakmadan geçmeyin:
Tufan Kayas intagram hesabı

Ayakkabılarımı nasıl buldunuz?
Sizin vazgeçemediğiniz modeller ya da markalar hangileri?

5 Temmuz 2017 Çarşamba

Dünyaca Ünlü Amcam Micheal Cinco

Michael Cinco.
Düşünmekten kendimi alamıyorum.
Bi düşünsene micheal cinco benim amcammis mesela.
Offf..
Seneler sonra bunu öğrenmişiz, adam birden böyle şahane bir yeğene kavuşmanin saadetiyle ne yapacağını bilememiş. Bayılmış bana. Çünkü star kumaşı varmış bende.
Ben zaten ona baygın.
Amceaa şu mavi elbiseden bi' tene de bana diksenea, demişim, mavi elbise köpeğin olsun ben sana başka kimsede olmayan elbiseler dikerim, diye cevap vermiş.
Elbiselerimi en güzel Seyhoş taşıyor, her şey en çok benim yeğenime yakışıyor, diye demeçler vermiş.




Bi' düşün ya bi' düşün.
Kına kıyafetimi, gelinliğimi amcam Michael'in tasarladığı düşün.
Damat mı?
Ya damadı kim ne yapsın?
Onu düşünme.
Ben ve benim abiyelerimi düşün.
Yeni bir dönem başlar alimallah.
Birkaç yüzyıl sonraki moda tarihi bizden bahseder. Ben ve amcam Michael Cinco'dan.



Harika bir ikili olduk bence Michael Cinco.
Ne sen bunun farkındasın ne de polis farkında ama gerçekten böyle durum.
Yani.. sey..
Size amca diyebilir miyim?

3 Temmuz 2017 Pazartesi

Göz Çevresindeki Kırışıklık

Eğer bir şekilde ilişkimiz var ve size göz çevreniz için krem aldirmadiysam yeteri kadar samimi değiliz demektir.
Ya da henüz söylemenin uygun bir yolunu bulmamışım demektir.
Veya -çok nadir ama- ihtiyacınız yoktur. (Ama bu dediğim gibi çok nadir 😉)

Geçen gün bir öğretmenle ciddi bir konuşma yapıyoruz. Daha doğrusu ben dinleyiciyim. Kadın anlatıyor anlatıyor.. benim düşündüğüm ise "göz çevresi için krem kullanıyor mu acaba? Kullanıyorsa hiç ise yaramamış. Benden küçüktü bu kadın ya acaba benimkiler de böyle mi gözüküyor acaba?" Oluyor.
(Umarım benimkiler öyle gözükmüyordur. )

Samimi söylüyorum o kadar dikkatim dağılmış ki söylediklerini eve gelince idrak ediyorum.
Bu arada hoca bana uyuz oldu sanırım. Öyle ya, beni ilgilendiren ciddi bir konuda kendisini hiç takmamak.. bunun üzerine düşünsenize,  hocam lafınızı böldüm ama göz çevreniz için krem kullanmayı ihmal etmeyin dediğimi 😂😂😂

Göz çevreniz için krem kullanın ya ölmezsiniz. Kırışıklıklarımızla başkalarının dikkatini dağıtmaya ne hakkımız var 😂

Aslında bu konular hakkında size marka verebilecek kadar bilgili değilim. Sadece vichy iyidir vichy deyip vichy alıyorum. Diğer ürün ise Rossman'da satılan ucuz ama güzel ürünlerden. Bir youtuberda görmüştüm oneriyordu, durur muyum aldım ve o kadar kişiye aldırdım ki inanamazsınız 😃
Düzenli kullanacaginizdan emin değilseniz başlangıç olarak bu Rossman'daki ürünü alıp deneyebilirsiniz. Baktınız düzenli kullanmaya alıştınız sonra ver elini diğer markalar.

Sizin önerileriniz varsa (kiehls hariç, bloggerlarin aksine ben hiç memnun kalmadim) yazarsanız sevinirim.
Paramızı çar çur etmeyelim.
Kırışıklıklarımızla kimsenin dikkatini dağıtmayalim 😂😂

30 Haziran 2017 Cuma

Fahriye Evcen'in Olay Gelinliği

Gelelim Fahriye Evcen ve Burak Özçivit'in düğününe.
Kına gecesinden bahsetmiştik. Bir önceki post. Dileyen bu yazıdan sonra bakabilir.

Düğün Sait Halim Paşa yalısında oldu.
En azından bu sefer mahallede prenses düğün salonunda falan yapmamışlar düğünü. 😏



Burak ile Fahriye'nin fotoğrafını ilk gördüğümde ben de birçokları gibi Neslihan Atagül sandım. Cidden ya bu nasıl iş? Bu kadar insanın ilk saniye fark ettiği şeyi nasıl düşünmemiş de bu gelinliği tercih etmiş? Peki sen Raşit?! Hiç mi insafın yoktu? İnsan gerçekten hayret ediyor.

Su fotoğrafa bakıp yok hiç alakası yok diyen çıkar mı acaba?
Tek düşünebildiğim bu. Hiç içimden şöyle böyle demek gelmiyor. Sadece neden Neslihan'in gelinliği?
Bu fotoğrafı çok sevdim ama...
Çok güzel bir çift, çok yakışıyorlar. Allah mesut etsin ama neden bu gelinlikkkk??
Çıldırzaaamm 😡

Fahriye de düğünde ikinci bir gelinlik giydi. Neyse ki o Neslihan'in gecelikten bozma gelinliğinden çok farklı, sapsade, straplez, arkasında koca bir fiyonktan başka bir şeyi olmayan düz bir gelinlikti.
Yüreğime su serpti bu görüntüler. Beğendim. Teşekkür ederim.



Bu arada Burak da ceketi değişmiş bir de, demiş, beyaz ceket giyeyim, iyi demis.
İlk dans;

Süper! Seviyorum ben sizi ayol! Vizyonsuzluğunuza kızıyorum sadece. Yıldım, yoruldum, yaşlandım bunları yazarken. Yılın düğünü diye bahsetmek isterdim sadece. Ama bahsedemiyorum işte.


En şahane, bakmalara doyulmayacak fotoğrafla kapanışı yapıyor, yorumu size bırakıyorum.

27 Haziran 2017 Salı

Fahriye Evcen'in Kınası

Düğünolog tarafım bir yana, bir de Fahriye'yi sevmemi bilirsiniz.
Bir de kına yazılara girmeyeyim diyorum ama bu Fahriye.
Gerçi kınası hakkında çok da fazla söyleyecek bir şeyim yok.
Sosyal medya yorumlarından takip ettiğim kadarıyla basit bulunmuş. 
Yorumlardan etkilendiğim için mi bilmem bana da basit sıradan geldi.
Misal elbisesiyle açılış yapalım.

Fahriye'yi gerçekten güzel buluyorum, operasyon geçirmiş geçirmemiş, baktığınız zaman ne estetikliler var ama güzel değiller.
Fahriyecim ama yani güzelsin diye kendi kına gecende böyle bir kıyafet seçmen yeterli miydi?
Paraysa para, fizikse fizik!
Ayşe teyzenin kızının kına kıyafeti bile seninkinden güzeldi.


I ıhh yok saç da güzel değil, gerçi ne yapsın bu elbisenin üstüne. Neresinden tutsam elimde kalıyor. 
Kınayı nerede yaptığına dair bir bilgi bulamadım ama kınada hatıra olsun diye dağıttı oje ve poşetle dağıtılan kuruyemiş de olay oldu. İnsan o telaşeden anlamıyor tabii ama organizasyon şirketleri falan bunun için var. 

Neyse ki kına yakılırken bindallı giymiş.

Burak Özçivit ve Fahriye Evcen çok beğendiğim çiftlerden. Kendilerinden en iyisi en güzelini beklediğimden bu kadar sıradan bir kınayı kabullenemedim sanırım :) Hayranları beni taşlamadan evvel bu bilgiyi geçmem lazım.
Burak Özçivit'in davul çaldığı ve harmandalı oynadığı kısımlar en bi güzel anıydı herhalde kınanın.
Düğün iki gün sonra. 
Umarım güzel bir gelin olur. 
2 gün sonra bu adreste düğün kritiği için buluşalım.

Bu arada araya sıkıştıramadım öyle pat diye söyleyivereyim. Kınayı arefe günü yapmalarına da ayrıca bir anlam veremedim. Günler çuvala mı girdi?
Bu cuma kınanı yapıp cumartesi veya pazar düğünü yapsaydın mesela. Veya sonraki haftalar sonraki günler.. Zaten senelerdir berabersiniz birkaç gün daha bekleyebilirdiniz sanki?
İçimde kalmasın.

Sizin yorumları alayım?

21 Haziran 2017 Çarşamba

Sahte Çanta Nasıl Anlaşılır?

Evsiz ama bilge insanlar vardır.
Mandıra filozofu gibi.
Gene öyle bir tip var karşımızda.
Bu kez bize sahte çanta takan insanları orijinal takanlardan nasıl ayırt edeceğiz onu gösteriyor.

Uzun bir aradan sonra izlemeye başladığım, ancak Ramazan dolayısıyla ara verdiğim Kore dizisi The Legend of the Blue Sea'den bir alıntı geliyor,





Yan rol, az rol ama sevilesi havalı rollerden biri şu evsizin rolü :) İzleyenler benimle aynı görüştedir diye düşünüyorum.
Bu arada Lee Min Ho ile caaanım Jun Ji Hyun'u bir araya getiren diziyi henüz bitirmememe rağmen tavsiye ederim. Zaten mavi deniz efsanesinin yazılarının devamı gelecek.
Ayak üstü hem gerçek çantayı sahtesinden ayırma taktiği hem de kore dizisi tavsiyesi paylaştım.
Ne kadar da yararlı bir blog, değil mi sevgili okur? 😘

19 Haziran 2017 Pazartesi

Esir Şarkılar Vadisi

Kimberley Freeman'ın ülkemizde çıkan son kitabı Esir Şarkılar Vadisi tam 800 sayfalık bir roman.
Diline, hikayelerine alışık olduğum ve sevdiğim Kimberley Freeman'ın kitabı çıkar çıkmaz elbette okumalıydım. Ancak kargo paketinden çıkan görkemli cüsse karşısında büyülendim.
Kalın kitap çok severim!

Kitap alıştığımız Kimberley Freeman kitaplarından farklıydı. Uzun yıllara yayılmış bir hikaye anlatılıyordu ama geçmiş gelecek, şeklinde dönüşlü şekilde değil. Başta, iki yerde sanırım, gelecekten bir bölüm anlatılıyor ama o da çok başlarda hiçbir tüyo alamıyorsunuz.

Konusu kabaca şöyle; Ünlü bir şarkıcı olan Penny Bright'ın ansızın ortadan kaybolması ve menajerinin yerine onun çok benzeri olan birini bulup eğitmesini anlatıyor.
Çok yüzeysel bir biçimde böyle. Penny ve penny'nin yerine geçen kişinin geçmişlerini öğreniyoruz ve hikaye bizi onların orta yaşlarına kadar götürüyor.

Hiç sıkılmadan okudum. Tahmin etmedim. Ancak bir yerden sonra; "hala açıklanmamış şeyler var, yoksa Kimberley ara ara heyecanı arttırmak için gizemli şeyler attı ve unuttu mu? Eğer unuttuysa bu kitaba benden puan çıkmaz" diye düşünmedim değil.
Lakin unuttuğum bir şey vardı. Bu kitabın Yazarı Kimberley idi. O unutmazdı. Unutmadı. Hepsini bir güzel bağladı sonunda.
Bana sorarsanız Ivan'lı kısım gereksizdi. Onu da okurken sıkılmadım ama kitap bittikten sonra gerek de yokmuş sanki diye düşündüm. Tabii gidişatı tahmin etmeyelim diye yapıyor olabilir, değil mi?
Sonuçta işe yaradı.

Meraklısına, Arkadya Kitap'ın instagram sayfasında Kimberley Freeman Röportajı yayınlandı. Çok şekerdi. İzleyin çok seveceksiniz 😉
Keşke röportajın tamamını YouTube kanalına koysaymış Arkadya. Ben de paylaşırdım şimdi, siz de izlerdiniz ne güzel.
Her şeyi ben mi söyleyeceğim ille?

Hasılı, Kimberley Freeman'ın tüm kitaplarını okumuş Syhn öneriyor 😉 Hatta benim bu kitaptan önce favorim Kır Çiçeği Tepesiydi. Ancak artık bu! Sizin Kimberley kitapları içinde favoriniz var mı?
Kimberler Freeman'ın Kitapları, sırasıyla:
Kır çiçeği tepesi 
Deniz Feneri Koyu
Kor Adası
Zümrüt Şelaleleri

18 Haziran 2017 Pazar

Ali Ağaoğlu'na Babalar Günü Hediyesi

Babalar günü hep muamma aslında. Tüm dünyada aynı anda kutlamayarak uyduruk günlerin en uyduruğu olmaya aday bence.

Hepimizin babası en baba baba, hepimizin annesi en melek anne.
Böyle günler de kapitalizm mapitalizm bir şekilde hayatımızda işte.


Ali Agaoğlu'na gelen babalar günü hediyesini görünce yazmak istedim.
Çünkü bizim evdeki usule benziyor.
Tabii ki ben babama Rolls Royce almadım.  Tarzı değil çünkü. Yoksa alırdım elbet niye almayayım?
Ali Ağaoglu'nun kızı Sena, oğlu Alican ve damadı Koray'in hediyesiymis bu Rolls Royce.

Yani babalarının parasıyla babalarına hediye almışlar.  Tıpkı benim her yıl yaptığım gibi 😄
Benzerlik burada 😄
Haydi siz de itiraf edin, içinizde babasının parasıyla babasına hediye alanlar olduğunu biliyorum 😉😉

Ali Agaoğlu, her zaman hayalini kurduğum bir arabaydi, diye çok mutlu olmuş evlatlarına teşekkür etmiş.
Yalnız ben o kadar zengin olsam asla memnun olmazdım: Rils riys mi, iy cinim tişikkirlir 😏

Zaten orayı pek anlamadım. Niye hayalini kuruyordun ki gidip alaydın. Paran mi yoktu?
Saçma yani.
Ama ne yapsın evlat işte. Yalandan mutlu olmuş 😅

Güle güle kullan Ali.
Kazasız belasız olsun.
😜
Bu arada 6 milyon türk lirasıymış  arabanın ederi.
O kadar malın zekatını iyi hesaplıyorsundur umarım. 👊

16 Haziran 2017 Cuma

Ümmet İftarı

Instagram'da takip edenler zaten biliyor ama duygularımı uzun uzun anlatmam lazım bu iftar hakkında.
Instagramda takip etmek için👉 the_syhn 
(Instagramdan gelip bu yazıyı okuyanlar ise yorum bırakırsa sevinirim.)
Ümmet iftarından bahsediyorum.

Facebook'ta bir arkadaşın etkinliğe gideceğini belirtmesiyle haberim oldu bu iftardan ancak bu yıl 3.sü düzenleniyormuş.
Ayasofya önünde simit, ayran ve hurma ile iftar.
İftar menüsü sadece bu.

Ben simit sevmem. Sevdiğim birkaç yer var onun dışında açlıktan ölsem simit aklıma gelmez. Ama bu iftara gitmeyi çok istedim.
İftara gidecek arkadaşım Sümeyye ile hemen irtibata geçtim. Ben de takılayım mı size dedim. O da sağ olsun, more then merrier, dedi ve onlarla gittim.
Ezana çok az vardı gittiğimizde yer kalmamıştı simit, ayran ve hurmalar dağıtılmıştı ama hemen insanlar ellerindekini paylaştılar.

18 saattir ağzına lokma koymamış insanların yiyecek tek simitlerini yarıya bölüp, hiç tanımadıkları sizle paylaşmasındaki mutluluğu, huzuru, kardeşliği, nasıl ifade edebilirim.
Ben o gün yarım simit, bir ayran, bir hurma ile iftar ettim ama mutluluğumu anlatamam size.
Ha, simit bile harika geldi diyemeyeceğim hala sevmiyorum :)
Ama iyi ki gitmişim, iyi ki böyle bir iftara katılmışım, diyorum.

Ben dışarda iftar sevmiyorum. Çok gereksiz menülere çok gereksiz fiyatlar ödeniyor. Açık büfe desen kalkıp kendime yemek koyacaksam neden para ödeyeyim kafasındayım ve ben cidden az yiyorum iftarda. Yani yazık!
O görüşlerimi bilenlerden ramazan başında böyle salaş yerlerde iftarlar, piknik iftarlar teklifleri geliyordu, ben onu da kabul etmiyordum. Yerde oturamam, taburede rahat etmiyorum falan.
Şimdi resmen kalan tüm günleri dışarıda bir parça ekmekle, yol kenarında piknikle iftar yapar halde geçirmek istiyorum. O iftardan sonra kaç kaygısız, az yemekli, rahat iftara katıldım biliyor musunuz? Belediyenin düzenlediği sokak iftarına bile gittim 😀
Resmen tadı damağımda kaldı.

Herkese tavsiye ediyorum. Hele ümmet iftarından seneye haberiniz olursa muhakkak gidin. Üzerinden kaç gün geçti hala aynı coşkuyla bahsedebiliyorum.
Ramazan 99 TLlik iftar sofralarına oturup 16 lira fitre ödemek değil.

Son olarak şundan da bahsetmem lazım. Ümmet iftarına giderken Üsküdar'da gördüm. Mihrimah camii önünde:
Çaykur, Üsküdar meydana çay arabası kurmuş ve iftardan sonra ücretsiz çay servis ediyor.
Mükemmel bir hizmet. Allah razı olsun.
Reklamsa reklam kardeşim, muazzamdı çayınız da! Gönülden tebrik ediyorum.