17 Ocak 2018 Çarşamba

Mayonez Maskesi [saç bakımı]

Geçenlerde bir yazımda saç bakımını konusunda bir derdimi anlatmıştım size.
Çok şey denedim ama hiç memnun kalmadım.
Misal zeytinyağı, hindistancevizi yağı..
Hatta o meşhur hindistancevizi yağı daha beter etti diyebilirim.
Çörek otu yağını da deneyecektim ama sonra işte, bu yağlar da dengesini bozabilir, diye vazgeçtim.

Bunlar denediğim doğal yöntemler tabii. Argan yağlı hazır karışımlar, bilmem neli fısfıslar da denemedim değil.

Sonra aklıma mayonez geldi.
Bir arkadaşın saçı birkaç hafta içinde devamlı işlem görünce, kuaförü, mayonez, sür demişti.
Dedim, bir de mayonezi deneyeyim.

Denediğim onca şeyden en iyi gelen bu oldu ve sizinle paylaşmak istedim bunu.
Fotoğrafta gözüken miktarın iki katı yetiyor bana.
Kuru saçlar için önerebilirim.
Ve öneriniz varsa alabilirim :)

15 Ocak 2018 Pazartesi

Issız Kar Taneleri

Kimberley Freeman'ın bitmek bilmeyen 694 sayfalık son kitabının yorumunu sizlere sunmaktan gurur duyarım :)
Bitmek bilmemesinin sebebi benim ağır okumam, başka şeylerle ilgilenmekten okumaya az zaman ayırmam ve tabii birkaç kitabı hep beraber okumaya çalışmam.
Yoksa Freeman gene çok akıcı bir roman yazmış.

Bu romanda Freeman Rus bir aileyle tanıştırıyor bizi. Önemli karakterlerimizden ikisi annesini  küçük yaşta kaybetmiş ve babaları da karısı öldükten sonra kızlarını amcaları Ivan'a bırakıp bir daha onlarla iletişime geçmiyor. Kızlar amcalarının kızı Sofi ile kardeş gibi büyüyor. Kızlar büyüyüp genç kız olduklarında Rusya'dan bu yokluktan kurtulma planları yapıyorlar ve Sofi'nin zeki planı sayesinde kurtuluyorlar da. Ancak bu olayın lanetini hep peşlerinde hissediyorlar.
Kızlar hep düşledikleri masallara ulaşabilecek mi? Peki her masal mutlu sonla biter mi? Kitabı okuyup öğreniyoruz.
Kimberley Freeman genellikle ikili bir öykü anlatır ve çoğunlukla da iki zamanlıdır. Okurken günümüzden geçmişe gideriz, günümüz hikayesiyle birleşecek kısmı iple çekeriz. Ancak bu kitapta gelecekle açılsa da onunla kalıyor ve gelecek geçmiş şeklinde ilerlemiyor. Bir merak unsuru katmış kitaba tabii ama ondan sonra o kadar öncesinden başlıyor ki hikaye ve öyle olaylar oluyor ki, sizi sonuca götürmemek için çabalamış gibi geliyor.
Başlangıç kısmı olmasaydı da merakla okurdunuz halbuki.

Kimberley Freeman ile tanışma kitabı olmak için iyi bir tercih olmasa da, Freeman severlerin zevkle ve sıkılmadan okuyacakları kesin.
Keyifli okumalar.

Kimberley Freemen'ın diğer kitapları, sırasıyla:
Kır Çiçeği Tepesi
Deniz Feneri Koyu
Kor Adası
Zümrüt Şelaleleri
Esir Şarkılar Vadisi

13 Ocak 2018 Cumartesi

Arif V 216

Cem Yılmaz'ın son filmi Arif V 216'ya da gittik.
İlk defa sınıfımla bir filme gittim. Bu film benim için bu yönden önem taşıyor.

Aile Arasında'ya gittiğimizde bu filmden bir parça izlemiştim onun dışında fragmanlarını bile izlemedim. Ama seveni de sevmeyeni de vardı.
Ne kadar kötü olabilir ki, abartıyorlardır sevmeyenler diye düşünüyordum fakat beklentimi de yüksek tutmamıştım.

216 dünyaya Arif'in yanına insan olmaya gelmesiyle başlıyor sonra insanlar "dünyamızda uzaylı istemiyoruz" diye ayaklanıyor araya Amerikalılar da giriyor derken o hengamede bizimkiler geçmişe,1969 yılına gidiyor.. 216'nın o özendiği yeşilçam zamanına.
Konuyu geçelim önemli olan o değil zaten.
Oyuncular şahane.
Bu Ozan Güven nasıl bir adam bilmem. Bu kadar mı insan rolüne girebilir?! Süperdi her zamanki gibi. Sadece tabii ki o da değil, hepsini tek tek yazmayayım, hepsi Ahu Yağtu'dan Zafer Algöz'e ( A'dan Z'ye yani 😉) hepsi çok iyiydi. Fakat Alagöz'ün filmi beğenmediğini söyleyen bir zamanlar pek popüler olan Ayça'ya iban gönder paranı geri göndereyim demesini kendisine yakıştıramadım.
Ne gerek var?
İlle herkes beğenmek zorunda mı?
Niye şahsi almak zorundasınız acaba?
Bir de Hıncal Uluç yorumu var. Efendim Şahan komik film yapıyormuş, Cem Komedi yapıyormuş.
Bak bak.
Şahan'a gülerseniz avam, Cem'e gülerseniz elitsiniz bu ülkede, çünkü etiket etiket.. 😒
Recep İvedik serisinden sadece birini izlediğimi belirteyim de beni Recep İvedikçi sanmayın. Sadece bu karşılaştırmayı yersiz buluyorum anlatabiliyor muyum? Ne farkı var?!

Sinemada insanların güldüğü kısımlar küfürlü kısımlardı. Küfre gülen biri değilseniz ve gülmek için gidiyorsanız gitmeyin. Çok da uzundu ayrıca.
Ha şarkılar harika, görsel olarak muhteşemdi. İki de gülsem yeter, diyorsanız gidin tabi. O kadar da değil 😀
Söylemek istediklerimi şöyle bir toparlıyayım; Cem Yılmaz çok daha iyisini yapacak kapasitede. İnsanların kendinden daha iyisini beklemesi gayet normal bence. Film hakkındaki görüşümü en iyi şöyle anlatabilirim sanırım, filmin sonundan anlaşıldığı üzere devam filmi gelecek fakat bu ayarda bir film olacaksa ben gitmemeyi tercih ederim.
Buraya kadar okuduysanız teşekkür ederim 😊

Gidenler mutlaka olmuştur. Yorumlarınızı merak ediyorum.

11 Ocak 2018 Perşembe

Bazılarımız İçin Haysiyet Önemlidir

İzlediğim mini dizide sizin için seçtim. (Bahsi geçen dizi yazısı için tıklayınız)
Herkes anlamaz.
Anlayanlar anlamayanlara anlatabilse keşke.


Buradan adam "ne demek istiyorsun yani Sadie'ye bunları anlatayım mı?" diye sorar.




8 Ocak 2018 Pazartesi

Bana Öyle Geliyor Ki..

Ne zamandır bu konu hakkında yazmak istiyordum. En iyisi yazıp kafamdan atmak.
Size de böyle geliyor mu bilmem, hani birine bakıp bana sinirli geliyor ya ya da gıcık geliyor ya da ne bileyim huysuz biraz diye düşünmüşsünüzdür.
Veya açıklanan bir olayın aslının öyle olmadığını falan.
Bu olay mevzusunu da çok düşünüyorum aslında ama bugün konumuz kadınlar.
Ünlü kadınlar.
Ne demek istediğim hala anlaşılmadıysa ben konuya geçeyim. Şimdi daha anlaşılır olacak.

Fahriye Evcen ne kadar estetikli derlerse desinler benim çok beğendiğim güzel bulduğum bir oyuncudur. Ama Fahriye'de ben rahatsızlık seziyorum. Zeki ve bu kadar güzel bir kadının bu rahatsızlığı nereden gelebilir ki bana öyle geliyordur, desem de kendiyle uğraşması, güzel görünme çabası, yapılan estetik dedikoduları -ki onların da gerçek olduğunu düşünüyorum, hepsi bir rahatsızlık göstergesi bana göre.
Sal biraz ya, tamam oyuncusun ama kendi instagram hesabında bu kadar rol kesme, kasıntı pozlar verme. Zaten güzelsin ve seviliyorsun, anlıyor musun? Kasma!

Neslihan Atagül ise büyüdüğünü ispatlama derdinde gibi. Bak rahatsız diyebilir miyim bu kadın için? Diyemem. Hatta aşırı rahat, ben büyüdüm, güzelleştim bunu kabullenin havaları var. Bu da çocuk yaştan beri ekranlarda olduğundan onun çocuk hallerini bildiğimizden ve dahi minyon tipli olduğundan gözümüzde kolay kolay büyümeyeceğini düşündüğünden sanırım.
Büyüdün tamam gördük, inandık, abartma.

Serenay Sarıkaya'yı açık konuşmak gerekirse ne severim ne güzel bulurum. Ama çok huzurlu geliyor bana. İnşallah da öyledir. Yapmak istediği işi yapan, olmak istediği kişiyle olan etrafa pozitif bakan biriymiş gibi. Biraz da dünya yansa umurunda olmazmış gibi.


Şeyma Subaşı nihayet muradına erdi, onun hakkında konuşmak istemezdim ama bana aşırı görgüsüz ve ispat çabası içinde gelir hep. Nefret edenleri kadar sevenleri de var biliyorum ama gözüktüğü kadar mutlu gelmiyor.

Danla Bilic'in bu postta ne işi var, diyebilirsiniz ama Danla bana normalde çok yumuşak, çok uyumlu, çok geçimli ve çok merhametli geliyor. Her ne kadar kendi videolarında tam tersi bir imaj çizse de (ve ben son videolarına katlanamasam da)..


Merve Boluğur, aslında bu postta olmasa da olurdu fakat onun için olan görüşümün, yaygın bir görüş olduğunu düşünüyorum. Bu görüşte olanlar (ve tabii olmayanlar da) yazarsa ne kadar haklıymışım görebiliriz 😉
Kendisi tepeden bakan, havalı, soğuk bir tip gibi geliyor bana. Genelde böyle tiplerden iyi insanlar çıkar ama orasını hissedemiyorum belki Merve de öylelerdendir.

Ee? Sizce?

6 Ocak 2018 Cumartesi

Kader Kitabı

Geçen yıl mı önceki yılmı ne, Martı yayınlarından bana hediye gelen kitaplardan biriydi Kader Kitabı.
Ne anlattığını bilmiyordum ama kapağı ilgi çekiciydi benim için.
Sürekli gözümün önünde dursun istedim, gözümün önünde dursun ki okuyayım.
Maalesef benim kitaplar raflarda önlü arkalı dizili vaziyette son aldıklarım ise önceki alınanların önünü kapatıyor.
Neyse işte.
Annemle rafları düzenlerken gene göz önüne çıkardım bu kitabı ve neredeyse evime gelip kitaplığa kurulduktan 2 yıl sonra kitabı okumak nasip oldu.


Kitap başlarda neredeyse yarım bırakmama neden olacak bir anlatıma sahip.
Konuyu merak ettim ama anlatıma tahammül edemiyordum, şimdi ki zamanla anlatılıyor.
Sadece şimdiki zaman olsa iyi (aslında değil) arada zamanlar da karışıyor, falan.
37. sayfada, bırakacağım, dedim ama, neyse 50. sayfaya geleyim öyle karar vereyim, dedim.
50. sayfaya geldiğimde konuyu çok merak ettiğimi fark ettim.
geçmiş ve günümüz şeklinde ikili bir anlatıma sahip olan kitapta geçmiş anlatım neyse ki günümüz anlatımı çok iyiydi. Yazar onda da aynı anlatım taktiğini uygulasaydı mümkün değil devam etmezdim.

Kütüphanede çalına Simon' a bir gün ailesiyle bağlantısı olduğunu düşündüğü bir kitap gelir. Kitap bir karnaval sahibinin notlarıdır ve içinde büyük annesinin de ismi geçmektedir. Birkaç yüzyıllık olan bu kitap sayesinde ailesindeki kadınlara ilişkin bir sırrı keşfeder ve kardeşi için endişelenir.

Keşfettiği sır, aynı kaderi yaşamasın diye kardeşi için uğraşması, Simon'ın karakteri, ailesine ilişkin diğer sırlar.. hepsi çok ilgi çekici ve hoştu.
Harika ve ilgi çekici bir konu, ortalamanın altında kötü bir anlatım (kitabın yarısı).
Gerçekten şu anlatım karmaşası olmasaydı süper derdim bu kitap için.

3 Ocak 2018 Çarşamba

Yves Rocher Saç Sampuanı

Bu yaz saçlarıma taktım.
Bakım üstüne bakım.
Benimkiler de şımardı iyice. Daha beter oldular. Sonra araştırdım, bu bakımlar saçın kimyasını bozabilirmiş, dedim herhalde bana olan bu bakımı bıraktım. Hiçbir düzelme gelişme yok.
Tabii şampuan değiştirmeye, krem denemeye devam.
En son Yves Rocher, çok duyuyorum, özellikle kuru saçlar için kullanılmalıymış, efenim kullananlar çok memnunmuş.. hemen aldım tabii ne yapacağım.
Kremle şampuan aynı marka olsunmuş.
Tamam peki olsun. Kremini de aldım.

Hiç mi değişme iyi yönde gelişme olmaz?
Olmadı.

Şampuan yarılandı, krem ise bitti bitecek, kullanımlık var yok içinde. Diğeri de bilmem ne sirkesi. Saça parlaklık veriyormuş..
Vermedi.
Hiç memnun kalmadım arkadaşlar, bilginize.

Arayışlarım devam ediyor. Tony Guy alayım diyorum bu sefer, siz ne dersiniz?

1 Ocak 2018 Pazartesi

11.22.63


Şimdi size bir günde bitirmeniz için bir dizi önereceğim 😀
Bu diziyi izlememe instagramda gördüğüm bir fotoğraf neden oldu.
Bir akşam film izlemek istiyordum kaydettiğim film görsellerine bakarken bu diziyi görüp imdb puanının da 8.2 olduğunu öğrenince, başka şeye ihtiyacım yok, dedim, başlıyorum.
İşte böylelikle film değil de mini dizi olduğunu, Stephen King'in bir romanından uyarlandığını da öğrenmiş oldum.


Dizide James Franco'nun canlandırdığı karakter Jfk suiastını önlemek için 1960 yılına açılan bir portaldan geçiyor. 1960 yılında ne kadar kalırsa kalsın geri döndüğünde sadece 2 dk geçmiş oluyor ve portal hep aynı zamana gidiyor.
Diyelim ki gitti yıllarca kaldı bir şeyleri değiştirdi geri döndü tekrar gittiğinde her şey başa sarıyor. Yani değiştirdikleri değişmesin istiyorsa işini bir kerede halletmesi gerek.
Karışık ya da saçma gelmedi umarım.

Bunları Jake'e söyleyen Chris Cooper'ın canlandırdığı karakter Al.
Jake de başta anlam veremiyor ama sonra.. neler yaptığını izleyin.


Şimdi bu adam bir şeyleri değiştirip bir de dönmüyor ya yıllarca kalıyor. Ya nasıl merak etmiyorsun, ben olsam gidiyim bakiyim güzel olmuş mu işler rayına oturmuş mu diye döner bir de her şeyi berbat ederdim.😂

Güzel ya çok güzel.
Stephen okumayalı uzun zaman olmuştu ama sen nasıl bir King'sin?! (esinlendiğim lafın orijinaline de uyuz olurum ama buraya iyi gitti😀)

Diziyi bir günde bitirmemek için kendimi zor tuttum. Neden tuttun derseniz, bilmiyorum zamanı bu kadar hoyratça kullanınca vicdanım sızladı artık hepsini izlemek yerine biraz ara verip başka şeylerle uğraştım.
Siz de bir günde bitirmeyin, iki gün iyidir 😉😉