23 Şubat 2017 Perşembe

Başak ve Kıvanç Tatlıtuğ

Başak ve Kıvanç Tatlı tuğ'un evlilik yazısını yazmamın üzerinden b,r yıl geçmiş bile.
zaman ne de çabuk geçiyor değil mi sevgili okur ♥

O yazımda Başar Dizer'i ilk defa gördüğümden ve yakıştırdığımdan bahsetmiştim.
O çifte beslediğim duygular o kadardı, o zamanda kaldı.
Sonra sizinde bildiğinizi düşündüğüm üzere, Tatlıtuğ, kötü yorum yapan bir takipçisine açtı ağzını yumdu gözünü.
Oh olsun!
Çok da iyi yaptı.

Bu fotoğrafın altına "ne işin var senin o yakışıklının yanında çirkin şey" gibilerinden bir şeyler yazan kişiye Kıvanç şu sözlerle yanıt verdi.

Hayran oldum cidden. Çifti ne zaman görsem mutlu olmaya falan başladım.

Çok güzelsiniz Tatlıtuğ çifti. ♥♥♥

21 Şubat 2017 Salı

Hayalperver

Bu kitap bana Pena yayınlarından hediye edilmişti ve ben kapağına vurulmuştum.
Kabul edelim ki ismi de çok güzeldi. Ne de güzel kitap kulübü ismi olurdu, öyle de oldu. 😊
Kitap kulübümüze dair detayları kuruluş hikayesini kaçıranları Hayalperver Kitap Kulübü isimli yazıma davet edeyim, sonra buraya dönüp kitap yorumumu okuyabilirler.

Efendim bu kitabın başlarında hemen aklıma Tozlu Rüyalar Kitapçısı isimli kitap geldi. Kasım ayında gene kulüp arkadaşlarımla okumuştuk hatırlarsanız, hatırlamazsanız Tozlu Rüyalar Kitapçısı isimli başlığa giderek okuyabilirsiniz.
Önce o kitabı okuyan herkesin de aklına gelir ama aynısı değil işler çok farklı ilerliyor.
Alice ve Max aynı rüyaları paylaşan birbirinden haberi olmayan iki genç. Rüyalar uçuk kaçık ve tam hayalperest işi. Alice'in enerjisi kitaptan taşıyor ve karakteri çok seviyorsunuz. Max ise çoğunlukla sizi kızdırırken sonunda gönlünüzü almasını biliyor.
Kitabı ben sevdim. İlk başlarda adapte sorunu yaşadım ama 70. sayfadan sonra böyle rüyalar görsem, böyle arkadaşım olsa falan diye ben de hayallere dalmıştım.
Kabul ediyorum biraz genç kitabı. Ama ben zaten - bunu söylememe bile gerek yok- gençlik kitaplarını çok seviyorum. Eğlenceli, akıcı, kafa dağıtmalık!
Sadece sonu çok çabuk oldu bittiye geldi diye düşünüyorum.
O yüzden goodreads'te 5 yıldız üzerinden 4 yıldız verdim.
Bu arada en güvenilir, en kestirme kitap yorumlarım için beni goodreads'te takip edebilirsiniz.

Bu fotoğrafı Hilal çekti. Ben instagram hesabında paylaştığımda kitabın yazarı Lucy Keating çok beğendiğini söyleyip paylaşmak için izin istedi. Ben de uçtum tabii. Böyle de hatıram burada kalsın.

20 Şubat 2017 Pazartesi

Hayalperver Kitap Kulübü


Sizin de artık anladığınız üzere ben artık kitap kulübü olmadan duramıyorum.
Bir kez bu tada varınca artık geri dönmek zor. Hala yalnız kitap okumak güzel ama ayda bir kitap da sevdiğiniz kafa dengi arkadaşlarınızla ortaklaşa okumak, sonra buluşup hem kitaplardan hem havadan sudan konuşmak, gelecek kitapları seçmek çok güzel.

Öncelikle her paylaştığımda "katılabilir miyim?" diye soran mesajlar alıyorum ve okuyan takipçilerim olduğu için çok mutlu oluyorum.
Kitap kulübü arkadaşlarım Hilal, Şahika ve Aylin ile bir araya gelmemiz bile oldukça zor olduğundan kitap kulübünün üyeleri çoğaldıkça toplanmak daha zor olacağından kulübe yeni kişiler eklenmesine sıcak bakmıyoruz ama her kitabı sosyal medya hesaplarımızdan duyurduğumuz için bizlere online olarak katılmanız çok kolay. Sizin için de bizim için de.
Onun dışında eğer gerçekten bu fikir hoşunuza gidiyorsa, sevdiğiniz arkadaşlarınızla böyle bir kulüp de siz kurun. Az sayıda kişiden oluşmasına dikkat edin ve keyfini çıkarın.

Bizim kitap kulübümüze dönersek, ocak ayında okuduğumuz ve kulübün ilk kitabı olan Hayalperver kitap kulübümüze ismini veren kitap oldu.
Buluşma yerimiz Çengelköy'deki Babilmekan oldu. Daha iyi bir yer olabilir miydi bilemiyorum. Kitaplarla çevrili dekoru da hoş, cumartesi olmasına rağmen çok kalabalık değil ve mekanla ilgilenenler sizi sık boğaz etmiyor.
Bol bol fotoğraf çekip gülüp konuşabildik çok eğlendik.
Hava harikaydı biz şahaneydik.

Mekan için ayrı bir yazı gelir mi bilmiyorum ama kitap için ayrı bir yazı gelmeli bence.
Bu kitap kulübümüzü duyurma postu olsun.
Katılırsanız memnun olurum. Ya da bu fikirden yola çıkıp kendi kitap kulübünüzü kurarsanız da mutlu olurum.

Unutmadan, fotoğraflar Şahika'dan. Onun yazısını da mutlaka ziyaret etmelisiniz. İşte link.

18 Şubat 2017 Cumartesi

Tolgahan Sayışman'ın Los Angeles'taki Nikah Töreni

Tolgahan Sayışmanın eşi Almeda Abazi'yi ilk gördüğümde ne kadar güzel bir kız demiştim.
Çok yakıştırmıştım.
Sonradan öğrendim ki Almeda Survivor ile ünlü olmuş. Yani ünlü derken; survivor izleyenler veya survivordan bahseden magazin programlarını takip edenler Almeda'yı zaten tanıyorlardı. Haliyle ya seviyor ya sevmiyorlardı.
Bense ilk defa gördüğümde temiz güzelliğine bayılmıştım.
Birkaç gün önce dünya evine girdiklerini öğrenince de, ne zamandır düğün haberi vermediğimi fark ettim ve bol fotoğraflı bir düğün, aslında nikah yazısı hazırladım.

Çiftimiz Los Angeles'ta 40 kişinin katıldığı bir nikahla hayatlarını birleştirdi.
Bu kadar dermişim. 😁
Hiç olur mu? Hiç olmazsa gelinliği incelerim biliyorsunuz.
Almeda arnavut güzeliymiş ayrıca. O seçilmesin de ben mi seçileyim anacım. Ama hala anlamadım ne alaka? Survivor?

Balık model gelinlik tercih eden Almeda'nın gelinliğinin üst kısmı dantel, etek kısmı tül. Feryal Usta tasarımıymış. Ya kıyamıyorum eleştirmeye ama hiç güzel değil ya.
Tabii ki kabarık gelinlik giymesini beklemiyordum ya da kuyruklu ya da daha abartı, ama bu gelinlik bu kadar güzel gelinde bile yetersiz kalmış. Tek sevdiğim kısmı eldivenler oldu ki, onun da gelinliğe ne kadar gittiği tartışılır bence.

Aile fotoğrafı. Sol baştaki görümce. Ona da değinelim ister misiniz?
Ama önce damadın hakkını verelim.

Tolgahan Sayışman Tom Ford imzalı bir damatlık seçmiş, pek de güzel olmuş, çok da yakışmış.

Şunu da söylemek isterim, fotoğraflar Los Angeles sokaklarında çekilmiş. Fikir çok güzel ama o kadar. Zaten güzel gelin yakışıklı damatla fotoğrafçı hiç kasmamış. Umarım Tolgahan'la Almeda balayı için gittikleri Hawai'de de balayı fotoğrafları çektirirler.  Artizsiniz olum siz, accık abartın!
Devam edelim.
Görümceye gelelimm 😍

Neden bilmem çok sevdim ben kızı. Yok be ben de görümceyim diye değil 😜
Nikahtan bir kare paylamış ve altına hislerini açıklamış. Beni de çok duygulandıran bir paylaşımdı.

Çok güzel bir fotoğraf değil mi? Eğer bu fotoğrafı düğün fotoğraflarını çeken fotoğrafçı yakaladıysa sözlerimi geri alabilirim ayrıca.
Ağabeyi, erkek kardeşi olanlar anlar diğerleri anlayamaz.
Kıyafetine de bakalım.

Sizler için sıkı çalışmışım bu düğün yazısında. Ama ben bunları oradan oraya gidip bulurken keyif aldım. Bak, dedim, bu fotoğrafa, işte görümce asaleti! Hem özenli hem sade.
Şıklığı abartıyla karışıranlar olduğu gibi sadeliği de paçozlukla karıştırabiliyorlar. Ya da paçozluğunu "doğalım ben" diye gizlediklerini düşünebiliyor insanlar. Bunu kabul etmiyorum, gittiğin yere göre giyineceksin arkadaşım. Hem kendine hem gittiğin kişilere saygından.
Ağabeyinin düğünü ise ona göre, Ayşe ablanın mevlütü ise ona göre.
#kamuspotu :)

Tamam hadi ayrımcılık yapmayayım gelinin kız kardeşini de paylaşayım. Neyse ki gelinin kız kardeşi denilince kafamızda oluşan imajdan oldukça uzak. Aile fotoğrafında en sağdaki kişi. Ama ben sizle çok beğendiğim instagram fotosunu paylaşayım. Instagram demişken, tüm fotoğraflar bahsi geçenlerin instagram sayfalarından alınmıştır. Sayfalarını ziyaret edip takip edebilir, fotoğraflarını beğenebilirsiniz.
Ve gelinin kız kardeşi:

Şu poz muhteşem değil mi?

Geldik bir düğün yazımızın daha sonuna. Umarım çok mutlu olurlar! Allah bir yastıkta kocatsın.
Keyifli bir nikah oldu mu? Nikaha katılmış kadar oldunuz mu? Gelinliği beğendiniz mi? Cevapları alayım.

17 Şubat 2017 Cuma

Blended

Romantik komedi denilince akla gelen ilk filmlerden olan 50 ilk öpücük'te Drew Barrymoore ve Adam Sandler'ı izlemiştik.
Daha sonra beraber film çektiklerini bile duymamıştım görmemiştim.
Kuzenlerle bir gece ne izlesek derken ve onca duymadığım film arasında duymadığım bu filme rastlayınca bu olsun bu olsun dedim ve bu izledik.

Jim çok sevdiği eşini kaybetmiş Lauren ise sorumsuz kocasından ayrılmıştır. Bunların körlemesine randevusuyla açılıyor film. İnanılmaz sıkılıyor ikisi de ve hiç sevmiyorlar birbirlerini.
Lauren'in kız arkaşı Jen de erkek arkadaşı ile bir tatile gidecektir ancak vazgeçmiştir. Parası ödenmiş bir Afrika tatili Lauren'e çok iyi bir fikir gibi gelir ancak bilin bakalım Afrika'ya gittiğinde orada kiminle karşılaşacaktır :)
Tahmin etmesi çok da zor değil, değil mi? :)

Neyse işte çok keyifliydi izlemesi.
Benim gibi haberiniz yoksa bu filmden şöyle rahat, eğlenceli bir film izlemek istediğinizde izlemek üzere aklınızda bulunsun mesela.

15 Şubat 2017 Çarşamba

Yıldız Gemisi

Go Kitap ve yine bir Melissa Landers kitabı.
Melissa'nın GO Kitap'tan çıkan yabancı isimli kitabını çok merak ediyordum ancak yorumlar istikrarlı değil. Seven çok sevmiş, sevmeyen nefret etmiş. Arada kaldım ve okumadım ama hala çok merak ediyorum. Bir kere kapağını çok seviyorum. İkincisi de bana Man From the Stars isimli bayıldığım diziyi çağrıştırması. Sanki çok sevecekmişim gibi.
Neyse efendim konumuz Yabancı değil, Yıldız Gemisi.

Melissa Landers tam bir bilim-kurgu sevdalısıymış. O nedenledir ki hikayelerini böyle uzayda falan yazıyor olmalı.
Bu kitapta da sevdiği tarafından dolandırılarak hüküm giyen Solara Brooks'un dünyada yapacakları sınırlı olduğundan, hayatına sınır dışında devam etmesini istemesini, bu uğurda ailelerin uzay gemilerinde hizmetli olarak sınır dışı yolculuğunu bedavaya getirmeye çalışmasıyla başlayan bir hikaye okuyacağız.
Ancak eski bir hükümlü olduğunu belli eden dövmelerle onu kimse gemisine almak istemeyecektir. Eski okul arkadaşı ve nefret ettiği biri olan Dorian ona gemisinde iş verecektir.
Bu anlattığım kısmı kitabın çok çok başı.
Sonra Dorian onun eski bir hükümlü olduğunu fark edip onu uzayda bir başına bırakmak isteyecek, Solara da Dorian'dan intikam alırken işler iyice sarpa saracak ve olaylar olaylar..
Tabii ben pek sevmedim bu kitabı. Solara ve Dorian ne yapacak diye merak ettim. E bu aşk ne zaman başlayacak diye bekledim. Ve bence Cassie ve Kenny'nin hikayesi daha ilginçti.

Kitaba ilişkin görüşlerim bunlar. Seri sanırım bu. Ben devam etmem ama yine de ve hala Yabancıyı merak ediyorum :))
Ayrıca yaşı küçük olan okuyucular bu kitabı daha çok sevecektir diye düşünüyorum.

13 Şubat 2017 Pazartesi

Mesajınız Var!

Bu bir film yazısı değil.
Gerçi 20. yüzyıla veda ederken çekilmiş, bahsetmeye değer bir filmdir.
Bu filmden bir sahne geldi aklıma. Onu paylaşmak istiyorum bugün sizlerle.

Filmi bilenler bilir, karakterler e-mail üzerinden dertleşirken Joe (Tom Hanks), Kathleen' e (Meg Ryan) "Söylemek istediklerini söylemek istediğin zaman söylediğinde duyacağın şey pişmanlıktır", mukabilinde bir şey söylüyor.
(Beni bağışlayın uzun zamandır izlememiştim, galiba benim 'Mesajım Var'ım gelmiş.)

Söylediği cümleyi kelimesi kelimesine hatırlamasam da, ne demek istediği hep aklımda.
Hiç öyle, aman ne olursa olsun ben içimdekileri dökeyim de gerisini karşı taraf düşünsün, diyen biri olamadım.
Ben üzüleceğime o üzülsün, diyen biri de değilim.
Çoğunlukla boğazımda yumruyla susuyorum. Ama bazen o kadar çok şey birikiyor ki..
Bu çoğunlukla olan kısımdan değil de sabrımın taştığı zaman söylediklerimin ardından neler hissettiğimden bahsetmek istiyorum.
O yumru gidiyor mu, söylemek istediğin şeyleri söylediğinde?
Gitmiyor işte.
Daha kötü hissediyorum. Benim günüm mahvolmuştu şimdi onunki de kötü geçti diyorum. Değer mi, diyorum 3 günlük dünya için.
Ama bu da can.
Hani bir kere susmamım faydasını görsem, bir kere aman büyüklük bende kalsın deyip sabrettiğime değse, belki arada sırada olan patlama da yaşanmayacak ama arkadaş hiç mi kıymet bilinmez ya.
Hep ben mi 3 günlük dünya boş ver diyeceğim, bir kere de göreyim sineye çektiklerim boş ver dediklerim işe yarasa..

Anlatabiliyor muyum?
Ben kırmak istemiyorum kimseyi. Ama kırılmak da istemiyorum. İlle ikisinden biri mi olmak zorunda, kırmadan ve kırılmadan olmuyor mu?

Kimse yaşattığını yaşamadan ölmesin madem.