11 Ocak 2019 Cuma

Çantamda Ne Var?

Sizler için çantamda ne var videosu çektim.
Öyle sıradan çantamda ne var videolarına benzemiyor.
Bir kere ben çantamı aldığım gibi kamera karşısına geçtim. İçindeki çöpleri ayıklamadım :)
Sonra daha neler neler..



Ay instagramdan paylaşınca gördüm ki kimse abone değilmiş bana.
İyi bari youtube'da sabırla ilerliyorum resmen.
Sakın bi destek olmayın.

10 Ocak 2019 Perşembe

Lviv | Neden Gidilir? | Ne Yapılır?


Lviv'e gittiğim zaman birkaç arkadaş benden fikrimi sorup ne yapalım biz de şu tarihlerde gideceğiz diye sormuşlardı.
Ben de üstün körü anlatmış, detayları blogda bulabileceklerini söylemiştim.
Bulamadılar.
Çünkü ben doğru dürüst bir yazı yazamadım.

Borçlu olduğum bir yazıyı yazıyorum ama artık faydalanacak kim kaldı bilmiyorum umarım birilerinin işine yarar.

Neden gittik?
Allahım bu kadar sorulacağı aklıma gelmemişti.
Neden gitmeyeyim?
Arkadaşım dedi ki Lviv'e gidelim mi, vize istemiyor?! Ben de olur dedim. Vize yok daha ne olsun. Evet, bu yüzden gittim :) Vize olayına sinir oluyorum.

Kalacak yeri arkadaşım ayarladı, ben biletleri aldım. Abim çok kızdı. Orası gelişmiş Avrupa ülkeleri gibi değil nereden çıkarıyorsun bu şeyleri, başka yer mi kalmadı falan. Söylendi söylendi.. Biraz pişman oldum çünkü korktum. Ya gerçekten kötü bir yerse, diye...
Ama gittik.
Sabiha Gökçen'den Pegasus ile.
Uçak tıklım tıklım hiç boş yer yok. Kısa ve rahat bir uçak yolcuğu ile öğlen saat bir buçukta Lviv hava alanına indik.
Küçük sakin bir hava alanı ama Priştine kadar da küçük değil.
Pasaport kontrolü için sıraya girdiğimizde ilk dikkatimi çeken bütün polislerin kadın olması. Daha sonra etrafta gezen görevli askerlerin otobüs/troleybüs şoförlerinin de kadın olduğunu fark edecek ve nüfusun %80'inin kadın olduğunu öğrenecektim.
Pasaport kontrolü sırasında sorgu odasına alındık. Korkmadık çünkü biliyorduk: Eğer ilk defa geliyorsanız, sorgu odasına giriyorsunuz.
Sorgu odası anımızı detaylıca bu linkten okuyabilirsiniz.

Hava alanında otele gitmek için uber çağıralım dedik internete bağlanmada sıkıntı yaşadık. Alanın hemen karşısında durak var, otobüsler, troleybüsler hatta taksiler hiçbir kargaşaya mahal vermeden binmeniz için oralarda dolanıyor. 9 numaraya bineceğimizi biliyorduk ama acaba taksiye mi binsek acaba nerede ineceğiz acaba nasıl bulacağız derken Lviv'li gençlere sorduk. Bize tarif ettiler aynı troleybüse binecekmişiz bizle gelin dediler. 9 numara geldi, bilet şoförden alınıyor aldık, tuhaf bir şey var bileti alıp deliyorsun ama kontol eden kim bilmiyorum ara ara kontrol oluyordur herhalde ama zaten 2 grivna bilet. 10 grivna = 2 tl olduğunu düşünürsek bedava!
Evet taksi falan da aynı oranda ucuzmuş ama toplu taşıma ile yolculuk etmek hem keyifli hem de çooook ucuz!
Son durakta indik, üniversite durağı. Kızlar gelip, sizi otele bırakalım dediler ve Allaaaahh çok mutlu olduk tabii. Benim arkadaş bayıldı kızlara sohbet muhabbet.. intagramda ekledik falan.
Otele de çok rahat vardık bu arada.

O hoooo.. Ben böyle anlatırsam tövbe bitmez bu yazı.
Neyse ya ben zaten kendime yazıyorum birileri de faydalanırsa ne ala!

Otelimiz biraz hayal kırıklığıydı ama yeri güzeldi. Yine de sizler için konumu aynı ama kendisi daha güzel bir otel buldum: George Hotel.
Baktığınız zaman tam meydanda olan ya da opera binası manzaralı (lviv otel, panoroma otel gibi) oteller bulabilirsiniz ama Rynok meydanına daha uzak. Meydandakiler Opera binasına uzak. Çok uzak değil tabii. Bir İstanbul'lu için Lviv'de hiçbir yer uzak olamaz bence zaten :)
Ama bizim kaldığımız yer meydanla opera binası arasındaydı.


Opera binası demişken, Lviv'de en bi' sevdiğim yer olabilir. Biz gittiğimizde gösteri falan yoktu ama benden sonra gidenlere hep operaya göre bilet almalarını önerdim.
En büyük hatamız o oldu ancak binaya girdiğimizde provaları izleme şansına eriştik, o bile cidden çok güzeldi.


Opera binasının yan tarafının karşısında bir çarşı kuruluyormuş bu arada, ucuz hediyelik için oraya bakabilirsiniz. Son gün keşfettik biz hediyelik mediyelik almıştık zaten ama sizin aklınızda olsun.

Gene opera binasının oradan kalkan hop-on hop off turlar var. Kesinlikle katılın derim. Ben inanılmaz keyif aldım. 2 sa boyunca Lviv sokaklarını arşınlıyor tarihi hakkında bilgi ediniyorsunuz ki bu harika. Acaba kaçırdığım bir şey kalmış mı diye içinizde ukde kalmıyor (ya da kaçırdıysanız kalabilir tabii :) )

Rynok meydanına dönersek, o gördüğünüz, listenize eklediğiniz tüm kafeler bu meydanda.
Belediye binasının tepesinden şehre kuş bakışı bakabiliyorsunuz. Buna bazı yerlerde gerek yok denmiş, evet pek bir manzarası yok ama gene de bu geziden ne beklediğinize göre değişir. Yani sırf cafe cafe gezip kahve ve tatlı yemek istiyorsanız tabii ki çıkmayın o kadar basamağı.
Ben çıktığım için memnunum. Ve tavsiye de ederim.

Rynok meydanında bisikletler var THY reklamlı hem de, onlardan kiralayıp bisiklete binmemek de içimde kalan ikinci şey sanırım. Ama palto malto nasıl binecektik ki? Baharda gideceklere benden söylemesi ;)

Gene Meydanda belediye binasının önündeki duraktan 2 numaralı troleybüs ile Museum of Folk a gidebilirsiniz. Genç birine sorarsanız size tarif etmekle kalmaz yanınızda durur ve durağa geldiğinizde size haber verir. Biz mi çok şanslıydık yoksa Lviv'liler hep mi böyle bilmiyorum ama yol tarifi istediğimiz her kişi canla başla bize yardımcı oldu. Duraktan sonra yürüme mesafesi var ve gitmeden önce açık olup olmadığını kontrol edin. Biz gittiğimizde kapalıydı 😄


Yeme içme mekanlarını başka bloglarda bulun derim ben. Zira ben ne kruvasan yedim ne o meşhur tatlıdan. O elit kahvaltıcı mesela, açık büfeydi kapıyı açınca yüzüme çarpan kokudan zaten iştahım kapandı. Ayrıca bahsedilen ve sevilen yerlerin %90'ı bar aynı zamanda :)
O gaz lambası cafe falan. İşte oralar hep bar :) bar, bar, bar.. Zaten içki de çok ucuzmuş, kahvaltıda millet şampanya içiyordu. Onu da demeliyim. Millet dediğim bizimkiler. Her yerde Türk'e rastlamak mümkün.
Kahvaltı demişken ya kimse Türkler gibi şahane kahvaltı etmiyor arkadaş! Umarım bir gün Van'da da kahvaltı etmek nasip olur.

Yeme-içme konusunda vasat bir gezi olsa da asla şikayetçi değilim. Yeme içme mevzuları için detaylı yazıma bu linkten ulaşabilirsiniz.

Lviv Unesco tarafından koruma altında olan bir şehir. Her bina tarihi. Kafanızı bir kaldırıyorsunuz heykeller falan. Hani bizde Karaköy'de veya Taksimde dandik yeni binaların arasında -altında hatta- kalmış tarihi yapılar olur ya.. Dersiniz ki, ya yanına bu ruhsuz binayı nasıl diktin. Lan bari üst kat çıkıyorsun altına uygun bir şey yapsaydın... Heh işte her yan öyle güzel binalarla dolu.



Ve biliyorsunuz instagramda paylaşımlarımdan sonra olay olan birçok kilise gezdim. Kaç kere de ayine denk geldim sayamadım. Çok dindar bir topluluk olduğunu söylersem yanlış olmaz sanırım.
Kilise gezdik diye laf saydınız ama arkadaşım, oranın kültürü o. Her yanda tarihi kilise. Hepsinin ayrı bir hikayesi.. Buraya gelen turistler cami gezince Müslüman mı oldu sanıyorsunuz ki beni de hemen aforoz ettiniz bilmem.
Neyse. Mimari diyorum. Sanat diyorum. Susuyorum.


Aslında susmuyor devam ediyorum. O Eczaneci cafesini ararken House of Scientists diye bir yere denk geldik. Çok ünlü Alman 2 mimar tarafından yapılmış. Ahşap oyma işçiliğiyle göz dolduruyordu. Potocki Sarayı (Lviv Art Gallery) her yerde geçmesine rağmen burasından bahseden pek bir yazı göremedim ben. Potockinin bahçesinde fotoğraf çektikten sonra çıkın gidin gezmenize gerek yok ama House of Scientists' i gidin görün bence.👇




Başkaa… House of Legends.. ben sevmedim ya durmak oturmak bile istemedim. Bizdeki bit pazarından toplama eşyalarla yapılar cafeler var ya. Heh işte ben zaten onlara da giremiyorum midem almıyor. Gidin fotoğraf çektirin tabii isterseniz..
Atlas cafe vardı. Klass bir mekan.
Dostoyevski, Mozart konsept mekanları..
Şu parolayla girilen ve yer altına inilen rastaurant.. Hani insanların sizi slava ukrain diye selamladığı yer. Hani ben instagramdan paylaşım yapınca abimin çık şuradan dediği 😂😂 görülebilir ama ne yenir bilemem..
Hiçbir kafeye gitmeseniz de şu Coffee Manufacturer' e gidip alevli kahveden içmeniz lazım. Kahveyi şekersiz içenleri biraz bayabilir tabii.
Ve tabii çikolatacı. Lviv Handmade Chocolate. Ama insan çikolatalara İngilizce olsun içindekiler yazmaz mı ya.. çok ilginç.


Bu arada çok loş bir kent.
Sokaklar loş, içeri girdiğiniz yerler loş.. hep mum ışıkları, minimum aydınlatma. Akşam kaç olursa olsun gece yarısı suya kalkmış da kimseyi rahatsız etmeyeyim modunda.

Güvenlik konusu: Çok içilen bir yer burası. Erken saatlerde başlıyorlar içmeye yani sadece akşam içmiyorlar akşama sarhoş olmuş oluyorlar.
Bir akşam sadece, öyle çok geç de değildi saat en geç sekizdir, tip tip bakanlardan rahatsız oldum onda da ne bakıyorsun dedim sanırım onlar benden daha çok korktu :))))
Bir kere de biri gelip selamun aleyküm dedi aleyküm selam dedim, Müslüman mısınız dedi manyak mı ne, nerelisiniz diye sordu, Türkiye diyince de gitti. Arap olduğundan şüpheleniyorum ama emin değilim ama Türk değildi, daha doğudan güneyden bir yerlerdendi sanırım.




Fiyat konusu: Avrupaya göre çok çok uygun bir yer. Sadece turistik eşyaları Avrupa ile yarışır halde. magnetleri falan 1 euroya göre ayarlamışlar. Tamam normal ama Avrupada bir euroya kahve içebilir misin? Orada magnet fiyatına kahve tatlı artık ne yiyeceksen yiyebilirsin, haliyle magnet insana pahalı geliyor :)))
Ya da çok güzel bir yerde yemek yiyeceğin fiyata bez çanta alabiliyorsun. Bez çanta ya. Dünyanın her yerinde en uygun hediyelik😁 Ama iyi ki almışım çok tatlı benimki.😍
Oradan aldığım her şeyi çok severek kullanıyorum. Kimseye aldığım hediyelikleri veresim gelmedi. 😄

Tur konusu: Bence kesinlikle turla gitmenize gerek yok. Liste yaptıysanız her şey tıkır tıkır işler, listeyi öneririm. Ama listesiz bile takılsanız, her köşe başında güzel mekan, tarihi bina, kilise heykel görebilirsiniz.
Çok güzel bir anı oldu.
Bir daha imkan olsa bu kez Kiev'e gitmek isterim açıkçası.

Bu arada tüm Lviv story paylaşımlarımı instagram hesabımda sabitledim. Oradan bakabilirsiniz. Ben arada bakıp çok eğleniyorum :))))

8 Ocak 2019 Salı

2018 Favorileri

2018 yılında kaç kitap okudunuz?
2019 yılında kaç kitap okumayı hedefliyorsunuz?
Ne diyorsun kızım sen mi diyorsunuz?
Bu yıl için hedef belirleyip o hedefi tutturmayı deneyin. Çok keyif alacaksınız.

Peki ben kaç kitap okudum? Aklınızdan bir sayı tutun ve sonra videoyu izleyin.
Aklınızdaki sayıya ulaşmadığımı göreceksiniz :)))


2018 okuduğum ve en beğendiğim kitaplardan bahsettim bu videomda.
Beğenmeniz umuduyla...

6 Ocak 2019 Pazar

Göçüp Gidenler Koleysiyoncusu

Şermin Yaşar ile Tarihi Hoşça Kal Lokantası isimli kitabıyla tanıştım.
O kitap ile ilgili görüşlerime bu linkten ulaşabilirsiniz.
Asıl sevdiğim ise Sihirli Değnek oldu.
Sihirli Değnek'ten ayrıca bir yazıyla bahsetmedim ama Eylül ayında okuduklarım videosunda detaylı yorumuma ulaşabilirsiniz ki ulaşın ♥

Sıra geldi Göçüp Gidenler Koleksiyoncusuna.
Yine sevdiğim çokça duygulandığım kızdığım güldüğüm bir hikaye kitabı oldu.
Böyle böyle bana öykü okumayı sevdireceksiniz sanırım.
Son yazı ise çok yaktı beni.
Güçlü bir kadınsın Şermin Yaşar. Güçlü kal. Bize de ışık saçıyor umut oluyorsun. Seviyorum ♥

5 Ocak 2019 Cumartesi

Aralık Ayında Kaç Kitap Okudum?

Merhabalar herkese!
Koskoca bir yılı daha geride bıraktık.
Nasıl geçti, ne zaman bitti hatırlamıyorum.
Rabbim sıhhat ve mutluluktan ayırmasın, güzel bir yıl olsun.
Aralık ayında kaç kitap okudunuz?
Hadi utanmayın yorumlara!!
Peki ben kaç kitap okudum???



Utanmıyorum artık ya,elimden geleni yapıyorum.
Çok erken kalkıyorum, ne olmuş yani elime kitap alıp yatağa girdiğim an uyumaya başlıyorsam :))
Bu videodan önce bir de 2018 favorileri videosu çekmiştim.
Videonun sonunda önerilenler kısmında görebilirsiniz.
2018 yılı favori kitapları
2018 yılı yarım bıraktığım kitaplar
Kanalıma abone olup beni beğenilere boğmayı unutmayın:)))

28 Aralık 2018 Cuma

Ben Bir Gürgen Dalıyım

Bu kitabı çok kişinin elinde övgüyle bahsederken gördüm.
Bir ara çok popülerdi hatırlarsınız eminim.
Bir gün okuyacağımı biliyordum ama bakalım o ne zaman olacaktı...
Hepsiburada.com'dan yaptığım bir alışveriş sırasında amaan, dedim, kargo ödemeyeyim bir de kitap alayım, diyerek kitaplar kısmına girdim, bu kitabı gördüm ve attım sepete.
Bu kitabın alınış öyküsü bu.
Okunuş öyküsü ise..
Kasım ayında artık hiçbir kitap bitmeyince bir de buna başlayayım diyerek aldıktan çok kısa sonra okumaya başladım. Alınıp yıllarca rafta bekleyen kitapların kaderini yaşamadı yani.
İyi ki yaşamamış ama. Böyle içim sıcacık oldu okurken.


Bu videonun 3.45' itibaren kitap hakkında daha fazla bilgiye ulaşabilirsiniz.
Bu arada kanalıma abone olup.. off tamam ya keyfiniz bilir.

23 Aralık 2018 Pazar

Mazhar Alanson Ve Yandım..Yandım..

Geçen gün çok istediğim bir şeyin yarısı gerçekleşti. Ya da 1/3'ü gerçekleşti diyelim.
O kadar istiyorum ki senelerdir bir MFÖ konserine gitmeyi.
Bir türlü nasip olmuyor, benle MFÖ konserine gelecek adam bulamıyorum. Ama sonunda Mazhar Alanson konserine gidebildim.
Yeeyy!! Çok mutluyum.

Mazhar Alanson Yandım yandım şarkısını söyledikten sonra bu şarkısını Medine'de yazdığını söyledi.
Of dedim asla aklıma gelmez sanatçı olmak böyle bir şey herhalde... Aklıma başka hiçbir kötü düşünce gelmedi. Tabii ki rezil tweetleri görene kadar..
Neymiş..
Bir kadına yazdığı o kadar belliymiş ki..
Neymiş..
Daha önce Peygamberimize yazdığını söylemiş..
Neymiş..
Herkes hangi kadına bile biliyorken ne gerek varmış bu açıklamaya.
Neymiş..
Neyse şerefsiz Can Dündar'ın ne dediğini yazmayacağım zira daha önce kendisi bile bahsetmiş işin aslından, şerefsiz olunca vatan haini olunca bu şekilde çamur atması da normal aslında.
Yeri geldi madem şu adamın adı da geçti bu yazıda, belki aynı kişiden nefret ettiğiniz için takip ediyor sözlerini beğeniyorsunuz falan ya.. yapmayın. O sizin tarafınızda değil.. bir terörist bir vatan haini değilseniz sizin tarafınızda değil. Uyanın! Hoşunuza giden şeyler söyleyebilir. Bozuk saat bile günde iki kere doğruyu gösterir. Fikirlerinizi vatan haini bir şerefsiz üzerinden ifade etmeye ihtiyacınız olduğunu sanmıyorum.

Konsere dönersek, bilmeyenler için anlatayım. (Bundan daha önce de bahsetmiş ayrıca onu bilerek okumaya devam edelim.)
Şarkıyı söyledi ve ben bu şarkıyı Medine'de yazdım dedi. Birinci gün defterime yandım diye not alıyorum. İkinci gün ah ki ne yandım yazmışım.
Ben size bunu açıklamasam, bunu bilmeyince siz bu şarkıyı bir aşk şarkısı olarak dinliyorsunuz.
Sonra bana şarkılar söyleten bir kadın mevzusu olmuş herhalde. (Koptuk burada.)
Ya da öyle hayal etmişim de yazmışım. Ama ben öyle kolay kolay yaşamadığım şeyleri yazan biri değilim, dedi.
Böyle notlar alır, sonra toplarım, onlardan şarkı çıkarmak da bu fakirin işi, dedi.
Hatta burada, ya bak nasıl yazılıyor şarkılar, diye düşündüm. Profesyonellik. Adamın mesleği bu.
Tam diğer şarkıya başlayacakken de, Baka baka doyamadım hem kokladım da Kabe'yedir mesela. Ama siz bunu dinlerken aşk şarkısı zannedersiniz, dedi.. Alkış kıyamet.. sıradaki parça..

Peygamberimizin (s.a.v) mübarek kabri Medine'de. Peygamberimiz için yazdığını söylediyse de doğrudur yani.
Kabe ise Mekke'de.
Bilmeyenler için, Medine ve Mekke farklı şehirlerdir. Adamın toplama yaptığı da tutuyor yani.
Kendisine yeniden şarkılar söyleten bir kadını da inkar etmiyor.

İşin içine din karıştı mı nedense herkes bir garipleşiyor.
Arkadaşım Mazhar Alanson cennete girerse sana yer kalmayacağından mı korkuyorsun?
Yoksa cehennemde birlikte takılmayı hayal ediyordun ona mı bozuldun?
Bir insan hem şarkıcı olup hem Allah'ı sevemez mi?
Hani dindarlık belirli bir kesimin tekelinde değildi. Hani insanın kalbi önemliydi.
Bu yapılan şekilcilik değil mi şimdi?
Ne tahammülsüz olduk, ne çekemez olduk ya biz böyle?
Ben cidden gelecek günler için çok kaygılıyım.

Bir konsere gittim, ve adamın Allah sevgisinden utandım. Bende bıraktığı his buydu.
Ben mi çok safım? Siz mi çok kurnazsınız?
Bir de ukala ukala laf sokmalar..
İnsanlardan nefret etmemek gün geçtikçe zorlaşıyor benim için. Yine de savaşabildiğim yere kadar savaşacağım.

Hamiş: MFÖ konserine gitmeyi F ve Ö hangi dini/siyasi görüşte olursa olsun, hala çok istiyorum. Ben de öyle biriyim işte.