14 Kasım 2018 Çarşamba

Ay Işığı Sokağı | Bir Çöküşün Öyküsü

İnsanın yazmaya.. bir dakika bir dakika ne yazması.. Okumaya nasıl vakti olmaz anlamıyorum.
Ama yok. Resmen vakit bulamıyorum.
Her yıl, yıl içinde okuduklarımı yıl içinde blogda görmek istiyorum ama sanırım bunu başarabildiğim yıl sayısı çok az, belki de yok.
O yüzden bu ara yazdım mı ikişer ikişer post giriyorum.

Ay Işığı Sokağı ile başlayalım. Zaten pek bir şey söylemeyeceğim. Ama kitabın kapağına karşı ayrı bir sempatim olduğunu tekrar söylemeden duramayacağım.


Stefan Zweig ince kitapların derin adamı.
Görünüşte tek seferde okurum deseniz de kitapların hiçbiri bir oturuşta okumalık değil.
Bu kitap ise benim onun okuduğum diğer kitaplarından ayrı olarak birkaç öykü barındırıyor.
Hepsi de birbirinden karanlık.
İlk defa bu kitapta adamın ben intihar edeceğim diye bas bas bağırdığını hissettim.

Bir Çöküşün Öyküsü'ne gelirsek:

Bu kitapta krala vaktiyle çok yakın olmuş bir kadının saraydan uzaklaştırılması ve bunun sonucunda kadının yaşadığı bunalım anlatılıyor.
Gene çok güzel, derinlemesine tüm hisler aktarılıyor. Zweig sevenlerin sevmeye devam etmesini sağlayacak kısa kitaplardan.

Her alışverişe bir Zweig kitabı ekleyeme devam öyleyse.

10 Kasım 2018 Cumartesi

Lviv: Namazları Nasıl Kıldık?

Yurt dışına seyahate giden insanlarda en merak ettiğim şeylerden biri namazları nasıl kıldıkları.
Diğeri de nasıl/ne yemek yedikleri.
Yemek konusuna gelmeden evvel namaz konusuna değinmek istiyorum.

Namazları nasıl kıldık?
İlk iş internetten namaz saatlerine bakmak daha sonra da kıble belirleyici bir uygulama indirmek :)
Kıble belirleyiciler her zaman doğru göstermeyebiliyor biliyorsunuz ama işte döndüm kıbleye kıblem kabede...
Eve gelince kontrol ettim ama kıbleyi, bizim evde doğru gösterdi, o kadar rahat etti ki için anlatamam ^^

Lviv'de cami yok maalesef. Lviv'li birine de sorduk hiç cami var mı diye de, o da yok dedi, çok fazla müslüman ziyaretçisi olsa da orada yaşayan pek fazla müslman yok anlaşılan.
Gerçi cami olsa da böyle yerlerde turistin ihtiyacı için değil orada yaşayan müslümanların toplanması için olur o da pek merkezi olmazdı. Yani belki de vardır.

Lviv çok büyük bir yer olmadığından ve biz de tam merkezde kaldığımızdan 😎 günü üçe bölüyorduk.
Sabah kahvaltı için çıktığımızda ikindi olmadan otele dönüyorduk.
Bu zaman bize hem yemek hem gezme için hayli hayli yetiyordu. Otelde öğleni kılıp ikindiyi beklerken biraz dinleniyor, ikinciyi kılar kılmaz çıkıyorduk.
Gideceğimiz saat döneceğimiz saat belirliydi. İkinci turumuzdan da yatsı olmadan otele dönüyorduk.
Burada akşamı kılıp çıktığımız da oldu, yatsıyı bekleyip çıktığımız da oldu. Her ikisinde de fazla uzaklaşmıyorduk ama. Zaten otel Rynok Meydanına çok yakın olduğundan bir kahve keyfine, yürüyüşe çıkıyor çok geç olmadan da dönüyorduk.

Bana tatilin nasıl geçti diye soranlara, çok şükür namazları aksatmadık, diye cevap veriyorum. Bu benim için tatil harika geçti demek.

Gerçekten güzeldi Lviv. Tam yazısı gelecek, şimdilik sadece bu kadar yazmaya vaktim var, valizimi ortalıktan bugün kaldırdım, düşünün 😂
Bunu benim gibi çekinceleri olanlar için ve beni kilise kilise gezerken görüp din mi değiştirdi acaba diye düşünenler için yazdım.

اَشْهَدُ اَنْ لاَ اِلهَ اِلاَّ اللهُ وَاَشْهَدُ اَنَّ مُحَمَّدًا عَبْدُهُ وَرَسُولُهُ
😘

5 Kasım 2018 Pazartesi

Lviv’de İlk Gün Sorgu Odasına Alındık!

Yorgunluktan ölüyorken bu satırları evimden çok uzakta Lviv’de bir otel odasında yazıyorum.
Hep aklımda vlog çekmek vardı. Nedenki?! Vlogları kimse izlemese de yazılar hala okunuyor 😘

Efendim arkadaşımın “hadi Lviv’e gidelim” demesi üzerine “peki” dedim ve düştük yollara.
Uçak yolculuğu 1sa 40dk sürüyor bu arada. Lviv hava alanında bütün polislerin kadın olduğu kontrol kuyruğunda bekliyoruz sıra bana geliyor, polis pasaportumu inceleyip şuradaki sorgu odasına gidin diyor, melül melül arkadaşıma bakıyorum ve ben sorgu odasının önünde beklerken arkadaşım da bana katılıyor.
Ama telaşa mahal yok. Araştırmamızı yaptık ki biz 😎

Ukrayna’ ya ilk kez geliyorsanız sizi böyle sorgu odasına alıyorlar. Dönüş biletiniz ve otel rezervasyonunuz çıktısı elinizde olmalı. Bizim evraklar tamam ama herkes biz mi?!
Sırada bekleyen abilerden biri dönüş biletini almadan gelmiş, biri kalacak yer ayarlamamış. Herhalde nerede akşam orada sabah yaparım diye düşündü ama abicim o işler öyle olmuyor 😄



Sorgu odasında nereden geldiğimizi niye geldiğimizi ne iş yaptığımızı sordular, biletler ve otel bilgilerinin fotoğrafları çekildi. Ne kadar para getirdiğimizi sordular, paraları çıkarıp kameraya gösterdik ve çıktık. Dışarda birileri dönüş bileti almaya, kimileri rezervasyon yapmaya çalışıyor bekliyorlardı. Yavrum, tedirginlerdi ama biz el sallayıp yola koyulduk. Ne yapalım beybisi, insan iki blog yazısı okuyup gelirdi.

Hava alanında Türkçe konuşan bir Ukraynalı kartlarını verdi cafeleri varmış, ay bak onu şimdi hatırladım fırsatımız olursa gidelim. Dövizi çevirdik, uber çağıramadık bir türlü olmadı dışarı çıkıp hava alanının tam önünde troleybüs 🚃 bekleyen kişilerin arasına kaynaştık ve sorduk, genç ve güzel kızlar bize yardımcı oldular biz de tek kelime İngilizce bilmeyen bir Türk’e yardımcı olduk. Hep beraber 9 numaraya bindik sonra durakta indik ve kızlar gene yanımıza geldi sizi ötele kadar götürelim dediler 😍😍
İşte o an benim Lviv’e ve Lviv’lilere bayıldığım andı.
Ama arkası yarın 😄
İlk günde dahil olmak üzere dolanıp dolanıp duruyoruz.
Kusurana kadar Lviv görmek isterseniz instagram storylere beklerim 😂
              

4 Kasım 2018 Pazar

Paris'ten Çiçeklerle

Gelelim Türkiye'de çılgınca sevilen yazar Sarah Jio'nun son kitabının yorumuna.
Bazılarınız için oldukça üzücü bir haberim var ki yazmayacağım yorumu. Kitap yorumunu youtube kanalımda yaptım ahanda buraya videosunu koydum demek istediğim için yazdım bu yazıyı.
Vay efendim kanalıma abone olun diyormuşum da, yorum videoda diyormuşum da..
Derim.
Kimse okumazsa ben okurum diye diye yıllarca blog yazdım ben, şimdiden sonra kimse izlemezse ben izlerim diyerek kanalıma videoları ekliyorum.

Kim demiş o lafları kız seyhan diyenleri videomu izlemeye ve beğenmeye davet ediyorum :)



Bu arada çok ilginç annemle babam videoları tvde izliyor bir de yorum yapıyorlar, kırk yıl düşünsem aklıma gelmezdi 😂
Boşuna yıllarca kasmışım kimliğim belli olmasın diye.
Şimdi komşum instagramdan takip ediyor, meslekdaşım blogumu okuyor, annem babam videolarımı izliyor. ♥
Neyse. Sarah Jio. Paris'ten Çiçeklerle. İzleyin!!!

2 Kasım 2018 Cuma

Pertev Bey'in Üç Kızı ve Pertev Bey'in İki Kızı

Münevver Ayyaşlı'nın üç kitaptan oluşan Pertev Bey serinin ilk iki kitabını bir yazıda anlatacağım bu sefer.
Çünkü okuduğum kitaplar çok birikti, günceli yakalamam lazım.
Halbuki bu seriyi bitirdikten sonra özene bezene bir Youtube videosu çekmek istiyordum ancak seriyi tamamlayamadım. Eylül ayında okuduklarım videosunda seriyi neden tamamlayamadığımdan bahsettim, şimdi ona girmeyeceğim ama isteyen bu linkten izleyebilir.

Bizim yakınlarımızda Münevver Ayyaşlı Kültür merkezi var. Münevver Ayyaşlı ismi tanıdık ama kimdir bilmiyordum, baktığımda onun da bir yazar olduğunu öğrendim. Allah'ım daha keşfedilecek ne kadar çok yazar var bir düşünsenize. 
Ve bir gün Münevver Ayyaşlı da okuyacağıma söz verdim. Nice ertelememden sonra bir alışverişimde sepete ekledim ve nice ertelemeden sonra bir gün elime alıp okumaya başladım. Kitaba başlar başlamaz beni sardı, korktuğum gibi değildi ama hepsi bu değil...

Pertev Bey'in üç kızında Osmanlı'nın yıkılışının bir aile üzerindeki etkilerini; kitapta geçen tabirle koskaca imparatorluğun bir ailenin üzerine çökmesini okuyoruz. Kitabın öyle aşırı orijinal/marjinal  bir konusu yok bilakis çok klasik mevzulara rastlamak mümkün. Ama bunu yaparken tarihin arka sokaklarında gezdiriyor sizi. Zaten bildiğiniz şeylerin başkası üzerinde bu kadar etkili olabileceğini hiç düşünmediğinize üzülüyorsunuz. Aynı zamanda size, daha fazla Tarih okumalıyım, da dedirtiyor.

Birinci kitap bittiğinde ara vermeden ikinci kitaba başladım. Buna ben de şaşırdım çünkü en az bir kitap ara veririm sanıyordum ama dayanamadım.


İkinci kitap Pertev Bey'in İki Kızı'nda artık adından da anlaşılacağı üzerinde aile üzerindeki kayıplar devam ediyor ancak bu sefer taze Cumhuriyetin, İstanbul Ankara ayrımının aile üzerindeki etkilerini okuyorsunuz. Aileyi de tanıdığınız için değişim inanılmaz geliyor.

Üçüncü kitabı çook merak ediyorum.
Çok uzatmak istemiyorum ama kısaca konu olarak belki farklı değil ama kitaptaki eleştiriler bile o kadar güncel ki, bugün yazılmış gibi. Bu kadar tahmin edilebilir olmak çok üzücü gerçekten. Ve etkileyici.

Kitapları çok sevdim, bu yazının benim sevgimi anlatabildiğini pek sanmıyorum, herkeste aynı etkiyi bırakmayacağına da eminim. Gerçi Instagramda paylaştığımda okuyanlar çok sevdiklerini söyleyen yorum bırakmadan geçmediler. 
Takdir sizin.

30 Ekim 2018 Salı

Müslüm Baba | Aydede

Bundan on yıl önce bana, "Müslüm Gürses'in hayatının anlatıldığı bir film çekilecek ve sen de bu filmi sinemada izleyeceksin!." deseydiniz muhtemelen sizi kale bile almazdım. Oo beni hiç tanımıyorsun dostum, diyebilirdim azıcık önemsiyorsam ama işte gelin görün ki Müslüm Gürses'in hayatının anlatıldığı filme gönül rızamla gittim.
Ve ne biliyor musunuz?
İyi ki gitmişim.

Bu film bana çok dokundu.
Müslüm Gürses aynada alnına düşen bir lüleyi düzeltirken gözlerim dolu, o fotoğrafta bir tek ben kaldım dediğinde gözlerim doldu, Eveet diye tek kelimelik cevap verdiğinde ve aslında komik bir sahneyken benim gözlerim doldu.
Gözlerim doldu dolu, genelde dolsun ama akmasın diye tutarak kendimi tüm filmi izledim.
Ve çok ama çok beğendim.

Oyuncular harikaydı. Fragmanları ilk izlediğimde "kim oynamış acaba Müslüm Gürses'i" diye düşünmüştüm. Sonra Timuçin Esen adını görünce yok ya ona benzemiyor o başka roldedir dedim :) Sonra, filmi izliyorum ama Bu nasıl Timuçin Esen ya! çok iyiydi! Herkes çok iyiydi gerçi.

Filme girmeden evvel, Arabesk kültürüm sıfır olduğu ve tabii hiç Müslüm dinlemişliğim olmadığı için şarkılardan bunalır mıyım acaba diye düşünüyordum. Ama film bittikten sonra şarkılar biraz daha fazla olabilirmiş diye düşündüm.

Kusursuz biri değil, hatta anlatıldığı gibi melek hiç değil ama iyi biriymiş Müslüm Gürses. O başına gelenleri yaşan bir insan ne kadar iyi biri olabilirse o kadar iyi olmuş. Hatta daha iyi olmuş ama bu kadar olmuş. O yüzden ben sen ya da başkası görememiş bu iyiliği: yok onu dinleyenler kendini kesiyor, yok kırolar, yok bu ne dinlenir mi demişiz ama adam dinlenmiş, kimisinin yarasını deşmiş kimisine merhem olmuş. Ne hayatlar var bu yer yüzünde, bilememişiz. Normal biri kendini keser mi, düşünmemişiz.

Çok beğendim filmi çok dokundu bana.
Bu saatten sonra Müslüm Babacı olur muyum?
Sanmıyorum, ama radyoda falan denk geldiğimde hızla değiştir miyim onu da hiç sanmıyorum.

Salon tıklım tıklımdı. İzleyici profilini soranlar oldu instagramda gittiğimi görenler arasında, milletin kendini kesmesini mi bekliyordunuz bilmem ama normal sinema izleyicisiydik işte.
Filmi izlersiniz izlemezsiniz size kalmış bir şey ama izlemiyorsunuz diye kendinizi nimetten saymayın. Filme değil gitmek, gitmeyi düşünmedikleri için kendini elit sanan bir avuç eziğe rastlıyorum sosyal medyada. Yazık size.

Gelelim Aydede filmine.
Vay be bu ay iki vizyon filmi izlemişim aferin bana.


Aydede filmini Ezgi Mola'nın instagram hesabında göre göre merak ettim, zaten severim kendisini. Hatta yalnız gittim doya doya ağlarım dedim ama öyle tahmin ettiğim gibi olmadı.
Bir iki güldük. Azıcık sinirlendik sonra dan! vurucu bir son ama dedik bu kadar mı?
Babasının yanında kalıp onun tuhafiye dükkanını işleten, bir oğluyla dul kalmış bir kadını canlandırıyor Ezgi Mola. Çok da güzel oynuyor. Babasının vefatıyla açılıyor film. Ya uzatmayayım böyle ilerler konu gelişir de bir şey olur diye beklerken bitti. Kötü bitti yalnız.
Festival filmi olduğunu da söyleyeyim.

Ben lafımı ortaya koydum her zamanki gibi.
Gerisi size kalmış.

26 Ekim 2018 Cuma

Eskici Ve Oğulları

Bu sene bayağı yeni yazarla tanışmışım. Gerçi Orhan Kemal'e yeni yazar demek ne kadar doğru orası tartışılır.
Benim için yeni yazar diyelim daha önce okumamak ayıpsa o da benim ayıbım olsun.
Ancak keşke daha önce tanısaydım daha önce okusaydım dediğim bir kitap olmadı benim için, onu baştan belirteyim.


Eylül ayında okuduklarım videosunda azıcık bahsettim ama  konusuna hiç değinmemişim. Çünkü Kitabın isminden anlaşıldığı kadarı yetiyor sanmıştım :)
Ağzı bozuk, her akşam içen nefret ettiğim bir karakter olan Eskici ve onun ailesi. Bir tane şahane mi şahane büyük oğlan -ki babası yanında çalışmasın diye etmediği hakaret kalmıyor, bir tane abisine hayran babasından nefret eden ama babasının da bir miktar çekindiği küçük oğlan ve bir de evin kızıyla, dedikoducu palavracı bir eşe  sahip Eskicinin habire hayatından şikayet edip küfürler savurmasını okuyoruz. Okuyoruz habire okuyoruz aynı şeyleri.
Büyük oğlan ırgat olmaya, pamuk toplamaya, Çukurova'ya gitmeye karar vermiş böylece babasından da kurtulacak biraz para biriktirip kendi işini açacak. Bu büyük oğlanın bir de mükemmel bir eşi var, ne kaynanasının zehirli diline aldırıyor ne eşini darlıyor, o da onla gidecek. Derken küçük kardeş de onlarla gitmeye karar veriyor, sonra baba derken gene ailecek bu pamuk toplamaya gidişleri, mahalleli tarafından küçümsenmeleri, tükürdüklerini yutmaları, karşılaştıkları zorlukları.. İşte bunlar anlatılıyor kitapta. Ve tabi unutmadan küfür küfür küfür. Tiksindim yemin ederim küfürlerden.
Kitaptan da ne yalan söyleyeyim nefret ettim.