18 Temmuz 2019 Perşembe

Dördüncü ve Beşinci Gün; Paris

Birinci gün; Bulgaristan
İkinci gün; Slovenya
Üçüncü gün; Venedik
Ve sıra geldi dört ve beşinci günlere ki kendisi Paris olur.

En az 16 saat süren yolculuk sonrasında perperişan Paris’te olduğunu düşündüğümüz ancak Paris trafiği sayesinde merkeze gitmemizin neredeyse bir saat sürdüğü otelimize yerleştik.
Otel nasıl bir şeydi öyle?!
Asansörlerin bir kat çıkması 2 saat sürüyordu sanki. İnternet desen OMG!
Bakınız gene şikayet geliyor. O kadar saat yolda geçtikten sonra bize saat dokuzda çıkılacağı söylendi. Paris'teyiz ama oteldeyiz! İnternetin bile olmadığı otelde!
Bir saat sonra lobide buluşalım desen ne olur sanki.
Yemek için yazanlar oldu da neyse sekizde çıktık.
Yemek yerine götürdüler ve saat ondaki eyfel ışıklandırmasına yetişelim dediler. Biz yemedik o sürede etrafta dolandık. İyi ki öyle yapmışız. Sokaklarda keşfe çıkmak en sevdiğim ♥


Saat başı eyfel ışıklandırılıyor ama biz koştur koştur yetiştik yolda başladı ve zaten 5 dk sürüyor ve sadece yarım saat süre verdiler. Bi' bırakın di mi? Paris’e gelmişiz adamlar bizi otele tıkmaya ant içmiş. Otobüsün hareket etmesi on biri buldu yani bi' ışıklandırma daha izleyebilirdik adam gibi ayarlama yapmış olsalardı. On birdeki ışıklandırmadan sonra araçta buluşalım de, biz de rahat rahat gezelim di mi? Aa yoo olur mu yarım saat yeter strese sokalım yarısı gelsin yarısı otobüsü bulamasın herkes toplandıktan sonra cümbür cemaat benzin almaya girelim!! Biz yokken halletsene bu işi mal!
Ay çok kızıyorum ya aklıma geldikçe bu beceriksiz ve iş bilmeyen hallerine.


Paris'teki ilk gün böyle saçma sapan geçti.
İkinci gün kahvaltıdan sonra rehberimizle buluştuk. Rehberimiz Erasmusla Fransa'ya gelen ama sonra dönmeyen artık orada yaşayan bir Türk'tü. Seine nehri turuyla başladık istemeye istemeye. Aklınızda olsun şehri turlayacaksanız Seine nehrinde tekne turu yapmanıza gerek yok, yine de ille yapacağım derseniz de sabahın köründe gitmeyin. Gün boyu yorulun ondan sonra tekne turu yaparken biraz dinlenmiş olursunuz ve bu size daha keyifli gelebilir.
Bizim tekne turu bittiğinde saat 12.30 idi. Her yeri göremeyeceğimiz için tekne turuyla Paris'e bakmak bir teselli olsa da hala 15 euro tekneye vereceğime, scooter kiralayıp sokaklarında turlasaydım daha çok eğlenirdim diye düşünmekten kendimi alamıyorum.


Sonra iğrenç Paris trafiğinde debelenip Ressamlar Tepesi diye bildiğimiz adının tam çevirisinin Mücahitler Tepesi olduğunu rehberimizden öğrendiğimiz Montmartre Tepesine geldik. Buraya gelirken ünlü Moulin Rouge'un önünden de geçtik ;)
Montmartre'de serbest zaman verildi. Bu turdaki en sevdiğim şey serbest zamanlarımız oldu. Sacre Coeur Bazilikasını gezip Place du Tertre Meydanına doğru yaylandık. Birbirinden yetenekli Ressama portrenizi yaptırabileceğiniz bir yer burası. En çok karikatürünüzü çizen ressamlar ilgimi çekse de hepsi birbirinden başarılıydı.
Burada hediyelik alternatifi de oldukça fazlaydı ve Paris beklediğimden çok daha uygundu.


Sonra Louvre Müzesine geçtik. Ama sadece bahçesinde fotoğraf çektirmek için. Louvre Müzesi 18 yaşın altındakilere ücretsiz. Muazzam bir kuyruk vardı ve serbest zamanımız sadece bir saatti. Çok büyük bir müze burası, hepsini gezmek günlerinizi alıyormuş duymuşsunuzdur illaki. Ben de öyle sanat meraklısı sayılmam ama buraya kadar gelip Mona Lisa ile tanışmamayı da beklemiyordum. Küçük müçük bir de ben göreydim aman da ne küçükmüş diyeydim.. Olmadı.



En son Zafer Takına çıktık ve yaşasın serbest zaman!
Doğru Ladurée! Bari bunu gerçekleştireyim değil mi ama ya!
Cidden cappuccinosu da makaronu da harikaydı. Gene gitsem -ki bir daha Paris'e gitmeyi hiç düşünmüyorum, gene burada bir kahve makaron molası vermek isterim. Hatta İstanbul'dakini de test etmeli değil mi?

Sokaklarda dolana dolana Eyfel kulesine kadar geldik sonra haydi dedik çıkalım!


Birincisi Eyfel Kulesinin insanı etkileyen büyüleyen hiçbir özelliği yok. Gerçekten tam bir demir yığını:) Estetik ve güzel bulan var mı bilmiyorum yakından görünce işler değişir dedim ama ı ıhh..
İyi ki çıkmışız ama. Eyfel Kulesinin güzel bir yanını görmemi sağladı: Sunduğu eşsiz Paris manzarası ♥
Etekle çıkmanızı asla önermem bu arada. Kırk yılın başı etek giymişim onda da neredeyse başıma geçecekti. Ah o mini etekliler hele. Etek giymeyin, demedi demeyin :)


Sonra kapanış için gudubet otele döndük. Tavanı akan otel burasıydı di mi ya :))
İyi organize edilmemiş Paris turumuzun sonuna geliyoruz. Bu arada gene toplanma saatini eyfel ışıklandırmasını kaçıracağımız bir saate vermeleri, ancak toplandığımızda da otobüsü beklememize kaç puan veriyorsunuz?!

Arkası yarın..

17 Temmuz 2019 Çarşamba

Üçüncü Gün; Venedik

Birinci gün; Bulgaristan
İkinci gün; Slovenya

Venedik’e vardığımızda geceydi, otele giriş yaptık ve geceledik.



Otel interneti çok kötüydü moraller bozuldu ahahaja hey gidi internetsizlik:)
Sabah hayal kırıklığı olan kahvaltı sonrası Venedik için otobüslere doluştuk. İndiğimiz yerde rehberimiz Serap Mumcu bizi karşıladı.
Rehberimizin ismini özellikle vermek istiyorum. Onunla gezmek çok keyifli ve bilgilendiriciydi. Instagram sayfasını da takip etmenizi öneririm.
Ama ben her fırsatta ama aslında kibarca turu kötülüyorum ya bakınız bir örnek, Venedik'e vardık maalesef hemen bir ihtiyaç molası verildi beklenilen saatte herkes toplanmadı ve biz tura başladığımızda saat biri geçiyordu. Sizce de tura başlamak için geç bir saat değil mi?
Önceden de dediğim gibi tur düzenlerin kafası görülecek bir yer yok nasılsa 5 dk da yeter şeklinde çalıştığı için geç başlamış erken bitmiş umurlarında değildi. Neyse daha üçüncü günü anlatıyorum çok şikayet etmeyeyim çünkü en güzel kısmı Venedik idi. Serap hoca harikaydı. Venedik tarihine çok hakim, İtalya’da yaşayan bir akademisyen.
Serbest zamanlarla iki saati aşkın bir süre Venedik sokaklarını turladık.
Venedik tarihinden ve güncel haberlerden, İtalyanlardan, yemek kültürlerinden.. her şeyden bahsettik, keyifle turladık.


Burası San Marco Bazilikası.İçine giriş ücretsiz. Ancak serbest zaman verildiğinde açlıktan ölüyorduk bir yerlere gitmek istedik ve Bazilika saat beşten sonra gezilemiyormuş. Aslında topluca yemeğe gitmiyor olsaydık kesin içine girer oradan yemeğe geçerdim ama maalesef. Şimdi başa dönüp neden tura geç başladığımız için serzenişte bulunduğumu daha iyi anlayabiliriz!


Bu bizim tatlı mı tatlı gondolcumuz. İstanbul'a gelirsen gezdireyim seni ablacım, diyecektim de,çocukla çok muhabbet ettik hoca arkadaşlar artık yanlış anlayacak diye söylemedim. Bu arada ne yaptıysam şarkı söyletemedim. Ooo soleeemiiiyoo.. demek bu kadar zor olmamalı :))


Ne yedik?
Ben tabii Pizza yedim. Bayılmadım öyle, ama güzel! Makarnanın da tadına baktım. Tam tahmin ettiğim gibi, benim damak tadıma uygun değil. Makarna yiyip de çok seveni de duymadım bu arada :) Nerede yediğimizi de söylemek isterdim ama şu an aklıma gelmiyor. Instagramda konum vermiş olabilirim. Garsonlarla muhabbet falan ettik çok keyifliydi.
Adımı sordu Seyhan deyince "imposible" dedi "asla söyleyemem." Zaten rehberimiz de İtalyanların dil konusunda yeteneksiz olduğundan bahsetmişti.


Venedik kokuyor diye okumuştum benim de beklentim o yöndeydi hatta çok görmek istediğim bir yer olduğu için, için için beğenmeyeceğimi düşünüyordum.
Ama bayıldım.
Koku sadece bir yerde azıcık duydum o da rahatsız olacak kadar değildi.


Göremediğim yerler (mesela San Marco bazilikasının içi, Santa Maria Della Salute Bazilikası gibi) içimde ukte olarak kaldı.
Venedik tekrar görmek isteyeceğim bir şehir hatta Venedik referansıyla İtalya’nın diğer şehirlerini de görmek istiyorum 💓

Sırada hangi şehir var?
Arkası yarın :)

16 Temmuz 2019 Salı

İkinci Gün; Slovenya

Önce "İlk gün; Bulgaristan" yazısını okumak isterseniz tıklayın.

Programda Sırbistan’dan Slovenya 6-7 saatlik bir yolculuk sonrası varıyoruz deniliyordu ama ben tam olarak hatırlamıyorum yolun ne kadar sürdüğünü.
Dediklerimden hep daha fazla sürdü çünkü.
Slovenya programında Bled gölü ve başkent Ljubljana meydanı vardı.
Turu düzenleyen (kendisine asla rehber demek istemiyorum!) gecikme yaşandığı için Bled gölüne gittiğimizde hava kararmış olacak Bled gölünü atlayalım zira görülecek bir şey yok zaten, dedi (Bundan sonra gittiğimiz her yerde de zaten bir şey yok diyecekti) ama biz, o zaman ilk önce Bled'e gidelim dedik, hava kararınca meydana gidelim.
Zaten Belgrad’ı atladık yani..
atlaya atlaya gezeceğimizin sinyaleri veriliyordu aslında.
Neyse ki kabul etmeyip bizi önce Bled'e götürmesini istemişiz.
Çünkü tam bir doğa harikası insanı dinlendiren yeşilliğin içinde çok huzurlu bir ortamdı.


Daha sonra Ljubljana meydana gittik oradaki heykeller.. köprüler.. hiçbir şey öğrenemeden dolandık.


 Mesela eminim şu kilise kapısının bir anlamı var..


Gittiğim her yer hakkında şimdi bir şey okuyorum bulursam belgeselleri gezi programlarıyla haa demek benim gördüğüm şeylerin arkasında yatan bunlarmış demek istiyorum:)
Mesela şehrin panaromik görüntüsü için bile olsa Ljubljana Kalesine çıkmak gerektiğini okuyorum. Gittiğimizde artık geç bir saatti ama kaleyi fark etmiştik.
Şehir eski ve yeni diye ikiye ayrılıyormuş ve 2016 yılında Avrupa yeşil başkenti seçilmiş.
Küçük bir yerdi burası ama gördüğüm kadarıyla yeşile de doyulacak bir yerdi.
Sanat açısından da dolu doluymuş bu şehir bir sürü müze ve etkinlik varmış.
Ne güzel değil mi, burada sadece birkaç saat geçirmiş olmam? (!)

Bu arada şehrin simgelerinden dragon köprüsünün fotoğrafı burada olmayabilir ama en azından onu gördüm. :))

Neyse daha fazla yazıp özlem duymayayım yapmadığım şeylere. Preseren meydanından ayrılıp Venedik’e doğru yola çıkıyoruz.
 Arkası yarın ;)

15 Temmuz 2019 Pazartesi

Birinci Gün; Bulgaristan


Birinci gün.
Dün dedim ya aslında bu tarz turlar benlik değil diye.
Şimdi ben size neden benlik değil diyorum anlatayım.
Misal Bulgaristan’a geldik. Başkent Sofia’dayız. Ünlü ve tarihi katedraller, Osmanlı yapıları. Saat 12 falandı herhalde geldiğimizde, üçte ise toplanmaya başladık ve otobüsümüze atladık.
Evet küçük bir yer ve evet Bulgaristan da bi' Sofia güzelmiş öyle diyolla.
Ben yine de sokaklarına dalmak Çarşısı’nda kaybolmak.. yani nasıl desem küçükse küçük, yapılacak bir şey yoksa yapılacak bir şey yok, ama gittiğim yeri yaşamak sindirmek istiyorum bence.

Gördüğüm kadarını sevdim ben. Cumartesi olmasına rağmen hiç kalabalık değildi çok sakin, temiz, araçların yaya geçitlerinde durduğu, Türk kebapçısının da olduğu hoş bir yerdi Sofia merkez.


Osmanlı’dan kalan bir çok yer var, mesela kiliseye, sanat galerisine halle çevrilmiş camiler.. üzücü tabii.

Bir cami var meydanda, Kadı Seyfullah cami. 1566 yılından kalan bu küçük cami, Avrupa'nın en eski camilerinden. Dahası okunan ezan dışarıdan duyulabiliyor bu camide. Bizdeki gibi göğe yükselen bir sesle değil tabii. Yakınındakilerin duyabileceği, duyanların da mest olacağı bir yükseklikte. Ben çok etkilendim. ♥



Bulgaristan’dan yola çıkıp Sırbistan’a gittik ama Sırbistan’a vardığımızda geç olmuştu, gümrük işleri beklenilenden uzun sürebiliyor ve bu da bizde olduğu gibi planların aksamasına sebep oluyor. Sırbistan’da kaldığımız otel meydana uzak dediler diye çıkmadık biz otelden ama çıkanlar olmuş çok da yakınmış. Gerçi çok yorgundum ama sanırım bu kadar yakın olduğunu bilseydim bir göz atmak isterdim. Sırbistan’da gece konaklayıp sabah kahvaltı edip, bir ülkeyi sadece otobüs camından görmüş olmanın üzüntüsüyle Slovenya’ya doğru yola çıktık.

Arkası yarın :)

14 Temmuz 2019 Pazar

Kara Yoluyla Avrupa Turu


Hiç bakmayın bana öyle. Kara yoluyla gittim ne var?! 
Evet hiç bana göre değil uçakla gittiğim yolculuklarda bile perişan oluyorum. Ülke sınırları içinde bir yere gidilecekse de uçağı tercih ediyorum ama ne yapayım, siz söyleyin? 
Önüme böyle bir Fırsat çıktı atladım. İkinci kez düşünmedim bile. 
Tam bir çılgınlık. Şimdi size onu anlatacağım; kara yoluyla böyle bir tur yapılır mı yapılmaz mı?

Ben yolculuklarda uyuyamıyorum bunu bir kere daha anladım. ilk gece herkes missler gibi uyurken ben uyuyamadığım gibi sinirlendim, Sümeyyecim de benim ben her dönüşümde (koltukta yer bulmaya çalışırken) uyandı. 
(Sonra Selimiye'ye geldik ama vakit sabah namazı sıraları. Ah o kadar mutlu oldum, gevşedim ve iyi ki dedim ki.. sonra tekrar yola çıktık ve ben gene uyuyamadım ama neyse)  
Sonraki günlerde -ki Havva’ya herkes uyuyor ama ben uyuyamıyorum dediğimde birkaç güne sen de uyursun demişti- ben de uyumaya başladım. Tabii güzel boyun bacak ağrısı eşliğinde. Ama uyudum mu uyudum ;) 

Bizim tur düzenleyen ekipten asla memnun kalmadım. Üzülerek söylüyorum rahat, acemi, bilgisiz kişilerdi. Venedik, Paris, Prag ve Viyana’da orada yaşayan Türk rehberlerle gezildi. Viyana’daki en kötüsü Venedik’teki en iyisiydi.  Bununla beraber tura katılanlar öğretmenler ve öğretmen aileleri idi. Turun en güzel yanı turdaki seviyeli insanlardı. Tabii ki uzun yol, uzun günler. Kişilerin bazı tuhaflıklarını görüyorsunuz 😀 
Namaz molaları verebilmek; molalarda birlikte abdest yeri aramak, Avrupa’nın göbeğinde uygun bir yere seccadeyi serip namaz kılmak ve gruptakilerin birbirine destek olması paha biçilemezdi.

Cuma gece İstanbul Başakşehir’den çıktık yola. ( Bu arada hayatımda ilk defa Başakşehir’e de gittiğimi o yolun da bitmek bilmediğini söylemek isterim :) ) 
Yola çıkışımızdan 13 gün sonra Perşembe günü tekrar İstanbul’daydık. Pardon Başakşehir’de 😄😄sonra ben metro metro metro marmaray metro ile Altunizade’ye döndüm.
(İçses; home sweet home kurban olayım sana İstanbul 💓💓)

Yorucu muydu? Yolda geçen uzun zaman dilimleri çok yordu. Ayaklar şişiyor,asla rahat etmiyorsunuz. Ve Bulgaristan'dan başlayıp Slovenya’ya girene kadar gümrükte yaşadıklarımız çok sıkıcı ve sinir bozucuydu. Ama zaman bir şekilde geçiyor. Bir hayali gerçekleştiriyorsanız buna da çok takılmıyorsunuz. 

Sıradaki yazım, birinci gün: Bulgaristan, olsun.
Öyle devam edeyim.
Hem burada yazdıklarımı açmış olurum hem kısa kısa gittiğimiz şehirlerden bahsederim. 
Kısa kısa çünkü kısa kaldık.
O zamaaaannn..
Arkası yarın ;)

12 Temmuz 2019 Cuma

Friends'e Konuk Olan Ünlü Friendler

Size bu yazımda dedim ya çok sitcomsuz kaldım diye.
İşte ben o kadar uzun zamandır öyle hissediyorum ki on sezonluk olan Friends dizisine bulaştım.
Ve hatta şunu da söyleyeyim bitirdim!
Friends'i zaten izlediğimi sandığımdan bunca sene yanaşmamıştım ama sadece birkaç bölümünü hatırladım izlerken. O da tabii ki George Clooney ve Julia Roberts'lı olan bölümlerdi ve çok güzellerdi.

Bu arada dizi, otuzlarına yaklaşanlar veya otuzların başında olanlar için keyifli bir alternatif olabilir. Hala izlemeyenler varsa.. Zira o dönemleri hatırlamak da güzel, onlarda aynı yaşlarda olmak da..

George Clooney demişken onla başlayalım. ER'daki rol arkadaşı Noah Wyle ile yine doktor rolünde karşımıza çıkıp izleyenleri mest ettiler dersem torpil geçmiş sayılmam herhalde?! ♥


Hemen arkasında yer alan ünlü bence Julia Roberts olmalı.


Julia Roberts'ın olduğu bölümde aynı zamanda Jean Cloude Van Damme da vardı.


Tamam. Şimdi kimle devam etsek...
Gördüğümde en şaşırdığım kişilerle devam ediyorum. Robin Williams ve Billy Crystal, süper konuklar ♥
Çok tatlılardı ♥

Sıradaki en sevdiğim bölümlerden, Rachel'dan nefret eden karakteriyle Brad Pitt'in konuk olduğu bölüm. (Sanırım Brad Pitt'in en yakışıklı olduğu dönem)

Sonra Dr. House olarak tanıdığımız Hugh Laurie. Sahne çok güzeldi, çooookkk ♥

Aslında katıldıkları sırayla burada bahsetmek isterdim ama o biraz mümkün değil, haksız mıyım :))
O yüzden Danny Devito ile devam edeceğim. Çok komikti bu bölüm ya, acayip.. Danny Devito striptizci rolündeydi :)))))


Yoruldum ama aklıma Sean Penn geldi. Hem de birkaç bölümde gördük sanırım Sean Penn'i.

Bitti mi bitmedi! Susan Sarandon da "Arkadaşlar"arasında.

Rachel'ın kardeşlerin rolünde Reese Witherspoon ve Christina Applegate'i görmek de varmış.


Bruce Willis ise gördüğümde çok olduğum kouklardandı. Çok karizmatikti.

Winona Ryder ile bu yazıya son vereceğim. Belki sonra devam ederim, ama şimdilik bu kadar yoruldum. Ve evet Winona Ryder da konuk oldu!!


23 Haziran 2019 Pazar

Second Act

Yazın bu filmin fragmanlarını görünce ne merak etmiş ancak sınav dönemim olduğu için sinemada izleyememiş hatta bunun için bir de üzülmüştüm.
Çok gereksiz yere üzüldüğüm konulardan birini daha şimdi sakin kafayla ve filmi seyretmiş olmanın bilinciyle fark ediyorum.
Jennifer Lopez'i çok beğenirim ben. Özellikle giyindiği zaman :))
Filmlerinin de bazısını sever bazısını.. sevmem :) ama bundan yana ümitliydim.
Imdb puanın düşük olması da umrumda değil çünkü benim düşük puanlı filmleri beğenmişliğim de çoktur :)) bunu da herkes itiraf etmez :)
Artık 40 yaşında eğitimi olmamasına rağmen çalıştığı yerde başarılı biriyken yükselmeyi bekleyen Maya karakteri, terfi beklerken yeni müdürüyle tanışır. Bu duruma çok içerler ancak eğitimsizdir.
Kendisine sahte bir cv hazırlandığında bambaşka olanakların önüne serildiğini görecektir.
Etiketlerin insanı nasıl etkilediğine dair, senaryoda boşluklar olan, oyuncuların çok da iyi rol yapamadıkları bir film.
Keşke bir dizi yapsalardı bu konudan ama.
Oradan oraya atlamış gibi olacağım ama Jennifer Lopez ve Milo Ventimiglia uyumsuzluğuna da değinmeden edemem. Her ne kadar aralarındaki yaş farkı sırıtmamış olsa da kimyalarının uyuşmadığını hissettim.  :))
Hem de çok fazla hikaye vardı bence burada. Gene diyeceğim dizisi olsa ne güzel izlerdim.
Of ya güzel bir film/dizi olsa da izlesek..