7 Ağustos 2014 Perşembe

Acı Söyler Zeytin Ağacı

Can Karabulut, okumayı çok seven, gelecekte bir gün belki yazar olacağını bilmeden çocukluk yıllarından itibaren okumanın yanı sıra yazmakla da ilgilenen taze yazarlarımızdan.
Çeşitli sektörlerden çalıştıktan sonra yazma tutkusuna daha fazla direnemeyip, sevdiği şeyin yani yazmanın peşinden gitmeye karar vermiş.
Acı Söyler Zeytin Ağacı onun ilk kitabı.


Cinius Yayınlarından çıkmış olan bu kitap 97 sayfa.
Hani bir taraf daha çok sever ya, bu daha çok seven tarafın ayrılık sonrası duygularını, olayı anlamaya çalışmasını, geri dön çağrısını, çaresizliğini ve yalnızlığını anlattığı bir kitap. Bir öykü.

Yazarı bazen, güzel ifade etmiş, diye överken bazen de, amma arabeske bağlamış, diye yerebilirsiniz. Öte yandan ayrılık sonrası, kim arabeske bağlamıyor ki?, diye de savunabilirsiniz.

Ben bir günde okudum. Ama bir kaç kitabı bir arada okumayı sevenler günde bir kaç bölüm okuyarak da okuyabilirler. Sanki ona da uygun bir kitap gibi geldi bana.

Taze yazarımıza başarılar diliyorum. Yolu açık olsun.

6 Ağustos 2014 Çarşamba

Anlatabildim mi?

Çok kibar biri olarak görmüyorum kendimi.
Kırılıp dökülmem "höt höt" denir ben gibilere.
Bu yüzden bir insan bana kaba geliyorsa gerçekten kabadır diye düşünüyorum.
Bakalım bana hak verecek misiniz?

En basitinden, bir şey anlattığında 'Anladın mı/anlıyor musun?' diye sormak yerine 'Anlatabildim mi?' diye bitiriyorsa bir insan cümlesini, bu onun inceliğini gösterir.
'Anlatabildim mi?' diye soran bir kişiye 'Anlatamadın' diye cevap veriyorsa karşı taraf; ayıdır, kaz kafalıdır, hatta öküzdür falan.
Doğru cevap "anlamadım" olmalıdır.

Bir insanın 'Anlatabildim mi?' diye sorması, 'sorun bende olabilir' alt metnini içeriyorsa, karşı tarafında 'Anlamadım' diyerek alt metinde 'belki de sorun bendedir' inceliğiyle cevap vermesi gerekmez mi?

İki şey geliyor aklıma:
Ya gerçekten kibarlıktan nasibini almamış bir öküz.
Ya da kötü niyetli birisi.
Öküz olmasını tercih ederim :)

Bir de şunlar var, hepimizin hayatında:
Güzel bir telefon görüşmesi gerçekleştirdiniz, kaparken;
- Sağol aradığın için (veya dinlediğin için) dediniz ve karşı taraf
- Bir şey değil, mi dedi?!
Bütün o güzel muhabbeti çöpe atmaz mı bu cevap?!
Benim içimden elimi telefondan sokup karşı tarafın boğazına yapışmak gelir.
Çok mu zor yani 'sen de sağol' demek? Ya da ne bileyim "aa ne demek ne zaman istersen" demek?!

Bir örnekle konuyu sonlandırmak istiyorum müsadenizle.


The Paradise dizisinin yukarda kullandığım repliğinde Katherine Glendenning kocasından bahsedip, oldukça şanslı olduğunu, söyleyerek hiç hak etmediği halde kocasını övüyor.
Şüphesiz karşısındaki ayının teki olsaydı, evet şanslısınız cidden, derdi. Bu cevap diziyi izlerken çok hoşuma gitmişti.

Abartıyor muyum?
Fazla mı hassasım ya da?
Bilemiyorum anlatabildim mi?!

5 Ağustos 2014 Salı

Her Lovely Heels {Mini Dizi}

Nicedir bir Güney Kore dizisi tavsiye etmemiştim.
Güzel diziye denk gelmediğimden değil, izlemediğimden.

Bu mini bir dizi.
Mini dizilere bayıldığımı söylememe gerek yok.
Güzel zaman geçirten bu mini dizilerin en güzel yanı zamandan çalmamaları. ^.^

Yine mini bir dizi olan Some Kind Of Goodbye yazıma Ayşecim'den gelen yorum üzerine notumu aldım ve ilk fırsatta izledim.

Dizimiz yuvarlak hesap 15'er dakikalik 10 bölümden oluşuyor.
Sadece bu kadar.

Esas kızımız Ji Hoo ilk topuklu ayakkabısını aldığı yerde kendisine ayakkabıyı satan delikanlıdan hoşlanmıştır ancak bir daha aynı dükkana gittiğinde artık o kişiyi göremeyecektir.
Fakat sanmayın ki yollar ayrıldı, bu daha kaderin cilvesi, o yollar tekrar kesişmez mi?
Nasıl kesişecek, sadece on bölüme ne kadar entrika ne kadar drama sığacak, kızın boyu çok mu kısa?
İşte bu soruların cevabını izleyip bir çırpıda öğreneceksiniz.
Ya da zaten izlediniz ve biliyorsunuz :)


Mini diziye bile bu sırtta taşıma sahnesi yerleştirildiğine göre, Korede kızlar kendilerini taşımayan erkeklere yüz vermiyor olmalı :)

Son bölümdeki son sahne yürekleri yakarken...
Esas oğlanımız müdür yardımcısı Oh Tae Soo'nun sözleri kalplerimize kazınmış olmalı:
"Dünya üzerinde birbirinden güzel bir sürü ayakkabı var ama benim için en güzelleri bana doğru gelirken giydiklerin olacak" ♥.♥

4 Ağustos 2014 Pazartesi

Bana Prenses Deme!


Pırıl pırıl kapağa sahip Vefa Enver imzalı kitabımızla haftanın açılışını yapalım.
Taze bitti, vakit kaybetmeden yazısı yazılmalı.
Ola ki tatil için yazın sonunu bekleyenler vardır. Belki Nil'i ve aşklarını da yanında götürmek isterler. ^.^

Şezlongta uzanıp güneşlenirken denize girmeyi unutturacak bir kitap onu baştan söylemeliyim. Hep bir sonraki bölümü merak edeceksiniz.

Babasının prensesi Nil.
Şımarık uyuz bir karakter değil. Varlıklı bir ailenin güzel ve biricik kızı.
19 yaşında. Senelerdir Murat'a aşık. Murat nişanlı ama Nil kararlı: Murat'ı elde edecek!

Önemli karakterlerden biri de Yiğit. Yiğit, Nil'in babasının müşterisi. Nil'den yaşça büyük.. oldukça büyük.
Aralarında görmezden gelmeye çalıştıkları bir çekim ve tabii olarak laf sokma yarışı var.
Yiğit aslında kusursuz bir karakter değil. Vefa Enver kitaplarında sevdiğim yanlardan biri de bu; kusursuz karakterlerle yok artık dedirtmiyor, bilakis hayatın içinden seçtiği karakterleri kusurlarına rağmen size sevdirmeyi başarıyor.
Vefa Enver kitaplarında sevdiğim diğer bir yan ise, güzel bir kıyafetten bahsettiğinde gözünüzde gerçekten güzel bir kıyafet canlanması. Mesela Nil'in Yiğit'in nişanında giydiği -of spoiler :P- pembe elbise.

Keyifli, romantik bir şeyler okumak isteyenler için bire bir.

3 Ağustos 2014 Pazar

Erken Rüya Zamanlar {Kitap Tanıtım}


KİTABIN ADI: Erken Rüya Zamanlar

YAZARIN ADI: Fatma Erdek

EDİTÖR: Nilüfer Savaşer Nişli

TÜRÜ: Türk Roman - Aşk

SAYFA SAYISI : 448


BASKI: 2014


FİYATI: 22 TL

   
Yarım kalan aşklar, tamamlanmamış cümleler gibidir.
Bir hıçkırığa düğümlenmiş itiraflar, bastırılmak zorunda kalınan hevesler, gönderilmemiş, hatta kaleme dahi alınmamış, yürekten yüreğe yazılan mektuplar,
saklanmış duygular, beklenmedik bir veda, zor anlar, zor yıllar…
Ayrılık…
Oysa, söylenecek ve yaşanacak ne çok şey vardı daha.
Aradan geçen yıllar, onların aşklarını güçlendirmekten başka bir işe yaramamıştı. Birbirini kıyamete kadar sevmek için yaratılmış olan
Eser ve Nehir için de, cümle tamamlanmamıştı henüz.

                                                                    ***
Sağ elimle kalbimin üzerine dokundum. Sanki gerçekten de var olan bir yaraya değiyordum. Yavaşça, usulca, aşkla… Ah, kalbim! Bedenimin en iflah olmaz, en söz dinlemez, en laf anlamaz yeriydi. Başkasına dilsizdi, kördü, sağırdı. Sadece Eser oturmuştu oraya ve bir dağ kadar yüksek, bir dağ kadar ağırdı.

***

Sen hep oradaydın Nehir. Gittim sandığında bile ben seni bırakmadım. Yumdum avuçlarımı, sakladım sıcaklığını… Kader bu, biliyorum. Bu, elinde değil insanın. Sevdaların her biri birbirinden farklı. İçerikleri, derinlikleri, hissetme şiddetiyle doğru orantılı. Benimki bir depremdi, bir iç sarsıntısı. Bir vurgun, bir kalp yarılması. Seni gördüğüm gün başladı. Her yaşımda, her yılımda azalır sandım, umdum ama olmadı

2 Ağustos 2014 Cumartesi

Çilek Soslu Muhallebi

"Ne tatlısı yaptın?" diye soranlara "Çilek soslu muhallebi" deyince pek etkilenmiyorlar.
Ancak tadınca...


Bu tatlı harika!
Gerçekten benim favorim oldu.
İlk önce kalabalık bir misafir grubu için tepsi de yapmıştım.
Kupa her ne kadar sunum açısından şık olsa da benim gibi üşengeç biri için zor olacaktı, tepside yapsam ne olurdu?

Tepside yaptım ve servis ederken zorlandım, görüntüsü çok olmasa da bozuldu. Bunun üzerine, ben tatlı almayayım, diyenler oldu.
Ancak tatlımı geri çevirmeyip yiyenler öyle memnun oldu, öyle övdüler ki sonunda yemeyenler de, ay ben de yiyeyim bari, dediler.
Olay aynen bu şekilde cereyan etti abartı yok!

Tabii dersimi aldım, bu tatlıyı kupalarda servis edin. Yani mutlaka deneyin.
Tarifi unutuyordum neredeyse. Tarif burada. Linkte harika sunumu da görün benimki ne kadar uyduruk anlayın :)

1 Ağustos 2014 Cuma

İzlemeniz Gereken 10 Romantik-Komedi

Hep son çıkanlarda gözümüz.
Oysa kim bilir eskilerde ne kitaplar ne filmler göz ardı ediyoruz?

Hep en popüler, en son çıkanı izlemek veya onu ilk izlemek gibi derdiniz yoksa sizi  doksanların büyülü romantik komedilerine götürmek istiyorum.

Doksanlara torpil geçip, doksanlı yıllarda çıkmış romantik komedilerden ufak bir liste hazırladım.
Hepsi çok sevdiğim tekrar tekrar izleyebileceğim  filmler.
Klasik falan değiller, kişisel zevkimi yansıtmaktadırlar. Yaşıtlarım neyse de, gençlere armağanım olsun :)

1- One Fine Day
Başrollerini Michelle Pfeiffer ve George Clooney'in oynadığı, en az 500 kere izlemiş olduğum, sonunda George Clooney'e aşık olduğum için torpilli falan olduğunu düşünmeyin. (1996)

2- While You Were Sleeping
Sandra Bullock ve Bill Pullman'ın başrolünü üstlendiği film tekrar tekrar izlediyip çok sevdiklerimden. (1995)

3- Only You
Robert Downey, Jr. ve Marissa Tomei başrollerde. Bak bu filmi pek kimse bilmez, hele Robert Downey Jr. severler genç Robert'ı kaçırmasın! (1994)

4- Pretty Woman
Bak işte bu film bir klasik! 1990 yapımı bu filmde Julia Roberts ve Richard Gere'i başrollerde izledik. (Bunu izlemeyen yoktur herhalde)

5- Runaway Bride
Pretty Woman'dan 9 yıl sonra Julia Robets ve Richard Gere'i tekrar bir araya getirmesi açısından önem taşır ama ben Pretty Womandan daha çok severim bu filmi. (1999)

6- My Best Friend's Wedding
Julia Roberts'tan devam ediyoruz ama kendisi gençliğinde romantik komedi kraliçesiydi ben ne yapabilirim. Film aynı zamanda Cameron Diaz'ın kariyerindeki en önemli filmlerden. (1997)

7- Music From Another Room
Offf. İlk izlediğim zamanı hatırlıyorum. Hey gidi günler. Jude Law bir harika dostum! (1998)

8- Sleepless In Seatlle
Bu film beni depresyona sokuyor. Sözde romantik komedi ama o kadar gerçekçi ki. Meg Ryan çok fazla film izleyen ve en sonunda filmlerdeki aşkların olmadığını anlamış bir kadın rolünde. Ama gelin görün ki işler onun içinde film gibi sonuçlanıyor. Meg Ryan'a Tom Hanks Eşlik ediyor. (1993)

9- You Have Got A Mail
Tom Hanks ve Meg Ryan internetin hayatımıza yeni yeni girdiği dönemde internet arkadaşlıkları üzerine bu filmle bir çoğumuzu ekrana yansıttılar. Sleepless In Seatlle'dan sonra bu film ne kadar harika bir çift olduklarının kanıtı adeta. (1998)

10- Ten Things What I Hate About You
Julia Stiles ve genç yaşta kaybettiğimiz Heath Ledger'ın başrol oldukları bu film listedeki tek 'okullu' film. (1999)

Doksanlar romantik-komedilerine katkı sağlamak isterseniz, memnun olurum *.*