6 Nisan 2014 Pazar

Babamın Dükkanı

Bugünü tanıtımlara ayırdım.
Şimdi de instagram hesabınızdan takip edebilmeniz için bir sayfa tanıtacağım.
Sevgili Emilianata arkadaşımız babasının kızı olduğunu ispatlayıp, onun izinden gitmeye karar veriyor.
Babasının dükkanını Instagram hesabı sayesinde ayağınıza getiriyor.


Birinden güzel objelere babamindukkani hesabıyla (ve linkiyle)  irtibata geçerek ulaşabilirsiniz.
İlgili kişilere ulaşmasına vesile olursam ne mutlu.


Bu arada Instagram'da ben: The_Syhn

Masumiyet Çağı


Kendisini kıta Avrupa`sının kökleşmiş ve kemikleşmiş alışkanlıklarından soyutlayarak, yeni tarz bir yaşama biçimi ve yeni tarz bir sosyete yaratmak hevesindeki Amerikan burjuvazisi, kendilerine Avrupa`dan geçmiş pek çok alışkanlığı küçümserken, aslında benzer bir hayatın içinde yaşadıklarını bilmiyorlardı.
Hayata bakışları da öyleydi. Bir kadın için en kötü evlilik dul kalmaktan daha iyiydi. Ama evlenilecek erkeğin duruşu, sosyal statüsü ve serveti, seçimleri zora sokuyor, bayanlar arasındaki rekabeti arttırıyordu. May, Archer ile evlenmek konusunda çok istekliydi; Archer`ın kalbi ise Madam Olenska`daydı ve onun kocasından boşanıp kendisiyle evlenmesi için elinden geleni yapıyordu.

Madam Olenska ise, ne servetten vazgeçiyor, ne de Archer`a duyduğu sevgiden. Gizlice yapılmış anlaşmalar, kadınların ayak oyunları, gizli buluşmalar, küçük ama ayıp karşılanan tensel yaklaşımların gölgesinde var olmaya çalışan bir aşk... Ama kimin aşkı daha gerçekti? Hem kıtalar ne fark ediyordu ki? Aşk, Amerika`da da Avrupa`da da aşktı...

Amerikan edebiyatının önemli kadın yazarlarından biri olan Edith Wharton, aşkın masumiyetini anlatırken bu yoldaki her türlü gizli kapaklı işi kabul edilebilir sayan Amerikan toplumuna da eleştiri getirmekten alamıyor kendisini.
Pulitzer Ödüllü bu romanı okurken May`in acısını yaşayacak, Archer için endişelenecek ve Madam Olenska`nın durumuna şaşıracaksınız. 20. Yüzyıl Amerikan edebiyatının önemli kadın yazarlarının başında gelen Edith Wharton, dünyadaki ününü Masumiyet Çağı adlı kitabına borçludur. Yayımlandığı andan itibaren artan bir şekilde ilgi görmüş olan bu kitap okuyucularına muhteşem bir hikâye vadediyor.

Eser Adı: MASUMİYET ÇAĞI
Yazar adı : EDITH WHARTON
Çevirmen Adı : GİZEM GENÇ
Yayınevi : ALTIN BİLEK YAYINLARI
Orijinal adı : THE AGE OF INNOCENCE
Orijinal dil: İNGİLİZCE
Türü : EDEBİYAT AŞK
Katkıda Bulunanlar : İLKER BALKAN
Basım Tarihi: MART 2014
Basım Bilgi si: (3. Basım)
Sayfa Sayısı: 359
Etiket Fiyatı: 17,50 TL
Çıkış tarihi : 13.03.2014

5 Nisan 2014 Cumartesi

Mercimek Köftesi Senin Neyine?

Ay mercimekler yeteri kadar haşlandı mı? Üzerine biraz daha su koyayım mı? Su fazla mı oldu?
Tereddütleri eşliğinde mercimek köftesi yapmak için hazırlanırken:
Kısır neyine yetmiyor he, diye kızdım kendime. Mercimek köftesi senin neyine?!


Boşuna telaşlanmışım, fotoğrafta soğanlar çiğ gibi dursa da pek güzel oldu. İlk defa deniyorum. Annem çok sever onun için öğrenmek istedim. Daha evvel annem de denemiş başarılı bir sonuç elde edemeyince mercimek köftesi işinden elimizi eteğimizi çekmiştik.
Geçtiğimiz günlerde arkadaşım Seda yapmıştı, ben de kendisinden tarifi aldım ve bir cesaretle yaptım. Beceremeyip rezil olmayı da göze almak gerekiyordu, bu riski de aldım.
1 su bardağı mercimekten denedim..
1 su bardağı mercimeği 3 su bardağına yakın suda haşladım, su azalınca ocağın altını kapatıp yarım su bardağı ince bulguru ekledim ve demlenmeye bıraktım. Bu işin zor kısmıydı, geriye soğanla salçayı yağda kavurup eklemek, yeşillikleri ilave etmek ve şekil vermek kalıyordu.

Verilmiş en şahane tarif değil bu farkındayım. Ben zaten benim tarifimi uygulayın diye anlatmıyorum, cesaret edin diye anlatıyorum bunca şeyi.
-Öyle de bilgece laflar ederim :)))-

4 Nisan 2014 Cuma

Playful Kiss

Kuzenim bana adını hatırlamadığı bir Kore dizisi anlatıyordu. Adının bir önemi yok sen sabıkalısın, dedim. Senin önerdiğin bir diziyi daha izlemem.
"O* eski bir yapımdı bak bu yeni. Boys Over Flowers'taki turuncu kafa oynuyor, saçları kahverengi. Çok güzel ya izlesene", diyor ben de hiç oralı olmuyordum.
Benim bilgisayar çökünce ben telefona online dizi izleyebileceğim bir program yükledim. O programı kuzenime anlatırken (nasıl kanka olduğumuz da ortaya çıktı) Playful Kiss'i gördü "işte sana anlattığım dizi" dedi.

Sonra nasıl oldu bilmiyorum ben bu diziye başladım :)


Şimdi ben şayet bu diziyi izlediysem, tamamen kızın tatlılığından ötürü izledim.
Romantik komedi şeker bir dizi. Ancak esas oğlanımız kabalıkta sınır tanımayan biri. Tam bir hödük. Benim, ne kadar kabaysa sonradan o kadar nazik bir aşık oluyor, tezimi çürüten bir hödüklük.
Kendisine aşık kızdan aldığı aşk mektubunu inceleyip, yazım yanlışlarını işaretleyip, kıza iade eden bir hödüklük.
Kereta bir de tatlı ki sormayın ama. Kırk yılın başı lütfedip bir gülümsüyor da dört köşe oluyoruz.


 

Esas kızımız Oh Ha Ni ise körkütük aşık! Nasıl bir ısrarlı sevgi nasıl bir aşık ama sinir etti beni. Mimiklerini özellikle çok sevdiğimi söylemek isterim. Sevdiğime de şaşırdım aslında, başka bir oyuncuda ters etki yapabilirdi ama bu kıza çok yakışıyordu.

Ama asıl favorim Baek Seung Jo'nun annesi idi.


Güzelliği, tatlılığı, şıklığı bir tarafa, hep kızın yanındaydı ^.^

Dizinin konusuna hiç değinmediğimi fark ettim (Her zamanki gibi). Nasılsa ilgililer izlemiştir. İzlemeyi düşünenlere de tavsiyem bu sevimli dizi izlemeleri yönünde olacağı için konuya ihtiyaç duymayacaklardır :)

*Kuzenimin bana önceden tavsiye ettiği, benim hiç beğenmediğim ve bu nedenle artık senin önerilerini izlemem dedirten dizi ise My Girl'dür.


Bu vesileyle ayrı bir post yapmak yerine buradan bu diziyi sevmediğimi, kızın aşırı aşırı yapmacık olduğunu, kıyafetlerdeki ve takılardaki aşırılığın bayağılıkla yarıştığını, baş roldeki adamın doğallığı ve yakışıklılığından kelli diziye sonuna kadar dayandığımı söylemek isterim.

3 Nisan 2014 Perşembe

Tony Danza'nın Son Hali

Tony Danza kim mi?

Yapmayın "Who is the boss"u unuttunuz mu?

O mu ne ?

Cidden mi? Hatırlamıyor musunuz, unuttunuz mu?


'Who Is The Boss' diye bir dizi vardı, izlerdik çok küçükken. (Biliyorum hatırlayanlar çıkacak)
Yıllar yıllar sonra CNBC-e orijinal diliyle tekrar izlememizi sağlamıştı hani..
Seksenli yıllarda başlamış, doksanlı yıllarda son bulmuş, ülkemizde de gösterilmiş, o dönem için oldukça popüler bir tv serisi.
Dizideki housekeeper Tony Micelli'yi canlandıran Tony Danza'ya rast geldim geçenlerde yabancı magazin sitelerini gezerken. Ne kadar yaşlanmış.

Bir insanın ne kadar yaşlandığını anlamanız, aslında kendi yıllarınıza tanıklık etmenizi ve yaşlandığınızı anlamanızı sağlıyor. Hele ki şimdi diziyi hatırlayan bilen birileri çıkmazsa, bana bundan böyle nineciğim diye hitap edebilirsiniz.


Haksız mıyım ama şaşırmakta. Ben onu sol taraftaki haliyle bıraktım. Öyle kalmayacaksa karşıma da çıkmamalıydı.

Peki ilk görselde hemen yanında duran kızı rolündeki Alyssa Milano'yu tanıdınız mı?


O pek değişmemiş, yıllar yaramış hatta değil mi?


Bir işe giriştik madem tam olsun, bu da dizideki ana-oğul. Merak ederdiniz koymasam bilmez miyim ben :)

2 Nisan 2014 Çarşamba

3 Idiots

Ne zamandır Hint filmlerine geçiş yapmak istiyordum.
Hint filmleri öneren hemen her bloga bunu yazmışımdır: Ben de izleyeceğim.
Hint filmlerinden oluşan bir listem var ve listemin ilk sırası tabii 3 idiot'undu.

Beni de artık Aamir Khan hayranları grubuna ekleyebilirsiniz.
Evet bir film hayranı olmam için yetti! Sırada diğerleri de var. Beni dışlamayın :)



Film beklediğimin de üstündeydi.
Çok güleceğimi düşünüyordum. Çok güldüm.
Ama böyle duygulanacağımı tahmin etmemiştim.
Ve tabii filmin bir de eleştirel bir yanı vardı ki, gerçekten çok hoştu.
Ranço karakteri ise zaten harikaydı.

Hindistan'ın en iyi mühendislik okulunda arkadaş olan üç kafadarın dostluklarını anlatan filmde, sürprizler de var, danslar da.
İlk dansta "ne gerek var illa ki dans edecekler", derken ikinci dansta çok zevkli olduğunu kabul ettim :)
Tıpkı Kore film ve dizilerinde olduğu gibi, bolca ingilizce vardı. Neden böyle acaba :/



Tavsiyem izlemeniz yönünde olacaktır ki, zaten izlediniz değil mi?
Hint filmleri listeme katkıda bulunmak isterseniz önerilerinize açığım.

1 Nisan 2014 Salı

Zoraki Koca {Şahane Gelin - Yemin}

Çok satanlar beni daima paradoksa itmiştir.
"Çok satıyor Seyhoş okumalısın!" ve "Çok satıyor Seyhoş, popüler şeylerden uzak dur."

Bir şeye sık sık rastlamak herkeste aynı etkiyi yapmaz. Bende iki etkiyi birden yapıyor ama, onu henüz çözemedim :)

Şunu demek istiyorum, Fatih Murat Arsal kitapları son zamanlarda gerek bloglarda gerekse çok satanlar/en çok okunan listelerinde dikkatimi çekiyordu.
Okumalı mı? Okumamalı mı?
Derken bir kitabın arka kapak yazısını okuduktan sonra kayıtsız kalamadım.
Bugünün geleceğini aslında tahmin ediyordum da, bir seriye kapılacağımı nereden bilebilirdim :)

Benim merak ettiğim kitap Yemin, serinin ikinci kitabıydı ve öncesinde hakkını vererek ilk kitaptan seriye giriş yapmalıydım. Dolayısıyla; merhaba 'Şahane Gelin'!


Bir kaza sonucu çarptığı kızla evlenmek zorunda kalan, şehirli zengin yakışıklı Osman.
Ve bu durum Osman tarafından defalarca yüzüne vurulacak olan, el değmemiş köylü güzeli Gülay.
Sert mizaçlı erkek ve yumuşak huyu güler yüzüyle herkesi kendine hayran bırakan kadın arasında bir çekim, zamanla sevgiye dönüşse de, iki taraf da karşı tarafın sevgisinden bihaber olduğu için itiraf edemeyeceklerdir.

Konuyu anladıktan sonra neler olacağını kestirebiliyorsunuz, diye burun kıvırabilirim aslında, ancak elinizden bırakamayacağınız da bir gerçek :)
Bu tarz bir kitap için sayfa sayısı fazla bence. Kişi, mekan ve eşyalar süssüz anlatılmış. Ancak FMA okuyucularının beklentisi bu yönde olduklarını gözlemlediğim için bu bir eleştiri sayılmaz ^.^

Gelelim asıl hedefim olan 'Yemin'e.

Sert, suratsız, gizemli bir koruma ve her ne kadar aksini iddia etse de ona çoktan abayı yakmış patron kızı.
Tabii ki güzel kızımız her fırsatta delikanlıyla uğraşacak, konuşturmaya ilgisini çekmeye çalışacak.
Karanlık geçmişiyle böyle temiz bir kızla oynamak istemeyen Kara, kızdan ne kadar uzak durabilecek dersiniz peki?

Yan hikaye sağlam, Afrika tasvirleri, adetleri inandırıcı.
Ancak bu kitap önceki kitaptan yaklaşık 200 sayfa fazla. Sonuçta önceki hikayeyle birleştiği, olayların birbirini tamamlaması için gerekli bir uzunluk olduğuna karar verdim.
Gördüğünüz gibi torpil bile yapıyorum artık.

Çok uzatmadan iki kitapta da beni rahatsız eden bir şeye daha değineyim, okuyan diğer kişilerin dikkatini çekti mi merak ediyorum.
Kitap hoyratça kullanılan ünlemlere ne diyorsunuz?
Yani bence bir insanın sakince dediği "Tabii ki"yi ünlemle ifade etmezsiniz. Diyaloglarda neredeyse nokta sıklığında ünlem kullanılmış.
Ünlem konusunda hassasım ^.^
Abarttığımı düşünüyorsanız alın okuyun sonra konuşalım :)