Mart Menekşeleri Sarah Jio'muzun ilk kitabı.
Aynı zamanda Arkadya Yayınevinin de ilk kitabı.
Bundan bir yıl kadar önce Arkadya Yayınevi 'Mart Menekşeleri'yle yayınevleri arasında yerini aldı.
Geçtiğimiz günlerde de aynı yayın evinden, aynı yazarın üçüncü kitabı dilimize çevrildi, kütüphanemize katıldı.
Ben yazarın ilk olarak ikinci kitabını okudum. Biliyorsunuz: Yağmur Sonrası.
O kitabın yeri hala ayrı bende. Yağmur Sonrası'nı okur okumaz Mart Menekşelerini de okumaya karar verdim. Ve sanırım aynı haftalarda kitabı aldım.
Ancak okumak için aylar geçmesi gerekti, geç fırsat buldum.
Öncelikle dürüst olmam gerekirse Yağmur Sonrası tadını alamadım. Hikayede açıklar vardı ve bazı şeylerin son ana kadar saklı tutulması rahatsız etti beni. Sinirlendirdi biraz sanki :)
Beklentim yüksekti evet bunun etkisi büyüktür illa ki.
O yüzden ilk bu kitabı okumuş olmayı dilerdim açıkçası.
'Yağmur Sonrası'ndan sonra okuyacaklar için bunu not düşüyorum. Yoksa çok fazla seveni var bu kitabın. Kitap okumayı sevmediğini söyleyen kuzenim bile gözlerinin yanmasına karşın gece okumalara doyamamış ve çok etkilenmiştir mesela.
Sürükleyici, merak uyandırıcıdır ve kesinlikle sıkmaz sizi.
Konusuna gelince, eşinden henüz boşanmış yazar kızımız Emily, biraz kafa dağıtmaya yengesinin yanına adaya gider. Burada geçirdiği günlere, kimin yazdığını bilmediği bir günlük eşlik edecektir. Acaba günlük kime aittir?
Bu kitabın bir diğer özelliği ise, ikinci kadının da bir kalbi olabileceğini düşündürmesidir bence.
Not: Okuyanlardan muhakkak yorum bekliyorum ^_^
2 Aralık 2013 Pazartesi
30 Kasım 2013 Cumartesi
Hasta Ziyareti Kombini
Eski fotoğrafları karıştırıyordum da...
Şeyda'ya güya hasta ziyaretine gittiğimiz günden karelere rastlayıp keyiflenince yazmak istedim.
Bizde hasta ziyareti, hasta toparlamaya başlayınca gidilir ki bize hizmet edebilsin.
Fatma'ya hasta ziyaretine gidip en son halay başı olduğumu hatırlıyorum.
Gittiğim yere şifa götürdüğüm doğrudur :)
Şeyda'cım da boş durmamış sofrayı şenlendirmişti o gün. Ucundan azcık göstereyim:
Bu köşesinde de benden esintiler görebilirsiniz *kalp*kalp*
Kombine gelirsek, işin esprisi orada.
Pembe tütülü kız. İşte o benim!
Sanırım artık düşes olduğumdan şüphe etmezsiniz.
Hepinizi sevgiyle selamlıyorum ^_^
Etiketler:
arkadaşlar
,
basic kombin
,
düşes
,
eski dostlar
,
hasta ziyareti kısa olur
,
kızlar
,
kombin
,
tütü
28 Kasım 2013 Perşembe
Demirovski Buluşması
Nereden başlasam?
Şu çılgınla tanışmamı nasıl anlatsam?!
Aslında her şey Pudra Tozu'nun "ben artık Demir'i görmek istiyorum, onu sevmek istiyorum" serzenişleri sayesinde oldu diyebilirim.
Handan İzmir'e dönmeden Yıldız işe başlamadan, ayarladık ve ta taaa!
Bu altın saçlı çocuğu yemelere doyamadım. Çok enerjik, güleç, coşkulu. Enerjisi bana yansıdı resmen beni de coşturdu. Okumak için sabırsızlandığım elindeki kitap,Yıldız'ın hediyesi. ♥♥
Şu çılgınla tanışmamı nasıl anlatsam?!
Aslında her şey Pudra Tozu'nun "ben artık Demir'i görmek istiyorum, onu sevmek istiyorum" serzenişleri sayesinde oldu diyebilirim.
Handan İzmir'e dönmeden Yıldız işe başlamadan, ayarladık ve ta taaa!
Bu altın saçlı çocuğu yemelere doyamadım. Çok enerjik, güleç, coşkulu. Enerjisi bana yansıdı resmen beni de coşturdu. Okumak için sabırsızlandığım elindeki kitap,Yıldız'ın hediyesi. ♥♥
Velinimet diye metrobüse denmezse neye denir bilemiyorum.
Yoksa neredeyse farklı şehir sayılacak kadar uzağız birbirimize.
Demir'in hafızama adeta kazınan sözüyle bu yazıyı noktalıyorum:
"Doktor bana şeker yeme dedi sadece yala dedi"
^_^
Yıldız'ın daha aktif olduğu instagram hesabından takip edebilirsiniz: yildizt
Etiketler:
blog buluşması
,
blog camiası
,
demirovski
,
gingerbread latte
,
noel kahvesi
,
tarih84 pudra tozu
,
toffe nut latte
26 Kasım 2013 Salı
Şans Bilekliği
Cathy Lamb'in dilimize çevrilen ikinci kitabı.
Ephesus Yayınları sayesinde "Rüzgarla Gelen"i okuduk, Rüzgarla Gelen sayesinde yazarla tanıştık.
"Rüzgarla Gelen"i okuyan herkes, benim gibi, yazarın diğer kitaplarını merak etmiştir.
Çevrilse de okusak, demiştir.
Bu yüzden "Şans Bilekliği"ni görünce çok heyecanmış, bir an önce okumak için sabırsızlanmıştım.
'Rüzgarla Gelen'i aldıktan çok sonra okumuş, bunca zaman onu rafta beklettiğim için üzülmüştüm, bu kez öyle yapmadım.
Kitabın başlarında kikir kikir güldüm. Sesli sesli tutamayarak, tutmam gerektiğini unutarak güldüm.
Şans Bilekliği'nde, çocukluğunda yaşadığı ve üzerinden atamadığı sıkıntılarla yiyerek başa çıkmaya çalışan ve aldığı kiloların hayatını tehdit etmesi sonucu bir dizi operasyondan geçip zayıflayan, ancak ezikliğini üzerinden atamayan Stevie ile müşerref oluyoruz.
İsmi, beni yanılttığı gibi sizi de yanıltmasın Stevie bir kadın.
Kendisi farkında olmasa da güzel bir kadın.
Hikaye, bir geçmişe gidip Stevie'nin çocukluğuna iniyor, bir günümüze geliyor. Neden böyle olduğunu, nasıl değiştiğini öğreniyoruz. Stevie anlatıyor bana. Ay pardon bize :)
Kitabın Pudra Tozu yorumu için burayı, Nabrut yorumu için burayı tıklayabilirsiniz.
Ephesus Yayınları sayesinde "Rüzgarla Gelen"i okuduk, Rüzgarla Gelen sayesinde yazarla tanıştık.
"Rüzgarla Gelen"i okuyan herkes, benim gibi, yazarın diğer kitaplarını merak etmiştir.
Çevrilse de okusak, demiştir.
Bu yüzden "Şans Bilekliği"ni görünce çok heyecanmış, bir an önce okumak için sabırsızlanmıştım.
'Rüzgarla Gelen'i aldıktan çok sonra okumuş, bunca zaman onu rafta beklettiğim için üzülmüştüm, bu kez öyle yapmadım.
Kitabın başlarında kikir kikir güldüm. Sesli sesli tutamayarak, tutmam gerektiğini unutarak güldüm.
Şans Bilekliği'nde, çocukluğunda yaşadığı ve üzerinden atamadığı sıkıntılarla yiyerek başa çıkmaya çalışan ve aldığı kiloların hayatını tehdit etmesi sonucu bir dizi operasyondan geçip zayıflayan, ancak ezikliğini üzerinden atamayan Stevie ile müşerref oluyoruz.
İsmi, beni yanılttığı gibi sizi de yanıltmasın Stevie bir kadın.
Kendisi farkında olmasa da güzel bir kadın.
Hikaye, bir geçmişe gidip Stevie'nin çocukluğuna iniyor, bir günümüze geliyor. Neden böyle olduğunu, nasıl değiştiğini öğreniyoruz. Stevie anlatıyor bana. Ay pardon bize :)
Kitabın Pudra Tozu yorumu için burayı, Nabrut yorumu için burayı tıklayabilirsiniz.
Etiketler:
cathy lamb
,
ephesus
,
ephesus yayınevi
,
kitaplar
,
roman
,
rüzgarla gelen
,
şans bilekliği
22 Kasım 2013 Cuma
Bunu Blogumda Paylaşabilirim. Hürriyet Benim.
Hürriyet; gündeme dair cesur bir projeyle karşımızda. TBWA\ISTANBUL'un hazırladığı proje kısa zamanda oldukça ses getirdi. Din, dil, ırk, cinsiyet ayırt etmeden bireysel özgürlükleri konu alan projenin amacı Türkiye'nin dört bir yanından insanların hürriyetlerini dile getirmeleri ve seslerini duyurmaları...
Bu proje katılımcıların kendi hürriyetlerini anlatmaları için tasarlandı, katılımcılar videolarını oluştururken ilham versin diye de bir film hazırlandı.
Hürriyet, herkesi kendi hürriyet cümlelerini yazmaya ve hürriyet şarkılarını yaratmaya davet etti. Kullanıcılar içinde kendi fotoğraflarının da olduğu hürriyet filmleri yaratabiliyor ve bu filmleri sosyal medyada dilediğince paylaşabiliyor. Ayrıca seçtikleri mesaj ve fotoğraflarından oluşan bannerı hurriyet.com.tr sayfalarında yayınlanıyor. Kısaca proje tamamıyle interaktif bir proje olarak kurgulandı. www.hurriyetbenim.com üzerinden ilham verici videoyu seyredebilir, kendi video ve bannerınızı yaratabilirsiniz.
"Hürriyet Benim" filmi, daha TV’ye çıkmadan viral olarak sosyal medyada gösterildi ve çok kısa sürede yayılarak; sosyal medyada konuşulmaya ve paylaşılmaya başlandı. Kullanıcıların katkılarıyla yapılan klipleri Twitter'dan #hürriyetbenim hashtag'iyle takip edebilirsiniz.
Ben de kendi videomu oluşturdum ve benim için hürriyetin ne demek olduğunu anlattım. İzlemek için;
http://hurriyetbenim.hurriyet.com.tr/video.aspx?k=2KZ1MYOFKJE
Bir boomads advertorial içeriğidir.
21 Kasım 2013 Perşembe
Çalıkuşu Bitiyor Mu?
Çalıkuşu'nun yeniden çekileceğini duyunca heyecanlanmış, yeni Çalıkuşu için oyuncu seçimlerini eleştirmiştik.
Ne çabuk geçti ki o günler bu gün burada "Çalıkuşu bitecek mi?" diye soruyoruz.
Oyuncu konusunda her ne kadar Burak Özçivit'e karşı gelsem de izlediğim dizideki Kâmran'ı çok güzel canlandırdığı için beni o kadar rahatsız etmemişti ama elbette bu Kâmran kitaptaki Kâmran değildi. Neyse yine başa dönmeyelim :)
Çalıkuşu yayından kaldırılıyor mu?
Şimdi bana göre isabetli olur. "Neden, ne güzel izliyorduk?!" derseniz, Çalıkuşu sevgimizi son damlasına kadar sömürdüler. Sırf bu yüzden bile yapımcılar hak etti.
Daha başlamadan bu kadar sevilmesinin nedeni kitaptı ki, kitaba uygun kalmayı çok erken bıraktılar.
Tamam birebir aynısı olmasını beklemiyorum ama ruhu?
Ruhunu daha uzun süre koruyabilirlerdi.
Bu yüzden biterse, sadece aç gözlü davranıp, mini dizi yapıp zirve bir final yapamadıkları için yapımcılar ve kanal adına üzüleceğim.
Yoksa Çalıkuşu; Fahriye Evcen hayranlarına yeni hayranlar eklemiş, Kâmran ise Burak Özçivit hayranlarını ikiye üçe katlamıştır.
Oyuncuların kayıpları yok yani benim açımdan.
Ancaaaak.. Gelin görün ki Tims dizinin yayından kaldırılmayacağını açıkladı.
Öyleyse bize Çalıkuşu 8. bölüm kıyafetleri üzerine yorum yapmak düşer!
Önce şu karadulun hoş, gözlerden kaçmayan, mor ve yakası kürklü (ki yapaydır kızmayın) mantosunu aradan çıkartalım!
Sonradan tadımız kaçmasın diye ilk evvela bunu yazmak istedim, siz anladınız beni.
Ah Çalıkuşum..
Feride'nin jileleri pek yakışıyor kızımıza.
Özenenlerin dikkat etmesi gereken şey; Fahriye'nin fiziği!
Besime'ciğime kızmıyorsunuz değil mi? (Bunu, izlediği fragman sonunda ağlama noktasına gelip, Besime bana bunu nasıl yaparsın?! diyen biri soruyor)
Bu bölüm benim favorim Kâmran! Kıyafet seçiminden dolayı yani ^_^
Yelekli takım elbiselere ayrı, uzun ceketli 'İstanbul beyefendisi' takımlarını ayrıca severim de ben.
Yukarıda ahkam kestim yine, 'kaldırılırsa kaldırılsın', diye falan ama bu bölüm çok duygulanmakla beraber "Fondan sahnesine" bayıldım. Çok doğal ve çok yerinde minicik bir değişiklikle, tek kelimeyle harikaydı.
Besime'den ziyade beni vuran sahnesi ise Feride'nin kendini fotoğraftan kestiği sahne idi:
Yaktı geçti içimi.
Üstelikte Kâmran bu kadar mutlu mesut aynı fotoğrafa bakarken...
Şunu da ekleyip susuyorum. Mobilyada yenilikten yanayım ama Kâmran'ın yatak başına tek kelimeyle bayıldım!
Çalıkuşu 8. bölüm repliklerini okumadan geçmeyin.
Sizi aydınlattığım için Rica ederim ^_^
Ne çabuk geçti ki o günler bu gün burada "Çalıkuşu bitecek mi?" diye soruyoruz.
Oyuncu konusunda her ne kadar Burak Özçivit'e karşı gelsem de izlediğim dizideki Kâmran'ı çok güzel canlandırdığı için beni o kadar rahatsız etmemişti ama elbette bu Kâmran kitaptaki Kâmran değildi. Neyse yine başa dönmeyelim :)
Çalıkuşu yayından kaldırılıyor mu?
Şimdi bana göre isabetli olur. "Neden, ne güzel izliyorduk?!" derseniz, Çalıkuşu sevgimizi son damlasına kadar sömürdüler. Sırf bu yüzden bile yapımcılar hak etti.
Daha başlamadan bu kadar sevilmesinin nedeni kitaptı ki, kitaba uygun kalmayı çok erken bıraktılar.
Tamam birebir aynısı olmasını beklemiyorum ama ruhu?
Ruhunu daha uzun süre koruyabilirlerdi.
Bu yüzden biterse, sadece aç gözlü davranıp, mini dizi yapıp zirve bir final yapamadıkları için yapımcılar ve kanal adına üzüleceğim.
Yoksa Çalıkuşu; Fahriye Evcen hayranlarına yeni hayranlar eklemiş, Kâmran ise Burak Özçivit hayranlarını ikiye üçe katlamıştır.
Oyuncuların kayıpları yok yani benim açımdan.
Ancaaaak.. Gelin görün ki Tims dizinin yayından kaldırılmayacağını açıkladı.
Öyleyse bize Çalıkuşu 8. bölüm kıyafetleri üzerine yorum yapmak düşer!
Önce şu karadulun hoş, gözlerden kaçmayan, mor ve yakası kürklü (ki yapaydır kızmayın) mantosunu aradan çıkartalım!
Sonradan tadımız kaçmasın diye ilk evvela bunu yazmak istedim, siz anladınız beni.
Ah Çalıkuşum..
Feride'nin jileleri pek yakışıyor kızımıza.
Özenenlerin dikkat etmesi gereken şey; Fahriye'nin fiziği!
Besime'ciğime kızmıyorsunuz değil mi? (Bunu, izlediği fragman sonunda ağlama noktasına gelip, Besime bana bunu nasıl yaparsın?! diyen biri soruyor)
Bu bölüm benim favorim Kâmran! Kıyafet seçiminden dolayı yani ^_^
Yelekli takım elbiselere ayrı, uzun ceketli 'İstanbul beyefendisi' takımlarını ayrıca severim de ben.
Yukarıda ahkam kestim yine, 'kaldırılırsa kaldırılsın', diye falan ama bu bölüm çok duygulanmakla beraber "Fondan sahnesine" bayıldım. Çok doğal ve çok yerinde minicik bir değişiklikle, tek kelimeyle harikaydı.
Besime'den ziyade beni vuran sahnesi ise Feride'nin kendini fotoğraftan kestiği sahne idi:
Yaktı geçti içimi.
Üstelikte Kâmran bu kadar mutlu mesut aynı fotoğrafa bakarken...
Şunu da ekleyip susuyorum. Mobilyada yenilikten yanayım ama Kâmran'ın yatak başına tek kelimeyle bayıldım!
Çalıkuşu 8. bölüm repliklerini okumadan geçmeyin.
Sizi aydınlattığım için Rica ederim ^_^
20 Kasım 2013 Çarşamba
Marry'nin Düğünü
4 bölümden oluşan "North & South" damağımızda resmen ingiliz dizilerinin tadını bırakınca, Downton Abbey'e başladık.
Downton Abbey izlemenizi tavsiye ederim ama bugünkü konumuz Marry ile Matthew'un düğünü.
İzlemiyor ve izlemeyi düşünüyorsanız spoileri yediniz :)
Dizi zaten zarif kıyafetlerden geçilmiyor. Şapkalar ise... Ah o şapkalar...
Neyse gelelim düğün gününe. Gelin kızımız daha hazırlanıyor. Bakınız annesi, düşes yani Cora'yı incelerken ne dediğine kulak kesilelim:
Anlatmamı istediğin bir şey olsa sorardın değil mi yani eminim biliyorsundur?
Densiz Edith (ortanca kız kardeş) ise her zamanki gibi:
Şimdiiiii.. aramızda yabancı yok, ben bu sabahlığı gelinlik sandım ilkin :)
Değilmiş tabii..
And... Here comes the bride...
Adamların bakışlara dikkat!
Kısa kesiyorum yoksa, kiliseye gelirken yolda bekleyen insanlar, fayton.. hepsinin görüntüsünü almışım :) Kilisedeyiz:
Kontes'e bayılıyorum ayılıyorum. Cora'nın annesi de gelince süper oldu ya!
Üçü bir arada:
Downton Abbey izlemenizi tavsiye ederim ama bugünkü konumuz Marry ile Matthew'un düğünü.
İzlemiyor ve izlemeyi düşünüyorsanız spoileri yediniz :)
Dizi zaten zarif kıyafetlerden geçilmiyor. Şapkalar ise... Ah o şapkalar...
Neyse gelelim düğün gününe. Gelin kızımız daha hazırlanıyor. Bakınız annesi, düşes yani Cora'yı incelerken ne dediğine kulak kesilelim:
Anlatmamı istediğin bir şey olsa sorardın değil mi yani eminim biliyorsundur?
Sybill en küçük kız kardeş. Sybill'e en başından beri hastayım, ama ilişkisini hiç onaylamadım :) Düğünde de çok güzeldi:
Densiz Edith (ortanca kız kardeş) ise her zamanki gibi:
Şimdiiiii.. aramızda yabancı yok, ben bu sabahlığı gelinlik sandım ilkin :)
Değilmiş tabii..
And... Here comes the bride...
Adamların bakışlara dikkat!
Sapsade bir gelinlik. Ama Marry ne zarif! Babasının ve Carson'ın bakışları 10 numara!
Tabii ki mutfakta hummalı bir çalışma var:
Kısa kesiyorum yoksa, kiliseye gelirken yolda bekleyen insanlar, fayton.. hepsinin görüntüsünü almışım :) Kilisedeyiz:
Kontes'e bayılıyorum ayılıyorum. Cora'nın annesi de gelince süper oldu ya!
Üçü bir arada:
Ve Matthew, Marry'i ilk kez gelinlikle görür *kalp*kalp*kalp*
Etiketler:
cora
,
daisy
,
diziler
,
downton abbey
,
duchess
,
edith
,
ingiliz asaleti
,
ingiliz dizileri
,
marry and matthew
,
marry matthew wedding
,
sybill
Kaydol:
Kayıtlar
(
Atom
)

































