11 Kasım 2013 Pazartesi

Sarah Jio'yu Tanıyalım

Sarah Jio'nun üçüncü kitabı olan "Böğürtlen Kışı"nı kazanmak için hala şansınız devam ediyor.
Ama az zamanınız var! :)
Kazanma şansınız bu linkte!

Biz de bu vesileyle, ülkemizde giderek bir hayran kitlesine sahip olan yazarımızı tanıyalım.


Yazarı Arkadya Yayınlarının bizi Mart Menekşeleriyle tanıştırmasıyla tanıdık.
Güzel bir kapak, püsküllü ayraçlar.. Arkadya Yayınları da, Sarah Jio'da hayatımıza usulca girmiş oldular; bundan bir yıl önce!


Sarah Jio evli ve üç çocuk annesi. Bir de özellikle belirtilen, çorap çalmaktan hoşlanan köpekleriyle yılın dokuz ayının yağışlı geçtiğini bildiğimiz Seattle'da yaşamaktadır.
Asıl mesleği gazetecilik olan Jio, kitap çalışmalarının yanı sıra, çeşitli gazete ve dergilere makaleler yazmaya devam etmektedir.


Dilimize üç kitabı çevrilen Sarah Jio'nun çevrilmesini beklediğimiz iki kitabı daha var!
Merakla ve heyecanla bekliyorum.

10 Kasım 2013 Pazar

Böğürtlen Kışı Hediye Ediyorum!

Arkadaşlar bu hediye kaçmaz!

Zira Sarah Jio imzalı!
Üstelik yorum bırakan bir değil, iki kişiye gidecek kitap!

Yani blogumun izleyicisiyseniz (değilseniz yan taraftan izlemeye aldıktan sonra) Arkadya Yayınlarını Facebooktan beğenin, Twitter'dan takibe alın ve bu yazıya yorum bırakın.
Arkanıza yaslanın ve 3 gün sonra kazanan talihlilerden biri olmak için bekleyin!

"Böğürtlen Kış"ım olmasaydı ben katılırdım bu çekilişe!

9 Kasım 2013 Cumartesi

Hepimiz

Bu kitaba bir yerlerde rastladınız mı? Bilmem.
Ama eğer rastladıysanız muhakkak merak etmişsinizdir.


Bu bir gerçek yaşam öyküsü.
Kim Noble çoklu kişilik bozukluğundan mustarip. Ve maalesef rahatsızlığının teşhisi çok geç konuluyor.

Kitabı yazan, Kim Noble'ın bedeninin içinde yaşayan ve şuanda dominant karakter olan Patrica.
Hayatı boyunca asılsız iddialarla karşılaşmış, yapmadığı şeylerin cezasını çekmiş, bambaşka yerlerde uyanmış vb.
Korkunç. Çok korkunç.
Annesinin 'çok fazla yıkanıyorsun' diye kızmasına rağmen bir kere bir banyo ettiğini hatırlamıyor mesela. İlgi alanlarına göre diğer bir karakter ortaya çıkıyor çünkü.
Anlatabildim mi, bilemiyorum.
Ve Kim Noble bir anne. Patrica kızı Amelie'yi doğurduğu anı hatırlamıyor, çünkü onu doğuran Kim Noble'ın bedeninde yaşayan başka bir karakter: Dawn.
Neredeyse size tüm kitabı anlatacağım.

Kitap şüphesiz çok ilginç. Gerçek hayat hikayesi olmasa "Bu kadar da olmaz! Olamaz!" derdim.
Zira akıl hastanesinde yatıp 24 saat izlendiğini gençlik döneminde bile tanı konamamış.
İşte bu tanı evresinde sıkıldığımı itiraf edeyim. Çünkü tekrar tekrar aynı şey oluyor ve kimse nasıl fark etmiyor?! Sinirleriniz bozuluyor tabii.
Ama nasıl tanı konulduğu kısmı; rahatsızlığını kabullenişi, diğer kişiliklerle irtibata geçmesi ve resim hobisiyle kitap akıcı bir şekilde bitiyor. Sabredip okuduğunuza kesinlikle değiyor. 

Bir diğer eleştirim de kapağa gelecek. Orjinal kapakta Kim Noble karakterlerininden birinin yapmış olduğu bir tabloyu kullanmışlar. Madem öyle, o kapakla bizde de basılmasını isterdim.

Nabrut'un bu kitap hakkında yazdıklarını çok merak ettiğim için hemen oraya geçiyorum.

7 Kasım 2013 Perşembe

Çalıkuşu 6. Bölüm Kıyafetleri

Bu hafta, Çalıkuşu'ndan soğumamdam mütevellit hiç izlemek istemedim ancak bu bölüm biraz toparladıklarını görünce memnun da oldum. Kıyafetleri ise kaç bölümdür yazmıyorum ancak bu gün bölüm yazmaya değer kıyafetler yok muydu sizce de?
Besimeciğimden başlamalıyım. Bu sabahlığından. Bayıldım zira!

Ve lacivert sadece yakası boncuklu, sade hoş gömleğine..


Gelelim Ferideciğimize. Fahriye Evcen'in bu dizideki mimikleri bana Türkan Şoray'ın Yeşil Çam'ın "yeşil çam"ken çekildiği filmlerindeki halini hatırlatıyor. Sizi bilmem.



Lacivert tunik gibi şeyi (Allah'ım betimlemede doruktayım!) ve o şeyin üstüne giydiği kırmızı ceket, altındaki kloş etek.. Kloş eteğin altından çıkıp etek içliği havası katan detay.. Güzel değil de ne?!

Adı batasıca Kötü kadınımız Neriman:


Üste görmüş olduğunuz dizinin son anlarında üstünde olan bu kıyafet beni çok güldürdü ya. Bu kadar mı karakterine uygun bir halde çıkıp gelir insan. Kötü değil ama aklıma Cadı Sila geldi! :)

Aynı zamanlarda Feride'nin üstüne giydiği ise çok ama çok hoşuma gitti. Ne yazık ki görsellerde pek belirgin değil ancak siz de izlediğiniz için neden bahsettiğimi anladınız.

Not: O lacivert şey ile bu elbisenin yakası aynı tarz. Ve benim adım da Seyhansa ben bu detayı bir yerde kullanırım, kaydettim. Ha ben kullanana kadar butikler, markalar yapmaya başlar ben de bıkarım, o ayrı ;)

Çalıkuşu 6. bölüm repliklerini okumadan geçmeyin ayrıca!

Sevgilerimi sunarım efendim. Eklemek istediğiniz bir şey varsa çekinmeyin yorum bırakın! ^.^

6 Kasım 2013 Çarşamba

Si Belle Chocolatier

Ah geçenlerde butik bir cafedeydim.
Dedim, burayı size göstermeden olmaz. Görmelisiniz, gitmelisiniz, çikolata yeyip, kahve içmelisiniz.
Gitmelisiniz dedim ama benim oturduğum yere öyle yakın ki gelmelisiniz demek istedim :D

Diyorum size İstanbul'u gezmezden evvel kendi mahallemdeki, kasabamdaki mekanları bir bir keşfetmeliyim aslında.
Adresi vereceğim size merak etmeyin. Ama bakalım güzel fotoğraf var mı elimizde?!

 Pembe-beyaz, akça pakça, ferah huzurlu bir mekan.
Edith Piaf eşlik ediyor kahveleri yudumlarken.
Hayallerinin peşinden koşan birinin işi bu belli.
Tatlı sahibesi Sibel'le konuşunca anlıyoruz ki haklıyım, pastacılık üzerine ihtisas yapmış, ne yaptığının, ne istediğinin, ne anlattığının bilincinde bir insan.
Abartmıyorum cidden çikolatası da kahvesi de çok harikaydı. Belki de içtiğim en güzel türk kahvesiydi.
Keşke yolunuz düşse buraya. Ya da düşürseniz siz. Pazar günleri kapalı ama unutmayın da.
Çoğalsa ki böyle yerler.. işini seven insanlar çoğalsa.. aşkla açılsa dükkanlar..
Ve daha bir sürü güzel dilek...

Hep beraber hayallere dalmazdan evvel adres vereyim size.
Burhaniye mah. Yunus Emre sk. No:17/A Çamlıca-Üsküdar


Gidip de çikolata almadan dönmek olmaz değil mi?

Not: Instagramdakiler sizden önce öğrendi burayı ve belki de daha bir çok yeri; The_Syhn olarak twitter ve instagramdayım ^.^

4 Kasım 2013 Pazartesi

Master's Sun


Dizi So Ji Sub'un dizisi olunca, eş zamanlı izlemeyelim, diretmelerimi geri aldım.
Ay ben bi' özlemişim bu adamı, bi' özlemişimmmm...
Bir de dizi şahane çıkmadı mı?
Diziyi izlediğim süre zarfında keyfime diyecek yoktu. Keyfime diyecek yoktu dediğime bakmayın, dizinin gidişatına göre moralim düzelip bozuluyordu.
Çin'den nişanlısıyla geldiğinde depresyona girip sonraki bölümde neyse ki çıktım.
Ve neyse ki bütün bu ruhsal dalgalanmada yalnız değildim.
'Twitter film club'ımız sağ olsun ne yaşadıksa beraber yaşadık :D



Şunu söylemekte yarar var. Ben karanlıktan korkmam. Gece kalkar ışığı falan açmadan mutfağa gider suyumu içebilirim mesela, ya da tuvalete gidebilirim.
Bu dizi romantik komedi olabilir ama içinde hayaletler var. Ve ilk bölümler sanırım tırstım.
Yoksa bir anda evin içinde koşturduğunu gördüğüm çocuğu ve o gece manyak bir kabus görmemi nasıl açıklarım?!

Başroldeki kızı, yani Tae Gong Shil'i canlandıran Gong Hyo Jin'i hiç sevme(zdi)m. Hatta bir üzüldüm bu dizide So Ji Sub'la baş rolde oynayacak diye. Ama bölümler ilerledikçe bayıldım kıza. Nasıl tatlı, nasıl güzel rol yapıyor, hatta bir ara kıyafetleri azcık toparladı sevgim tavan yaptı :)


Joo Joong Won rolünde başkanımız So Ji Sub ise göz dolduruyordu. Allah'ım o mimikler, o her an sanki gülecek ama zor tutuyormuş gibi hali, defol demesi...

İkinci adamımızın hakkını yemeyelim, Reply1997 ile kore dizileri içinde belki de en sevdiğim karaktere hayat veren Seo In Guk vardı. Tabii ki çok tatlı ve centilmendi. Yani sanırım, So Ji Sub'un olmadığı sahneler biraz bulanık bende :P
Yalnız So Ji Sub'un saçı hakkında yorumumu söylemek isterim. Model hoşuma bile gitti ancak bir terslik vardı sanki. Kalıp gibiydi. Güzel bir modelin kötü kesilmiş versiyonuydu adeta.
Sevdiğim insanları eleştirebilmem ne kadar objektif olduğumun bir kanıtı olsa gerek :D



Uzun Lafın kısası bu diziyi izleyelim, izletelim.
Neredeyse Nabrut'un şahane Master's Sun yazısına link vermeden yazıyı sonlandıracaktım. Görselleri de kendisinden temin ettim bu vesileyle teşekkür edeyim. Ona ve diğer club üyelerine ^.^

1 Kasım 2013 Cuma

Bakire - Nancy Pickard


Merakla okumayı beklediğim sonra da merakla okuduğum bir kitabı anlatmaya geldi sıra.
Kitap konusunu gereğinden fazla bilgi vermeden nasıl anlatabilirim size, onu düşünüyorum.

Abby ve Mitch.
İki genç aşık.
Mitch'in tanık olduğu ama anlam veremediği vahşet nedeniyle Abby ve en iyi arkadaşıyla bile vedalaşamadan, hiç şey açıklamadan, ailesi tarafından başka bir şehre, başka bir okula ve başka bir hayata götürülür.

Abby Mitch'e, Mitch ise çok daha fazla insana kızgındır.
Ve aradan yıllar yıllar geçer...

Mitch'i şehirden uzaklaştıran vahşeti kitabın ilk sayfalarında öğreneceksiniz.
Sonrasını da merakla okuyacaksınız.
Açıkçası merakla okudum ama beklentim çok düşüktü, dedim, kesin saçma sapan bir neden çıkacak meydana. Ama yoo.. benim hoşuma gitti.

Eğer kitap okurken meraklanmayı, olayları çözmeyi seviyorsanız bu kitap tam size göre.
Hemen Nabrut'un yorumuna bakmalı. Elbette beraber okuduk! :)