seyahat ya resullallah etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
seyahat ya resullallah etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Ağustos 2025 Salı

Sevilla


Sevilla’ya vardığımda şehrin masalsılığını hissedemedim. Doğru durakta mı indik? Oteli rahat bulabilecek miydik? Bu gibi dertlerim vardı ve internete kavuşunca son buldu. Otele doğru giderken şehrin masalsılığını hala anlayamamıştık ama ısınmaya başlamıştık. Her anlamda! Temmuzda Sevilla! O kadar sıcaktı ki hava! Bir birine benzeyen o dar sokaklardan geçerken, şimdiden sevmiştim, sıcağa rağmen sevmiştim.


Otele yerleşip vakit kaybetmeden tekrar dışarı çıktık. İlk durağımız şehrin modern yüzünü görmek için Metropol Parasol’a oldu. Damağımda modern sanat izleri kalmasın önceden göreyim bitsin dedim. Yerel halk buraya “Las Setas” yani “Mantarlar” diyor. Dünyanın en büyük ahşap yapısıymış. Üst platformdan şehir izlenebiliyor. 5 euro bilet. Bilet kullanıldıktan bir saat sonra tekrar kullanılabilir diye duydum ama deneyimlemedim. İlgisine ;)

 
Akşam ise ışık gösterisi oluyormuş ama bizim gittiğimiz tarihte yokmuş çünkü hava çok geç kararıyor. Hala içimde bu bilgiyi teyit etmediğim için pişmanlık var belki de yeterince geç gitseydim ışıklandırmalı halini görürdüm diye düşünmeden edemiyorum. Ama bana yok dendi! Burası yapılırken Roma kalıntılarına rastlanmış ve aşağısında da Roma dönemine ait o kalıntıları görmek mümkün. Sevilla, altı tarih üstü tarih... miis..



İlk gün ertrafı turladık belediye binasıdır meydanlardır gezdik. bir yoldan geçerken elindeki koca yelpazesini sallayan bir kadının cazibesine kapılıp flamenko gösterisine katıldık. Önceden bilet bakmıştık ama böylesi daha güzel oldu. Hem dinlendik hem eğlendik, bir saat boyunca danslar müzik..


Günün on durağı ise nehir kenarındaki Altın Kule oldu. Burada ikindi namazımızı kılıp güneşin bayışını izledik. Nasıl yorgunuz ama nasıl..
Müslümanlar tarafından limanı korumak için yapılmış bu kule, vaktiyle güneş vurduğunda altın gibi parlayan taşlarla kaplıymış. Rivayete göre, Endülüs’ten çıkarılan son altınlar burada saklanmış. Güneş batarken kuleye baktım, ve Sevilla’nın geçmişinin hâlâ ışıldadığını hissettim. 
Ve yarın sabah için hazırdık. 



İlk durağımız biletimizi getyourguidedan aldığımız Alcázar oldu. Kapısından içeri girince, zaman geri sardı. 10. yüzyılda Müslüman hükümdarların yaptırdığı bu sarayın çinileri hâlâ Arapça dualar fısıldıyor gibiydi. Efsaneye göre, Kral Pedro burada sevgilisi María de Padilla ile gizli buluşurmuş. Hatta sarayın serin taş kemerlerinin altındaki havuzlar “María de Padilla’nın Banyoları” diye anılıyor. Orada durup suya bakarken, gerçekten de sanki geçmişin gölgeleri önümden geçti.

Sonra, tabii ki Sevilla Katedrali. Katedralin dev kapılarının önünde durdum. Burası sadece bir ibadethane değil, bir meydan okuma anıtıydı. 1401’de inşaata başlarken “O kadar büyük yapalım ki gören bizi deli sansın” demişler. Gözüm devasa sütunlardan yukarı kayarken, aklıma içeride yatan Kristof Kolomb geldi. Mezarının gerçekten burada olup olmadığı hâlâ tartışmalı ama dört kral heykelinin tabutunu taşıdığı anıt o kadar etkileyici ki, doğruluğunu sorgulamıyorsun. Ben ikna oldum şahsen.

Katedralin yanındaki Giralda Kulesi’ne çıktım. İlginçtir, 34 rampa var ama hiç merdiven yok; Müslüman müezzinler ezan okumak için atla/eşekle çıkarmış zamanında. Ben de rampaları tırmanırken kendimi pek bir Endülüs atlısı gibi hissettim. Atın/eşeğin üstünde çıkmak ister miydim, bilemiyorum. Tepeden baktığında, Sevilla’nın portakal ağaçlarıyla süslü avluları göz alabildiğine uzanıyor. Değişik duygular içindeyim. Demek eskiden cami minaresiydin. Buralarda ezanlar okundu öyle mi. Cami önce kiliseye çevrilip sonra yıkılıp yerine bu gösterişli katedral yapıldı demek.. Aradan yüzyıllar geçti ve ben geldim artık çan kulesi olan bu eski minareden şehre baktım öyle mi?..

İkindi vakitlerinde, Plaza de España’daydık. 1929 fuarı için yapılan bu yarım daire biçimli meydan, adeta bir masal sahnesi. Abruğanın en güzel meydanlarından biri. Henüz sıcak diye kimsecikler yok etrafta. Seramik bankların her biri İspanya’nın bir eyaletini temsil ediyor. Etrafımda kayıkla gezenler vardı. Gitar çalanlar, flamenkocular henüz ortada yoktu. Star Wars'un bazı sahnelerinin burada çekildiğini biliyor muydunuz.

Daha gezilecek yerler var gün de müsait ama pilimiz bitti. Yoksa helal yemek iyebileceğimizi üniversite caddesine çok yakınmışız. anca otele döneriz markete gideriz, derken akşam keyfi için meydana çıkarız.


3. güne geldiğimizde artık çok iyi biliyordum yolları. Vay be amma uzatmışız ilk gün yolları diye komik bir acıyla fark ediyorum. Tekrar gelmek isterim Sevilla'ya. Ama bu sefer endülüs tamamlıyayım. Sonra bi de Fas yapayım. Bir zamanlar ne kadar uzak hayalerdi benim için. Bunun şükrü nasıl yapılır Allah'ım. her saniyesi için sonsuz şükürler. O sokaklarda gezinen her bir hücrem için sonsuz şükürler Yüce Rabbim. 

Not: Çok harika fotoğraflarım var ama nedense bilgisayarden seçerken göstermiyor, hangisini seçeceğimi fotoğrafların numaralarına göre de ayarlayabilirdim, yani eskiden olsa yapardım ama şimdi öyle bir sabrım yok. rastgele seçtim, yazıya uygun yerlere koydum kendimce. Instagram hesabımda daha çok ve özenle seçilmiş fotoğraflara bakabilirsiniz. Ama - zaten - gerçekten hiçbir fotoğraf gözün gördüğü güzelliği yansıtmıyor. Görmek isteyene nasip olsun.

8 Mayıs 2025 Perşembe

Mısır | Egypt


Başlığa Egypt da yazdım ki yemelik mısır sanmayın.
Öncelikle şunu belirteyim ki bu yazıyı yazalı çok uzun zaman oluyor. Ama yayımlamamışım. Çok gergin bir yazı sizi bekliyor çünkü hislerimi yoğun yoğun yazmışım. Oysa aklımda kalanlar çok güzel, komik.

Başlangıçta Mısır hakkında yazmamın nedeni, “benim düştüğüm hatalara siz düşmeyin” demekmiş; yazıya da bunu söyleyerek başlamışım. Belki bir gün işinize yarar, sansürsüz paylaşayım dedim yazımı.


Tursuz gittik ve bu bizim için bir hataydı.
Neden hataydı? Çünkü çok farklı bir yer. Çok zor bir yer. 1-2 gün bocalıyorsun. Zaten 4 gün kaldığını düşün, yarısı gitti bile. Diğer 2 günde de “ama her şeyi çözdüm” modunda değilsin ki. Ziyan etme günleri, turla git turla!

Bir de yetiştiremedik. O şokla ne yapacağımızı bilmez hâlimizle planı oturtamadık, listemizin yarısını anca gördük.

Her şey çok uygun — müzeler dışında. Onlara güzel paralar veriyorsun.
Uber çok ucuz. Taksi pazarlığına girmeye gerek yok. Deli bu millet herhalde. Uber 30 TL’ye dünyanın bir ucuna gidiyor; 25 liraya gitmek için mi taksiyle savaş veriyorsun?

Sonra bizi çok korkuttular: Yok çok yapışıyorlar, yok hep para istiyorlar, hep bahşiş, deveye bindin mi indirmiyorlar, valizi vermiyorlar... Bunları nerelerde yaşamışlar bilmiyorum ama bize öyle yapışan olmadı.
Bahşiş verdik mi? Verdik! Bol bol.
Birincisi verdiğimiz para, para değil; ikincisi de fakir bir halk zaten, acıyorsun, vermek istiyorsun ki!.. Çok fakir bir ülke, tek geçim kaynakları turizm. Bunun lafını edecek bir tarafı yok. Bizi de bu yönden sinir eden olmadı.

Valla o piramitleri, o firavun mezarlarını gezerken; o dönemde de zenginin çok zengin, fakirin çok fakir olduğu antik Mısır’ı canlandırmak pek zor olmadı benim için. Şimdi de öyle.

İddia ediyorum, Mısır’ın trafiğine ne kadar hazır olursanız olun, şok olacaksınız.
"Benim diyen İstanbul şoförü" 10 dakika araba kullanamaz.

Korna birçok anlama geliyor ki, kornaya basmadan duramıyorlar. İnanılmaz gürültülü. Utanmasak karşıdan karşıya geçmek için Uber çağıracaktık. O kadar zor ki karşıya geçmesi.

Beklediğiniz gibi bir Mısır yazısı olmamış olabilir.
Mısır, benim de beklediğim gibi değildi.
Büyüleyici tarihi ve dehşet kaosu içinde geçen günlerden sonra ülkeme dönmek çok sevindiriciydi.
İstanbul’a geldiğimde, İstanbul bana o kadar sakin geldi ki... İstanbul!

Mısır hakkında bir şey anlattığımda, bizim ülkemize benzettikleri zaman acayip kızıyorum.
Ağzını topla! Türkiye cennet, cennet!! Vallahi öyle.

Bunu orayı küçümsemek için demiyorum.
Batının oyunları, dışa bağımlılık, ne zaman belini doğrultmak istese gelen darbeler!..
Kolay değil yaşadıkları.
Burada kesmezsem çok uzatıp makaleye çevireceğim yazıyı çünkü artık bu konu ciddiyetsizlik kabul etmez.

Kendi halkıma basiret ve feraset dileyerek yazımı bitireyim.

Yavaş yavaş, Hasan Şaş... :)


Ocak ayında yazdığım yazıyı olduğu gibi buraya aldım ama şimdi sakin kafayla şunu eklemekte fayda var (buraya kadar okunur mu bilmem): Gidecek olup da okuyanın yanına kâr kalır :)

Grupla giden biri bana Instagram’dan yazdı, bizim çok güzel gezdiğimizi; turla gittikleri için memnun kalmadıklarını söyledi. Listede olan birçok yerin sadece önünden geçtiklerini belirtti.
En çok şundan etkilendim: Müzede sadece bir saat geçirmişler!
Sadece o kadar serbest zaman verilmiş.
Biz müzede yarım gün sıkılmadan gezdik, rahatlıkla tüm gün de gezilebilirdi hani.
Bunu duyunca “iyi ki turla gitmemişiz” dedim, yalan yok.
Ama müze çok sevmiyor, aktivite seviyorsanız hem Sharm’a uyguna gidip hem de Kahire’ye günübirlik tur yapabilirsiniz.
Müzede bir saat asla yetmez diye düşünsem de bu alternatif birçok turisti tatmin eder.
Ama açıkçası Sharm benim hiç ilgimi çekmiyor.

28 Ocak 2025 Salı

Tunus

Siz hiç kendinizi birden Tunus'ta buldunuz mu? 
Ben buldum.

Kasım ara tatiliydi. Tüm öğretmenler yüz yüze seminerlere katılacağını düşünüyor tatil planı yapmıyordu.
Çok güzel Sırbistan bileti bulmuştum ben mesela, ama izin alamazdım. Haksızlık olurdu. Böylece biletler günden güne pahalandı. Ama umurumuzda değildi. çünkü biz zaten seminerde olacaktık...
Derken...
Bakan seminerleri online yaptı. En çok sizin hakkınız dedi, en çok bizim ihtiyacımız vardı tabi, online olsundu ama keşke insanlara önceden söylenseydi.

Plansız kaldı mı tüm hocalar böyle 😕

Sonra WhatsApp'ta bir mesaj.. Tunus turu! Of ben bi' heyecanlandım. Tunus'a değil, ben hep Tunus'la Fas'ı karıştırdığımdan :) Artık karıştırmıyorum.
Neden? 
Çünkü Tunus'a gidip gördüm:)


Uzun lafın kısası hiç hesapta yokken, hem de hiç hesapta olmayan arkadaşla Tunus'a gittik. Tüm hesapta olmayan şeyler gibi harikaydı.

Hava çok güzel, Tunus çok otantik, çok farklı, yol arkadaşım desen harika. Tunus zaten hem tarihi anlamda hem turistik anlamda güzel. Doyurucu bir tatil geçirmiş oldum.

Nerelere gittik peki?
Tunus, Kayrevan, Eljem, Sousse, Manastır, Sidi Bou Said, Kartaca, Hammamet ilk aklıma gelenler.
Sidi Bou said, en pahalı en turistik, en temiz, bizim Ege'ye benzeyen her köşesinde fotoğraf çekilmelik bir yer, Nebile ise fiyatlar yönünden en uygun yerdi. Ama fiyatlar genel olarak bize göre uygun. Nebile gitmezseniz de önemli değil. Pazarlığı unutmayın tabii yine de.

Gittiğimiz her yer güzeldi. Tek tek yazmıyorum ama herhangi bir tur listesine bakmanız yeterli, görülecek yerler için. 
Rehberimiz de genç ama bilgili ve enerjik bir çocuktu, fenomen de sayılır. Hemen instasını vereyim @theturkishguide Ahmet Gülmez.

Aradan aylar geçmiş neden şimdi Tunus'tan böyle yüzeysel de olsa bahsettim?
1- Bir kardeşim yazını bekliyoruz demişti, ondan beri yazmak niyetindeydim.
2- E ben şimdi Mısır'ı anlatacağım size :)

23 Ağustos 2024 Cuma

Khiva #gün4-5



Buhara‘dan ayrılıyoruz. Yol 6 saat sürecek. Biraz korkutucu: Kızılkum çölünü aşacağız, bu 6 saat nasıl geçecek?! Otobüsümüz rahat klimalı, iki tur yolcuları bu yolculuk için birleşti. Yolda sadece namaz molası verdik. Rehberimiz Sümeyye'nin de dediği gibi, hani kadınlar daha fazla konuşuyordu? Diğer rehber Aybek bey yol boyu bir şeyler anlatmak suretiyle yolu bizim için çekilir kıldı. Buhara’ya kara trenle geçişimizden uzun sürmesine rağmen çok daha rahat geçti bu altı saatlik yolculuk. 2 gece burada konaklayacağız 


Hive hakkında pek bir şey bilmiyordum. sadece gidenlerin orayı çok beğendiğini, masal kenti  diye bahsedildiğini duymuştum. Bakalım nasıl bir yer. Ama önce yemek.. İlk olarak diğer ekibin kale dışındaki otelinde açık büfe akşam yemeğimizi yiyoruz. Özbek mantısı bile var. Sonra kale içindeki otelimize geçiyoruz. Bu otelde çok eğleneceğiz ama henüz farkında değiliz. Hazırlanıp ilk tur için çıkıyoruz ve kapkaranlık! Bu ne?! Resmen çağ değiştirdik, ama göremediğimiz kadarıyla bile çok sevdik 🥰


Arkeolojik bulgular kentin tarihinin altıncı yüzyıla kadar indigini gösterse de adına ilk defa onuncu yüzyılda iki Arap gezgini seyahatnamesinde rastlanan bu şehir, 17. yüzyılda Hive Hanlığı’nın başkenti oluyor. Göreceğimiz tarihi eserler 17. yüzyıldan kalma. 1991’de de Dünya mirası listesine alınmış. Özbekistan’ın batısında Harezm bölgesinde bulunan ve gerçekten çok güzel korunmuş, çok otantik, labirent sokaklarda kaybolma garantili, "0(sıfır)" bulan ünlü alim Harezminin şehri. Sadece o da değil tabii. Ünlü gök bilimci ve matematikçi Birûni'nin de gene bu topraklarda yetiştiği bilinmekte. Valla bu topraklarda bir şey var. Bu kadar medrese boşuna değilmiş demiştim size. 


İç kale kısmında yeni bir yapı yok. En yeni yer 100 yıllık.
İlk olarak ziyaret edilen yer Muhammet Emin Han medresesi ve hemen önündeki Kalta Minor hikayesi olan minarelerden. Buhara’yı görecek şekilde  85 m olarak planlanan minare Muhammet Emin Han’ın ölmesi nedeniyle yarım kalmış bu haliyle 29 metre.

Köhne Ark sarayının yazlık camine girip oradan köhne arkı geziyoruz. Her yer çok güzel ve çok benzer. Çiniler büyüleyici 🤩 

Hiva hanlarının kabul odasının önünde sıra bekliyor sonra kabul odasına giriyoruz ama asıl taht Rusya'daymış buraya öylesine bir taht konulmuş. Demek ki Rusya’ya da gitmemiz lazım 🤭 ben buradan onu çıkardım. 



Gezdiğimiz müzede paranın materyal olarak da değerli olduğu ipek paraları görüyoruz. 🤑 kağıt para ne ya! 

-ipek paralar-

-günümüzde kullanılan paralar-
Yeni sarayın haremini de görüyoruz. Hanın odasının giriş tavanına “hasbünallah” yazılı. Yorumsuz 🫢  Bol bol fotoğraf çektiriyoruz. Hive prensesiyle kalpaklı pozlar veriyoruz. Böyle yerleri gezerken burada yaşayanlar benim kadar eğlenmemiştir diye düşünmeden edemiyorum 🤭



Ahşap sütunlu Cuma Camiine gidiyoruz. Adını, hanlık zamanında cuma namazları için kullanılmasından alıyor. İçindeki sütunlar 10-13-16.yydan kalma. Ne kadar oymalı şekilli şukulluysa o kadar yeni. Hive Zerdüşîliğin de doğduğu yermiş. Burası da önce Mecusîlerin sonra Budistlerin tapınağı olarak faaliyet göstermiş. İslamla tanışınca din değiştirmiş. 


Ceviz ağacı sütunların altında demir, onun altında deve derisi ve en son taş var. Böcekler ahşaba zarar vermesin diye deve derisi kullanılmış.


İslam hoca medresesine de değinelim tabii. Buradaki Hive'nin incilerinden sayılan minare, şehrin en yüksek yapısı 51 m 118 basamak ve çıkılabiliyor. Çıkması zor inmesi daha da zor olacağından ona hiç bulaşmıyoruz. Ancak manzarası çok güzelmiş: Tüm Hive ayaklarınızın altında, güzel olmaz mı hiç? 


1872 doğumlu Vezir-i Ekber Seyyid İslam Hoca, babasının vezir olup saraya yerleşmesinden sonra Hive Hanedanının çocuklarıyla eğitim görmüş, zengin, köklü bir ailen gelen iyi eğitimli biri. Defalarca Rusya'ya gitmiş ana dili gibi Rusça biliyor ve cedidçilerden sayılıyor. Şu anki eğitim sistemini Hiva Hanedanlığında ortaya çıkan kişi olarak da kabul edilmekte. Okullar, hastaneler yaptırdığı ve ileri görüşlülüğü sebebiyle halk tarafından sevilmesi, sovyetler tarafından neden pek sevilmediğini de açıklıyor. 

Müze olduğu için medreseyi gezebiliyorsunuz.

Hive'de serbest zamandan evvel en son Pehlivan Mahmud türbesini ziyaret ettik. Hive'nin efsanevi kahramanı yenilgi görmemiş Pehlivan Mahmud dükkanına gömülmek istemiş sonrasında hanların ve ailelerinin de buraya gömülmesiyle gösterişli bir türbe haline gelmiş. Mesela burayı hep videoya çekmişiz fotoğraflara sığmayacak güzellikte. Ziyaretçiler geldikçe Kur'an tilaveti olmakta. Evlenecek çiftlerin ziyaret ettikleri bir türbe. Biz oradayken de genç bir çift geldi,  Allah mesut etsin.

  

Serbest zamanımızda çarşı pazar gezdik, alış veriş yaptık, sokak gösterilerine denk geldik. Hivede'deki havadan çok korkuyordum ama çok harika bir havayla gezimizi tamamlıyorduk.

Muhammed Rahim han medresesi önünde saat 19.00da olan cambazlık gösterisini yemekte olduğumuz için kaçırıyoruz 🙈 Ama yemeğimiz de çok otantik yerde. İslam hoca medresesi dibinde. 


Bir taraf medreseyi izlerken, diğer taraf sırtını dayıyor civcivli sokağa bakıyor. Gerçekten güzel bir ambiyans 🤩 bol etli yemekler, güzel salatalar, sulu kavunlar eşliğinde ve güzel ekibimizle hoş sohbet içinde kalkasımız gelmiyor. Neyse ki namaz var. Yapışıp kalmıyoruz. Namaz sonrası da sabah erkenden yola çıkacağımızı umursamadan luna park için iç kaleden çıkıyoruz. 

Bizim gruba luna park eğlencesi de yetmiyor, son gecemizde uykudan feragat edip otelin terasını da değerlendiriyoruz. Beşte kalkacağız ama kahveler içiliyor, travmalara iniliyor ve birkaç saat sonra görüşmek üzere odalarımıza çekiliyoruz.

Ertesi sabah uçuşumuz Ürgenç'ten. Ben en iyisi son bir post daha hazırlıyayım. Turdan, artılardan eksilerden ortaya karşılık fikirlerimi yazayım.

22 Ağustos 2024 Perşembe

Buhara #gün3

Semerkant’tan kara trenle Buhara’ya geçiyoruz.
Sıkıcı bir yolculuk. Tren durduğu zaman klimalar çalışmıyor. Özbekistan’da ağustos ayında klima çalışması ne demek giden bilir! Karşı koltukta yayılmış sesli TikTok videoları izleyerek Mustafa bey kardeşimi çileden çıkaran bir amca var. Neyse ki bir süre sonra uykusu geliyor ve bize bir şeyler söylüyor. Konuşmayın az sessiz olun dediğini düşünerek, sen sesli sesli TikTok gizli videoları izlerken iyiydi di mi diye cevap veriyorum. Yurtdışında bana otomatik yüklenen özgüvenimi yapıcaz bilmem. Zaten uykumuz yok, internetimiz yok, bir de sohbet mi etmeyelim ama?! Tren yolculuğuna bu kadar satır ayırmamdan o yolculuğun ne kadar uzun geldiğini anlayabilirsiniz:) 


Buhara'da ilk ziyaretimiz Abdülhalik Gücduvani hazretleri. Bu türbenin hemen karşısında Uluğbey medresesi bulunuyor. Buhara’nın simgesi olan minareleri ilk burada gördük, daha sonra gittiğimiz her yerde bu minarelerden görecek, hikayeleri olanları dinleyecektik.


İkinci ziyaretimiz Arif Rivgeri. Üçüncü ziyaretimiz ise Hacı Mahmut Fağnevi türbesiydi. Önceki iki türbe anıt şeklinde olmasına rağmen bu bildiğimiz türbelerdendi. Buhara simgesi olarak bilinen tavus kuşu ağaçları vardı bahçesinde. Buranın hocası incir yememizi tavsiye etti. Bahçesinden incir topladık ve yedik. İncirler henüz tam olmamıştı, olan incirleri bulmak kolay olmadı, ancak olduğu kadarıyla o kadar güzellerdi ki! Özbekistan’da meyveler aşırı güzel, o inciri de yediğim kavunları da unutamayacağım.



Buhara’da ziyaretlere kısa bir mola.

Buharalı bir ailenin konağına gidip akşam yemeği yedik. İlk gün Taşkent pilavı yemiştik, bu kez Buhara pilavı yedik. Çoğunluk Buhara pilavını beğendi. Taşkent‘e göre daha yağsızdı evet ama daha da tatsız. Üzümler az kayısı hiç yok. Bıldırcın yumurtalı. Onu da yedim evet :) 


Yemeklerin hep eti konuşuluyor çünkü tüm yemekler etli ama Özbekistan’da salatalar da çok başarılı. 

Sonra otele geçtik ve serbest zaman!! 

Otelimiz çok merkezi akşam, bilinçsizce kendimizi meydana attık, tarihi meydanda olduğumuzu bilmeden cahil cahil gezip alışveriş yaptık. Şans eseri Registanı bulduk akşam ışıklandırılmasını gördük. Açıkçası burasını akşam görmek de nasibimiz de varmış, denk geldi. Bu ışıklı halini gördüğüme sevindim. Ne güzel yerler ne güzel yerler diyerek turladık..

Buharda ikinci günümüze Leb-i havuz meydanı ile başladık. Hoca Nasrettin heykeli, ilk camisi Magok-i Attari, Nadir Divan Begi Medresesi, kazı çalışmalarının sonucu bir kısmı çıkarılmış saray kalıntılarını görüp önceki gece ışıklandırılmış halini pek sevdiğiniz Registana geçtik. 


Magok-i Attari 

Po-i-Kalon kompleksinde Mira Arap medresesi ile Kalon Camii ve meşhur Minare-i Kalon da çevresinde hatta içinde vakit geçirdik.











Bütün bu sıralamalar farklı olabilir. Bir türlü oturtamadım ama aklımda kaldığı gibi yazıyorum. Kalon minare en önemli sembolü bu şehrin. Uzun yıllar boyunca Orta Asya'daki en yüksek yapıymış, gece yarısı şehre gelen kervanlara yol göstermek için de kullanılırmış. Caminin içini biletle görmek mümkün, içini de geziyoruz. 

Bir kahve molası öncesi Abdülaziz Han medresesi ve karşısında Uluğ Bey Medresesinde görüyoruz. Dediğim gibi ne kadar çok medrese var, nasıl yerler bunlar.. Bir düşünsene kimler kimler burada ders gördüler.. çok iyi ya..



Bolu havuz camiinde öğle namazı sonrası Çeşme-i Eyüp, Buhari anıtı ve en son Samani türbesini görüp Buhara‘dan ayrılıyoruz. 


Buhari anıtı


samani türbesi
İsmail Sâmâni türbesi 10. yüzyıldan kalma bir yapı. Tuğlaları yerleştirmek için on farklı metot kullanılmış her bir cephedeki pencereler de farklı. Hava koşullarına göre renk değiştiriyormuş. Moğollar geldiğinde burası toprak altında olduğu için buraya zarar verememişler ve orijinal haliyle kalmış. Çok güzel. 


Öğle namazı için 40 sutünlü cami olarak da bilinen Bolo havuz cami‘ne giderken Gemi kalesini de görüyoruz. Eskiden Registan yani şehir merkezi meydanı burasıymış. 



Vaktiyle İbni Sina da burada kalmış: 17 yaşındayken sultanı tedavi ederek ölümden kurtarmış, daha sonra karşılığında altın değil sultanın kütüphanesinden yararlanmak istemiş. İbni Sina'nın buranın yemek kültürüne de katkı sağladığı söyleniyor.

Buharadan ayrılıyoruz dedim ama ayrılamıyoruz. İki ikinci günümüzde yaptığımız ziyaretlerden bahsetmeyi unuttum. Sahi bu kadar ziyareti, yaz yaz bitmeyen şehri nasıl gezdik? ki inanılmaz kısa kesiyorum. 

İkinci günümüzün ilk ziyareti Seyyid Emir Külal ikinci ziyareti ise Şah-ı Nakşıbendinin annesi. Üçüncü ve son ziyaretgahımız ise Şahı Nakşibendi Bahaüddin Nakşibendi hz. 
Tekrara düşeceğim ama bunlar ne ara oldu şu an biraz şaşkınım. 

Nasip ettiği için Rabbime sonsuz şükürler olsun.


Bahsettiğim her yerin fotosu var aslında. Ama bu yazılar nasıl yazılıyor bir bilseniz 😊
Kusur aramayalım, hatalarımızı affedelim ve haydi Khiva için yola çıkalım.

21 Ağustos 2024 Çarşamba

Semerkant #gün2

#İkinciGün
Taşkent’te aldığımız kahvaltıdan sonra Afrosiyob isimli hızlı tren ile Semerkant'a gittik. (Afrasiyab kim diye instagramda sorduğumda cevap alamadım inanır mısınız? Oysa Dilek'e sorduğumda, pat diye cevap vermişti- maşallah) Trende Kruvasan ve içecek servis edildi -bizden farklı olarak.

İlk olarak Semerkant'ta bir köye gidiyoruz. Burada Semerkant kağıdının yapılışına tanık oluyoruz. Sipariş üzerine hazırlanıyor ve arşiv kağıdı olarak kullanılıyor. 

(Semerkant kağıdından bahsedip çömlekçilikle alakalı bir görsel koymuşum. Ama idare edin yani ne yapalım)
Buranın detaylarını Instagram‘da paylaşmayı planlıyorum. Henüz paylaşmadım. Benim çok hoşuma gitti, hatıra kalsın bana. 

Sonraki durak, Uluğ Bey Gözlemevi (Rasathanesi) ile devam ediyoruz. 


Vyatkin müzesi, ismini varını yoğunu satıp kazı çalışmaları ile uğraşıp rasathane kalıntılarını bulan V. L. Vyatkin'den alıyor. Rasathane kalıntılarını görüyor, Uluğ bey’in hazin öyküsünü dinliyoruz.


Rasathânenin görkemli halini ancak hayal edebiliyoruz. Ne çapsız evlat yetiştirmişsin sen de Uluğ bey! 

-----

Sonraki durak. Offf!😍 İmam Mâturidî hazretleri. 


Burada çok güzel bir gruba denk geldik. Salavatlar getirip dualar ettiler, etkileyiciydi. İmam Mâturidî türbesinde şöyle bir olay olmuş. Bulunduğu yer eskiden bir Yahudi mahallesiymiş ve bir Yahudi evinin bahçesinde bir yatır olduğunu, onun asıl Matüridi mezarı olduğunu söylemiş. Bunun üzerine buradan Matüridi türbesini görmeye giden Türk kafile tarafından o bahçeYahudiden satın alınmış.
Ancak daha sonra bu işin peşine düşüp araştırdıklarında türbenin asıl yerini tespit etmişler. Yol üzerinde türbe diye düzenlenmiş Türklere ait olduğu için değiştirilemeyen bir yer var, yani. Aldıkları gibi gelip hem ziyaret edip hem de mülklerindeki İmam Maturidi türbesi ifadesini değiştirebilirlerdi aslında. Burayı görmek nasip olduğu için mutlu mesut ayrılıyorum.

-----
Şah-ı zinde (yaşayan Şah) olarak  adlandırılan ve Timur Hanedanı’nın hanımlarına ayrılan türbeye geldi sıra. 


Burada peygamberimizin kuzeni ve ona son dokunan sahabi olan Kusem b. Abbas'ın medfun olduğu kabul ediliyor. O mübarek zata yakın olmak için, türbeler için bu tepe seçilmiş. Sıra sıra, model model türbeler: Diyorlar ki, buradaki bir türbeye harcananla tüm Özbekistan ihya olurdu. Nasıl bir zenginlikmiş düşünün.

Ölmeden önce seçtikleri türbede yatmak nasip olmamış kimine. Boş. Bazısı ise hanımın siparişine göre inşa edilirken mimarına nasip olmuş. Taşı toprağı çok fotojenik 🙈
Böyle yürürken videolar çekeyim üstüne şarkıyı ekliyim.. of var ya.. çok artistik diyorsun. Ama bir dakka ya! Türbe şekerim burası. Kusem b. Abbas'ın olduğu yer dışında uhrevi bir hava da yok zaten. Turistik ve popülariteden mi acaba? 


Oysa Ahrarı Vali türbesi öyle mi? Şah-ı Zınde'den çıkıp oraya gidiyoruz. O kadar turist almıyor tabii burası. Burası ziyaretçi alır, alsa alsa..

Önce türbe yakınlarda bir bahçede çimenlere oturup Özbekistan’ın meşhur samsasını yiyoruz. Bu bizim ilk samsamız. Sonra sabah akşam yemeye devam edeceğiz 😀 


Bu anı yaşamak çok hoşuma gidiyor. Sanki oralıyım.. yani telaş etmeden Semerkant’ta çimenlerin ortasına oturmuş arkadaşlarımla laflayıp samsa yiyorum. Halbuki böyle insanlar görmedim etrafta.  

Hoca Ahrar Vali türbesi benim için çok huzurluydu. Kocaman, sakin, bahçeli, güzel bankların ve 17. yüzyıldan kalma ağaçların olduğu bir yerdi. Ortamdaki huzurdan bahsedenlere cevaben edebiyatçı arkadaşım "Şerefi'l-mekan bi'l-mekîn" diyor. Üzerine bir şey söylemeye gerek yok.

------

Sıra geldi Timur’un türbesi‘ne: Gûr-i Emir.

Timur‘u biz Ankara savaşından biliriz. Yıldırım'la karşılaşmasından ötürü de pek seriniz. Mesela Timur’un türbesinde iken tek derdim Bursa’ya gidip Yıldırım Beyazıt'ı ziyaret etmekti. Bu düşünceyle dinledim rehberi.

Ortadaki neredeyse siyah renk gibi gözüken yeşil yeşim lahit Timur’un. Ayak ucunda ise Uluğbey.

Bu türbede en ilgimi çeken Mukarnaslar. Semerkant kağıdından yapılmış! İnanılır şey değil! 

Değil mi? 
--------

Akşam yemeği sonrası ışık gösterisi için Registan meydanına gittik.

Görebildik mi ışık gösterisini? Hayır! Provaları vardı. Sabah geldiğimizde de provalar olacaktı. Akşamkinden farklı ve çok güzeldi. Yalnız 10.00'dan sonra meydana girebilecektik. O yüzden öncesinde Hızır cami ve Bibi Hatun külliyesine gittik. Golf arabaları oluyor ya. Ay çok zevkliydi, ona bindik hızır camiye giderken.


Semerkant'ta 2. günümüzde önce Hızır Camiyi gördük 8. yüzyılda inşa edilmiş Moğollar tarafından yıkmış 19. yüzyılda ise yenilenmiş. Ahşap gibi duran Hint mermeri korkuluklar ilgi çekiciydi. İslam Kerimov’un kabri de bu caminin avlusunda.Yürüyerek Bibi Hatun külliyesine geçiyoruz. Yolda Tarkan çalıyor 😀 İki cami arası pek de uhrevi sayılmaz değişl mi? 🙈 Bibi hatunun ufak türbesinin hemen karşısında Timur’un yaptırdığı kocaman bir külliye görüyoruz. Ne anlatmak ne de göstermek yeter, üzerine çok fazla bir şey yazılabilir, bense çektiğim bütün fotoğrafları yükleyebilirim, ama kesinlikle gözün gördüğünü yansıtmıyor anlatmaya da gücüm yetmez (yoruldum açıkçası 😄)

Buradan çıkıp Registan meydanına yürüyerek gidiyoruz. Zaman ne gezmeye, ne foto çekmeye, ne durup izlemeye yetiyor. Sadece bu meydandaki üç yapının da medrese olduğunu söyleyelim. Uluğ bey medresesi solda, ortada Tilla Kari medresesi ve sağda Şirdar medresesi. 



Uluğ bey medresesi bu meydandaki ilk bina. Kapısında "İlim öğrenmek her Müslüman erkek ve kadına farzdır" ayeti yazıyor. Şimdi düşünüyorum da, Muhammet Emin Yıldırım bir videosunda -tam da bu meydanda çektiği bir videosunda- Semerkant’ın âlimlerin anlatıldığı bir kitaptan bahsediyor. Sadece Semerkantdaki âlimlerden bahseden bu kitapta 1000 kadar alimin isim geçiyor. Nasıl geçmesin?! Bu kadar medrese boşa değilmiş. Havası mı suyu mu bilmem ama buna ihtiyaç varmış ki adım başı medrese var külliye var. Taşı toprağı ilim kent! Uluğ Bey’in memleketi kolay mı?

 
"Uluğ bey’in valilik yaptığı 40 yıla yakın dönemde Semerkant kültür ve bilimde zirveye tırmanmıştır" diyor Taha Kılınç. Vallahi ben inandım.

Burada bütün gün kalınır ama koşturma başlıyor. Buhara için yola çıkıyoruz.