27 Şubat 2010 Cumartesi

Veda

Ne kadar uzun zaman olmuş bloga yazmayalı.. Blog gezmesine çıkmayalı..
Yoğun bir hafta geçirdim.

Şimdi bile bir yerden geldim bir yere gideceğim :)

Ama yarın evde durup temizlik yapıcağım. Evet, evet kesinlikle böyle yapacağım; eve ve kendime zaman ayıracağım. Zira pazartesiden itibaren yoğun bir hafta daha geliyora benziyor:)


İşte bu benim şubat ayım; üzerindeki çizik olduğu günler evde olduğum günler:)



Veda

'Ne zamandır Ayşe Kulin' okumuyorum' diyerek okumaya başladığım, başladığım gibi akıcı uslübunu hatırlayıp 'nasıl bu kadar ara vermişim okumaya' diye hayıflandığım bir kitap bu:
Veda!

Ne kadar karmaşık bir şey anlatırsa anlatsın çok güzel ifade edebiliyor Ayşe Kulin.
Ne anlatırsa anlatsın sıkmıyor,'ille oku beni!' diyor kitapları.

'Veda' da Osmanlıya veda ve Türkiye Cumhuriyetine merhaba aslında.
O dönemin zor koşullarında hayatın devam ettiği bir konak ve konaktakilerin öyküsü..

Okumanızı isterim!

23 Şubat 2010 Salı

Filografi

Filografi, ortadoğuda doğmuş ve avrupadan uzak doğuya kadar yayılmış ancak yapımının zor olduğu düşüncesiyle yok olmaya yüz tutmuş bir el sanatıdır.
Çiviyle telin aşkıdır..

Bir dergiye filografi örneklerini görüp aşık olmuş, 'işte aradığım sanatı buldum' diyerek kursuna yazılmış, ancak bir kaç tablo sonra sıkılmış, kursu bırakmıştım.

Ee tabii yarım bırakılan kurstan, yarım bırakılmış bir tablo ile ayrılmadan olmazdı:)
Dün akşam tamamladığım yarım tablodan bahsediyorum:)


Tam belli olmasa da 'Allah' yazan kısım bitmemişti, sadece alt dolguları olmuştu. Nicedir tamamlamak istiyordum, hatta bunu tamamlamadan evden dışarı çıkmak yok internete girmek yok gibi cezalar vermiş olmama karşın, bitirmek içimden gelmemiş, kendi koyduğum yasakları delmiştim.


Çivileri muntazam çakışım gözlerden kaçmasın rica ederim, zor iştir vesselam ;)
Bir iki saatlik işi varmış meğer, Mihriban ve Hanife'yle konuşup hafta sonu planları yapana kadar bitti, gitti :)


Yine son rötuşlar için hocama danışacağım- beni kabul ederse tabii :) Ve çerçeveletip kendi evim için saklayacağım :)

Bir kaç kısa bilgi daha:
* Tabloda Maşallah yazmaktadır
* Çivileri çakarken az mı başım ağrıdı
* Telleri dolarken az mı kestim ellerimi
* Bir günde biten yelkenli tablom 80TL alıcı bulmuştu, ve sattım tabii ki:)
* Karlı iş aslında :)
* Filografiyi 'google'larsanız şahane tablolar görebilirsiniz ama bunu yapmayın sonra benimkini beğenmezsiniz :)
* Bu kursa başlarken herkese tablo vaadinde bulunuyordum ki ne salakmışım:) Hiç kimseye yapmadığım gibi yapamam da :)

22 Şubat 2010 Pazartesi

Kuyucaklı Yusuf


Yine elimden bırakamadığım, uyku kaçırtacak cinsten bir kitap okudum.
Sabahattin Ali'nin okuduğum ikinci kitabı.
Haliyle ilkiyle mukayese ediyor insan.

"Kürk Mantolu Madonna"da rastladığım ve anlayamadığım kelimelere bu kitapta o kadar sık rastlamadım, konusu daha çok etkiledi beni ve daha merakla ve daha hızla okudum bu kitabı.

Tabii ki 'Kürk Mantolu Madonna' sayesinde bu kitabı okudum, onu beğenmeseydim elime almazdım bu kitabı.

Yalnız anlamadım, Kübrayla anası nereye kayboldu, öyle durduk yere..
Kübra da mı Yusuf'u seviyordu. Sevsin valla, yiğit bir delikanlı Yusuf :))

Tamam sulandırmıyorum!!

Görsel ararken farkettim ki, filmide varmış. Bende filmi olmalı diye düşünüyordum zaten.

Kitabı okumanızı tavsiye ediyorum efendim son sözüm budur :)

21 Şubat 2010 Pazar

Küçük Atıştırmalıklar

Resim üzerindeki fontu değiştirmeye karar verdim fakat seçemedim,
beni yansıtan içime sinecek yeni font aranmaktadır :)


Elimde son çıkan küçük halleyleri görüyorsunuz -ve eski yazı tipimi.
Halley çok severim ama hayır küçültülmüşünü sevmedim.
Sonra "zaten büyüğü olan atıştırmalığın neden küçüğünü aldın ki?" diye kızdım kendime..
Büyük konuşmıycaksın!


Yeni yazı tipi denemesi, yeni küçültülmüş atıştırmalık.
MmMmmm.. Harika..
Bir oturuşta tüm paketi yemeyecekler için tavsiye edilir :))

Ee..Yanına kahve almaz mıydınız?
Sıcak çikolatalı türk kahvesi müessesemizin ikramıdır ;)
Kahvemiz buradan.
Tamda kahve saati ;)

18 Şubat 2010 Perşembe

Sosyalleşerek Güzelleşmek

Eskiden bir yemek programı vardı; Tefal'in katkılarıyla sunulan..
Allah'ım alabildiğine garip yemekler pişirirdi o kadın. Adını hatırlayamıyacağım:) Hani birde kukla vardı bir köşede, ne gerekse..
Çıkardınız mı?

Neyse..

O programa konuk olan biri söylemişti bunu, ve plastik cerrahtı.
Adam gelin ben sizi güzelleştireyim demiyordu bakınız, kaşınız mı düştü haydi botoks yapalım demiyordu. Sosyalleşmeyi öneriyordu.
Nasılda mantıklıydı sözleri..

Merly Streep örneğini vermişti hatta;
"Oyunculuğuyla bizi bu kadar etkilemeseydi, bu kadar güzel gözükmezdi gözümüze."


Hiç unutmadığım diğer öneriside şuydu:
"Kaş" diyordu "İnsanın bakışını değiştirir, almayın ya da çok düzeltme ihtiyacı duyuyorsanız mutlaka bir profesyonele danışın."
Mantıksız mı?

O adam, ismini bilmediğim plastik cerrahını dinlediğimde çok küçüktüm.
Ve ben asla güzelleşmek uğruna bıçak altına yatanları anlamış değilim.
Kuzenim sormuştu 'burun estetiği yaptırmak istermisin' diye bir kere, ailede herkesin estetiğe merak saldığı bir dönem:)
Ne kalkık burunlar gördüm geceleri horultularından durulmuyor:)
Tamam benim burnum büyük ama geceleri mışıl mışıl ve sessiz uyuyorum hiç bir sorun yok.
Maşallah diyim :)

Yok bu sene dişleklik modası var haydi gidip dişlek olalım.
Ne kadar Aptalca..
Demek Akalından sadece bu yüzden nefret edebilirim, keza Seda Sayan yıllar yıllar önce düzelttirdiği dişlerini tekrar dişlek haline sokmuştu, geçtiğimiz yıllarda, sırf moda diye.

Konuyu bağlamak istediğim bir nokta vardı ama..
Velhasıl-ı kelam, bu devirde sosyalleşmek sıkıntısı çekmezsiniz.
Resimle mi ilgileniyorsunuz kimse size Van Gogh olun demiyor ama ders alın.
Yemek yapmayı mı seviyorsunuz; yemek kursu -inanın çok eğlenceli-
Hep fotograf mı çekmek istemiştiniz? Ne duruyorsunuz..
Amatörcede olsa ilgilendiğimiz şeylerin üzerine gitmeliyiz.

O adamdan bana -ah ismini bilmediğim için eziliyorum- benden size bir tavsiye..

17 Şubat 2010 Çarşamba

Piraye

Gece 1'den önce uyuyamayan biri olarak kitaplar en büyük kurtarıcım oluyor.. Bir kaç sayfa okuyarak gözlerimi yorup daha rahat uykuya dalabiliyorum.

Canan Tan'ın "Piraye"side sözde bu amaca hizmet edecekti. Akşam elime aldım okumaya başladım, bir baktım yarılamışım ve bir baktım saat 3ü geçiyor.
'Yat kuzucum' dedim kendime - ben kendime hep kuzucum derim :)-
Faydalanamadığım melatonin hormonumu düşünerek hayıflanarak yattım ve saat 5 te tekrar kalktım. Rüyanın etkisiyle kitap zihnimde iyice bulanıklaşmış, karışık bir hal almış bunu düzeltmekte tekrar kitaba düşmüş.. Birazcık daha okudum ve uyudum:)

Ana karakter Piraye beni o kadar kızdırdı ki, ama o kadar gerçekçi geldi ki öte yandan. O yaşlarda kendini zeki sanan diğerlerinden farklı olduğunu düşünen ama aynı hataları yapan genç kızlardan işte. O açıdan çok gerçekçiydi.

Merak ediyorum Piraye karakteri böyle yorumlayan başka biri daha var mı? :)

Birde şunu merk ediyorum..
Yani suç hep mi kaynananın kaynatanın? Ona uyan gerizekalı evladın hiç mi hatası yok? O affediliyorda ailesi neden affedilmiyor?
Kitabın sonuna rağmen böyle diyebiliyorsam çok gaddar biri olmalıyım :)

Banane merak edin okuyun! :))

Bu kitabı sadece cep boyu olduğu için aldım, itiraf ediyorum!
Ne kadar tatlı cep boyları ya.. D&R daki cep boylarını ilk gördüğümde sarılasım geldi :) Hepsini alasım var:)) Fiyatlar ise süper!
Korsana hayır demenin en iyi yolu. Güzel düşünülmüş.
Nergisce gibi havalı, kendi çektiğim görselleri kullanmak istiyorum ama benim çektiklerim havalıdan ziyade zavallı duruyorlar, o yüzden google dan yararlanıyorum:)

"Aşık olmak da bir yatkınlık; bir yetenek işi galiba.. Ve bu yeteneğin bende olmadığına inanmaya başlıyorum artık" diyor Piraye (syf103te)
Bana da ancak altını çizmek düşüyor...

15 Şubat 2010 Pazartesi

Dark Knight

Keşke günler 36 saat, bir hafta 10 gün kadar olsaydı..
Böylece belki bende daha az yorulurdum.

Yorumları bazen telefondan onaylıyorum ve cevap yazmak zoruma gittiği için sonra cevaplarım diyip bırakıyorum, sonra da unutabiliyorum.
Kusura bakmayın, yoksa yorumlara ve yorumlara cevap yazmak en sevdiğim şey:)

Gelelim filmlere:

Dark Knight



İzlemek için çok geç kaldığım bir film.
Harikaydı!
Heath Ledger bu filmdeki rolüyle Oscar aldı biliyorsunuz. Ama öldüğü için alamamış Oscarı, tamamen hakkıyla almış. Bu rol için doğmuş sanki ve artık yaşamasına gerek kalmamış gibi..
batman filmini değişik karakterle görmeye devam edeceğizdir muhakkak ama joker i başka bir karakterle tahayyül edemem!

Heath Ledger ın iki filmini tavsiye edeyim size:
The Patriot
10 Things That I Hate About You

Antique


Çok önce izlediğim ancak yazmayı unuttuğum bir güney kore filmi.
Homoseksüel bir adamın, Heteroseksüel bir adama aşkı ana temaymış gibi olsada bir çok yan konuyla beraber oda bir yan konu olup çıkıyor:)
Diğer güneykore yapımlarını düşünce, onlar kadar muhafazakar değil. Amerikan yapımlarını düşününce ise :) Ee yani muhafazakar denilebilir :)
Güney koreden yine farklı bir konu.. Sevimli bir film..

Just Friends


O kadar komik bir filmdi ki!
O kadar komikti.. İzlemeniz lazım:))
Birde böyle daha önce film hakkında beklentiniz yoksa, adını bile duymamışsanız benim gibi; "Aa Ryan Reynolds mı oynuyormuş izleyelim" diyip izlerseniz kesin çok eğleneceksiniz.. Ryan Reynolds'ın gözlerimin önünde büyüdüğüne tanık oluyorum yaa, CNBC-e de dizisini takip ettiğim günler dün gibi.. Şimdi ise her filmi bir öncekinden daha hoşuma gidiyor..