Bu bir film yazısı değil.
Gerçi 20. yüzyıla veda ederken çekilmiş, bahsetmeye değer bir filmdir.
Bu filmden bir sahne geldi aklıma. Onu paylaşmak istiyorum bugün sizlerle.
Filmi bilenler bilir, karakterler e-mail üzerinden dertleşirken Joe (Tom Hanks), Kathleen' e (Meg Ryan) "Söylemek istediklerini söylemek istediğin zaman söylediğinde duyacağın şey pişmanlıktır", mukabilinde bir şey söylüyor.
(Beni bağışlayın uzun zamandır izlememiştim, galiba benim 'Mesajım Var'ım gelmiş.)
Söylediği cümleyi kelimesi kelimesine hatırlamasam da, ne demek istediği hep aklımda.
Hiç öyle, aman ne olursa olsun ben içimdekileri dökeyim de gerisini karşı taraf düşünsün, diyen biri olamadım.
Ben üzüleceğime o üzülsün, diyen biri de değilim.
Çoğunlukla boğazımda yumruyla susuyorum. Ama bazen o kadar çok şey birikiyor ki..
Bu çoğunlukla olan kısımdan değil de sabrımın taştığı zaman söylediklerimin ardından neler hissettiğimden bahsetmek istiyorum.
O yumru gidiyor mu, söylemek istediğin şeyleri söylediğinde?
Gitmiyor işte.
Daha kötü hissediyorum. Benim günüm mahvolmuştu şimdi onunki de kötü geçti diyorum. Değer mi, diyorum 3 günlük dünya için.
Ama bu da can.
Hani bir kere susmamım faydasını görsem, bir kere aman büyüklük bende kalsın deyip sabrettiğime değse, belki arada sırada olan patlama da yaşanmayacak ama arkadaş hiç mi kıymet bilinmez ya.
Hep ben mi 3 günlük dünya boş ver diyeceğim, bir kere de göreyim sineye çektiklerim boş ver dediklerim işe yarasa..
Anlatabiliyor muyum?
Ben kırmak istemiyorum kimseyi. Ama kırılmak da istemiyorum. İlle ikisinden biri mi olmak zorunda, kırmadan ve kırılmadan olmuyor mu?
Kimse yaşattığını yaşamadan ölmesin madem.
13 Şubat 2017 Pazartesi
Mesajınız Var!
Etiketler:
iç döküş
,
joe fox
,
kathleen kelly
,
meg ryan
,
mesajınız var
,
replikler
,
sizin için seçtiklerim
,
tom hanks
,
you've got mail
10 Şubat 2017 Cuma
La La Land
Bu film aslında çok konuşulan bir film.
Herhangi bir yerde rastlamak mümkün.
Tabii bir de Titanic gibi 14 dalda Oscara aday gösterilmesiyle önem taşıyor.
Yalnız ben bunları ne zaman öğrendim?
Tabii ki filmi izledikten sonra.
Peki hakkında hiçbir şey bilmezken beni filmi izlemeye iten neydi?
Bilmem.. Bu şahane afiş olabilir mi mesela???
Afişe bayıldım. Bana o kadar çok şey vaat ediyordu ki.
Ve o da ne?! Ryan Gosling ve Emma Stone mu?
Ah mutlaka izlenmeli mutlaka mutlaka, dedim ve aslında hiç de film izlemeye vaktim falan yokken, izlememeliyim diye düşünürken vicdanım sızlarken bir arada bu filmi izledim.
Filmde Emma Stone oyuncu olmak isteyen, seçmelere katılan bir garsonu ya da daha doğrusu coffeeshopta çalışan kasiyeri canlandırıyor. Bu kahve satan yer de Hollywood film stüdyolarında ayrıca. Ryan Gosling ise bir gün kendi cazz barını açmak isteyen bir müzisyen.
İlk karşılaşmaları trafikte, ilk etkileşimleri Mia'nın Sebastian'a hareket çekmesiyle oluyor.
Hımm..
Bu kadar konudan bahsettiysem aslında çok da sevmedim demenin bir yolunu arıyorum demektir.
Ama beklentim de yüksekti. Çünkü bu ikiliyi daha önce Crayz Stupid Love filminde izlemiştim ve tekrar bir arada görmek düşüncesi bile beni heyecanlandırmıştı. Ama o kadar. Güzel başladı. Filmi de keyifle izledim aslında. İlk kaba saba halleri pek güzeldi mesela. Aşk kısmı çok ani oldu bence, ne oldu da birden aşık oldular ki diyorsun en basitinden. Sonra bitince de... hımmm oldum.
Sevmedim değil hani tamam.
Ama neden 14 dalda Oscara aday gösterilmiş bir anlam veremedim. Ödül de alır şimdi bu :)
Onun dışında ben defalarca izleyip bıkmayacağım bir film olur diye düşünüyordum.
Ancak tekrar izlemeyi düşünmem bile 😊
Muhakkak izleyenler vardır aranızda.
Siz sevdiniz mi yoksa?
Herhangi bir yerde rastlamak mümkün.
Tabii bir de Titanic gibi 14 dalda Oscara aday gösterilmesiyle önem taşıyor.
Yalnız ben bunları ne zaman öğrendim?
Tabii ki filmi izledikten sonra.
Peki hakkında hiçbir şey bilmezken beni filmi izlemeye iten neydi?
Bilmem.. Bu şahane afiş olabilir mi mesela???
Afişe bayıldım. Bana o kadar çok şey vaat ediyordu ki.
Ve o da ne?! Ryan Gosling ve Emma Stone mu?
Ah mutlaka izlenmeli mutlaka mutlaka, dedim ve aslında hiç de film izlemeye vaktim falan yokken, izlememeliyim diye düşünürken vicdanım sızlarken bir arada bu filmi izledim.
Filmde Emma Stone oyuncu olmak isteyen, seçmelere katılan bir garsonu ya da daha doğrusu coffeeshopta çalışan kasiyeri canlandırıyor. Bu kahve satan yer de Hollywood film stüdyolarında ayrıca. Ryan Gosling ise bir gün kendi cazz barını açmak isteyen bir müzisyen.
İlk karşılaşmaları trafikte, ilk etkileşimleri Mia'nın Sebastian'a hareket çekmesiyle oluyor.
Hımm..
Bu kadar konudan bahsettiysem aslında çok da sevmedim demenin bir yolunu arıyorum demektir.
Ama beklentim de yüksekti. Çünkü bu ikiliyi daha önce Crayz Stupid Love filminde izlemiştim ve tekrar bir arada görmek düşüncesi bile beni heyecanlandırmıştı. Ama o kadar. Güzel başladı. Filmi de keyifle izledim aslında. İlk kaba saba halleri pek güzeldi mesela. Aşk kısmı çok ani oldu bence, ne oldu da birden aşık oldular ki diyorsun en basitinden. Sonra bitince de... hımmm oldum.
Sevmedim değil hani tamam.
Ama neden 14 dalda Oscara aday gösterilmiş bir anlam veremedim. Ödül de alır şimdi bu :)
Onun dışında ben defalarca izleyip bıkmayacağım bir film olur diye düşünüyordum.
Ancak tekrar izlemeyi düşünmem bile 😊
Muhakkak izleyenler vardır aranızda.
Siz sevdiniz mi yoksa?
Etiketler:
amerikan sineması
,
emma stone
,
filmler
,
la la land
,
müzikaller
,
ryan gosling
8 Şubat 2017 Çarşamba
Cress | Ay Günlüğü 3
Şaka maka ay günlüğü serisini bitiyorum he!
Bu ayki kitap alışverişimde Winter'ı alıp seriyi inşallah tamamlıyorum.
Şöyle heeepsini art arda rafa dizmek çok keyifli olacak.😊
Cress's dönersek, Cress serinin üçüncü kitabı.
Saçları fark ettiyseniz bir Rapunzel hikayesi olduğunu da anlamışsınızdır.
Serinin her bir kitabı öncekinden güzel oluyor bence. Her kitapta yeni kahramanlar dahil oluyor bu arada eski karakterler de önemini koruyor. Sizin de eski karakterlerle bağınız kuvvetleniyor.
Cress, çocukluğundan beri bir uyduya hapsedilmiş. E bu ay günlüğü malum, sıradan masallar gibi şatoya kapatılmasını bekleyemezdiniz. Cress'in şifre kırma, sisteme girme, sistem çökertme gibi becerileri var ve bir yolunu bulup Cinder'le iletişime geçmeyi başarıyor.
Levana'nın planlarını bozmak için Cress'in onlara yardımcı olacağını düşünen Cinder ve ekibi, Cress'i kaçırmaya karar veriyor ve...
Kitap diğer kitaplardan kalın 548 sayfa. Ama son kitap Winter 800 sayfa 😍😍
Almak için sabırsızlanıyorum ama umarım arayı açmadan da okurum 😕
Her kitapta seriye olan sevgim ve ilgim artıyor ama daha genç olsaydım bu seriye bayılırdım herhalde.
1. kitap Cinder
2. kitap Scarlet
3. kitap Cress
(3-4 arasında bir yan kitap Levana var)
4. kitap Winter
Bu ayki kitap alışverişimde Winter'ı alıp seriyi inşallah tamamlıyorum.
Şöyle heeepsini art arda rafa dizmek çok keyifli olacak.😊
Cress's dönersek, Cress serinin üçüncü kitabı.
Saçları fark ettiyseniz bir Rapunzel hikayesi olduğunu da anlamışsınızdır.
Serinin her bir kitabı öncekinden güzel oluyor bence. Her kitapta yeni kahramanlar dahil oluyor bu arada eski karakterler de önemini koruyor. Sizin de eski karakterlerle bağınız kuvvetleniyor.
Cress, çocukluğundan beri bir uyduya hapsedilmiş. E bu ay günlüğü malum, sıradan masallar gibi şatoya kapatılmasını bekleyemezdiniz. Cress'in şifre kırma, sisteme girme, sistem çökertme gibi becerileri var ve bir yolunu bulup Cinder'le iletişime geçmeyi başarıyor.
Levana'nın planlarını bozmak için Cress'in onlara yardımcı olacağını düşünen Cinder ve ekibi, Cress'i kaçırmaya karar veriyor ve...
Kitap diğer kitaplardan kalın 548 sayfa. Ama son kitap Winter 800 sayfa 😍😍
Almak için sabırsızlanıyorum ama umarım arayı açmadan da okurum 😕
Her kitapta seriye olan sevgim ve ilgim artıyor ama daha genç olsaydım bu seriye bayılırdım herhalde.
1. kitap Cinder
2. kitap Scarlet
3. kitap Cress
(3-4 arasında bir yan kitap Levana var)
4. kitap Winter
Etiketler:
artemis
,
artemis yayınları
,
aygünlüğü serisi
,
cinder
,
cress
,
scarlet
6 Şubat 2017 Pazartesi
Tüketim Çılgınlığı Çareleri
Benim bir tarzım yok.
Çok acı bir şey bu. Kabul ediyorum. Halbuki çok da tatlı bir kızım güzel giyinsem ne kadar hoş olur.. ama yok. Hiç olmadı.
İki ağabeyim olduğundan ve küçüklüğümde onların eskisini çok giydiğimden maskülen bir havam olduğunu düşünüyorum. Zaten ilkokuldayken falan tam bir erkek fatmaydım 😎(evet bu bence cool bir şey)
Ya bu yazı nereye gidiyor bilemiyorum. Genelde böyle olduğunda çok uzun bir yazı çıkıyor ortaya haberiniz olsun.
Çocukluğuma inmeyi kesip bir tarzım olmadığı kısmından devam edeyim. Bir tarzım olmadığı için gardırobum uyumsuz şeylerle dolu. Ne beğendiysem almışım.
Ne beğendiysem almışım derken öyle her beğendiğimi, her ölüp bittiğimi almam. Yakışması önemli. İçinde kendimi iyi hissetmem önemli. Rahat etmem önemli.
Onun dışında da önce bir bakarım kimler giyiyor? Daha önce zevksizliğiyle mimlediğim biri giymiş mi? Ya da sokakta herkesin üstünde mi? Taklitleri çıkıp da kusturma noktasına gelmiş mi?
Ee ne kaldı ki geriye?
Onun dışında da önce bir bakarım kimler giyiyor? Daha önce zevksizliğiyle mimlediğim biri giymiş mi? Ya da sokakta herkesin üstünde mi? Taklitleri çıkıp da kusturma noktasına gelmiş mi?
Ee ne kaldı ki geriye?
Ne beğendiysem almışım derken bunu neyle giyerim diye düşünmeden almışım.
Haliyle hep 'bunun altına şöyle bir pantolon almalıyım', 'üstüne şöyle bir tunik alsam' düşünceleri içinde oluyorum ve giyecek hiçbir şey yok hissi tüm benliğimi sarıyor.
Konu sapıyor ve bir türlü demek istediklerimi diyemiyorum.
Kadınlar alışveriş yapmak kadar alışveriş üzerine sohbet etmeyi de seviyor, değil mi?
Eskiden sabah kalktığımda Markafoni + Trendyol fix rutinimdi.
Şimdi bakmak aklıma bile gelmiyor, anca birisi şu indirime girmiş bir bak diyecek ya da baksana şu elbise iyi mi diyecek işte o zaman gireceğim.
Çok çöp aldım öyle sitelerden. (Ama güzel şeyler de aldım şimdi çamur atmayalım)
Sanal mağaza gezmeyi nasıl bıraktıysam gerçek mağaza gezmeyi de azalttım. Hatta bazen aylarca bakmayıp sonra çıkınca ay ne güzel şeyler var diye gözümün döndüğünü hissediyorum.
Ama eşya insanı yoruyor biliyor musunuz?
Gözünüz dönüyor ve alıyorsunuz. Bazen mutlu oluyor bazen bunu neden aldım ki pişman oluyorsunuz.
Hele o bunu almış ben de şundan alayım yarışına girenlerdenseniz cidden yazık. Bunu kendinize yapmayın.
Alışveriş hesapları, butik hesapları, sözde stylistler, için için kıskandığınız zengin züppeleri takipten çıkın.
Çıkın ya! O kızının doğum gününü nasıl kutlamış, hangi butik yine kopyala yapıştır ürünleri kendi tasarımı diye lanse etmiş, sürtük styliste bugün hangi marka peşkeş çekmiş..
Bunlar hayatınızda olmayınca otomatikman güzelleşiyorsunuz.
Alışveriş hesapları, butik hesapları, sözde stylistler, için için kıskandığınız zengin züppeleri takipten çıkın.
Çıkın ya! O kızının doğum gününü nasıl kutlamış, hangi butik yine kopyala yapıştır ürünleri kendi tasarımı diye lanse etmiş, sürtük styliste bugün hangi marka peşkeş çekmiş..
Bunlar hayatınızda olmayınca otomatikman güzelleşiyorsunuz.
İstif de yapmayın. Mutlaka giymediklerinizi, artık size olmayanları elden çıkarın. Kilo verince giymek üzere dolapta elbise tutulmaz! Siz yeter ki verin o kiloları yenisini alırız kız fena mı?
Buna birçok insan önem vermiyor ama kullanılmayan her eşya negatif enerji yayıyor haberiniz yok.
Buna birçok insan önem vermiyor ama kullanılmayan her eşya negatif enerji yayıyor haberiniz yok.
Çok iddialı olacak belki ama bu yazıyı okuyanların %80'inden daha az kıyafetim vardır. Ve bu haliyle bile bana senelerce yetecek kıyafetim varken sizin dolabınızı düşünemiyorum.
Topu size attım 😂😂😂
5 Şubat 2017 Pazar
Bayıldığım Frankie'nin Videosu
Frankie Presto'yu ne kadar sevdiğimden şurada bahsettim.
Ama yetti mi? Yetmedi! Yetmez.
İstiyorum ki hepiniz okuyun.
Bir de cidden merak ediyorum beğenecek misiniz? Ben neden bu kadar beğendim? diye :)
İşte bu videoda bahsediyorum.
Aslında video çekmek istemiyorum artık. Çok az izleniyor diye. Yalan yok sizden mi saklayacağım. Zaten saklasam ne.. girer kaç kez görüntülenmiş bakabilirsiniz 😂
Ama sonra çok hoş bir kitap okuyorum diyorum ya kimse izlemese ben izlerim bu kitabın videosu çekilir 😊
Bu videoyu da hemen okur okumaz çektim, ancak düzenleme kısmında tembellik ettim o yüzden geç girdi yayına.
Umarım izlersiniz.
Umarım beğenirsiniz.
Beğenmezseniz de beğenmediğiniz yerleri söylerseniz şayet, işime yarar. Düzeltirim belki fena mı? 😉
Ama yetti mi? Yetmedi! Yetmez.
İstiyorum ki hepiniz okuyun.
Bir de cidden merak ediyorum beğenecek misiniz? Ben neden bu kadar beğendim? diye :)
İşte bu videoda bahsediyorum.
Aslında video çekmek istemiyorum artık. Çok az izleniyor diye. Yalan yok sizden mi saklayacağım. Zaten saklasam ne.. girer kaç kez görüntülenmiş bakabilirsiniz 😂
Ama sonra çok hoş bir kitap okuyorum diyorum ya kimse izlemese ben izlerim bu kitabın videosu çekilir 😊
Bu videoyu da hemen okur okumaz çektim, ancak düzenleme kısmında tembellik ettim o yüzden geç girdi yayına.
Umarım izlersiniz.
Umarım beğenirsiniz.
Beğenmezseniz de beğenmediğiniz yerleri söylerseniz şayet, işime yarar. Düzeltirim belki fena mı? 😉
Etiketler:
frankie presto
,
frankie prestonun sihirli telleri
,
kitap videosu
,
mitch albom
,
pena yayınları
,
the magic strings of frankiepresto
,
vlog
,
vlogger
,
youtube
,
youtube kanalım
,
youtuber
3 Şubat 2017 Cuma
Saatleri Ayarlama Enstitüsü
Bizim bir kitap kulübümüz vardı hatırlayan var mı?
Tozlu Rüyalar Kitap Kulübü adında.
Vardı diyorum çünkü artık yok.
Saatleri Ayarlama Enstitüsü ise kulübümüzün son kitabı idi.
Ahmet Hamdi Tanpınar daha önce de okumaya çalıştığım bir yazar.
Huzur isimli kitabı çok övülür ve tüm önemli edebiyatçılar okumanızı önerir.
Birkaç kere okumaya başladım ama hiç sarmadı ben de benim için doğru zaman olmadığına karar verip bıraktım.
Kitabı kulübümüze ben önerdim ama pişman oldum.
Belki de daha önce Radyo tiyatrosunda dinlediğim için kitap beni sarmadı. Çok zorlandım okurken oysa başlarda, ne de tatlı tatlı anlatıyor, dedim.
Boğdu beni o tatlı tatlı anlattığı tüm ayrıntılar.
Kitap boğazıma sarılıyordu sanki, ancak kötü de diyemezdim Türk edebiyatının önemli ismiydi Ahmet Hamdi, sorun kesin bendeydi diyerek kitabı yarıladım ve artık devam etmeyeceğimi kızlara söyledim.
Beklediğim tepkiyi aldım. Çok güzeldi ki kitap niye devam etmiyordum?
Ne zaman elime alsam okumayayım diye beynim uykumu getiriyordu dolayısıyla ben de sadece uyumak istediğimde kitabı elime alır olmuştum ama artık yeterdi demek ki benlik değildi dedim ama kulübümüzde çatlaklara neden olacağı düşüncesiyle uzun bir ara verdikten sonra bastım gaza ve bitirdim.
Doğruyu söylemek gerekirse tam yerinde ara vermişim. Ara verdiğim yerden sonra nihayet akıcılaşmış kitap ve başta anlattıklarıyla -en azından çoğuyla- bir yerde birleşti, o boşa gevezelik olduğunu düşündüğüm yerler anlam kazandı.
Yine de sevmedim üzgünüm.
Sevenlerin neden sevdiğini anlıyorum ama. Neden edebiyat harikaları arasında gösterildiğini de anlıyorum. Yazı yazan insanların okuması gerektiği düşüncesindeyim ayrıca.
Ben de iyi ki inat edip bitirmişim ama dediğim gibi bayılmadım.
Keşke bayılsaydım.
Radyo tiyatrosu çok keyifliydi bu arada. Mutlaka tavsiye ederim.
Tozlu Rüyalar Kitap Kulübü adında.
Vardı diyorum çünkü artık yok.
Saatleri Ayarlama Enstitüsü ise kulübümüzün son kitabı idi.
Ahmet Hamdi Tanpınar daha önce de okumaya çalıştığım bir yazar.
Huzur isimli kitabı çok övülür ve tüm önemli edebiyatçılar okumanızı önerir.
Birkaç kere okumaya başladım ama hiç sarmadı ben de benim için doğru zaman olmadığına karar verip bıraktım.
Kitabı kulübümüze ben önerdim ama pişman oldum.
Belki de daha önce Radyo tiyatrosunda dinlediğim için kitap beni sarmadı. Çok zorlandım okurken oysa başlarda, ne de tatlı tatlı anlatıyor, dedim.
Boğdu beni o tatlı tatlı anlattığı tüm ayrıntılar.
Kitap boğazıma sarılıyordu sanki, ancak kötü de diyemezdim Türk edebiyatının önemli ismiydi Ahmet Hamdi, sorun kesin bendeydi diyerek kitabı yarıladım ve artık devam etmeyeceğimi kızlara söyledim.
Beklediğim tepkiyi aldım. Çok güzeldi ki kitap niye devam etmiyordum?
Ne zaman elime alsam okumayayım diye beynim uykumu getiriyordu dolayısıyla ben de sadece uyumak istediğimde kitabı elime alır olmuştum ama artık yeterdi demek ki benlik değildi dedim ama kulübümüzde çatlaklara neden olacağı düşüncesiyle uzun bir ara verdikten sonra bastım gaza ve bitirdim.
Doğruyu söylemek gerekirse tam yerinde ara vermişim. Ara verdiğim yerden sonra nihayet akıcılaşmış kitap ve başta anlattıklarıyla -en azından çoğuyla- bir yerde birleşti, o boşa gevezelik olduğunu düşündüğüm yerler anlam kazandı.
Yine de sevmedim üzgünüm.
Sevenlerin neden sevdiğini anlıyorum ama. Neden edebiyat harikaları arasında gösterildiğini de anlıyorum. Yazı yazan insanların okuması gerektiği düşüncesindeyim ayrıca.
Ben de iyi ki inat edip bitirmişim ama dediğim gibi bayılmadım.
Keşke bayılsaydım.
Radyo tiyatrosu çok keyifliydi bu arada. Mutlaka tavsiye ederim.
1 Şubat 2017 Çarşamba
Alışveriş Alışkanlığım
İndirim zamanındayız.
Benim gibi kırmızı etikete karşı koyamayanların yerli yersiz her şeyi aldığı, ihtiyacım var mı yok mu diye düşünmeden mağazalara saldırdığı zamanlar.
Hiç öyle 'aa yoo' moduna girmeyin. Eğer öyle olmasaydı Zara'nın indiriminde kasa kuyruğu mağazanın dışına taşmazdı.
Hep dilimizde, Tüketim toplumuyuz, diyoruz ya hani.. Kim ne almış, nerede ne indirime girmiş, falanca iki katına almıştı muhabbetleri, daha çok gaza getiriyor ve 'tüketim toplumu' olmanın hakkını sonuna kadar veriyoruz.
Ben çok kontrollü bir alıcıyım.
Cidden bak. Bazen saçma harcamalar yapabiliyorum ama bunu bile kendime izin verdiğim için yapıyorum.
Eskiden böyle değildim ama.
Siz buna ister yaş ilerledikçe insan daha kanaatkar oluyor deyin, ister yaş ilerledikçe insan daha zor beğeniyor deyin ama yaş ilerledikçe alışveriş alışkanlığı değişiyor.
Eskiye girmeden şimdilerde nasıl bir alışveriş anlayışım var anlatayım.
Bir kere online alışveriş sitelerine girmiyorum. Arada bir yolumu şaşırır da girersem bir ayakkabıyla oradan çıkabiliyorum ve çoğunlukla o ayakkabıyı geri gönderiyor boşu boşuna kargo ödediğimle kalıyorum. Ama büyük konuşmayayım ama ayakkabı artık ASLA!
En büyük derdim rahatlık benim. Artık topuklu ayakkabıya 'ayy ama çok güzel' demelere son. (Ama çok şansızım ayakkabı konusunda.)
Kıyafet alırken baktığım şey ise, bunun içinde koşarken nasıl görüneceğim.
Evet yanlış duymadınız, bir şey alırken kendimi koşarken hayal ediyorum. Çünkü sık sık geç kalmamın yanında yavaş yürüme huyum yok. Acelem olmasa bile beni yolda görseniz acelem olduğunu düşünebilirsiniz.
Bu, o kadar fazla şey almama (en başta da etek) engel oluyor ki inanamazsınız 😂
Sizin alışveriş kurallarınız var mı merak ediyorum.
Lütfen bana tuhaflıklarınızdan bahsedin, bir ben olamam, değil mi?
Etiketler:
alışveriş
,
alışverişe kimle gitmeli
,
görsel kaynak pinterest
,
indirim
,
online alış veriş
,
tüketim çılgınlığı
Kaydol:
Kayıtlar
(
Atom
)




