Benim canım ise Küçüksu Kasrına gitmeyi.
Güneşe aldanan arkadaş hastadır.
Bense turp gibi.
Burası Sultanın av köşküymüş.
Dışardan görüntüsüne bayıldım. İkinci pencereden el salladığımı hayal edin lütfen ;)
Köşkün girişi burasıymış ama biz arkasından girdik.. Neden bilmiyorum :)
Tabii ki artık öğrendiğimiz üzere, içerine fotoğraf çekilmiyor.
Yine, içerideki gördüğümüz tüm sarı renklerin altından elde edildiğini öğrenip şaşıyor, hayran kalıyoruz.
Av köşkü olmasından mütevellit, köşkte banyo, yatak odası, hatta yatak bile yok, her odada şömine var.
Çünkü çok soğuk, a dostlar...
Cumhuriyetin ilk yıllarında, cumhurbaşkanlığı köşkü olarak kullanılmış ve o zaman, duş eklenmiş.
Hemen yanı başında cafesini ve o soğukta dışarda oturan cesur insanları görüyoruz...
Burada ise, huysuz, hasta, üşümüş, acıkmış yol arkadaşımı görüyorsunuz...
İşte Küçüksu Kasrı'nın ve cafesinin manzarası :
Burayı çok sevdim aslında.
Yazın sık sık geleceğim, dedim.
Ama o sokak köpekleri... önce onların orda olduklarını unutmam gerek. O kadar çoklar ki...
Not: Bu yemek yerleri çok sorun oluyor, giderseniz şurada yemek yemeyi tercih edebilirseniz.
Ama ben yeni yerler keşfetme pahasına bilmediğim bir yerde pide yemeyi tercih edince...
yani Dilara daha fazla söylendi sadece :)