28 Şubat 2015 Cumartesi

Son Favorim Feyzalt

Feyzalt mı?
Feyzalt diye isim mi olur? diye hızlıca düşündü genç okuyucu.
Bakalım ne yazmış Seyhan? diye yazının içeriğine geçti.
Seyhan'ın Feyza Altun Meriç'ten bahsettiğini anlayınca, hee o mu Allah iyiliğini versin bir an idrak edemedim diyecek ya da Allah Allah kimmiş bakalım diye düşünüp yazıyı merakla okumaya devam edecekti.

Şöyle diyordu Seyhan yazısında:

Beni bilirsiniz güzel bir şey gördüm mü paylaşmadan duramam.
Negatif insanlardan, devamlı şikayet eden ve değiştirmek için hiç bir şey yapmayan insanlardan çok bunalıyorum. Sosyal çevremde de sosyal medyada da.
Daha çok pozitif, yapıcı, bilgili ve görgülü insana ihtiyacımız var.
Feyza onlardan biri.
Son zamanlarda hayran olduğum bir avukat Feyza Altun Meriç.
Belki haberlerde denk geldiniz, belki halihazırda sosyal medyadan takip ediyorsunuz..
Ama ola ki haberi olmayan kimseler vardır. Bu konuda ben de üzerime düşeni yapayım ve tanımayan tek bir kişi kaldıysa da, o da benim vesilemle tanışmış olsun.


Ben, oğlunu bırakacak kimsesi olmadığı için duruşmaya çocuğuyla girdiği günde tanıdım kendisini.
Çok şey değil; çalışan kadınlar için, iş yerlerinde evlatlarını güvenle bırakabilecekleri eğitimli bakıcıların olduğu bir kreş istiyordu. Ve dikkatleri üzerine çekti.
Ve biliyor musunuz adliyelere kreş açılma kararı alındı.
Gurur duyuyorum!
Sana ne oluyor demeyin! Bu güne kadar savunduğum şeyleri söyleyen ama kimseyi incitmeden kırmadan dökmeden söyleyen, mağdur edebiyatı yapmayan, haklı davalara siyaseti bulaştırıp kirletmeyen, icraate geçen, güzel gören/güzel konuşan bir kadın.


Şimdi instagram kullanan kimi görsem elinden telefonu alıp Feyzalt'ı takip ediyorum. Özellikle gençler. İstiyorum ki bütün o moda saçmalığı hesaplardan, zengin ve ünlülerin dışında da okuyup örnek alacakları birileri olsun hesaplarında.
Bak bunu yazıyorum ama, Feyza olsa o hesapları yermeden güzel bir dille ifade ederdi, demeden duramıyorum.
Bu arada bu kitap!!! Lütfen anneler babalar okuyun!


Gördüğünüz gibi her fotoğrafı da beğenmişim:)

Daha yazasım var ama istiyorum ki siz takip edin, benim hissettiklerimi paylaşın:
Blogu
Twitter hesabı
İnstagram hesabı
Naçizane benim hesabım ise The_Syhn {umarım zaten biliyorsunuzdur (: }

25 Şubat 2015 Çarşamba

Arendelle Kraliçesi Elsa'nın Saçı

Frozen yazımı okunuz?

Frozen, sadece bir animasyon değil, fazlasıydı.
Şarkısı dillerden düşmediği gibi kıyafetleri ve saçı da çok konuşuldu.
Geçen yıl nicelerinin kostüm seçimi Elsa'dan yana olmuştur eminim.
Bunlardan biri de Sevgili Maegan'ımız idi.

Cadılar bayramında Elsa kostümünü seçen Maegan, saç ve makyaj yapımını anlatmayı ihmal etmemiş.
Bu yazıyı okuduğumda filmi daha izlememiştim. Çok beğenmiştim.
Filmi izlemiş halim de beğendi.
Yapım aşamalarını adım adım fotoğraflayıp, nasıl yapıldığını anlattığı yazısını burayı tıklayarak inceleyebilirsiniz. Yazıda ayrıca Elsa makyajını anlattığı yazısının linki de var. İlgililer ona da bakacaklardır.
Çok şeker pek şeker olmuş.
Zaten bir prenses havası var Maegan'da. Bu kadar yetenekli bir Amerikalı bana rüya gibi geliyor açıkçası.
Hala blog yazması da takdire şayan ^.^
(Bilmem anlatabildim mi?)

23 Şubat 2015 Pazartesi

Aşık Kim?

Ephesus Yayınevinden çıkan  son Vefa Enver kitabı.
Aslında daha evvel okumak isterdim ama kitabın kalınlığı benim vakitsizliğimle çakışınca; beklettim, beklettim, beklettim...
Sonra bir gece elime aldım..
Alış o alış, uyku muyku kalmadı bende.

Birbirinden gerek huy gerekse görünüş açısından oldukça farklı olan ikiz kardeşlerden Nehir, ikizi gölgesi altında ezilmiş, kendine güvensiz ama bir gün kendi masalının kahramanı olmayı hayal eden genç bir kızdır. Kendisinden başka herkes Nehir'in güzelliğinin ve farklılığının farkındadır.
Peki Nehir ne zaman kendi potansiyelini fark edecektir?
Kitabın konusu bu değil elbette bu olsa olsa karakter tanıtımında bir giriş olabilir.

Konuya çok değinmeden biraz bilgi ve/veya öneriler vereyim.

Öncelikle kitabın arka kapak yazısını okumayın! Sakın!
Çünkü kitabın başlarında Nehir birileriyle tanışacak. Tanıştığı kişilerden hangisi esas oğlan hemen belli olmuyor. O kısımda arkada kapağı okumadıysanız tahmin etme kısmı çok eğlenceli olacak.

Kitap eğlenceli ve sürükleyici. Kalınlığından korkup bunca zaman elime almamam yanlış kararmış çünkü bir çırpıda okuyuverdim. Romantik komedi film tadında.

Yalnız bu kitapların kapağı böyle olmak zorunda mı? Bir ben mi rahatsız oluyorum? Çok arabesk duruyorlar ve bence Vefa Enver kitaplarına pek yakışmıyor.
Ben olsam doksanlar kaset kapaklarını hatırlatan bu tarz kapaklar yerine "Çocuk da yapamadım Kariyer de" serisinde tercih edildiği gibi illüstrasyon tercih ederdim.

Bu türü seven kaçırmasın der, öperim :*

21 Şubat 2015 Cumartesi

Sahi İstanbul

Geçtiğimiz aylarda bana güzel bir davet gelmişti.
Karaköy'de yeni açılmış bir mekan, Sahi İstanbul, buyurun bir kahvemizi için belki lokum yapmanıza bile izin verebiliriz, diyordu.
Bu davet aklımın köşesinde zaman kolluyordu.
Nihayet bizim için doğru zaman geldi ve biz Şahika ile Karaköy'de buluşup Sahi'ye gittik.
Çok ballı insanlar olmalıyız ki şubat ayında yazdan kalma bir gün yaşanıyordu.
Sahi'de kahveler terasta denize, karaköy'e tepeden bakılarak içildi.

Şahika'nın yazısına bu linke tıklayarak ulaşabilirsiniz -ki ulaşın ;)

Kahveleri yudumlarken Sahinin nasıl bir oluşum olduğunu dinledik.
Evet, neydi burası sahi?
Cafe mi? Otel mi? Şekerlemeci mi? Hediye dükkanı mı?

 Aylar önce gelen davet kuru bir davet değildi, bir paket Sahi lokumuyla beraber gelmişti ve ben açıkçası şekerleme dükkanı gibi bir yer bekliyordum.
Ancak burası çayınızı kahvenizi yudumlayıp karnınızı doyurabileceğiniz bir mekan olmasının dışında orijinal ürünlerini alıp kendinizi veya sevdiklerinizi şımartabileceğiniz klas bir mekan.

Sahi ismi ise, her şeyin sahisini yaptıklarını için, gıda boyası bile kullanmadıklarını için yapay olan şeylerden uzak durdukları için, nostalji yaşattıkları için, esaslı bir yer oldukları için kendilerini özetler nitelikte.

Sahi'de gördüğünüz her şeyin bir de hikayesi var. Giderseniz mutlaka birilerinden size anlatmasını isteyin. Benden de selam söyleyin :)
Çok uzun bir yazı olsun istemiyorum ama kısa kesilmeyecek kadar çok hikaye var Sahi'de.
Lokum yaptım ben mesela. Zaten bana da vermediler lokumlarımı, hangi şanslı kişiler yedi acaba?:)
Onun videosunu yükleyeyim ister misiniz?
Uslu bir okuyucu olursanız belki yüklerim :P

18 Şubat 2015 Çarşamba

Frozen {Karlar Ülkesi}

2014'ün şüphesiz en çok konuşulan filmlerinden biriydi Karlar Ülkesi/Frozen.
Etrafta "Let it go, let go" diye dolanan genci yaşlısı bu animasyonu izlemem gerektiğini söylüyordu.
İzlemeye fırsatım olmamıştı ama "Once upon a time" geçen yaz finalini yaptığında mavi elbiseli kızı görüp Elsa'nın gelecek sezon dizide olacağını anlamış, yine sezonu izlemeden evvel bu filmi izlemeyi kafa koymuştum.
Ve yeni sezona başlamadan evvel filmi izledim
Yazısı için ise İstanbul'un karlar altında olduğu, okulların kar nedeniyle tatil olduğu bir günden daha iyi bir fırsat bulamazdım! ^.^


Film, kontrol edemediği sihir yeteneği olan ve birine zarar vermekten ölesiye korktuğu için kendini dış dünyaya kapatan Elsa ve dünya tatlısı, ablasının neden böyle davrandığından bihaber ne olursa olsun ablasıyla beraber olmak isteyen Anna'nın hikayesini, sevginin her türlü engeli aşacağını anlatıyor.

Filmin Elsa ağırlıklı olmasını bekliyordum oysa bana kalırsa filmin yıldızı Anna!
Nasıl bir tatlılık, o ne şekerlik.. Bayıldım.



Her güzel animasyonda olduğu gibi zeki espriler, güzel diyaloglar var.
Buzdan şato, sonra şarkılar ve tabii ki Elsa'nın saç örgüsü, kıyafeti.. bunlarda filmin dğer güzellikleri arasında.
Öyle ki bir kaç post daha gelebilir bu konu hakkında. Hazır mısınız?
Hep beraber söyleyelimm: Let it goooo...

17 Şubat 2015 Salı

Deniz Feneri Koyu {Kitap Tanıtım}


Bilemeyiz, belki de karanlıklardır bizi ışığa kavuşturan ve o ışığa tutunmamızı sağlayan…

“Belki de kırılmıştır kalbim. Bildiğimiz anlamda kırık bir kalp değil, sadece ortadan ikiye çatlamış bir kalp de değil. Şömine rafından alınıp, sert bir el tarafından sökülerek parçalarına ayrılan, sonra da paramparça bir halde yere bırakılan bir saat gibi. Bir daha çalışamayacak kadar parçalanmış bir saat…”

 Ünlü bir kuyumcu ailesinin gelini olan Isabella Winterbourne, kalbi acıdan kavrulsa da, 1901 yılında eşiyle birlikte o çok kıymetli hediyeyi Avustralya parlamentosuna teslim etmek üzere bir gemi yolculuğuna çıkmak zorundadır. Ancak gemi Queensland sahilinde batar ve bu kazadan sağ kurtulan tek kişi Isabella’dır. Ve ne talihtir ki eşinin gözü gibi sakındığı hediye de kıyıya vurmuştur. Isabella bir karar vermek zorundadır. Ya kocasının zengin ve baskıcı ailesine geri dönecektir ya da elindeki bu hediyeyle yıllardır özlemini çektiği saklı rüyasını gerçekleştirecektir. İşte o an uçsuz bucaksız karanlık sahilde bir ışık dikkatini çeker. Ve Isabella deniz fenerinin sığınağına bırakır kendini… Bir asır sonra Libby Slater, hiç karşılık beklemeden sevdiği adamı kaybedince, artık ona anlamsız gelen Paris şehrini ardında bırakmaya karar verir. Yaşamını çocukluğunun geçtiği Deniz Feneri Koyu’nda devam ettirecektir. Ancak yirmi senedir hiç görüşmediği kız kardeşinin düşüncesi onu endişelendirse de geçmişte yapılan hataların telafisi yoktur. Dahası fener evinde kalmaya başladığı günler ona bu koyun her zaman sürprizlerle dolu olduğunu gösterecektir…

 Kır Çiçeği Tepesi ile gönülleri fetheden Kimberley Freeman, farklı yüzyıllarda yaşamış iki kadının geçmişi geride bırakıp geleceklerine yön verişlerini ustalıkla anlatıyor. Ve bu kadınların aradıkları cevaplar ise Deniz Feneri Koyu’nda saklı.

 “Freeman, bir asır arayla yaşayan ama geçmişin zorluklarıyla bir şekilde başa çıkan ve aynı deniz fenerinin huzuruna sığınan iki kadının hikâyesini ustalıkla kaleme alıyor.” 
 Publishers Weekly

16 Şubat 2015 Pazartesi

Evin Hanımı

Hani bazen okuduğum kitaplara yorum yazıp hiç duymamıştım ya da ilk defa senden duydum diyorsunuz ya, işte o zaman garip bir memnuniyet duyuyorum.
Size gerçekten bir kitap tanıtmış olduğum için.
Sanırım öyle bir kitap ile karşı karşıyayız.
Yoo senden duymadım, gayet tabii biliyordum hatta okudum, diye yorum yazma hakkınız saklıdır.

Neden böyle iddialı bir giriş yaptım?
Çünkü benim de daha önce başka bir yerde rastlamadığım bir kitap.
Güzel kapağı ve İrlanda çok satanlarda liste başı olmasından kelli ilgimi çeken bir roman.


Kitabın konusunu minimum spoiler ile nasıl özetleyebilirim bilmiyorum. Kitapta işlenen çok fazla konu var. Kasabadaki iki ailenin yıllardır süregelen çatışması, kasabaya getirilmek istenen yenilikler, bir aile travması..
Ama asıl konu yabancıların pek yaşadıklarını düşünmediğimiz gelin+görümce anlaşmazlığı. 

Kitabın bazı yerlerde gereksiz ayrıntı verdiği, konuyu uzattığını düşündüğüm oldu. O gereksiz kısımlar olmasaydı ve beklediğim romantizm anlatılsaydı sanırım süper olurdu. 
Aman Seyhan ille de romantizm mi olmalı okuduğun kitapta? demeyin. Sadece konu müsaitti. 
Belki de, diğer konuların etkisi azalmasın, diye düşündü yazarımız kim bilir?!

Şöyle bir alıntıyla yazıyı bitirmek istiyorum:
Eğer Martha kendi yanlışlarını göremeyecek kadar kör ise, diye düşündü Kate, ben de benimkileri göremeyecek kadar kör olabilir miyim?
Bunu okuduğum zaman çok etkilendim. Bu bakış açısına sahip olmak, böyle düşünmek büyük erdem. Özellikle aile söz konusu olduğunda kusur aramaya kendimizden başlamalıyız.
Aile her şeyden önce gelir.