Tony Danza kim mi?
Yapmayın "Who is the boss"u unuttunuz mu?
O mu ne ?
Cidden mi? Hatırlamıyor musunuz, unuttunuz mu?
'Who Is The Boss' diye bir dizi vardı, izlerdik çok küçükken. (Biliyorum hatırlayanlar çıkacak)
Yıllar yıllar sonra CNBC-e orijinal diliyle tekrar izlememizi sağlamıştı hani..
Seksenli yıllarda başlamış, doksanlı yıllarda son bulmuş, ülkemizde de gösterilmiş, o dönem için oldukça popüler bir tv serisi.
Dizideki housekeeper Tony Micelli'yi canlandıran Tony Danza'ya rast geldim geçenlerde yabancı magazin sitelerini gezerken. Ne kadar yaşlanmış.
Bir insanın ne kadar yaşlandığını anlamanız, aslında kendi yıllarınıza tanıklık etmenizi ve yaşlandığınızı anlamanızı sağlıyor. Hele ki şimdi diziyi hatırlayan bilen birileri çıkmazsa, bana bundan böyle nineciğim diye hitap edebilirsiniz.
Haksız mıyım ama şaşırmakta. Ben onu sol taraftaki haliyle bıraktım. Öyle kalmayacaksa karşıma da çıkmamalıydı.
Peki ilk görselde hemen yanında duran kızı rolündeki Alyssa Milano'yu tanıdınız mı?
O pek değişmemiş, yıllar yaramış hatta değil mi?
Bir işe giriştik madem tam olsun, bu da dizideki ana-oğul. Merak ederdiniz koymasam bilmez miyim ben :)
3 Nisan 2014 Perşembe
Tony Danza'nın Son Hali
Etiketler:
alyssa milano
,
cnbc-e
,
doksanlar
,
hey gidi günler
,
i am the boss
,
nostalji
,
nostalji diziler
,
tony danza
,
tony micelli
,
who is the boss
2 Nisan 2014 Çarşamba
3 Idiots
Ne zamandır Hint filmlerine geçiş yapmak istiyordum.
Hint filmleri öneren hemen her bloga bunu yazmışımdır: Ben de izleyeceğim.
Hint filmlerinden oluşan bir listem var ve listemin ilk sırası tabii 3 idiot'undu.
Beni de artık Aamir Khan hayranları grubuna ekleyebilirsiniz.
Evet bir film hayranı olmam için yetti! Sırada diğerleri de var. Beni dışlamayın :)
Film beklediğimin de üstündeydi.
Çok güleceğimi düşünüyordum. Çok güldüm.
Ama böyle duygulanacağımı tahmin etmemiştim.
Ve tabii filmin bir de eleştirel bir yanı vardı ki, gerçekten çok hoştu.
Ranço karakteri ise zaten harikaydı.
Hindistan'ın en iyi mühendislik okulunda arkadaş olan üç kafadarın dostluklarını anlatan filmde, sürprizler de var, danslar da.
İlk dansta "ne gerek var illa ki dans edecekler", derken ikinci dansta çok zevkli olduğunu kabul ettim :)
Tıpkı Kore film ve dizilerinde olduğu gibi, bolca ingilizce vardı. Neden böyle acaba :/
Tavsiyem izlemeniz yönünde olacaktır ki, zaten izlediniz değil mi?
Hint filmleri listeme katkıda bulunmak isterseniz önerilerinize açığım.
Hint filmleri öneren hemen her bloga bunu yazmışımdır: Ben de izleyeceğim.
Hint filmlerinden oluşan bir listem var ve listemin ilk sırası tabii 3 idiot'undu.
Beni de artık Aamir Khan hayranları grubuna ekleyebilirsiniz.
Evet bir film hayranı olmam için yetti! Sırada diğerleri de var. Beni dışlamayın :)
Film beklediğimin de üstündeydi.
Çok güleceğimi düşünüyordum. Çok güldüm.
Ama böyle duygulanacağımı tahmin etmemiştim.
Ve tabii filmin bir de eleştirel bir yanı vardı ki, gerçekten çok hoştu.
Ranço karakteri ise zaten harikaydı.
Hindistan'ın en iyi mühendislik okulunda arkadaş olan üç kafadarın dostluklarını anlatan filmde, sürprizler de var, danslar da.
İlk dansta "ne gerek var illa ki dans edecekler", derken ikinci dansta çok zevkli olduğunu kabul ettim :)
Tıpkı Kore film ve dizilerinde olduğu gibi, bolca ingilizce vardı. Neden böyle acaba :/
Tavsiyem izlemeniz yönünde olacaktır ki, zaten izlediniz değil mi?
Hint filmleri listeme katkıda bulunmak isterseniz önerilerinize açığım.
1 Nisan 2014 Salı
Zoraki Koca {Şahane Gelin - Yemin}
Çok satanlar beni daima paradoksa itmiştir.
"Çok satıyor Seyhoş okumalısın!" ve "Çok satıyor Seyhoş, popüler şeylerden uzak dur."
Bir şeye sık sık rastlamak herkeste aynı etkiyi yapmaz. Bende iki etkiyi birden yapıyor ama, onu henüz çözemedim :)
Şunu demek istiyorum, Fatih Murat Arsal kitapları son zamanlarda gerek bloglarda gerekse çok satanlar/en çok okunan listelerinde dikkatimi çekiyordu.
Okumalı mı? Okumamalı mı?
Derken bir kitabın arka kapak yazısını okuduktan sonra kayıtsız kalamadım.
Bugünün geleceğini aslında tahmin ediyordum da, bir seriye kapılacağımı nereden bilebilirdim :)
Benim merak ettiğim kitap Yemin, serinin ikinci kitabıydı ve öncesinde hakkını vererek ilk kitaptan seriye giriş yapmalıydım. Dolayısıyla; merhaba 'Şahane Gelin'!
Bir kaza sonucu çarptığı kızla evlenmek zorunda kalan, şehirli zengin yakışıklı Osman.
Ve bu durum Osman tarafından defalarca yüzüne vurulacak olan, el değmemiş köylü güzeli Gülay.
Sert mizaçlı erkek ve yumuşak huyu güler yüzüyle herkesi kendine hayran bırakan kadın arasında bir çekim, zamanla sevgiye dönüşse de, iki taraf da karşı tarafın sevgisinden bihaber olduğu için itiraf edemeyeceklerdir.
Konuyu anladıktan sonra neler olacağını kestirebiliyorsunuz, diye burun kıvırabilirim aslında, ancak elinizden bırakamayacağınız da bir gerçek :)
Bu tarz bir kitap için sayfa sayısı fazla bence. Kişi, mekan ve eşyalar süssüz anlatılmış. Ancak FMA okuyucularının beklentisi bu yönde olduklarını gözlemlediğim için bu bir eleştiri sayılmaz ^.^
Gelelim asıl hedefim olan 'Yemin'e.
Sert, suratsız, gizemli bir koruma ve her ne kadar aksini iddia etse de ona çoktan abayı yakmış patron kızı.
Tabii ki güzel kızımız her fırsatta delikanlıyla uğraşacak, konuşturmaya ilgisini çekmeye çalışacak.
Karanlık geçmişiyle böyle temiz bir kızla oynamak istemeyen Kara, kızdan ne kadar uzak durabilecek dersiniz peki?
Yan hikaye sağlam, Afrika tasvirleri, adetleri inandırıcı.
Ancak bu kitap önceki kitaptan yaklaşık 200 sayfa fazla. Sonuçta önceki hikayeyle birleştiği, olayların birbirini tamamlaması için gerekli bir uzunluk olduğuna karar verdim.
Gördüğünüz gibi torpil bile yapıyorum artık.
Çok uzatmadan iki kitapta da beni rahatsız eden bir şeye daha değineyim, okuyan diğer kişilerin dikkatini çekti mi merak ediyorum.
Kitap hoyratça kullanılan ünlemlere ne diyorsunuz?
Yani bence bir insanın sakince dediği "Tabii ki"yi ünlemle ifade etmezsiniz. Diyaloglarda neredeyse nokta sıklığında ünlem kullanılmış.
Ünlem konusunda hassasım ^.^
Abarttığımı düşünüyorsanız alın okuyun sonra konuşalım :)
"Çok satıyor Seyhoş okumalısın!" ve "Çok satıyor Seyhoş, popüler şeylerden uzak dur."
Bir şeye sık sık rastlamak herkeste aynı etkiyi yapmaz. Bende iki etkiyi birden yapıyor ama, onu henüz çözemedim :)
Şunu demek istiyorum, Fatih Murat Arsal kitapları son zamanlarda gerek bloglarda gerekse çok satanlar/en çok okunan listelerinde dikkatimi çekiyordu.
Okumalı mı? Okumamalı mı?
Derken bir kitabın arka kapak yazısını okuduktan sonra kayıtsız kalamadım.
Bugünün geleceğini aslında tahmin ediyordum da, bir seriye kapılacağımı nereden bilebilirdim :)
Benim merak ettiğim kitap Yemin, serinin ikinci kitabıydı ve öncesinde hakkını vererek ilk kitaptan seriye giriş yapmalıydım. Dolayısıyla; merhaba 'Şahane Gelin'!
Bir kaza sonucu çarptığı kızla evlenmek zorunda kalan, şehirli zengin yakışıklı Osman.
Ve bu durum Osman tarafından defalarca yüzüne vurulacak olan, el değmemiş köylü güzeli Gülay.
Sert mizaçlı erkek ve yumuşak huyu güler yüzüyle herkesi kendine hayran bırakan kadın arasında bir çekim, zamanla sevgiye dönüşse de, iki taraf da karşı tarafın sevgisinden bihaber olduğu için itiraf edemeyeceklerdir.
Konuyu anladıktan sonra neler olacağını kestirebiliyorsunuz, diye burun kıvırabilirim aslında, ancak elinizden bırakamayacağınız da bir gerçek :)
Bu tarz bir kitap için sayfa sayısı fazla bence. Kişi, mekan ve eşyalar süssüz anlatılmış. Ancak FMA okuyucularının beklentisi bu yönde olduklarını gözlemlediğim için bu bir eleştiri sayılmaz ^.^
Gelelim asıl hedefim olan 'Yemin'e.
Sert, suratsız, gizemli bir koruma ve her ne kadar aksini iddia etse de ona çoktan abayı yakmış patron kızı.
Tabii ki güzel kızımız her fırsatta delikanlıyla uğraşacak, konuşturmaya ilgisini çekmeye çalışacak.
Karanlık geçmişiyle böyle temiz bir kızla oynamak istemeyen Kara, kızdan ne kadar uzak durabilecek dersiniz peki?
Yan hikaye sağlam, Afrika tasvirleri, adetleri inandırıcı.
Ancak bu kitap önceki kitaptan yaklaşık 200 sayfa fazla. Sonuçta önceki hikayeyle birleştiği, olayların birbirini tamamlaması için gerekli bir uzunluk olduğuna karar verdim.
Gördüğünüz gibi torpil bile yapıyorum artık.
Çok uzatmadan iki kitapta da beni rahatsız eden bir şeye daha değineyim, okuyan diğer kişilerin dikkatini çekti mi merak ediyorum.
Kitap hoyratça kullanılan ünlemlere ne diyorsunuz?
Yani bence bir insanın sakince dediği "Tabii ki"yi ünlemle ifade etmezsiniz. Diyaloglarda neredeyse nokta sıklığında ünlem kullanılmış.
Ünlem konusunda hassasım ^.^
Abarttığımı düşünüyorsanız alın okuyun sonra konuşalım :)
Etiketler:
ephesus
,
ephesus yayınevi
,
fatih murat arsal
,
fma
,
kara
,
kitaplar
,
roman
,
şahane gelin
,
yemin
,
yetişkin romanları
,
zoraki koca serisi
31 Mart 2014 Pazartesi
Poz Verme Sanatı
Eskiden insanlar poz vermeye çekinirdi.
Yanılmıyorum değil mi, öyleydi?
Şimdi ulu orta "selfie" çekiyoruz. Büyük küçük, evde işte okulda otobüste selfie ile günü 'taçlandırıyoruz'.
Selfieden yana sıkıntım yok. İnsanın kendine güvenmesi güzel bir şey.
Ben ön kamerada ekstra çirkin çıktığım için benim için söz konusu dahi olamaz.
Çekene de mani olmayayım.
Mani olmayayım derken...
Eveeett sadede geliyorum.
Bu dudak büzüp poz vermeyi ilk kim çıkarmış Allah aşkına?!
Nasıl bu kadar yayıldı? Nasıl kimse utanmıyor böyle poz vermeye?
Nasıl dostları uyarmıyor nasıl?
Nasıl dalga geçmiyorlar?
Dehşetle dudaklarını büzüp poz veren insanların fotoğraflarına bakıyorum.
He canım he, dolgun dudakların var, biz de bayıldık(!)
Olay selfie değil yani buna takığım.
Hadi bunu ergenler yapsın..
Hadi yirmilerine henüz girmiş çıtırlar da yapsın.
Ama bunun bir sınırı olmalı ki ben bunu 23 olarak belirledim :) 23 yaşını doldurmamış kişilerin dudak büzmeli selfilerinin dışındakileri mazur görmüyorum.
Hele hele rica ediyorum otuza yaklaşmış kimseler..
Hele ki otuz yaşındakiler..
Hele hele otuzunu çoktan aşmışlar..
Ne olur ya yapmayın!
Yanılmıyorum değil mi, öyleydi?
Şimdi ulu orta "selfie" çekiyoruz. Büyük küçük, evde işte okulda otobüste selfie ile günü 'taçlandırıyoruz'.
Selfieden yana sıkıntım yok. İnsanın kendine güvenmesi güzel bir şey.
Ben ön kamerada ekstra çirkin çıktığım için benim için söz konusu dahi olamaz.
Çekene de mani olmayayım.
Mani olmayayım derken...
Eveeett sadede geliyorum.
Bu dudak büzüp poz vermeyi ilk kim çıkarmış Allah aşkına?!
Nasıl bu kadar yayıldı? Nasıl kimse utanmıyor böyle poz vermeye?
Nasıl dostları uyarmıyor nasıl?
Nasıl dalga geçmiyorlar?
Dehşetle dudaklarını büzüp poz veren insanların fotoğraflarına bakıyorum.
He canım he, dolgun dudakların var, biz de bayıldık(!)
Olay selfie değil yani buna takığım.
Hadi bunu ergenler yapsın..
Hadi yirmilerine henüz girmiş çıtırlar da yapsın.
Ama bunun bir sınırı olmalı ki ben bunu 23 olarak belirledim :) 23 yaşını doldurmamış kişilerin dudak büzmeli selfilerinin dışındakileri mazur görmüyorum.
Hele hele rica ediyorum otuza yaklaşmış kimseler..
Hele ki otuz yaşındakiler..
Hele hele otuzunu çoktan aşmışlar..
Ne olur ya yapmayın!
İmza
Bir dost.
30 Mart 2014 Pazar
Pınar Kremilla
Pınar, Avrupa’da tatlıların olmazsa olmazları arasında yer alan, aşçıların kurtarıcısı custard sosunu, Kremilla markasıyla Türkiye’de beğeniye sunuyor.
Türk gıda ve içecek sektörünün öncü ve yenilikçi markası Pınar, Türkiye’de ilk kez satışa sunulan yepyeni bir lezzetle mutfağınıza konuk oluyor. Pınar’ın yeni lezzeti Kremilla ile kremayı ideal kıvama getirmek için karıştırmayı, çırpmayı, soğumasını beklemeyi unutun; çabucak hazırlanan tadına doyum olmaz tatlıların keyfini çıkarın.
Pınar, yurt dışında vanilyalı kıvamlı tatlı sos (Custard) olarak bilinen ve kullanılan ve tatlı denince ilk akla gelen ürünü, Türk damak tadına ve tüketici ihtiyacına göre uyarlayarak, Tatlı Düşler serisinin yepyeni ürünü Kremilla - Vanilya Tadında Kıvamlı Sos Pınar Kremilla adıyla Türkiye’de de beğeniye sunmuş bulunuyor. Pınar’ın nesillerdir güvenle tüketilen doğal sütünün lezzeti ve nefis vanilya kokusuyla tatlılarınıza lezzet katacak Kremilla, direkt kullanıma hazır olarak sunuluyor; böylece çırpmadan, kıvam tutturmaya çalışmadan ve yorulmadan tadına doyum olmayan tatlılar yapmanızı sağlıyor.
İster tatlının içinde ister meyvenin üstünde…
Yoğun kıvamlı, vanilya tadındaki pratik lezzet Pınar Kremilla, pasta, profiterol, cheesecake, tart, milföy pasta, krem brulle, kek gibi birçok tatlıda doğrudan, dolgu malzemesi veya sos olarak kullanılabildiği gibi tek başına veya meyveyle birlikte de tüketilebiliyor.
Evde yapılmış hissi veren Kremilla ile çabucak lezzetli tatlılar yaparak zamandan tasarruf edebilir; sevdiklerinizin kalbini enfes tatlılarla çalarak onlara daha çok vakit ayırabilirsiniz.
Pınar Kremilla - Vanilya Tadında Kıvamlı Sos’u 500 ml’lik ambalajlar içinde marketlerin krema ve tatlı bölümlerinde bulabilirsiniz. Pınar Kremilla’nın ideal olan yoğun kıvamı için +4 dereceye kadar soğutulması önerilmektedir.
28 Mart 2014 Cuma
Tehlikeli Kızıl
Benimle ilgili bilinmesi gereken tek bir şey var; kazarım. Bulamazsam daha derinlemesine, daha şiddetle kazarım. Bulana kadar kazarım. Kazamadığım tek şey vardı o da kendi zihnim. İçini görmek istemiyordum.
Dirty Red, bizdeki adıyla Tehlikeli Kızıl ya da benim dememle Fırsatçı II :)
Olivia'nın ağzından anlatılan Fırsatçı kitabının devamı olan Tehlikeli Kızıl'da anlatıcımız Leah!
Biz zaten ne menem bir mahluk olduğunu az çok öğrendik ilk kitapta, bakalım ikinci kitap fikrimizi değiştirebilecek mi?
I ıh yok anam, daha beter sinir oluyorsunuz. Tamam Olivia da sütten çıkmış ak kaşık değildi ama vicdanı sızlıyordu. Leah ise kendi vicdanına dokunmadan başkalarının daha doğrusu Caleb'in vicdanını sömürmekte bir beis görmüyor.
Bu seriyi diğer serilerden ayırmak isterim. Geriye dönük boşlukları dolduran seriler, zordur. Yazar ustaca başarmış. Zira farklı bir karakter okuduğunuz belli. Leah açısından bakarken aynı olaya, tüm olay size hatırlatılıp sıkmıyor, sadece boşluğu dolduruyorsunuz.
Yazım yanlışları bu kitapta da vardı. Ancak hızla çevrilecekse üçüncü kitabın yazım yanlışlarını şimdiden hoş görebilirim. Zira anlatıcı Caleb Drake!
Bu arada Caleb'e bu kızlarda (başka bir terim kullanmamak için zor tuttum kendimi) "Ne buldun?!" diye acayip kızıyorum. Ve merakla serinin üçüncü kitabını bekliyorum.
-Leah-
Dirty Red, bizdeki adıyla Tehlikeli Kızıl ya da benim dememle Fırsatçı II :)
Olivia'nın ağzından anlatılan Fırsatçı kitabının devamı olan Tehlikeli Kızıl'da anlatıcımız Leah!
Biz zaten ne menem bir mahluk olduğunu az çok öğrendik ilk kitapta, bakalım ikinci kitap fikrimizi değiştirebilecek mi?
I ıh yok anam, daha beter sinir oluyorsunuz. Tamam Olivia da sütten çıkmış ak kaşık değildi ama vicdanı sızlıyordu. Leah ise kendi vicdanına dokunmadan başkalarının daha doğrusu Caleb'in vicdanını sömürmekte bir beis görmüyor.
Bu seriyi diğer serilerden ayırmak isterim. Geriye dönük boşlukları dolduran seriler, zordur. Yazar ustaca başarmış. Zira farklı bir karakter okuduğunuz belli. Leah açısından bakarken aynı olaya, tüm olay size hatırlatılıp sıkmıyor, sadece boşluğu dolduruyorsunuz.
Yazım yanlışları bu kitapta da vardı. Ancak hızla çevrilecekse üçüncü kitabın yazım yanlışlarını şimdiden hoş görebilirim. Zira anlatıcı Caleb Drake!
Bu arada Caleb'e bu kızlarda (başka bir terim kullanmamak için zor tuttum kendimi) "Ne buldun?!" diye acayip kızıyorum. Ve merakla serinin üçüncü kitabını bekliyorum.
27 Mart 2014 Perşembe
Özde Nudo {Kıvırcık Erişte}
Noodle karşılaştırma yazılarımı hatırlarsınız.
O yazılar sayesinde o çok sevdiğim Indomie noodleda MSG olduğunu öğrenmiş ve hemen yemeyi kesmiştim.
Tabii benim için yemeyi kesmek kolaydı. Artık annemler gelmişti. Yalnız değildim. Evde düzenli yemek pişiyordu. Kim ne yapsındı hazır yiyecekleri.
Böylece yalnızlar rıhtımındaki arkadaşlarımı hemencik unutuverdim.
Yalnız o yazıdan sonra benimle Özde Nudo yetkileri irtibata geçtiler. Gerçekten çok ilgililerdi. Yazdıklarımı düşününce sadece ilgili demek az kalır, sabırlı ve kibardılar diye eklemeliyim.
Gönderdikleri mailde; kolaylığı, besleyiciliği, hafifliği söyle dursun, msg içermediği gibi, islama aykırı hiç bir madde ve uygulamanın olmadığından da bahsedilmişti.
Ve bana bir paket gönderdiler arkadaşlar.
Sanırım ilk seferinde beceremediğimi düşünüyorlar :)
Olabilir.
Bu kadar kolay bir şeyi yanlış yapıyor olamam ama olabilirim de:)
Annemin evde olmadığı ilk fırsatta domateslisini kendime hazırladım. Annem evde yokken çünkü, kurulmuş sofra dururken kendime noodle falan hazırlayamam, sadece 3 dakikamı alsa bile ^.^
Kutudakilerin hazırlanışı poşettekilerden bile kolay arkadaşlar.
Anneannemin şaşkın bakışları altında çubuklarla yedim.
Müge, kurutulmuş sebzeleri koymadığını söylemişti, bu kez ben de öyle yaptım.
Domatesli de zaten sıkıntı yoktu, benim aklım hiç denemediğim körili çeşidinde. Sırada onu denemek var.
Sevgili Yalnızlar Rıhtımı Sakinleri..
Nasılsa Msg yok! Anladınız siz ;)
O yazılar sayesinde o çok sevdiğim Indomie noodleda MSG olduğunu öğrenmiş ve hemen yemeyi kesmiştim.
Tabii benim için yemeyi kesmek kolaydı. Artık annemler gelmişti. Yalnız değildim. Evde düzenli yemek pişiyordu. Kim ne yapsındı hazır yiyecekleri.
Böylece yalnızlar rıhtımındaki arkadaşlarımı hemencik unutuverdim.
Yalnız o yazıdan sonra benimle Özde Nudo yetkileri irtibata geçtiler. Gerçekten çok ilgililerdi. Yazdıklarımı düşününce sadece ilgili demek az kalır, sabırlı ve kibardılar diye eklemeliyim.
Gönderdikleri mailde; kolaylığı, besleyiciliği, hafifliği söyle dursun, msg içermediği gibi, islama aykırı hiç bir madde ve uygulamanın olmadığından da bahsedilmişti.
Ve bana bir paket gönderdiler arkadaşlar.
Sanırım ilk seferinde beceremediğimi düşünüyorlar :)
Olabilir.
Bu kadar kolay bir şeyi yanlış yapıyor olamam ama olabilirim de:)
Annemin evde olmadığı ilk fırsatta domateslisini kendime hazırladım. Annem evde yokken çünkü, kurulmuş sofra dururken kendime noodle falan hazırlayamam, sadece 3 dakikamı alsa bile ^.^
Kutudakilerin hazırlanışı poşettekilerden bile kolay arkadaşlar.
Anneannemin şaşkın bakışları altında çubuklarla yedim.
Müge, kurutulmuş sebzeleri koymadığını söylemişti, bu kez ben de öyle yaptım.
Domatesli de zaten sıkıntı yoktu, benim aklım hiç denemediğim körili çeşidinde. Sırada onu denemek var.
Sevgili Yalnızlar Rıhtımı Sakinleri..
Nasılsa Msg yok! Anladınız siz ;)
Etiketler:
denedim
,
deneme
,
kıvırcık erişte
,
noodle
,
nudo noodle
,
özde nudo
,
yalnızlar rıhtımı
,
yapalım yiyelim
,
yiyelim içelim
Kaydol:
Kayıtlar
(
Atom
)












