2014'ün şüphesiz en çok konuşulan filmlerinden biriydi Karlar Ülkesi/Frozen.
Etrafta "Let it go, let go" diye dolanan genci yaşlısı bu animasyonu izlemem gerektiğini söylüyordu.
İzlemeye fırsatım olmamıştı ama "Once upon a time" geçen yaz finalini yaptığında mavi elbiseli kızı görüp Elsa'nın gelecek sezon dizide olacağını anlamış, yine sezonu izlemeden evvel bu filmi izlemeyi kafa koymuştum.
Ve yeni sezona başlamadan evvel filmi izledim
Yazısı için ise İstanbul'un karlar altında olduğu, okulların kar nedeniyle tatil olduğu bir günden daha iyi bir fırsat bulamazdım! ^.^
Film, kontrol edemediği sihir yeteneği olan ve birine zarar vermekten ölesiye korktuğu için kendini dış dünyaya kapatan Elsa ve dünya tatlısı, ablasının neden böyle davrandığından bihaber ne olursa olsun ablasıyla beraber olmak isteyen Anna'nın hikayesini, sevginin her türlü engeli aşacağını anlatıyor.
Filmin Elsa ağırlıklı olmasını bekliyordum oysa bana kalırsa filmin yıldızı Anna!
Nasıl bir tatlılık, o ne şekerlik.. Bayıldım.
Her güzel animasyonda olduğu gibi zeki espriler, güzel diyaloglar var.
Buzdan şato, sonra şarkılar ve tabii ki Elsa'nın saç örgüsü, kıyafeti.. bunlarda filmin dğer güzellikleri arasında.
Öyle ki bir kaç post daha gelebilir bu konu hakkında. Hazır mısınız?
Hep beraber söyleyelimm: Let it goooo...
18 Şubat 2015 Çarşamba
17 Şubat 2015 Salı
Deniz Feneri Koyu {Kitap Tanıtım}
Bilemeyiz, belki de karanlıklardır bizi ışığa kavuşturan ve o ışığa tutunmamızı sağlayan…
“Belki de kırılmıştır kalbim. Bildiğimiz anlamda kırık bir kalp değil, sadece ortadan ikiye çatlamış bir kalp de değil. Şömine rafından alınıp, sert bir el tarafından sökülerek parçalarına ayrılan, sonra da paramparça bir halde yere bırakılan bir saat gibi. Bir daha çalışamayacak kadar parçalanmış bir saat…”
Ünlü bir kuyumcu ailesinin gelini olan Isabella Winterbourne, kalbi acıdan kavrulsa da, 1901 yılında eşiyle birlikte o çok kıymetli hediyeyi Avustralya parlamentosuna teslim etmek üzere bir gemi yolculuğuna çıkmak zorundadır. Ancak gemi Queensland sahilinde batar ve bu kazadan sağ kurtulan tek kişi Isabella’dır. Ve ne talihtir ki eşinin gözü gibi sakındığı hediye de kıyıya vurmuştur. Isabella bir karar vermek zorundadır. Ya kocasının zengin ve baskıcı ailesine geri dönecektir ya da elindeki bu hediyeyle yıllardır özlemini çektiği saklı rüyasını gerçekleştirecektir. İşte o an uçsuz bucaksız karanlık sahilde bir ışık dikkatini çeker. Ve Isabella deniz fenerinin sığınağına bırakır kendini… Bir asır sonra Libby Slater, hiç karşılık beklemeden sevdiği adamı kaybedince, artık ona anlamsız gelen Paris şehrini ardında bırakmaya karar verir. Yaşamını çocukluğunun geçtiği Deniz Feneri Koyu’nda devam ettirecektir. Ancak yirmi senedir hiç görüşmediği kız kardeşinin düşüncesi onu endişelendirse de geçmişte yapılan hataların telafisi yoktur. Dahası fener evinde kalmaya başladığı günler ona bu koyun her zaman sürprizlerle dolu olduğunu gösterecektir…
Kır Çiçeği Tepesi ile gönülleri fetheden Kimberley Freeman, farklı yüzyıllarda yaşamış iki kadının geçmişi geride bırakıp geleceklerine yön verişlerini ustalıkla anlatıyor. Ve bu kadınların aradıkları cevaplar ise Deniz Feneri Koyu’nda saklı.
“Freeman, bir asır arayla yaşayan ama geçmişin zorluklarıyla bir şekilde başa çıkan ve aynı deniz fenerinin huzuruna sığınan
iki kadının hikâyesini ustalıkla kaleme alıyor.”
Publishers Weekly
Etiketler:
arkadya yayınları
,
kimberley freeman
,
kitap tanıtım
,
merakla bekliyorum
16 Şubat 2015 Pazartesi
Evin Hanımı
Hani bazen okuduğum kitaplara yorum yazıp hiç duymamıştım ya da ilk defa senden duydum diyorsunuz ya, işte o zaman garip bir memnuniyet duyuyorum.
Size gerçekten bir kitap tanıtmış olduğum için.
Sanırım öyle bir kitap ile karşı karşıyayız.
Yoo senden duymadım, gayet tabii biliyordum hatta okudum, diye yorum yazma hakkınız saklıdır.
Neden böyle iddialı bir giriş yaptım?
Çünkü benim de daha önce başka bir yerde rastlamadığım bir kitap.
Güzel kapağı ve İrlanda çok satanlarda liste başı olmasından kelli ilgimi çeken bir roman.
Kitabın konusunu minimum spoiler ile nasıl özetleyebilirim bilmiyorum. Kitapta işlenen çok fazla konu var. Kasabadaki iki ailenin yıllardır süregelen çatışması, kasabaya getirilmek istenen yenilikler, bir aile travması..
Ama asıl konu yabancıların pek yaşadıklarını düşünmediğimiz gelin+görümce anlaşmazlığı.
Kitabın bazı yerlerde gereksiz ayrıntı verdiği, konuyu uzattığını düşündüğüm oldu. O gereksiz kısımlar olmasaydı ve beklediğim romantizm anlatılsaydı sanırım süper olurdu.
Aman Seyhan ille de romantizm mi olmalı okuduğun kitapta? demeyin. Sadece konu müsaitti.
Belki de, diğer konuların etkisi azalmasın, diye düşündü yazarımız kim bilir?!
Şöyle bir alıntıyla yazıyı bitirmek istiyorum:
Eğer Martha kendi yanlışlarını göremeyecek kadar kör ise, diye düşündü Kate, ben de benimkileri göremeyecek kadar kör olabilir miyim?
Bunu okuduğum zaman çok etkilendim. Bu bakış açısına sahip olmak, böyle düşünmek büyük erdem. Özellikle aile söz konusu olduğunda kusur aramaya kendimizden başlamalıyız.
Aile her şeyden önce gelir.
Etiketler:
2015 okumaları
,
alice taylor
,
evin hanımı
,
family came first
,
irlanda çok satanlar
,
kitaplar
,
maviyi seviyorum
,
orkinos yayınları
13 Şubat 2015 Cuma
Tencerede Kek Mi? Denemeyen Kalmasın!
Daha evvel 3 dakikada mikrodalgada kek yapmıştım.
O sıra o popülerdi. Denemiş ve o kadar dar bir zamanda kek olmasına şaşırmıştım.
Şimdi o kekin bile hazırı çıktı ama bugün size ondan birazcık daha zahmetli ama çok çok çok daha lezzetli bir tarif vereceğim.
İster türk kahvesi fincanı, ister nescafe kupası, ister çay fincanı kullanıp tencerede pişireceğiniz leziz mi leziz bir kek bu.
Muhakkak daha evvel duydunuz ama denemeye cesaret edemediniz belki de.
Daha önce arkadaşlarım denemiş çok memnun kalmışlardı.
Bazı günler whatsapp grubumuzda bir ürün seçilip yapılıyor.
Birden o gün poğaça günü ya da kısır günü ilan edilip herkes aynı şeyi yapıyor ve aynı apartmanda oturup birbirimize çay/kahveye gitmenin ne kadar güzel olacağı hayalini konuşup, mutlu mutlu, kalorilerin kalça bölgemizde sabitleşmesini umursamadan yaptıklarımızdan yiyor ve yazışıyoruz.
İşte böyle günlerden biriydi.
Benim denemek gibi bir niyetim yoktu aslında ama birden tencerede kek günü ilan edildi ve ben de kalkıp yaptım :)
Sonuç cidden harika oldu. Bu kadar güzel bir kek beklemiyordum!
Ben kakao yerine kakaolu puding kullandım gerçi. Tadının güzelliğinde bunun payı ne kadar var bilmiyorum.
Bu güzellikten mahrum kalmayın diye üşenmedim bu yazıyı yazdım.
Siz de deneyin memnun kalın, isterseniz bir de bana foto atıp deneyimlerinizi yazın: seyhanc@gmail.com
O sıra o popülerdi. Denemiş ve o kadar dar bir zamanda kek olmasına şaşırmıştım.
Şimdi o kekin bile hazırı çıktı ama bugün size ondan birazcık daha zahmetli ama çok çok çok daha lezzetli bir tarif vereceğim.
İster türk kahvesi fincanı, ister nescafe kupası, ister çay fincanı kullanıp tencerede pişireceğiniz leziz mi leziz bir kek bu.
Muhakkak daha evvel duydunuz ama denemeye cesaret edemediniz belki de.
Daha önce arkadaşlarım denemiş çok memnun kalmışlardı.
Bazı günler whatsapp grubumuzda bir ürün seçilip yapılıyor.
Birden o gün poğaça günü ya da kısır günü ilan edilip herkes aynı şeyi yapıyor ve aynı apartmanda oturup birbirimize çay/kahveye gitmenin ne kadar güzel olacağı hayalini konuşup, mutlu mutlu, kalorilerin kalça bölgemizde sabitleşmesini umursamadan yaptıklarımızdan yiyor ve yazışıyoruz.
İşte böyle günlerden biriydi.
Benim denemek gibi bir niyetim yoktu aslında ama birden tencerede kek günü ilan edildi ve ben de kalkıp yaptım :)
Sonuç cidden harika oldu. Bu kadar güzel bir kek beklemiyordum!
Ben kakao yerine kakaolu puding kullandım gerçi. Tadının güzelliğinde bunun payı ne kadar var bilmiyorum.
Bu güzellikten mahrum kalmayın diye üşenmedim bu yazıyı yazdım.
Siz de deneyin memnun kalın, isterseniz bir de bana foto atıp deneyimlerinizi yazın: seyhanc@gmail.com
(Tarif nefisyemektarifleri'den alınmış)
Etiketler:
bana her konuda yazabilirsiniz :)
,
çok begendim
,
kek
,
kolay kek
,
kolay kek tarifi
,
mutlaka deneyin
,
nefis kek
,
tencerede fincan kek
,
tencerede kek
12 Şubat 2015 Perşembe
Merhume Anna Karenina Ve Muhteşem Kostümleri
Tolstoy'un Anna Karenina'sı sizin gibi benim de lise çağlarımda okuyup bitirdiğim klasiklerden biri.
Ana hatları dışında hatırlamadığım kitabı bir daha okumak gibi bir niyetim hiç olmadı.
Çünkü iki ciltten oluşan kitabı okurken karamsarlıktan depresifliğe, mutsuzluktan şaşkınlığa sürüklendiğimi hatırlıyorum.
Ancak filmini vizyona girdiğinden beri izlemek istiyordum ki, bunun filmin klasik uyarlaması olması dışında Keira Knightley ve kostümlerle alakası vardı.
Nitekim henüz izleyebildim.
Film beklediğim karamsarlıkta değildi. Başlarda adeta bir şov, bir gösteri gibiydi. Bunu beklemiyordum. Filmi izlerken kitabı düşünüp durdum; acaba böyle miydi, şöyle miydi, şu karakteri hatırlamıyorum, bunun kocası bu kadar iyi değildi sanki, gibi..
Kostümler kitabı ne kadar düşünmeme müsaade ettiyse o kadar düşündüm kısacası.
Görüyorsunuz şapkalar var, kürkler var. E benimki de can yani :)
Ana hatları dışında hatırlamadığım kitabı bir daha okumak gibi bir niyetim hiç olmadı.
Çünkü iki ciltten oluşan kitabı okurken karamsarlıktan depresifliğe, mutsuzluktan şaşkınlığa sürüklendiğimi hatırlıyorum.
Ancak filmini vizyona girdiğinden beri izlemek istiyordum ki, bunun filmin klasik uyarlaması olması dışında Keira Knightley ve kostümlerle alakası vardı.
Nitekim henüz izleyebildim.
Film beklediğim karamsarlıkta değildi. Başlarda adeta bir şov, bir gösteri gibiydi. Bunu beklemiyordum. Filmi izlerken kitabı düşünüp durdum; acaba böyle miydi, şöyle miydi, şu karakteri hatırlamıyorum, bunun kocası bu kadar iyi değildi sanki, gibi..
Kostümler kitabı ne kadar düşünmeme müsaade ettiyse o kadar düşündüm kısacası.
Görüyorsunuz şapkalar var, kürkler var. E benimki de can yani :)
Size tüm kıyafetleri toplayıp sunmak isterdim ancak neden bütün cefayı ben çekeyim. Evet film biraz uzun ve sıkıcı. Ama kostümleri görmek istiyorsanız izlemelisiniz. Hele bir lacivert kıyafet vardı ki.. ahh.. Benim olsa keşke..
Bu arada filmin ilk kısımlarında gerçekleşen dans sahnesi harikaydı. Bana sorarsanız dans biraz komikti ama, onlar dans ederken herkesin donması, salonun boşalması ve çiftler habire değişiyorken onların dansa devam etmesi sanırım unutamayacağım sahneler arasında yerini aldı.
Al işte kıyamıyorum size.
Sizi bu lacivert kostümden mahrum bırakamazdım. Melek gibi kalbim var maşallah ^.^
Bir erkek kardeşim daha olsaydı onun düğününde böyle giyinirdim. Sürekli okuyucularım bu söylediğimde ciddi olduğumun farkında.
Ne yapıyolar ki bu kostümleri sonra. Bana verseler ya. Sanki giyecekler bir daha. Ben zaten Keira Knigtley ile aynı bedenimdir. Ondan bi' on kilo bilemedin on beş kilo fazlam vardır sadece. Kıyafetleri bana versinler bak nasıl veriyorum on beş kiloyu.
Beni bu kıskançlık krizimle değil de, size bu görsel şöleni hazırlayan melek gibi kalbimle hatırlayın diye yazımı burada noktalıyorum.
Etiketler:
anna karenina
,
bayıldım
,
dünya klasikleri
,
filmler
,
jude law
,
keira knightley
,
Laciverti çok seviyorum
,
olamadık bi triple görümce
,
tolstoy
9 Şubat 2015 Pazartesi
Kar Tanelerinin Bir Bildiği Var
Sevgili arkadaşım Debbie Macomber'ın ülkemizde çıkan son kitabını sizlere tanıtmaktan mutluluk duyarım.
Kitap Debbie'den ne bekliyorsanız o.
Ben içimi ısıtmasını bekledim, içimi ısıttı.
Çocukların kafalarını Noel Baba gibi saçmalıklar ile doldurulmaması gerektiğini düşünen bir psikiyatr ve o psikiyatrın çocuklarının elinden Noel'i çaldığını düşünen hassas teyze Katherine arasında yaşanan tanışma-sürtüşme-aşk hikayesi.
Kulağa eğlenceli geliyor değil mi?
Zira öyle ^.^
Kitap kapağına bakıp olayların Noel zamanı gerçekleştiğini tahmin edebilirsiniz.
Bu da yerinde bir tahmin olur.
Kitap kısacık. 224 sayfa. Hemen bitiyor.
Aralık ayında -bence şahane bir pazarlama stratejisi olarak- Türk okuyucularla buluştu. Ben de zevkle biran önce okumak istedim ama okumak ocak ayına bu yazıyı yazmak ise şubat ayına nasip oldu.
Debbie Macomber sevenler okuyup seveceklerdir şüphem yok.
Keyfini çıkarın ;)
Kitap Debbie'den ne bekliyorsanız o.
Ben içimi ısıtmasını bekledim, içimi ısıttı.
Çocukların kafalarını Noel Baba gibi saçmalıklar ile doldurulmaması gerektiğini düşünen bir psikiyatr ve o psikiyatrın çocuklarının elinden Noel'i çaldığını düşünen hassas teyze Katherine arasında yaşanan tanışma-sürtüşme-aşk hikayesi.
Kulağa eğlenceli geliyor değil mi?
Zira öyle ^.^
Kitap kapağına bakıp olayların Noel zamanı gerçekleştiğini tahmin edebilirsiniz.
Bu da yerinde bir tahmin olur.
Kitap kısacık. 224 sayfa. Hemen bitiyor.
Aralık ayında -bence şahane bir pazarlama stratejisi olarak- Türk okuyucularla buluştu. Ben de zevkle biran önce okumak istedim ama okumak ocak ayına bu yazıyı yazmak ise şubat ayına nasip oldu.
Debbie Macomber sevenler okuyup seveceklerdir şüphem yok.
Keyfini çıkarın ;)
6 Şubat 2015 Cuma
PK!
Çok asi olduğum günlerden biriydi.
Bir film izleyecektim. Ve asi tabiatım beni listenin dışına çıkardı.
Ah bazen kimse bana söz geçiremiyor işte, kendim bile :P
Yukarıda anlatmaya çalıştığım gibi listemde olmayan bir filmdi. Bu ara çok denk geldim ve ne izlesem diye düşünüp hiçbir şey izlemek istemediğim bir akşam bir de baktım bu filmi izliyorum.
2014 yapımı bu film iki buçuk saat.
Dolayısıyla bir ara beni kaybetti. Dikkat dağınıklığımın zirvesindeyim bir şeye iki buçuk saat odaklanmam şuan mümkün değil. Aa ben filmi izliyordum değil mi, deyip filme döndüğüm kısımı ise kaçırmadığıma seviniyorum. (Gerçi daha kim bilir ne kadar güzel sahneler kaçırdım)
Dünyaya gelen ve dönüş kumandasını kaybeden bir uzaylımız PK (Peekeey) ki kendisini Aamir Khan canlandırmış ve ona yardımcı olmaya çalışan, Belçika'da aşk acısını bırakıp Delhi'ye dönen haber spikerimiz Jaggu var. Ağlasa bile makyajı bozulmayan güzel gözlü Jaggu rolünde Anushka Sharma'yı izliyoruz. Kendisini daha evvel Rab Ne Bana Di Jodi filminde izlemişiz. Hiç hatırlamıyorum. Daha doğrusu bu kadar güzel olduğunu hatırlamıyorum.
Fizik zaten süper de bu filmdeki kıyafetleri maskülen, fiziğine çok giden ve tam benim zevkime hitap eden cinstendi, bunun da etkisi olmuş olabilir.
Uzun olmasını bir kenara bırakırsak, güzel filmdi.
Spoiler vermeden nasıl etkilendiğim yeri anlatabilirim size?..
Hiç tahmin etmemiştim diyeceğim sadece.
En sevdiğim ve en çok güldüğüm yer bu kıyafetle çıkageldiği sahne ve adamın "tarzına saygı duyması" gerektiğini düşündüğü sahne:)))
Bir film izleyecektim. Ve asi tabiatım beni listenin dışına çıkardı.
Ah bazen kimse bana söz geçiremiyor işte, kendim bile :P
Yukarıda anlatmaya çalıştığım gibi listemde olmayan bir filmdi. Bu ara çok denk geldim ve ne izlesem diye düşünüp hiçbir şey izlemek istemediğim bir akşam bir de baktım bu filmi izliyorum.
2014 yapımı bu film iki buçuk saat.
Dolayısıyla bir ara beni kaybetti. Dikkat dağınıklığımın zirvesindeyim bir şeye iki buçuk saat odaklanmam şuan mümkün değil. Aa ben filmi izliyordum değil mi, deyip filme döndüğüm kısımı ise kaçırmadığıma seviniyorum. (Gerçi daha kim bilir ne kadar güzel sahneler kaçırdım)
Dünyaya gelen ve dönüş kumandasını kaybeden bir uzaylımız PK (Peekeey) ki kendisini Aamir Khan canlandırmış ve ona yardımcı olmaya çalışan, Belçika'da aşk acısını bırakıp Delhi'ye dönen haber spikerimiz Jaggu var. Ağlasa bile makyajı bozulmayan güzel gözlü Jaggu rolünde Anushka Sharma'yı izliyoruz. Kendisini daha evvel Rab Ne Bana Di Jodi filminde izlemişiz. Hiç hatırlamıyorum. Daha doğrusu bu kadar güzel olduğunu hatırlamıyorum.
Fizik zaten süper de bu filmdeki kıyafetleri maskülen, fiziğine çok giden ve tam benim zevkime hitap eden cinstendi, bunun da etkisi olmuş olabilir.
Uzun olmasını bir kenara bırakırsak, güzel filmdi.
Spoiler vermeden nasıl etkilendiğim yeri anlatabilirim size?..
Hiç tahmin etmemiştim diyeceğim sadece.
En sevdiğim ve en çok güldüğüm yer bu kıyafetle çıkageldiği sahne ve adamın "tarzına saygı duyması" gerektiğini düşündüğü sahne:)))
Etiketler:
aamir khan
,
anushka sharma
,
bollywood
,
hint filmleri
,
izleyenler hangi sahneden bahsettiğimi anladı
,
komedi
,
peekeey
,
pk
Kaydol:
Kayıtlar
(
Atom
)













