Ali Lidar alıntılarına muhakkak denk gelmişsinizdir.
Belki Ali Lidar'a ait olduğunun farkında olmadan ona ait cümleleri alıntılar defterinize yazmışsınızdır.
Tam da ruh halimi yansıtan bir cümle, demiş olabilirsiniz.
İnsanlar bu alıntıları nereden buluyor, diye düşünmüş olabilirsiniz veya.
Öyle ya da böyle, sosyal medya kullanıcıları olarak Ali Lidar cümlelerine sık rastlarız.
Benim en sevdiğim okuduğumda yüreğimi yakan cümlesi bu kitabın girişinde.
İlk sayfayı açıp cümleye rastladığımda tanıdık hüzün gelip yüreğime çöreklendi.
Bazen bir bazen yarım sayfa, bazen 4-5 satırdan oluşa denemeler.
Bazen küfür, bazen umutsuzluk, çokça yalnızlık, bolca hüzün...
Sıradan gibi görünen,ancak bir şekilde derinden etkileyen satırlar.
Bana kalırsa daha çok bir erkek kitabı.
Emrah Serbes'in tarzına yakın buldum. (Bunu yazarken hala Emrah Serbes kitabının yorumunu hazırlamadığım geldi aklıma, iyi oldu)
Meraklısının seveceği, tarzı olmayanın niye okudum ki sanki, diyebileceği bir kitap.
Yazarın ilk kitabı. Bu da aklınızda olsun.
Devamı gelir ama, bekleriz..
15 Ekim 2014 Çarşamba
Tesirsiz Parçalar
Etiketler:
ali lidar
,
denemeler
,
kitaplar
,
müptela yayınları
,
tesirsiz parçalar
,
türk yazarlar
13 Ekim 2014 Pazartesi
İş Görüşmesi
Bir arkadaşın gözünde işim vardı, her gördüğümde bak buradan çıkarsan yerine ben geçeyim, diyordum.
O arkadaş hamileymiş ve diğer bir arkadaşa beni sormuş.
- Seyhan mı, hayatta çalışmaz, demiş bizimki.
Ya neden öyle dedin çalışacaktım ben?
- Sen hayatta yapamazsın!
Dedi bana :/
Haydaa!!
Herkes neden böyle diyor?
Neden bi' yer yüzünde ben çalışamayacakmışım?
Bi' sinirli, bi' sabırsız bi' suratsız ben miyim?
2 gün anca durursun yorulursun yapamazsın.
Bu milletin canı can değil mi?
Otobüste vazgeçersin işe gitmekten.
Trafik bir bana mı var?
Patronun bi' çıkışmasıyla kavga edersin.
Ha çirkef de mi oldum?!..
Ama böyle.. etrafta bir ağız birliği sen yapamazsın,edemezsin.
İnatlaşmakda istemiyorum bir yandan.
İnada, inatçıya, inat uğruna bir şeyler ispatlamaya sinir olurum, aptalca gelir bana.
Ama işte geçen gün bir yere gidiyorum, arayım şu kızı, dedim.
Aradım, bak numarası değişmiş.
Diğer arkadaştan numarasını alayım, dedim.
Aradım açmadı.
Sonra gideceğim yere vardım ve vazgeçtim.
Çalışma isteğim geldiği gibi gitmişti.
Kısmet değilmiş:)
Not: Yazı yazmaya fırsat bulamayınca, taslaklara sardım. Bu mesela en az 4 yıllık bir yazı. Nostaljinin kralını yaşıyorum şuan. Sonrasında neler yaşadım. Hey gidi :)
O arkadaş hamileymiş ve diğer bir arkadaşa beni sormuş.
- Seyhan mı, hayatta çalışmaz, demiş bizimki.
Ya neden öyle dedin çalışacaktım ben?
- Sen hayatta yapamazsın!
Dedi bana :/
Haydaa!!
Herkes neden böyle diyor?
Neden bi' yer yüzünde ben çalışamayacakmışım?
Bi' sinirli, bi' sabırsız bi' suratsız ben miyim?
2 gün anca durursun yorulursun yapamazsın.
Bu milletin canı can değil mi?
Otobüste vazgeçersin işe gitmekten.
Trafik bir bana mı var?
Patronun bi' çıkışmasıyla kavga edersin.
Ha çirkef de mi oldum?!..
Ama böyle.. etrafta bir ağız birliği sen yapamazsın,edemezsin.
İnatlaşmakda istemiyorum bir yandan.
İnada, inatçıya, inat uğruna bir şeyler ispatlamaya sinir olurum, aptalca gelir bana.
Ama işte geçen gün bir yere gidiyorum, arayım şu kızı, dedim.
Aradım, bak numarası değişmiş.
Diğer arkadaştan numarasını alayım, dedim.
Aradım açmadı.
Sonra gideceğim yere vardım ve vazgeçtim.
Çalışma isteğim geldiği gibi gitmişti.
Kısmet değilmiş:)
Not: Yazı yazmaya fırsat bulamayınca, taslaklara sardım. Bu mesela en az 4 yıllık bir yazı. Nostaljinin kralını yaşıyorum şuan. Sonrasında neler yaşadım. Hey gidi :)
10 Ekim 2014 Cuma
Mineralwasser Sendromu
Avrupalıların bizden çok daha fazla maden suyu tükettiğini duymuş ya da okumuşsunuzdur.
Bizdeki tüketim oranı kişi başı yılda 3 litreyken, Avrupa'da kişi başı tüketim oranı 150 litrelerde.
Bunu duyunca şaşırmıyorum çünkü buna tanık oldum.
Mesela Almanya'da maden suları litrelik şişelerde satılır. Bizdeki gibi minik cam şişelerde değil yani.
Pikniğe giderdik, koştur oyna susuzluktan geberir büyüklerden bir bardak su isterdim de bana mineralwasser vermezler miydi?! Kaç kez su diye içip püskürttüğümü bilirim.
Almancası bu, bu meretin; mineralwasser yani mineralli su yani maden suyu.
Hiç sevmezdim sevemedim, ama çocukluğuma inince nefretimi anlıyorum. Bin kere sorar oldum artık bana verdikleri "su"yu Almanya'da artık: Su değil mi bu? Bak! Su? Öyle değil mi?!
Beni kandırmaya çalıştıkları için değil, onlar su gibi görüp su gibi de tükettiği içindi bu anlaşmazlığımız.
Neyse işte gel zaman git zaman..
Ben büyüdüm. Maden suyu yararlı. Tamam. Her yerde karşıma çıkıyor. Ama içemiyorum Azizim. Yok sevemedim tadını.
Ramazan ayında çokça gündeme geldi, muhakkak tüketmek gerek diye. Ben de artık tüketmeye karar verdim.
İlk başlarda gün aşırı, yarısıyla yüzümü yıkıyor, kalan yarısını zar zor içiyordum. Sonra her gün içmeye başladım. Arada sırada da yüzümü yıkıyordum.
Hala tadını çok sevmiyorum ama içmeden duramıyorum, yorgunluğumu aldığını hissediyorum. Psikolojik diyebilirsiniz ama cildime de iyi geldiğini düşünüyorum. Tamam şahane olmadı ama sanki yatıştı.
Asıl bahsedeceğim şeye daha gelmedim bile. Özlüyorum galiba yazmayı:)
Bu maden suyunda belirli bir markam olsun, ondan başkasını içemeyeyim soranlara, "X marka var mı? başkasını içemiyorum da", diyeyim çok istedim. Ama aksi gibi annem ne aldıysa onu içtim. Hiç bir markayı diğerinden ayıramıyorum önüme ne koyarsanız onu içiyorum kısaca.
Ben de baktım olacak gibi değil, numara yapmaya başladım. Bu marka mı var? Ay sevindim bundan başkasını içemiyorum, diyorum :)
Bu arada en büyük korkum maden suyunun zararlarının ortaya çıkmasıydı. Kesin, dedim, ben içmeye başladım ya bir zararını bulup çıkarırlar.
Birincisi çok içinde böbrek taşı yaptığını duydum.
Ama ben çok içmiyorum günde bir şişe. Kaldı ki yaz bitip havanın soğumasıyla gün aşırıya düştü, herhalde kışın içmem :/
İkincisi 20 maden suyu markası test edilmiş sadece 5 marka doğal çıkmış, diğerlerinin içinde bir madde bulunmuş ama madde neydi onu unuttum.
Sırma, Sarıkız, Efe, Beypazarı ve Özkaynak dışında markanız varsa hemen değiştirip, bu beş markaya geçiyorsunuz.
Başka sakıncası varsa hazır kış gelmişken söyleyin bu alışkanlığımdan kurtulayım. Yok eğer yoksa sizi Maden suyu Sendromunuzu aşmaya davet ediyorum ;)
Bizdeki tüketim oranı kişi başı yılda 3 litreyken, Avrupa'da kişi başı tüketim oranı 150 litrelerde.
Bunu duyunca şaşırmıyorum çünkü buna tanık oldum.
Mesela Almanya'da maden suları litrelik şişelerde satılır. Bizdeki gibi minik cam şişelerde değil yani.
Pikniğe giderdik, koştur oyna susuzluktan geberir büyüklerden bir bardak su isterdim de bana mineralwasser vermezler miydi?! Kaç kez su diye içip püskürttüğümü bilirim.
Almancası bu, bu meretin; mineralwasser yani mineralli su yani maden suyu.
Hiç sevmezdim sevemedim, ama çocukluğuma inince nefretimi anlıyorum. Bin kere sorar oldum artık bana verdikleri "su"yu Almanya'da artık: Su değil mi bu? Bak! Su? Öyle değil mi?!
Beni kandırmaya çalıştıkları için değil, onlar su gibi görüp su gibi de tükettiği içindi bu anlaşmazlığımız.
Neyse işte gel zaman git zaman..
Ben büyüdüm. Maden suyu yararlı. Tamam. Her yerde karşıma çıkıyor. Ama içemiyorum Azizim. Yok sevemedim tadını.
Ramazan ayında çokça gündeme geldi, muhakkak tüketmek gerek diye. Ben de artık tüketmeye karar verdim.
İlk başlarda gün aşırı, yarısıyla yüzümü yıkıyor, kalan yarısını zar zor içiyordum. Sonra her gün içmeye başladım. Arada sırada da yüzümü yıkıyordum.
Hala tadını çok sevmiyorum ama içmeden duramıyorum, yorgunluğumu aldığını hissediyorum. Psikolojik diyebilirsiniz ama cildime de iyi geldiğini düşünüyorum. Tamam şahane olmadı ama sanki yatıştı.
Asıl bahsedeceğim şeye daha gelmedim bile. Özlüyorum galiba yazmayı:)
Bu maden suyunda belirli bir markam olsun, ondan başkasını içemeyeyim soranlara, "X marka var mı? başkasını içemiyorum da", diyeyim çok istedim. Ama aksi gibi annem ne aldıysa onu içtim. Hiç bir markayı diğerinden ayıramıyorum önüme ne koyarsanız onu içiyorum kısaca.
Ben de baktım olacak gibi değil, numara yapmaya başladım. Bu marka mı var? Ay sevindim bundan başkasını içemiyorum, diyorum :)
Bu arada en büyük korkum maden suyunun zararlarının ortaya çıkmasıydı. Kesin, dedim, ben içmeye başladım ya bir zararını bulup çıkarırlar.
Birincisi çok içinde böbrek taşı yaptığını duydum.
Ama ben çok içmiyorum günde bir şişe. Kaldı ki yaz bitip havanın soğumasıyla gün aşırıya düştü, herhalde kışın içmem :/
İkincisi 20 maden suyu markası test edilmiş sadece 5 marka doğal çıkmış, diğerlerinin içinde bir madde bulunmuş ama madde neydi onu unuttum.
Sırma, Sarıkız, Efe, Beypazarı ve Özkaynak dışında markanız varsa hemen değiştirip, bu beş markaya geçiyorsunuz.
Başka sakıncası varsa hazır kış gelmişken söyleyin bu alışkanlığımdan kurtulayım. Yok eğer yoksa sizi Maden suyu Sendromunuzu aşmaya davet ediyorum ;)
Etiketler:
ben içersem herkes içebilir
,
beypazarı
,
çocukluğuma indim
,
doğal maden suyu
,
efe
,
maden suyu
,
maden suyunun yararları
,
mineralli su
,
mineralwasser
,
özkaynak
,
sarıkız
,
sırma
,
soda
9 Ekim 2014 Perşembe
Son Adım Aşk
Bir Adım Sen, Bir Adım Ben, Son Adım Aşk.
Bir Kimberly Fisk romanı.
Bir Debbie Macomber tavsiyesi.
Debbie Macomber önerisiyle hevesle okuyup hayal kırıklığına uğradığım bir kitabım olmuştu geçmişte.
Bu da böyle mi olacak? diye düşünmedim değil.
Veee olmadıııı!!!
Daha önce bir çok iş girişimi iflasla sonuçlanmış Jenny aylar önce elim bir kazada kaybettiği nişanlısıyla beraber kurduğu özel hava yolu şirketine sıkı sıkıya bağlıdır. Ancak nişanlısının borç aldığı Jared ortaya çıkıp parasını istediğinde ona verecek tek kuruşu, ailesinden istemeye ise yüzü yoktur.
Jenny karşılayamadığı para yüzünden ortak edinmek zorunda kaldığı Jared'a borcunu ödemek için canla başla çalışacakken, Jared ise Jenny işi batırmadan parasını kurtarmanın derdine girecek birbirleriyle uğraşırken adım adım aşka ulaşacaklardır.
Tam bir romantik komedi. Tam!
Tahmin edilebilir bir hikaye olmasına karşın insan elinden bırakmak istemiyor.
Güzel bir yaz kitabı olabilirmiş ama sonbahardayız artık. Sonbahara yaz sıcaklığı getirmek ise size kalmış ;)
Bir Kimberly Fisk romanı.
Bir Debbie Macomber tavsiyesi.
Debbie Macomber önerisiyle hevesle okuyup hayal kırıklığına uğradığım bir kitabım olmuştu geçmişte.
Bu da böyle mi olacak? diye düşünmedim değil.
Veee olmadıııı!!!
Daha önce bir çok iş girişimi iflasla sonuçlanmış Jenny aylar önce elim bir kazada kaybettiği nişanlısıyla beraber kurduğu özel hava yolu şirketine sıkı sıkıya bağlıdır. Ancak nişanlısının borç aldığı Jared ortaya çıkıp parasını istediğinde ona verecek tek kuruşu, ailesinden istemeye ise yüzü yoktur.
Jenny karşılayamadığı para yüzünden ortak edinmek zorunda kaldığı Jared'a borcunu ödemek için canla başla çalışacakken, Jared ise Jenny işi batırmadan parasını kurtarmanın derdine girecek birbirleriyle uğraşırken adım adım aşka ulaşacaklardır.
Tam bir romantik komedi. Tam!
Tahmin edilebilir bir hikaye olmasına karşın insan elinden bırakmak istemiyor.
Güzel bir yaz kitabı olabilirmiş ama sonbahardayız artık. Sonbahara yaz sıcaklığı getirmek ise size kalmış ;)
3 Ekim 2014 Cuma
Nalan 50 Kiloyu Nasıl Verdi?
Ben yuvarlak hesap 50 kg dedim ama Nalan tam 45 kilo verdi.
Gerçi belli olmaz, siz bu yazıyı okurken belki de Nalan eksilen kilolarına yenilerine ekleyerek 50'yi bile geçti.
Yanlış duymadınız, bu bir reklam ya da şaka değil.
Operasyonsuz sadece rejim ve sporla, yani yüksek bir iradeyle kilolarını veren bir arkadaşım.
Eski bloggerlardan Nalan.
Nalan'ın instagram hesabından adım adım incelmesine tanık oldum.
Belki bu ana tanık olduğumdan, belki de Nalan'ı tanıdığımdan bu zayıflama süreci bana büyüleyici geldi.
Hani gazetelerde okuyup geçeriz ya, bu sefer geçemediğim sizinle paylaşmak istediğim bir hikaye.
Nalan'ı kuzeni operasyona yönlendirir. Operasyon fikrine sıcak bakan Nalan'ı arkadaşı caydırır.
Yeter ki iste, der, yapabilirsin. YAPABİLİRSİN!
İşte bu şekilde diyete başlar Nalan: YAPABİLİRİM!
136 kilodur başladığında, aradan bir yıl geçer ve artık 45 kg eksiktir tartıda.
Günde iki kere, bazen saatlerce spor yapar. Bazen diyeti bozsa da, nasılsa bozdum diye koyvermez, Hayır yapacağım, der devam eder.
Nalan artık daha zayıf, daha genç, daha güzel.
Nasıl bir irade bu?!
3 kilo vermek isteyip de veremeyen bir kişi 45 kilo verenin halinden anlar bence.
Nasıl yendi nefsini? Nasıl direndi abur cubura?
Demek ki olabiliyor...
Ben de çok zayıf biri sayılmama ama benim söylememle Nalan'ın söylemesi bir olmaz.
Ben, yapabilirsin, dediğimde "tabii senin tuzun kuru" diyebilirsiniz ama Nalan söylediğinde karşısındaki insanın ceketinin önünü iliklemesi ve "haklısın" demesi gerekir!
Nalan'ın hedefi 64 kg olmak, eğer bu sürece tanık olmak istiyorsanız Nalan'ın instagram hesabı quantum_k
Bana gelinceee.. nasıl hızla yaşlanıp kilo aldığımı görmek istiyorsanız benim hesabım ise The_Syhn :P
Gerçi belli olmaz, siz bu yazıyı okurken belki de Nalan eksilen kilolarına yenilerine ekleyerek 50'yi bile geçti.
Yanlış duymadınız, bu bir reklam ya da şaka değil.
Operasyonsuz sadece rejim ve sporla, yani yüksek bir iradeyle kilolarını veren bir arkadaşım.
Eski bloggerlardan Nalan.
Nalan'ın instagram hesabından adım adım incelmesine tanık oldum.
Belki bu ana tanık olduğumdan, belki de Nalan'ı tanıdığımdan bu zayıflama süreci bana büyüleyici geldi.
Hani gazetelerde okuyup geçeriz ya, bu sefer geçemediğim sizinle paylaşmak istediğim bir hikaye.
Nalan'ı kuzeni operasyona yönlendirir. Operasyon fikrine sıcak bakan Nalan'ı arkadaşı caydırır.
Yeter ki iste, der, yapabilirsin. YAPABİLİRSİN!
İşte bu şekilde diyete başlar Nalan: YAPABİLİRİM!
136 kilodur başladığında, aradan bir yıl geçer ve artık 45 kg eksiktir tartıda.
Günde iki kere, bazen saatlerce spor yapar. Bazen diyeti bozsa da, nasılsa bozdum diye koyvermez, Hayır yapacağım, der devam eder.
Nalan artık daha zayıf, daha genç, daha güzel.
Nasıl bir irade bu?!
3 kilo vermek isteyip de veremeyen bir kişi 45 kilo verenin halinden anlar bence.
Nasıl yendi nefsini? Nasıl direndi abur cubura?
Demek ki olabiliyor...
Ben de çok zayıf biri sayılmama ama benim söylememle Nalan'ın söylemesi bir olmaz.
Ben, yapabilirsin, dediğimde "tabii senin tuzun kuru" diyebilirsiniz ama Nalan söylediğinde karşısındaki insanın ceketinin önünü iliklemesi ve "haklısın" demesi gerekir!
Nalan'ın hedefi 64 kg olmak, eğer bu sürece tanık olmak istiyorsanız Nalan'ın instagram hesabı quantum_k
Bana gelinceee.. nasıl hızla yaşlanıp kilo aldığımı görmek istiyorsanız benim hesabım ise The_Syhn :P
2 Ekim 2014 Perşembe
Evim Her Yer Evim
Benim gezmeyi ne çok sevdiğimi bilirsiniz.
Her fırsatta bulunduğum şehrin başka bir yerini görmeye çalışıyorum çalışmasına da ben aslında dünyayı gezmek görmek istiyorum.
Dünyayı gezmek derken, beni bilenler bilir ve bilenlerin ütopik bulduğu bir arzum var.
Gittiğim şehri turist olarak apar topar yarıştaymışçasına gezmek değil de o şehri yaşama isteğim.
İşte bu kitapta olan tam olarak bu.
Yaşlı bir çift.
Yıllar sonra tekrar birlikte olmaya başlayan eski sevgililer, yeni evlilikleri, evlerini satıp dünyayı gezmelerini anlatıyor. Bir roman değil bu.
Kişisel deneyimleri, yaşadıkları.
Bu süreçte blog tuttukları için bugün kitapları basılıyor ve biz haberdar olabiliyoruz.
Blog deyince daha bir dikkat kesildi sanırım sevgili blogdaşlarım :)
Hep diyorum belirli ve iyi olduğunuz bir konuda yazarsanız blogunuzu milyonların okumaması için bir neden yok.
Benim gibi daldan dala değil yani. Aklınızda olsun bu da.
:)
Lynne ve Tim çifti 2010 yılından beri evden muaf yaşıyorlar. Macera devam ediyor yani.
Ben de Mavi Yolculuğa çıkmayı, Paris'te Julia Child'ın yemek okulunda eğitim görmeyi, Floransa'da sevgimin azalmasına yetecek kadar kalmayı isterdim.
Ama İstanbul'da bir evim olduğunu, istediğim zaman dönebileceğimi bilme rahatlığıyla..
Çiftin böyle bir maceraya atılması değil de, evlerini satıp her şeyi geride bırakmaları bu hikayenin en cesur kısmı bence.
Her fırsatta bulunduğum şehrin başka bir yerini görmeye çalışıyorum çalışmasına da ben aslında dünyayı gezmek görmek istiyorum.
Dünyayı gezmek derken, beni bilenler bilir ve bilenlerin ütopik bulduğu bir arzum var.
Gittiğim şehri turist olarak apar topar yarıştaymışçasına gezmek değil de o şehri yaşama isteğim.
İşte bu kitapta olan tam olarak bu.
Yaşlı bir çift.
Yıllar sonra tekrar birlikte olmaya başlayan eski sevgililer, yeni evlilikleri, evlerini satıp dünyayı gezmelerini anlatıyor. Bir roman değil bu.
Kişisel deneyimleri, yaşadıkları.
Bu süreçte blog tuttukları için bugün kitapları basılıyor ve biz haberdar olabiliyoruz.
Blog deyince daha bir dikkat kesildi sanırım sevgili blogdaşlarım :)
Hep diyorum belirli ve iyi olduğunuz bir konuda yazarsanız blogunuzu milyonların okumaması için bir neden yok.
Benim gibi daldan dala değil yani. Aklınızda olsun bu da.
:)
Lynne ve Tim çifti 2010 yılından beri evden muaf yaşıyorlar. Macera devam ediyor yani.
Ben de Mavi Yolculuğa çıkmayı, Paris'te Julia Child'ın yemek okulunda eğitim görmeyi, Floransa'da sevgimin azalmasına yetecek kadar kalmayı isterdim.
Ama İstanbul'da bir evim olduğunu, istediğim zaman dönebileceğimi bilme rahatlığıyla..
Çiftin böyle bir maceraya atılması değil de, evlerini satıp her şeyi geride bırakmaları bu hikayenin en cesur kısmı bence.
Etiketler:
evim her yer evim
,
home sweet anywhere
,
kitaplar
,
lynne martin
,
yabancı yayınları
1 Ekim 2014 Çarşamba
George Clooney Yaktı/ Yıktı/ Evlendi
{Baştan not: Dayanamayıp, yeni fotoğraflar ekledim:) }
Ahhhh..Ciğerim yanıyor a dostlar.
Kaderde George Clooney'in düğün postunu da yapmak varmış.
George Clooney'in fotoğraf hakkını Vogue dergisi satın almış.
Düğüne selfie yasağı getirilmiş. Fotoğrafları basına sızdıracak kişi 5 milyon dolar tazminat ödemeyi göze alması gerekecekti ki, şimdiye kadar izin verilenin dışında sızdıralan bir fotoğraf olmadı.
Halbuki bir paparazzi, bir garsona 6 milyon ödeyeceğini söyleseydi adam da çeker fotoğrafı 6 milyona satar 5 milyon tazminatını paşa paşa ödedikten sonra kalan 1 milyonuyla mutlu mutlu yaşayabilirdi. Akıl edemediler demek :P
Hala konuyu sulandırabiliyorsam bu evliliği benimsemişim demektir.
Benimsedim tabii ya. - Benimsemeyip ne yapacağım :)
Benimsememdeki en önemli etken Amal Alamuddin'in son zamanlar giydiği kıyafetleri beğenmiş olmam.
Fark ettiğiniz üzere oldukça sığ biriyim. Oxford mezunuymuş, uluslararası avukatmış beni pek bağlamıyor gördüğünüz gibi, güzel giydiği müddetçe herkesi sevebilirim ^.^
Kalbim kırıktı ama düğüne dair gelişmeleri heyecanla takip ettim.
İnsanlar bu çifti benimsemiş, Mr. & Mrs Clooney'e mutluluklar diliyorlardı. Hatta bir erkeğin, kaptı cillop gibi kızı, diye yorum yaptığına bile şahit oldum ki bu şoku atmam kolay olmadı.
Cillop derken?!
Tek zevksiz George Clooney değil demek ki..
Yılın düğünü deniyor bu düğün için.
Evlilik tövbeli George Clooney bu boru değil!
Muazzam rakamlar dönüyor, 13 milyon dolar harcandığı ve düğün masraflarını gelinin babasının üstlendiği söyleniyor. Amerikalılarda adet böyle, kız tarafı üstleniyor düğün masraflarını. Ama 13 milyon sadece düğün masrafı değildir, yani düğün öncesi partilerin kalınacak yerlerin tutarı falan hepsinin toplamıdır. Yani hepsini kayınpedere yüklememiştir George bilirim :P
Tutun beni arkadaşlar yazdıkça yazacağım yoksa.
İşte gelin ve damat:
Fena değil gelinlik. Eminim daha güzeldir de bilirsiniz beyaz ve detayların belli olmadığı bir elbise gelinlik dediğimiz neticede.
George Clooney'in nikah kıyılırken çok heyecanlı olduğu ellerinin titrediği gelen bilgiler arasında. Pastayı zor kesmiş hatta.
Amma yalancılar bu basın da var ya. İnanmıyorum bu kadarına da yani :D
Bu arada George Clooney'in neden evlendiğine dair de çeşitli spekülasyonlar dönmekte. Politikaya girmeyi düşündüğü için evlendiğini söyleyenler var. Eğer politika düşüncesiyle evlenmişse Amal'ın harika bir first lady seçimi olduğu söyleniyor.
Açıkçası aklıma yattı :)))))))
Çok kötüyüm ya :( Hayır umarım ayarlı bir evlilik değil, aşk evliliğidir ve umarım yakın zamanda kendi gibi çirkin doğup gittikçe güzelleşecek bir erkek evlat sahibi olur Clooney.
George Jr. ^.^
Ex Aşkıma mutluluklar dileyip bu konuyu burada kapıyorum.
Ayrıntıların peşindeyim ama;)
Kaydol:
Kayıtlar
(
Atom
)





.jpg)
.jpg)



