Sıkıldınız mı bu yazı dizisinden çok merak ediyorum?
Ama bu arkası yarın yazı dizisini tamamlamak için son bir yazıya ihtiyacım olduğunu hissettim, konuyu bağlamam gerek. Oysa çok şey var. Bambaşka bir kültür sonuçta hakkını ne kadar verebilirsiniz ki anlatarak?
Fransız konsolosluğunun bana neden vize vermediğini de anlamış bulunmaktayım an itibariyle. Düşünsenize Paris'e gittiğimi. Anlatır da anlatırım, gitmenize gerek kalmaz :))
Öncelikle efendim Kosova'lılar şahane insanlar. Benim nazarımda son derece 'elit' kişiler. Ben kendilerine hayran kaldım. Bir kere yaya geçidinden gönül rahatlığıyla karşıya geçebiliyorsunuz. O kadar yağmurda çamurda dolandık bir araba su sıçratmadı üstümüze, bir kaldırıma ayağımız takılmadı. Avrupa düzeyindeler ki sanıyorum yakında Avrupa Birliğine girerler.
Sadece bu da değil ya, görünce anlıyorsunuz, kibirden yoksun ama ezik değil, görmüş geçirmiş, aşmış insanlar.
Kosova'da ne yedik peki?
Açıkçası böyle bir posta hiç gerek yoktu, çünkü ben et yemeye çekindim açıkçası. Kosova'nın da köftesi ve hamur işleri meşhurmuş. Vejetaryen yemekleriyle haşır neşir olduk, gerisini denemeye cesaret edemedik.
Ama meşhur tatlısı "trilece"yi denedim.
Altı -sanırım- sütle ıslatılmış kek, üstü karamel.
Öyle çok abartıldığı gibi bir lezzet değil açıkçası, ama ben akşam geç saatte yedim ve ağabeyimin ilk yediği daha güzelmiş. O yüzden bir fırsatını bulsam tekrar yemek isterim ama açıkçası bu yediğim gibiyse hiç aklıma bile gelmez :)
Benim başka bir favorim var: Şeftalili ice tea. Ben ki normalde ice tea sevmem, içmem. Ağabeyiminkinden bir yudum alınca fikrim değişti.
Kosova bize çok ucuz geldi bu arada. Ama genç nüfusun çoğu işsizmiş. Tahmin edersiniz ki çok üzüldüm, çünkü iyi şeylere layık oldukları inancındayım. Priştine'de magnet, hatıralık bir şey bulamadık. En son hiç ümidimiz yokken Duty Free'den alış veriş yaparken karşımıza çıktı. Oda çok özelliksiz. Ben bile bir kaç orjinal Magnet tasarlayabilirim Kosova için ki ben ne bilirim?!
Aşağıdaki gördüğünüz yer ise Kosova'nın bağımsızlığının ilk temellerinin atıldığı yer olarak biliniyor. İçerde İbrahim Rugova büstü var.(İlk fırsatta görseli değiştireceğim, beğenmedim)
Yazı dizisinin sonuna geldik, bana gezimde eşlik ettiğiniz için teşekkür ederim. Daha çok yer gezip görmem konusunda dualarınıza talibim efendim.
Hürmetler...
priştine macerası etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
priştine macerası etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
29 Ekim 2013 Salı
28 Ekim 2013 Pazartesi
Swiss Diamond Hotel {Prishtina}
'Home Sweet Home'u kim uydurduysa hiç Swiss Hotel'de kalmamış, diyorum ben.
^_^
Beni bilirsiniz, bana hizmet edilsin yeter ki :)
Otelden adımınızı dışa attığını anda Rahibe Terasa bulvarındasınız. Öyle merkezi bir yer. Geçenlerde televizyonda Kosova'yı gösteriyor; gösterdiği her yer otelin çevresindeydi.
Oradayken de çoğu yere yürüyerek ulaşabildiğimizden anlamıştım merkezde takıldığımızdan ama televizyonda görünce, tamam, dedim.
Dünkü yazıda odamı gördünüz zaten ama aşağıdaki fotoğrafa çok gülüyorum ben. Neye gülüyorum bi' bilin bakayım:
Çift kişilik yatağımı ve zifiri karanlıklığını çok arıyorum, bu, gece bile sokak ışıklarının aydınlattığı odamda.
Ahhh ahhh..
Arkası yarın olsun mu bilemedim :/
27 Ekim 2013 Pazar
Tatlı Bela Kosova'da {Kitap Yorumu}
Sıkılmayın diye araya kitap yorumu serpiştiriyorum ama hepten alakasız olmasın:
Kosova'da Ne Okudum?
Kosova'ya gitmeden okuduğum kitap bitmek üzereydi ve ben onu yanıma alıp yol esnasında bitmesini göze alamadığım için yanıma 'Tatlı Bela'yı aldım. Nicedir rafta okunmayı bekliyor, biraz gezi ona da iyi gelir, diye düşündüm herhalde.
Bir, iyi kız - kötü çocuk hikayesi. Ama her nasılsa siz kıza gıcık olup serseriyi seviyorsunuz. Dahası iyi kızın kötü.. kötü demeyelim de, kötüye yakın kurtulmaya çalıştığı bir geçmişi var.
Çok eğlenceli bir kitap. Romantizm, partiler, kavgalar, dövüşler,sınavlar, dedikodular, romantizm...
Bir çırpıda okursunuz.
Yalnız kitabın yazım yanlışlarına çok takıldım. Gençlerin hayatına ilişkin olduğu için bu yanlışların bilerek kullanıldığını düşünsem de (öteki türlüsünü düşünmek dahi istemiyorum) hoşuma gitmedi.
Çünkü bir kitapta bu tür yanlışları görürseniz onları bir süre sonra doğru kabul etmez misiniz? Gençlerimizin, konuşma dilini geçtim, yazma dilinin daha fazla bozulmasına ihtiyaç yok zira.
"Tabii ki de" bu yanlış kullanımlardan biri mesela. Bunu ben yazabilirim, siz yazabilirsiniz ama bir kitapta olmaz! Olmamalı! Veya "Di mi?" bunları gördükçe şaşırdım kaldım.. Sen oraya 'Değil mi' yaz ben gerekirse 'di mi' diye okurum :/
Bütün bunlar Travis'ten hoşlanmama mani olmadı tabii :)
Unutmadan kitap Abby'nin ağzından anlatılıyor ve aynı olayların bir de Travis'in ağzından anlatıldığı ikinci bir kitap var. Aynı olayları tekrar okumak kulağa saçma gelse de Travis'in anlatıcı olduğu bir kitap.. Nasıl desem cezbedici :)
Kosova'da Ne Okudum?
Kosova'ya gitmeden okuduğum kitap bitmek üzereydi ve ben onu yanıma alıp yol esnasında bitmesini göze alamadığım için yanıma 'Tatlı Bela'yı aldım. Nicedir rafta okunmayı bekliyor, biraz gezi ona da iyi gelir, diye düşündüm herhalde.
Bir, iyi kız - kötü çocuk hikayesi. Ama her nasılsa siz kıza gıcık olup serseriyi seviyorsunuz. Dahası iyi kızın kötü.. kötü demeyelim de, kötüye yakın kurtulmaya çalıştığı bir geçmişi var.
Çok eğlenceli bir kitap. Romantizm, partiler, kavgalar, dövüşler,sınavlar, dedikodular, romantizm...
Bir çırpıda okursunuz.
Yalnız kitabın yazım yanlışlarına çok takıldım. Gençlerin hayatına ilişkin olduğu için bu yanlışların bilerek kullanıldığını düşünsem de (öteki türlüsünü düşünmek dahi istemiyorum) hoşuma gitmedi.
Çünkü bir kitapta bu tür yanlışları görürseniz onları bir süre sonra doğru kabul etmez misiniz? Gençlerimizin, konuşma dilini geçtim, yazma dilinin daha fazla bozulmasına ihtiyaç yok zira.
"Tabii ki de" bu yanlış kullanımlardan biri mesela. Bunu ben yazabilirim, siz yazabilirsiniz ama bir kitapta olmaz! Olmamalı! Veya "Di mi?" bunları gördükçe şaşırdım kaldım.. Sen oraya 'Değil mi' yaz ben gerekirse 'di mi' diye okurum :/
Bütün bunlar Travis'ten hoşlanmama mani olmadı tabii :)
Unutmadan kitap Abby'nin ağzından anlatılıyor ve aynı olayların bir de Travis'in ağzından anlatıldığı ikinci bir kitap var. Aynı olayları tekrar okumak kulağa saçma gelse de Travis'in anlatıcı olduğu bir kitap.. Nasıl desem cezbedici :)
Arkası yarın...
26 Ekim 2013 Cumartesi
Gadime Mermer Mağarası {Kosova}
Priştine yakınlarında bir mağaraya girelim hep beraber.
Korkmadan gezebilirsiniz, yarasa benim kafamın üstünden geçecek sizinkinin değil :s
Öncelikle şunu belirtmekte yarar var. Kosova'da ulaşım çok zayıf. Metrobüs olan bir şehirden, nadiren otobüs gördüğüm bir yere gidince şaşırmamı mazur görürsünüz zannediyorum :)
Ama taksiler var. İstemediğiniz kadar. Ve taksiler ucuz. Buraya kıyasla çook ucuz!
Hasılı, Gadime'ye de taksiyle gittik.
Bilet alıp mağarayı rehber eşliğinde gezdik, bir tek biz vardık.
1 mm farkın 30bin yılda oluştuğunu öğrenmem büyülenmeme yetti. Çünkü fil, kartal, yılan gibi bir çok figür vardı. Onların o şekli alması kaç yıl sürdü düşünebiliyor musunuz?!
Bu mesela, sırplar tek parmağa zarar vermeden önce zafer işaretiymiş.
Milyonlarca yıl sürmüş olmalı bu şekli alana kadar. Acaba sırpların zarar vermesi kaç dakikalarını almıştır :/
Anlatacak çok şey var ama kısa kesmek tadında bırakmak en iyisi diye düşünüyorum.
Bol yağış nedeniyle Prizren'e gidemeyişimizin üzüntüsünü Gadime'deki bu mermer mağarasını gezerek unuttum denebilir.
Korkmadan gezebilirsiniz, yarasa benim kafamın üstünden geçecek sizinkinin değil :s
Öncelikle şunu belirtmekte yarar var. Kosova'da ulaşım çok zayıf. Metrobüs olan bir şehirden, nadiren otobüs gördüğüm bir yere gidince şaşırmamı mazur görürsünüz zannediyorum :)
Ama taksiler var. İstemediğiniz kadar. Ve taksiler ucuz. Buraya kıyasla çook ucuz!
Hasılı, Gadime'ye de taksiyle gittik.
Bilet alıp mağarayı rehber eşliğinde gezdik, bir tek biz vardık.
1 mm farkın 30bin yılda oluştuğunu öğrenmem büyülenmeme yetti. Çünkü fil, kartal, yılan gibi bir çok figür vardı. Onların o şekli alması kaç yıl sürdü düşünebiliyor musunuz?!
Bu mesela, sırplar tek parmağa zarar vermeden önce zafer işaretiymiş.
Milyonlarca yıl sürmüş olmalı bu şekli alana kadar. Acaba sırpların zarar vermesi kaç dakikalarını almıştır :/
Anlatacak çok şey var ama kısa kesmek tadında bırakmak en iyisi diye düşünüyorum.
Bol yağış nedeniyle Prizren'e gidemeyişimizin üzüntüsünü Gadime'deki bu mermer mağarasını gezerek unuttum denebilir.
25 Ekim 2013 Cuma
Sultan Murad Türbesi {Kosova}
Sultan Murad'ın nasıl şehit edildiğinden yıllar önce bu yazımda bahsetmiştim.
Haliyle şehit edildiği yerdeki türbesini ziyaret edince çok mutlu oldum.
(İlk giriş panoramanın en sağından)
Çok sessiz sakin bir yer olmakla beraber çevresindeki yapılaşma pek hoş değil. Daha çok köy gibi deyivereyim ben size. O yüzdendir ki türbeye adım atınca başka bir dünyaya geçmiş gibi oluyorsunuz. Tertemiz, yeşillik.. çiçekler..
Meğer sırplar savaş sırasında çok zarar vermiş (her yere olduğu gibi) buraya da. Ve buranın restorasyonunu Türkiye üstlenmiş.
Tevekkeli değil Kosovalılar Türkleri çok seviyor.
Memnuniyetime gurur da katıldı tabii.
Gidip görmek o huzurdan bir gıdım nasiplenmek lazım. Sultan Murad da bizim için oraya gitmişti diye düşünmeden, bir görevimi yerine getirmişim gibi hissetmeden duramıyorum.
Şehir merkezinin biraz dışında olan türbeye taksi dışında seçenek var mı bilmiyorum. Ama taksiler uygun, pazarlığa açık ve sizi götürüp getiriyor.
Peki ya bizi götüren şöförün telefon melodisi 'Türkiyem'di desem?
Not: Miloş heykelini merak eden var mı? Yakınında yöresinde yok öyle bir şey ^_^
Burası türbedar'ın evi. Türbenin hemen yanıbaşında. Nasıl güzel, değil mi?
Arkası yarın...
24 Ekim 2013 Perşembe
Yolculuk Priştine'ye
Nihayet sıra Kosova gezisini anlatmaya geldi.
Belki de bu gezi yazısını yazacak son kişiyim, zira millet bizim gittiğimiz parayla Arnavutluk turuna çıkıyormuş, dönüp araştırınca biraz şaşırmadım değil :)
"Neden Kosova?" sorusuna açıklık getireyim mi önce?
Çünkü bu soru beni gıcık etti. Çünkü bir çok insan Kosova'nın coğrafi konumundan bihaber.
Bana soranlara Yunanistan'ın arkası diye yanıt veriyorum, ne kadar bilgiliyim, ne kadar açıklayıcı bir cevap :)
Bu yılın başlarında Paris'e gitmek için vizeye başvurmuştum ancak vizem geri çevrildi.
Maddi açıdan zarar uğradığınız yetmiyormuş gibi, siniriniz de geçmiyor.
Siz benim kim olduğumu biliyor musunuz?! Demek istedim vizemin geri çevrildiğini duyunca.
Vizeli yerlere gitme konusunu bir kaç kere düşüneceğim bundan sonra.
Hâlâ 'Neden Kosova?' diyenler bu yazıma bir bakabilir. Bakanlar benim gibi belki "vay be" der.
Ağabey'imin iş için Kosova'ya gideceğini öğrenince "ben de geleyimmmmm" dedim. Kahretsin, çok tatlıyım kimse hayır diyemiyor bana (Fransız konsolosluğu hariç) baktım biletler ayrılmış, valizler hazırlanmış, hoop inmiş miyiz biz Priştine havalanına.. ben, ağabeyim, yengem..
Kısa keseyim ama bir kaç bölümde anlatayım en iyisi ben bu geziyi size. Öylesini okumak daha kolay, daha Zevkli.
"Newborn" şehrin simgelerinden. Newborn heykelini gitmeden duymuştum ama görmemiştim, kesinlikle beklediğimden eğlenceli bir şey çıktı. Dev bir heykel bekliyordum ben :)
Ülkenin bağımsızlığı ilk destekleyen ülkelerin bayraklarla süslenmiş ^_^
Siz "neden 'o' harfi, Osman kim?" demeden Türk bayrağına dikkatinizi çekerim! Hayır instagramda paylaştığımda öyle söyleyenler oldu da :)
Otelimiz Rahibe Terasa Bulvarı diye anılan caddenin üzerindeydi. Tam merkezdeydik yani. O yüzden birçok güzel cafenin çevresinde olmakla beraber bir çok yere de çok yakındık.
Kosova çok genç bir cumhuriyet. Priştine ise gelişmekte olan bir şehir.
1461'de Fatih Sultan Mehmet tarafından yaptırılan Kosova'nın en büyük camisinin önündeyim. Ve saat kulesi. Yüzümdeki yazıdan ötürü özür dilerim nefret ettiğim bir şey ama mecburdum. Her fotoğrafta da biz varız, buraya koymadan olmaz, koysan seçmesi çok zor..
Off.. Anlatılacak çok şey var ve öyle özet geçiyorum ki anlatamam :)
Belki de bu gezi yazısını yazacak son kişiyim, zira millet bizim gittiğimiz parayla Arnavutluk turuna çıkıyormuş, dönüp araştırınca biraz şaşırmadım değil :)
"Neden Kosova?" sorusuna açıklık getireyim mi önce?
Çünkü bu soru beni gıcık etti. Çünkü bir çok insan Kosova'nın coğrafi konumundan bihaber.
Bana soranlara Yunanistan'ın arkası diye yanıt veriyorum, ne kadar bilgiliyim, ne kadar açıklayıcı bir cevap :)
Bu yılın başlarında Paris'e gitmek için vizeye başvurmuştum ancak vizem geri çevrildi.
Maddi açıdan zarar uğradığınız yetmiyormuş gibi, siniriniz de geçmiyor.
Siz benim kim olduğumu biliyor musunuz?! Demek istedim vizemin geri çevrildiğini duyunca.
Vizeli yerlere gitme konusunu bir kaç kere düşüneceğim bundan sonra.
Hâlâ 'Neden Kosova?' diyenler bu yazıma bir bakabilir. Bakanlar benim gibi belki "vay be" der.
Ağabey'imin iş için Kosova'ya gideceğini öğrenince "ben de geleyimmmmm" dedim. Kahretsin, çok tatlıyım kimse hayır diyemiyor bana (Fransız konsolosluğu hariç) baktım biletler ayrılmış, valizler hazırlanmış, hoop inmiş miyiz biz Priştine havalanına.. ben, ağabeyim, yengem..
Kısa keseyim ama bir kaç bölümde anlatayım en iyisi ben bu geziyi size. Öylesini okumak daha kolay, daha Zevkli.
"Newborn" şehrin simgelerinden. Newborn heykelini gitmeden duymuştum ama görmemiştim, kesinlikle beklediğimden eğlenceli bir şey çıktı. Dev bir heykel bekliyordum ben :)
Ülkenin bağımsızlığı ilk destekleyen ülkelerin bayraklarla süslenmiş ^_^
Siz "neden 'o' harfi, Osman kim?" demeden Türk bayrağına dikkatinizi çekerim! Hayır instagramda paylaştığımda öyle söyleyenler oldu da :)
Otelimiz Rahibe Terasa Bulvarı diye anılan caddenin üzerindeydi. Tam merkezdeydik yani. O yüzden birçok güzel cafenin çevresinde olmakla beraber bir çok yere de çok yakındık.
Kosova çok genç bir cumhuriyet. Priştine ise gelişmekte olan bir şehir.
1461'de Fatih Sultan Mehmet tarafından yaptırılan Kosova'nın en büyük camisinin önündeyim. Ve saat kulesi. Yüzümdeki yazıdan ötürü özür dilerim nefret ettiğim bir şey ama mecburdum. Her fotoğrafta da biz varız, buraya koymadan olmaz, koysan seçmesi çok zor..
Off.. Anlatılacak çok şey var ve öyle özet geçiyorum ki anlatamam :)
Arkası yarın...
Etiketler:
arkası yarın yazı dizisi
,
gezelim görelim
,
kosova gezisi
,
priştine macerası
Kaydol:
Yorumlar
(
Atom
)














.jpg)






