16 Şubat 2022 Çarşamba

I Care a Lot

 Ne zamandır film de yazmıyordum. İnsan değiştiğini hisseder mi? Adetlerimi, rutinlerimi bırakmak istemesem de zevklerim, alışkanlıklarım olmazsa olmazlarım değişiyor. 

Ooo.. Biri beni durdursun mesela şimdi, hiç aklımda yokken derin tahlillere gireceğim :) 

En kestirmeden anlatayım en iyisi. Konumuz ben değilim. Benden size ne değil mi ama?! 

I care a lot bir film. Netflişk yapımı. Ben de filmlere hele netflişke acayip serinim. Ancak filmi arkadaşım önerdi. Rosemund Pike’ı gördüm, deli kadın, eminim güzeldir ama 10.dk benim sinirler bozuldu. Bak sıkıldım demiyorum; gerildim, sinirlerim bozuldu. İzlemeyeceğim dedim bıraktım. 40 yılın başı bir film izliyorum onda da gülmek, eğlenmek istiyorum. ( Aa onun yerine ne izledim onu da bir ara yazayım 🥰 ) 

Ertesi gün filmi izlemedim diye fırça yedim. Öyle değilmiş ama bak ne olacakmış izlemem lazımmış.. ay tamam ya.. izlerim. İzleyeyim.. Akşam oturdum izledim. Tam tahmin ettiğim 2 sa boyunca gerildim, sinirlendim, ay kadının parçalandığını görmek istedim ve filmi bitirdim.  

Film, Amerikan rüyası gibi gözüken fiyaskolardan. Batılıların nasıl da kalpsiz ve merhametsiz oluşuna güzel bir örnek.  Aslında parayı haddinden fazla önemseyen herkesi anlatıyor. Sadece Batı ve Amerika diyerek kendimizi temize çıkarmayalım. Paraya, güce tapan ve bu uğurda her şeyi mübah görenler.. bir de buna başarı diyen bizler.. 

Konusunu bana sormayın. Ben fikrimi söylüyorum. 2 sa ve temposu düşmeyen bir film. Netfilişk yapımı dedik dolayısıyla tabii ki bir çift lezbiyenimiz var. Bu filmi sevenler “gone girl” filmini de izleyebilir. Ya da “gone girl” filmini izleyeip beğenenler bu filmi de beğenecektir. Blogda bir yerlerde gone girl yazısı da bulabilirsiniz ama ben telefondan hazırlıyorum bu postu, linki bulamayacağım şimdi 🤭😃 

Aa bak ben de arkadaşa “gone girl” filmini önereyim. Kesin izlemiştir ama.. 

12 Şubat 2022 Cumartesi

Diyarbakır | Cahit Sıtkı Tarancı Evi

Kasım ayında gittiğim Güney Doğu turundan bahsetmedim size. 
Çünkü;
1- Öncesinde gittiğim yerleri kronolojik olarak anlatmak istiyordum ve anlatmadım.
2- Yazmak hep aklımda olmasına rağmen, yazmıyorum.
3- Aslında en azından instagramda yazabilirdim -hep instagramdayım nasılsa - ama instagramı da bloğa çevirmedim, orada yazılanlar heba oluyormuş gibi hissediyorum hala. 
Gelgelelim, ben daha fazla Cahit Sıtkı Tarancı yazımı erteleyemem. Hala telefonumda fotoğraflar. Hala baktım mı duygulanıyorum.


Öncelikle, bakınız daha ilk cümlemde tur dedim ama bu turda Diyarbakır'dan şöyle bi' geçtik. O yüzden bir gün tekrar Diyarbakır'a gidip en az bir gün kalmak isterim. 
Şöyle bir geçmemize rağmen Ulu Cami ve çevresini görme şansımız oldu. Şair ve yazarların mekanlarını da. Özellikle konuya başlığını veren Cahit Sıtkı Tarancı evini de.

Bir gün belki burada Diyarbakır'ı anlatan bir yazı da yazarım ama bugün sadece Cahit Sıtkı Tarancı var.

Cahit Sıtkı Tarancı'yı nasıl bilirsiniz?
Yaş otuz beş şiirini bilirsiniz mutlaka.
Hatta şöyle dendiğini de duymuşsunuzdur, yaş otuz beş yolun yarısı eder dedikten on yıl sonra vefat etmiştir. Yolun yarısında değil sonundaymış meğer diye.. "Yolun yarısını" Dante'ye atıfla söylemiştir. Ama siz ve böyle diyenler de haklı tabii. Herkesin benim gibi edebiyatçı arkadaşları olmayabilir. Olsa bile onları benim gibi darlamayabilir :)
Ayrıca ne deseydi adam, son çeyrekte miyim deseydi? 

Allah'ım yazmayıp yazmayıp birden yazınca da hızımı alamıyorum dallanıp budaklanıyor konu. Nerede o üç satırla post hazırlayan ben?!


Efendim, biz, Cahit Sıtkı Tarancı'nın şimdilerde müze olan evini ziyaret ettik. Bunu söylemeye çok utanıyorum ama daha önce hiçbir eserini okumadım. Mal mal evi geziyorum. Şahane bir ev. Dizilerde görsen yok artık böyle evlerde de yaşamamışlardır herhalde dersin. Avlusu, evin bölümleri muazzam. Etrafta şiirlerinden, kitaplarından alıntılar asılı. Bir yandan edebiyatçı arkadaşım hayatından bahsediyor, kişilik özelliklerinden.. 
Sonra gözüme bir alıntı ilişti. Ziya Osman Saba'ya yazdığı mektuplardan oluşan ve Ziya'ya mektuplar isimli kitaptan bir alıntı. Buraya eksiksiz yazmak için o kadar alıntı okudum ki kitabı okumuş kadar oldum, derdim şayet istediğim alıntıyı bulsaydım. Bulamadım ama Paris'te bıraktığı için üzüldüğü kitaplardan bahsediyordu. "Ah Ziya'cığım bir görsen ne güzel kitaplardı..."
Tam hatırlayamıyorum işte. Ama bende bıraktığı his hala taze.
Alıntıyı okuduğumda beni bi' ağlamak tuttu! Zor tutuyorum kendimi. Anlatamam size, çünkü kendime de açıklayamıyorum kitaplarına duyduğu bu özlem beni neden bu kadar etkiledi, diye. Empati herhalde, kitaplarımı geri de bıraksam ben de çok üzülürdüm.
Belki de hayatına dair öğrendiğim üç beş şey yüzünden, genç yaşta hayatını yitirmesinden, çok yalnızlık çekmesinden ve bulunduğumuz mekanın havasından veya hepsinin etkisiyle bilemiyorum, çok etkilendim. O evin bir köşesinde oturup, Cahit Sıtkı'nın ayrı düştüğü kitaplar için yas tutmak istedim. Onun yerine ağlamamı tuttum. 

20 Ocak 2022 Perşembe

Gülben’in Gelinliği

Geçen gün Safiye’nin gelinliğini yazmıştım.  Ama Gülben’in gelinliğine haksızlık ettiğimi düşündüm. Gülben’in gelinliği de çok güzel, çok yakışmış, çok beğendiğim bir gelinlik oldu. O Gülben için uygundu. Safiye’ninki Safiye’ye uygun.




İşte ben dizilerde/filmlerde, artistlerin üstünde böyle gelinlikler görmek istiyorum. 

Bu arada Esat da yani.. Neyse ya, o da bende kalsın.

19 Ocak 2022 Çarşamba

Safiye’nin Gelinliği

 Az önce Masumlar Apartmanının son bölümünü izledim. Safiye ile Naci sonunda evleneceklerdi. Belki evlendiklerini henüz göremedik ama Safiye’yi gelinlikle gördük. 

Ama ne gelinlik! Nasıl güzel! Nasıl yakışmış! Nasıl zarif! Ay bayıldım, hemen dedim bloğumda anlatayım.

Anlatmak neymiş görseller aradım buldum. Bu da burada dursun. Ocak 2022 ve ben bu gelinliğe bayılmışım…





Düz beyaz bir elbise nasıl bu kadar hoş, nasıl bu kadar zarif olabilir. Allah Allah çok beğendim ☺️ 

Siz ne düşünüyorsunuz? 

12 Ocak 2022 Çarşamba

Kolajing

 Aylin ilk kitler piyasaya sürdüğünde benim sınavım vardı. Lütfen Seyhan, dedim, dağınık dikkatini topla, kitlere bulaşma.


Kitler bitti.

Hemen akabinde sınav salgın nedeniyle ertelendi. Ben kitsiz kaldım.

Aylar sonra Aylin ikinci kiti piyasaya sürdü. Bitmeden alabildim. Hem de iki arada bir derede, iki ayağımı bir pabuca sokmaya çalışırken.. hevesle.. 

Sonra, 45 gün önceden haber vermeleri gereken sınav tarihi açıklandı. 30 gün sonraydı. 

Ben, yarım örgülerim, henüz elime ulaşmış kitlerim kala kaldık.. 


Örgülerimi kaldırdım. Aylin’in notunu gözümün önüne astım ve her hafta tozunu aldığım kitabımı çıkardım.


Kitler kaldı. Sınav bitti. Tatil bitti. Örgülerimi tamamlarım ama bir türlü kolajlara başlayamadım.


Birkaç kere çıkarıp baktım. Kafamda kurdum. Şöyle yaparım böyle yaparım bunu bunun altıma koyarım, dedim. Koymadım. Yapacağım kolajın kötü olması fikrine dayanamadım. Derken o alıntı beni sarstı. 

Hangi alıntı mı? Tutunamayanlar’dan:

“ kötü bir resim asarım korkusuyla hiç resim asmadım. Kötü yaşarım korkusuyla hiç yaşamadım.” 


Geçtim masama. Aldım kitleri ve başladım karıştırmaya.

Nihayet yaptığımda, hoşuma gitti ☺️

Burada paylaşacak kadar hem de 😉



4 Aralık 2021 Cumartesi

Mavi Dantel

 Yaz başında daha basılmadan evvel okuma şansına eriştiğim bir kitaptan bahsetmek istiyorum bugün. Mavi Dantel, konusunu yaşanmış gerçek bir hayat hikayesinden alıyor. Maalesef kitapta anlatılanlar gerçek desem, sanırım içeriği hakkında bir bilgi vermiş olurum. 



Coğrafya kader evet ve bu topraklarda kadın olmak çok zor. Fahriye’nin başına gelenleri okurken kimimize çok zor, çok uzak gelecek. Umarım bu kişiler çoğunlukta olur. Ama uzak gelenler bile bilecek ki böyle nice hayatlar var. 

Fahriye’nin yaşadıkları; hayatın bazıları için diğerlerinden daha zor ilerlediğini, kadınların her daim toplumda ne tür zorluklara göğüs gerdiğini hatırlatacak, mücadeleyi, dik durmayı bırakmamayı tembihleyecek. 

Gözyaşlarınız zaman zaman okumanızı güçleştirse de, bu kitabı elinizden bırakamadan okuyacaksınız. 

2 Aralık 2021 Perşembe

Eskişehir

Her şey salgın döneminde eve kapanmamla başladı. 
Hayat durmuş gibiydi ama akıyordu. Akıp giden aslında bizim ömrümüzden geçen zamandı. Salgın döneminde beni en çok yıpratan düşünce bu oldu. Salgın öncesine baktığımda ise, iyi ki yapmışım ertelememişim, dediğim şeyler neler onları düşündüm. Ne yapmak istiyordum da erteledim bunun da muhakemesini yaptım elbet ama o olsa olsa başka post konusu olur.
İyi ki yapmışım dediğim şeyler arasında hep gezmek olmuş :) 
E o zaman daha çok gezmeliyim diye düşündüm. Sonra kapanma biter bitmez, dedim ki ben gidiyorum geliyor musunuz gelmiyor musunuz?
Yazdıklarımı sildim neden çünkü ilgilenmeyeceğinizi düşündüm, değerli vaktinizi çalmayayım.
Ama şunu bilin tabii. Hiç plan yapmadım, bu işi yurt dışı seyahatimizde tanıştığımız Furkan' a bıraktığımı söylemeliyim. Furkan da program neymiş daha iyi bir fikrim var dedi. Ve nihayetinde Şule bize Eskişehir'i gezdirdi.
İkisine de buradan çok çok selamlar ♥
Böyle güzel insanlar bazı şeyleri doğru yaptığımın kanıtı. (Konuyu nasıl kendi şahaneliğime bağladım?)

Eskişehir'de bir gün kaldık biz, ama bence hızlı olursanız bir gün yeter. Yorucu olur ama yeter. Hızlı Tren yerine arabayla gitmek de bizim için bir art oldu şehir içinde de kullanabildik böylece. Ama hızlı tren de güzel bir alternatif. çok güzel bir alternatif. Ve hızlı tren istasyonu çok merkezi bir yerde. Ancak istediğiniz saate bilet almak biraz çetrefilli.

Nerelere gittik peki?
Sazova Bilim Parkı ♥ 
Çok güzeldi komple bir gün geçirilebilir orada. Eminim Eskişehirlilerin sık sık gittiği bir yerdir.



Odun pazarı.. o sokaklarda gezinmek ayrı bir tat. Çok büyük sayılmaz, ama müzeler falan derken zamanınızın çoğu gidecektir.


Bal mumu müzesine giremedik mesela biz. Kuyruk da vardı beklemek istemedik. OMM'dan evvel bal mumu müzesine gitseydik aslında daha mantıklı bir seçim yapmış olacaktık. Çünkü OMM'da kuyruk yoktu ve kısa sürüyor gezmesi. Açıkçası modern sanattan anlamadığımı da iliklerime kadar hissettiğim için girmeseydim de olurmuş diyorum ama siz seversiniz belki.



Çarşısında gezindik, kumda kahve  içtik ve tabii ki çiğ börek yedik ♥

Hani hep derler ya küçük bir Avrupa şehri gibi. Eskişehir gerçekten öyle.
Oturmayın evde, fırsatınız olursa gidin mutlaka.