ikinci dünya savaşı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ikinci dünya savaşı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Kasım 2016 Perşembe

Erik Ağacı

Ellen Marie Wiseman ismi size tanıdık geliyor mu?
Arkadya Kitap okurlarına tanıdık gelmiştir.
Ellen Marie Wiseman Ardımda Kalanlar'ın yazarı.
Yazarın Arkadya Kitaptan ikinci kitabı olan Erik Ağacı ise gerek kapağı gerekse konusuyla yine ilgi çekici. Üstelik yaşanmış bir hikayeye dayandığı söyleniyor.

Yazar bu kez bizi İkinci Dünya Savaşı öncesi Almanyasına götürüyor. Olayların henüz patlak verdiği zamanlara.
Biri yahudi ötekisi alman olan iki gencin yaşadığı aşk hikayesi etrafında yahudi soykırımını, nazi almanyası her almanın aynı olmadığını okuyorsunuz.
Yalnız ben yazarımız Ellen Marie Wiseman'ı anladım. Dibine kadar dram yazıyor, öyle böyle değil, artık yeter diye boğuluyorsunuz kitaplarında. İlk kitapta da böyle olmuştum.

Ben artık -ikinci dünya savaşı olsun yahudi soykırımı olsun doymuşum ve- okumak istemiyorum sanırım. Okurken zaten bildiğimizin dışında ne anlatabilir, diye düşündüğüm oldu. O noktada farkı olarak soykırımı desteklemeyen almanlar gözünden olaylara bakışından bahsedilebilir. Kitabın daha başlarından itibaren nazilerin uygulamalarının yersizliğinden bahseden ve devamlı -SS'lere karşı gelmeseler de- kendi içlerinde uygulamaları eleştiren bir aileydi, açıkçası bu başlarda bana çok zorlama ve günah çıkarma gibi geldi, uygulamalar sertleştikçe ailenin duruşu da sertleşse daha inandırıcı olurdu sanıyorum. Nitekim kitabın sonundaki yazar röportajını okuyunca, gençliğinde alman kökenli olmasının yaşattığı sıkıntılara bir cevap vermek istediğini anladım.

Ah neredeyse unutuyordum, kitapta çok fazla dram var demiştim ama ben en çok Christine'nin kız kardeşine üzüldüm.
Bu arada yazarın ilk kitabı olan Ardımda Kalanlar için neler yazdığımı merak ediyorsanız lütfen linke tıklayın ve merak etmeyin yazım bu kadar uzun değil :)
Ve son; 500 sayfalık ağır dram olması sizi korkutmuyorsa, kitabı okuyabilirsiniz ♥

9 Şubat 2014 Pazar

Güller İçinde Yalnız

Kitap, bir adamın bir bebeği manastıra bırakmasıyla başlıyor.
1914'te. Floransa'da.
Rahibeye, bebek hakkında hiç bir şey bilmemesinin daha iyi olacağını, söyleyerek oradan ayrılıyor.


Ailesinden bîhaber manastırda yetişen kızımız Rosa, 15 yaşına geldiğinde bir mürebbiye olarak bir villaya gidiyor ve her şey onun için daha da zorlaşıyor.
Manastırdan daha evvel dışarı çıkmamış Rosa'yı neler bekliyor.
Peki gittiği villanın geçmişiyle bir alakası var mı? Orada huzuru bulacak mı?

Rosa'nın yaşadığı kişisel zorlukların yanı sıra, Musollini faktörü ve ikinci dünya savaşı da kitabın asıl konularından.

Kitabın başlarında adaptasyon sorunu yaşadım. Ya havamda değildim ya da italyanca isimlere karşı direniyordum bilinç dışı.
Dahası kitap 500 sayfa. (Aslında 496 da yuvarladım - ama yuvarlamakta haksız mıyım?)
Ve punto oldukça küçük. Bunun şöyle bir dezavantajı oldu, kitabın sardığı benim bir seferde çok fazla sayfa okuduğum günlerde gözlerim yandı.
Ama daha büyük punto olsaydı da kitap sayfası fazlalaşırdı. Kalın kitaplardan bir çoğumuz korkuyor ne yazık ki! :)
Kitap kapağına gelince sevmedim. Kitabın yanında oldukça basit kalıyor ki bu kitap bu kapaktan çok daha fazlasını hak ediyor.

Gerçek bir diktatörün nasıl olduğunu, ne acılara sebep verdiğini, savaşın tüm soğukluğunu ve zalimliğini anlatan bu kitap ciddi bir sürprizle bitiyor. Kesinlikle biran bile şüphelenmediğim için çok şaşırdım.

Çok uzattım farkındayım, elimden geldiğince kitabın sürprizi bozmadan sizlik mi değil mi karar verin diye detaylı anlatmaya çalıştım.