30 Eylül 2010 Perşembe

Puslu Kıtalar Atlası

Daha önce demiştim, ısrarla tavsiye edilen şeylere karşı kayıtsız kalamıyorum diye.
İşte bir örnek.
Bu kitap gerek ismi, gerek kapağı, gerekse içerik bakımından beni çekebilecek bir kitap değildi. Ama tavsiye ediliyordu.
Hatta okuyana kadar elimde evirdim çevirdim.
Ama okumaya başlar başlamaz yazarın uslubunda kayboldum.
Öyle tatlı tatlı anlatışı var ki.
Ve nasıl bir hayal gücü..
Masalsı anlatıma sahip bu kitabı severek okudum.

Yazarın adıyla ilgili sorun yaşıyorum; Ali İhsan diyorum ben kısaca kendisine:) Şimdiye kadar bir seferde doğruyu söylediğime denk gelmedim :)

Bu kitabı profillerinde 'gözde kitaplar' kısmında belirtenlere, okuyup tavsiye edenlere teşekkür ediyorum. Birileri okuyup bana teşekkür etsinler diye de tavsiye ediyorum ;)

29 Eylül 2010 Çarşamba

Defter Kaplama Partisi

Bu fikir için bana dua edecek insanlar var aranızda, kulak verin ;)
Bu sene için geçti ama biliyorum seneye bu partiyi vereceksiniz :)
Veli olmayan anlamaz!

Cumartesi akşamı bir dost meclisine davetliydik. Kuzenimin kıvıracağını bildiğim için "Geliyor musun?" diye aradım. O da 'gelemiyeceğini, defter kapladığını, belinin koptuğunu ama yapmak zorunda olduğunu' söyledi.
"Yaa düşündüğün şeye bak, defterleride al gel" dedim :)

Gerçekten defterleri aldı geldi.
Büyük zevkle, imece usulü defterleri kapladık.
Geriye mutluluktan dört köşe bir anne kaldı.
O kadar mutlu oldu ki, içindeki çılgın dansçıyı ortaya çıkardı :D

Seneye bu partiyi evde vereceğini söyledi ve şimdiden bizim de katılacağımızın sözünü aldı :)


Kapladıktan sonra üstünde oturduğum defter ve kitaplar bunlar :D

Seneye defter kaplarken beni güzel bir sofra ve edilecek bolca duaya kiralayabilirsiniz.
Ama sonra çılgınca dans etmelisiniz!
:)

27 Eylül 2010 Pazartesi

Ben Dün Neredeydim?

Başlık habam sınıfına gönderme niteliği taşır.
Hatırlatma: Body Ekrem öğrencilerine "Ben bu yaz neredeydim?" diye sorar :)

Dün blog kahvaltısındaydım.


Ne yedim, ne içtim hatırlamıyorum. Baş ağrımı ise unutamıyorum.
Ay ne çene var bloggerlar sizde :P

O kadar profesyonel makinenin içinde cep telefonumla görüntü almaya gururum el vermediği için Burcu'nun makinesiyle poz vermiş, makinenin ağrılığında ezilmiş ve bu görüntüleri yine organizatörlerimizden biri olan Burcu'dan araklamış bulunmaktayım.


Gelemeyen arkadaşların yokluğunu hissettiğimi belirtmeden edemiyeceğim.
Ve şu anda blogları gezip okuyor olmama rağmen yorum bırakmakta sorun yaşıyorum.
Hallederiz :)

Bu güzel fikir ise yürek ferahlatıcı:


Ekleme :
Kullanılan kolajlar özenle seçilmiş olup içerisinde özenle bulunmamaktayım :)
Ve kahvaltıdan sonra Algida'nın dondurmalı pastasıyla ağzımızın tatlandığını söylemeyi unutmuşum.
Daha da önemlisi Zynp'in diliminin benimkinden büyük olması!!!
Biliyorum!
Haksızlık :)

24 Eylül 2010 Cuma

İkna

"Şahane Bir Kadının Gizli Günlüğü"nü okuduğumda karar vermiştim Jane Austen kitaplarına geri dönmeye.
"Çirkinin Aşığı"nı okuduktan sonra ise daha fazla zaman kaybetmemem gerektiğini anladım.
Dönemin masumiyetini geri kazanmak istiyordum ki, 'İkna' tamda öyle bir kitap oldu.

Bir kıyaslama yapmamalıyım aslında, ama elimde değil; 'Aşk Ve Gurur' un yerini alamaz elbet.
Ama ayrı düşmüş, kavuşmak gibi bi hayalleri olmayan, oysa tam birbirine layık iki insanın öyküsü olan bu kitabın hakkını da yememek lazım.
Çeşit çeşit karakterlerde romanın renkliliği.
Çeviride bir tatsızlık hissetmekle beraber, bu kitap, Jane Austen'ın 42 yaşında hayata gözlerini yummadan evvel yazdığı son roman olması açısından önem taşır.

Sahaf festivalinde daha ısrarcı olup Jane Austen kitapları bulmadığım için üzlüyorum şuanda :/

22 Eylül 2010 Çarşamba

4. Sahaf Festivali

Gözlerimde uçuşan kitaplarla yazıyor olduğum bu yazıyı mazur görünüz.
Bekletmeden yazmak istedim. İlgilenen illa ki vardır.
Hem heveslendireyim istedim.
Hem kıskandırayım :)
Ama en çok.
Bihaber olan varsa nasiplensin istedim.

Sahaf festivaline hoş geldiniz:)


Hiç sevmedim bu festivali ben!
Aklınız alamadığınız kitaplarda kalıyor:)
Ama aldıklarınızla yetineceğinize söz veriyorsanız; mutlaka bir gidin, gezin, görün, koklayın, alın :)


Fotografları ilk girerken çektim ve kitapları incelemeye başladıktan sonra çekim mekim hak getire. Zaten güzel resim çekebiliyormuş gibi kasmamın alemi yok :)


Son derece yorucu! Neyseki doping niyetine, közde türk kahvesiyle biraz ara veriyorsunuz. Yalnız her masada aynı şey: Kahve içerken incelenen kitaplar :)

Başımın ağrısı, ayaklarımın sızısı şu saat olmuş hala geçmedi. Ancak tatlı sızılar bunlar :)

Edit: 3 Ekim son gün!
Giderseniz bana da hediye alın :P

21 Eylül 2010 Salı

Sevgi Üzerine

"...
Bir insanı sevmekle başlıyordu herşey
ve
boşanmak için
en az iki şahit gerekiyordu"
Der bir şiirinde Yılmaz Erdoğan.
Yılmaz Erdoğan şiirlerini seviyorum.
Yazmayıda keza öyle.
Hele kurşun kalemle.

Sevdiğim şeyleri irdeliyorum bu ara.
Bunu seviyor muyum? Neden?

Kahve mesela.
Günün özellikle belirli saatinde gözümde canlanır.
Ama bu bağımlılık.
Sevgi sayılır mı?

Çay sevmem mesela.
Öyleyse nasıl sabah akşam içebiliyorum :/
Hoş içersem açık ve şekerli içiyorum; annem ve anneannem gibi. İlle de çok sıcak olmalı halamın içtiği gibi.
Onları da seviyorum.

Sevdiğiniz bir şeyi sevmediğiniz biri de seviyorsa, soğumuyor musunuz sizde?
Ya da; sevmediğiniz bir şeyi seven bir sevdiğiniz.
Fikrinizi değiştirmiyor mu?
Veya en azından üzerinde tekrar düşünmenizi sağlamıyor mu?

"... sevgiler çok insafsız yarını yok..."
Hayır böyle karamsar bitirmek istemiyorum yazıyı.
Biraz daha ılımlı olsun: Sevgi değişkendir diyelim.

Beni bile sevebilirsiniz yani =)

19 Eylül 2010 Pazar

Evlerin Işıkları Bir Bir Yanarken

Bu kitapla beraber İclal Aydın'ın tüm kitaplarını okumuş bulunuyorum.
Gazete yazılarından derlenmiş bu kitap tam beklediğim gibiydi:
Çok güzeldi...
Sadece övgü olmasın eleştirimde olsun diye zorluyorum fakat nafile.
Söylenecek olumsuz bir şey bulamıyorum.
İclal'in bakış açısını,
anlatış tarzını,
hüznü tanıyışını...
Seviyorum!
Kaç yazıda burnumu sızlattı, gözlerimi yaşartmayı başardı bilmiyorum.
Ama bunu hep beceriyor.
O denli içten yazıyor...


Emeğe saygı - görsel kaynak Nergisce...
Daha güzel görsel bulamadım :)

17 Eylül 2010 Cuma

Neden?

Neden herkes kendi özgürlüğünü düşünür?
Benim özgürlüğüm senin özgürlüğünü kısıtladığı yerde bitmez mi?

Neden bütün elma sularının üzerinde %100 elma suyu yazar?
İçindekiler aksini yazsa da?

Neden nakit çalışan tamirci, söz verdiği halde gelmez?


Neden zıt bir görüşe saygı duyamayız?
Herkes aynı kalıpta mı olmalıdır?

Neden Abim bensiz ayakkabısının etiketini bile sökemezken,
bir teşekkür dahi etmez?

Neden Serdar Ortaç ısrarla dans eder?

Neden Anneannem '20 Yaşındayım' diyebiliyorken ben "27" demek zorundayım?

15 Eylül 2010 Çarşamba

Sosyal Sorumluluk Projesi

Böyle yaşlılar gibi habire geçmişi yad etmek istemem ama..
Bir dakika ya.
Ben zaten yaşlıyım :Pp


Hatırlayanlarınız olacaktır:
Depozitolu şişeler vardı.
Gazozu içer, şişesini iade eder, 3-5 kuruşumuzu geri alırdık.

Ne zamandı bilmiyorum ama sokaklarda afişler görmüştüm; şişe, konserve kutuları resmi üzerlerinde 'biz çöp değiliz' yazısı.
Biliyorum çöp değiller. İçim acıyor çöpe giden her kağıda, şişeye, plastiğe..

Depozito uygulaması geri gelsin diye nereye, kime başvurmak gerekir?
Biliyorum Avrupa ülkelerinin çoğunda var.
Biz niye kalkınmayalım?

Günlük gazete giriyor bu eve. Hatta bazı günler iki gazete.
Nereye atayım eski gazeteleri?
Geçtiğimiz senelerede bir kursa giderken yanımda hafta boyunca biriktirdiğim gazeteleri taşıyordum oraya, sırf kağıt çöpleri var diye.
Şimdi?
Sağlık ocağına mı götüreyim gazeteleri?
En yakın orada var çünkü kağıt çöpü!


ARKADAŞIM BİR ŞEYLER YAPALIM :/

14 Eylül 2010 Salı

İncir

Biri incir yerken yanında duruyorum.
Hani ikiye bölüyorlar ya, yarısı bana ikram edilebilir diye =)

*

İncir yerken soyan insanlar tanıyorum.
Ben soyamıyorum.
Elimde püre oluyor =)

*

İncir yerken tedirgin oluyordum; içinde kurt varsa ve farketmiyorsam diye.
Hayır kurt varsa farkediyorsunuz, çünkü dans ediyor =)

*

"Bizim bahçede bu sene acayip incir var" diyen teyzeme "Ee, bana sadece bu kadar mı getirdin" diyorum. Teyzem mahcup ' bir dahakine daha fazla getireceğininin' sözünü veriyor =)

*

Bir elle incir yerken, bir elle kahve hazırlıyordum ki, fincan elimden kaydı ve tabağını kırdı. Böyle kazalar normaldir =)

*

İnciri taze ya da kuru.
Çok seviyorum.
Yalnız dikkat!
Kurusunda kurt varsa oynamaz =)


foto deviantart

12 Eylül 2010 Pazar

Moby Dick

Şu son günlerde Moby Dickle yattım, Moby Dickle kalktım.
Hatta ilk günler gözlerim şiş dolandım.
"Semanur bu resimde ne güzel çıkmışsın" diyerek çerçeveyi elime aldığımda,
çerçevenin gizlediği kitap çıktı ortaya.
MOBY DICK!

Bu kitabın sadeleştirilmemiş halini çok aradım. Kitap yurdundan sipariş ettim ama temin edilemedi.

Gökte ararken Ayşegül Ablalarda bulmuştum,
Çok mutluydum...

Güzel başladı ama maalesef güzel devam etmedi.
O kadar ayrıntılı anlatımlar, teknik bilgiler vardı ki, bunaldım!
Kitabın yazarı balina gemilerinde çalıştığı için bu kadar bilgiye ve gerçekçi anlatıma sahip ama gerek yok yani, bende insanım ve sıkıldım.
Bazı günler elime almak bile istemedim.


Bu kadar aşkla aradığım bir kitap olmasaydı, sonunu getiremezdim.
İlk defa bir kitabı neden sadeleştirdiklerini anladım :)

Klasiklere olan kalan sempatimde bu kitapla bitti.

Ölmeden önce okumanız gerek kitaplar arasında yer alır.
Hatta dünya edebiyatının ilk on kitabı arasında.
Kaç tane dizi ve filmde gördüm okunduğunu hatırlamıyorum.
Zaten o diziler yüzünden bu kadar peşinde düştüm ama keşke sadeleşerek çocuk kitabı haline sokulmuş halini okusaymışım :/

Arada edebi kitaplar okunmalı.
Buna katılıyorum!
Ama kitaplar sizi okumaktan soğutmamalı =)

6 Eylül 2010 Pazartesi

Ice Age 3

Ramazanın sonuna yaklaştıkça herkes beni davet etmek için seferber oldu:)
İftar açtıktan sonra keyiflendiğimi bilen insanlar "aa katiyyen olmaz bu akşam bizdesin" diye ısrar ısrar üstüne eder oldular :P
Tadını çıkarıyorum bende ;)

Nicedir film postu yazmamış olduğu farkettim.

Ice Age 3

Bu animasyonu nasıl şimdiye kadar bekletmişim ya.. Ne eğlendim!! Ne de güzeldi!! Çılgın gelinciğe bayıldım!
1. ve 2. izleyip 3. hala izlememiş olanlar..
Hadi ne duruyorsunuz :)

The Ugly Truth


Öncelikle bu filmin afişine bayılıyorum:)
Konuyu özetiyor aslında.
Yalnız diyaloglar fazla müstehcen gelmedi mi size?
Hani erkek erkeğe konuşsalar ya da kız kıza neyse de bir erkek ve bir kadın böyle bi muhabbete girince..
Yuh artık diyorsunuz. Ben dedim yani :)

Birde bu filmin türkçe adı benim için; nasıl 'Hangover' 'akşamdan kalma'ysa, bu filmde 'acı gerçekler' olarak kaldı.
Ugly nin çirkin demek olduğunu biliyorum bu arada =)

3 Eylül 2010 Cuma

Küçük Erkan

Çok çok uzun yıllar önce.
O kadar uzun ki, zor hatırlıyorum.
Sarışın, çilli bir çocuk.
Karşı apartmanda, tam karşımıza denk gelen dairede otururdu.
Benim dostumdu.

Küçük olduğu için küçük değildi adı.
İkinci Erkan olduğu içindi küçük sıfatı.
Oysa Erkoş desem daha çok yakışırdı =)

Dedim ya, pek bir şey hatırlamıyorum.
Babasının polis olduğunu ve dışarıya çıkınca "Küçük Erkaaaannn" diye bağırıp oyuna çağırdığımı hatırlıyorum.

O kadar takılırlardı ki bana, Küçük Erkan'a dair ne varsa atmışım belleğimden.
Halbuki ben, Küçük Erkan'ın beni hemcinsi olarak gördüğüne eminim.
Bir düşünün; erkek kıyafetleri giyen, erkeklerle oynayan, erkek gibi bir kız. Adı da Seyhan! :)
O yaşta kim olsa erkek olduğumu düşünmüş olabilirdi :))

Aynı mahallede büyümeye devam etseydik gittikçe daha az konuşur ve şimdikinden daha fazla yabancı olur çıkardık.
Oysa ben, özellikle ve nedense, şimdi çok merak ediyorum:
Hala çilli mi, boyu beni geçti mi?

1 Eylül 2010 Çarşamba

62'den Tavşan Olma Planları

Ramazan dolayısıyla odamı anneannemle paylaşıyorum.
Bazı geceler uyutmuyor.
Sesleniyor, sesleniyor...
- Efendim anane?
- Uyanık mısın?
- Evet!
- Uyu canım benim uyu..

Abartmıyorum sadece 5 sn sonra tekrar sesleniyor:

- Uyuyor musun?
- Anane, şimdi kalkıp seni yerim!
(çünkü çok tatlı)
- Yee, ama ısırma
- Isırmadan nasıl yiyeyim?
- Yut gitsin
:))
Gelde kalkıp yataktan, öpme bu kadını:))

Böyle gecelerden biri
Uyku yok yani.
Nedir benim için gece ritüeli;
E haliyle yemek yenmeli..

Sahurla birleşmesi hızımı kesmiyor annemden de uyarı alıyorum
"Kalk istersen" diyor "İlk oturup son kalkıyorsun"
Kaderde sahurdan kovulmakta varmış:)

Nihayet sıra uykuya geliyor.
Rüyamda ne görüyorum dersiniz?
Hayır yemek yediğimi değil:)

Tartıldığımı görüyorum ve 62 kilo olduğumu:))
Kimileri "e ama bu rüya değil kabus" dese de
Ben bunu bir işaret olarak alıyorum:))

Bu kış planlarım arasında 62 kiloya çıkmak var.
Gördüm!
Bana çok yakışmıştı:))


Anneannemle gezinti..