12 Aralık 2015 Cumartesi

Şu Sıralar En Büyük Hayalim: Oh My Venus!

En son ne zaman Tv izledim bilmiyorum.
Son izlediğim film aklımda ama ne zamandı hiç sormayın.
En son hangi diziden bir bölüm izledim hatırlamıyorum.
Aramıyorum da işin garibi.
Dizi ve filmlerle ziyadesiyle haşır neşir yaşayan biri olarak bu durum beni de oldukça şaşırtıyor.

İzleyeceğim dizilerim filmlerim var, listem kabarıyor kabarmasına ama bir müddet daha izleyemem.
Hepsine tamam ama bu kadar da pişmiş biri değilim maalesef.
Bir dizi var ki, cidden içim gidiyor.
Reklamlarına, görsellerine, alıntılarına denk geldikçe midemde kelebekler uçuşuyor, So Ji Sub'u gördükçe gözlerim kalp kalp oluyor.
İradeyse, dizi film izlememek değil irade. İrade bu diziyi izlememek!

Bilenler bilir bilmeyenlerde şimdi öğrenecekler ben "biraz" So Ji Sub severim. Sevdiğim çok aktör var Kore'den saklayamayacağım ama hepsi bir yana, So Ji Sub bir yana.

Bu dizide So ji Sub'a Shin Min Ah eşlik ediyor ki onu da severim.
Daha önce beraber reklamlarda oynamışlardı ve ikisinin elektriği, "İşte bu!" dedirtiyordu.
Bir dizi veya film bekleniyordu ve beklenen oldu.

Ben dizilerin konularına bile bakmam güvendiğim insanlar tavsiye etsin izlerim, spoilerden deli gibi kaçarım ama bu dizi için bu söz konusu değil, instagramda falan mini mini videolarını izleyip hevesimi alıyorum. Çünkü şimdi bir diziyi izlemeyi bırakın maalesef kitap okumaya bile zar zor zaman buluyorum.

Bir de aşırı sızlayan bir vicdanım var, hayatta izletmez bana.
Ben geniş zamanların geldiğini, aşkla bu diziyi izlediğimi hayal etmekle yetiniyorum şu aralar.

Benim gibi zamansızlara; yalnız değilsiniz, ben de sizdenim, demek ve destek olmak için ve de biraz So Ji Sub görseliyle keyfimiz yerine gelsin diye yazdım bu yazıyı da.
İzleyenler de ne kadar şanslı olduklarını görsünler istedim.

10 Aralık 2015 Perşembe

Alaska'nın Peşinde

Bu kitabı bana Fatoş'um hediye etmişti.
John Green'in tüm kitaplarını okumak istediğimi söylediğim bir yazımdan yola çıkarak Alaska'nın Peşinde'yi göndermişti, pek sevinmiştim.
Filmi çıkmadan okuyayım filmi çıkmadan okuyayım, dedim hatta Kağıttan Kentler'in fragmanını bile izlememiştim; aman hayal gücüme sınır koymasın, diye.
Halbuki bendeki kitapla filmi çekilen kitap farklıydı bunu anlamam biraz zaman aldı :)
Fatoş'umun bana hediye edişinin üstünden uzun bir zaman geçtikten sonra okuyabildim kitabı,
kitabı okuyuşumun üzerinden uzun bir zaman geçtikten sonra yazabiliyorum yorumumu da.
Ama Fatoş'um sağol varol, ne zaman kitabı görsem mutlu oluyorum ^^

Kitaba gelecek olursak, beğenmeyenler de olmasın karşın çok sevdiğim Aynı Yıldızın Altında kitabından ötürü beklentimin yüksek olduğu bir kitaptı Alaska'nın Peşinde.
Beklentim yüksek diye mi yoksa biraz vasat diye mi bilmem pek beğenmedim.
Beğenmediğim halde bile çarçabuk okudum ama bölümler birbiri ardına geçti, merak ettim okumak istedim hatta kitap bittikten sonra John Green'le muhabbet etmek istedim.

Malum olaya -ancak okuduktan sonra malum olan olaya- geri sayım şekilde gidiyor bölümler, sonra malum olay ondan sonra malum olaydan sonra gün şeklinde.
150 gün kala, 30 gün kala, 1 gün kala ve sonra 1 gün sonra 5 gün sonra.. gibi gibi..
Üniversite gençliği var bu kez kitapta.
Dersten kaytarma planları, lakaplar, şakalar..

Alaska dahil sevdiğim bir karakter olmadı. Ancak Alaska'nın kitaplarını kıskandım :) Hiçbir zaman okuyamayacak olması canımı çok yaktı ama bunu da inkar edemem.
Kısacası, John Green severler okusun, diğerleri john Green'in diğer kitaplarını okusun.
Peki ben şimdi ne yapayım?
Kağıttan Kentleri okuyayım mı izleyeyim mi??
Dahası bu kitabın videosunu da çekeyim ister misiniz? :) 
Ne videosu ayol, diyenler mi var hala? 
Bir önceki yazımda videoyu bulabilirsiniz ^^

8 Aralık 2015 Salı

Yeni Video Yayında: Yeşil Deniz Kabuğu!

Youtube kanalı açmıştım malumunuz.
Burada ilk videomu tanıtıp YouTube kanalı haberini vermiştim.
Kanalı açmıştım açmasına ama ne yapacağımı bilmiyordum, ama çevremdekiler biliyordu kitap yorumla, diyorlardı, ben utanırdım bana mı kalmıştı kitap yorumlamak,
dahası, evet dahası da var ki ben sesi mi sev-mi-yo-rum!

Ama yaptım evet, kitap yorumunu çektim, heyecanıma ve karga sesime rağmen videoyu çektim.
Tek seferde çektim, arada kekelesem de cümleler devrik olsa da doğal olsun dedim olduğu gibi bıraktım.
Araya Sarah Jio imza videosunu da koydum. Çok tatlı bak, izleyin. Sesi kısığa alın dayanamıyorsanız, ama ayıp bana söylemeyin :)



Videoyu izleyin, eleştirin, beğenin, kanalıma abone olun, yorum yapın, ama bunları bana söyletmeyin.
Seneye de söz (vermeyeyim ama böyle bir hedefim var bilin:) şan dersi alacağım.
Belki kitap yorumlarımı bestelerim he, ne dersiniz? :)

Tamam ya cıvıtmadan konuyu kapıyorum.

Videolarım devam edecek ama hep kitap videosu yapmayı düşünmüyorum en azından ilk etapta her telden çalıp en son, karar verirsem, bir konuda yürümeyi düşünüyorum.
Bu karar verme aşamasında da siz sevgili okur -ve artık izleyenlerin görüşlerinden yardım almayı umuyorum.

7 Aralık 2015 Pazartesi

Bülent Ersoy'un Yeni İmajını Beğendiniz Mi?

Gün geçmiyor ki Bülent Ersoy bizi şaşırtmasın!
Kâh makyajıyla, kâh makyajsızlığıyla..
Bu seferde 7 saatte kuaförden çıkmamak kaydıyla ulaştığı saç rengiyle gündemde.


İnanmıyacaksınız ama ben beğendim.
Bana benzemiş.
Benim saçımın doğal hali bu zaten, mutlu oldum. İnsanlar bunun için saatlerini ve paralarını harcıyorlar Seyhoş ne ballısın, diye keyiflendim.
Yapılan eleştirilere kulak tıkadım, yoksa üzerime alma olasılığım yüksekti, üzerime alsaydım çok bozulabilirdim, en iyisi görmezden gelmekti.

Bülent Ersoy'u bu beyaz- siyah saçlarla görünce sizinde aklınıza 101 Dalmaçyalı filmindeki Cruella gelmedi mi?
Acaba böyle demek Glenn Close'a hakaret sayılır mı? Kendime benzetmek hakaret olmuyo da Glenn Close' a neden hakaret olsun? Asıl bu bana hakaret olur :P

Bahsetmişken görsel de koyalım, benim aklıma direkt bu karakter geldi. Ama bu filmdeki kostümler bir harikadır!!
Bülent Ersoy'unki ise korkunç. Basit, banal.
Giysene siyah bir şeyler, gothic tarzına uzak değilsin nasılsa bi' bütünlük olsun duruşunda.
Ama yoook..

Kopyalama olunca bir şeyler hep eksik, hep yanlış duracak işte böyle.

6 Aralık 2015 Pazar

Kösem Sultan

**Blogda yeni dönem; konuk bir yazarım var artık. 
Kendisi arkadaş kontenjanından. 
Bundan kelli pazar günleri tv programları/dizileri hakkında Kezban'ın görüşlerini okuyabilirsiniz.
İlk konu olarak Kösem Sultan adlı benim hiç izlemeyeceğim bir diziyi seçmiş.
Kendisine köşesinde başarılar dilerim ^.^

İlk yazı konumuz,"ecdadımızı yanlış tanıtıyorlar Osmanlı bu değil" yorumlarıyla tepki çeken aynı zamanda tarihi t.v. dizilerinden takip edip dizide kullanılan her aksesuarı, kıyafeti moda diye
edinmek isteyen kişilerce ilgiyle beklenen "Muhteşem Yüzyıl Kösem".

Ben Muhteşem Yüzyılın sıkı bir takipçisiydim (her ne kadar Meryem Uzerli'den sonra ilgim azalsa da). Kösemi de bu beklentiyle izledim. Ancak ilk yapımın üzerinde bir şey göremedim. Ne oyunculuk ne de senaryo adına.

Oyunculardan başlamak gerekirse Sultan Ahmet rolünde Ekin Koç başarılı, aynı şekilde Anastasia rolündeki Yunanlı oyuncu da. 
Fakat Hülya Avşar için aynı şeyi söylemek zor.Yıllarca magazin basınında gördüğümüz yüzü, böyle bir rolde inandırıcılığını yitirmiş.
Yine aynı şekilde Mete Horozoğlu yeniçeri ağası rolünde dizinin kötü performanslarından.
İyilere gelince Aslıhan Gürbüz (Halime Sultan) ve Nadir Sarıbacak(Bülbül Ağa) başarılı oyunculuklarıyla dikkat çekenler.

Ayrıca dizideki kostüm, mücevher ve aksesuarlar da çok güzel. Kösem Sultan'ın ekrandaki yolu açık gibi. Her ne kadar total reytingleri düşük olsa da AB grubunda birinci. 
Belki de bu sebeple Beren Saat diziye erken dahil olabilirmiş.

I. Ahmet erken yaşta vefat etmesine rağmen Kösem Sultan uzun yıllar valide sultan olarak etkili olmaya devam etmiş. Yani reytingleri iyi giderse uzun yıllar devam edebilir, malzeme çok.
Kezban_Londrada bildirdi

3 Aralık 2015 Perşembe

Korkma Ben Varım

Murat Menteş her kitapta beni abandone etmeyi başaran  bir yazar.
Bu kitapta fikrim değişti mi?
Hayır!
Önceki okuduklarımdan sonra ne yazdıysam aynı şeyler geçerli.
Edebiyat dahisi.

Hikayenin ilerleyişi absürt olabilir -tabii bu absürtlüğü hayal etmek dahi bence ayrı bir istidat- Ama en güzel aşk sözleri, en romantik jestler yine bu absürtlüğün arasından çıkıyor.
Yazmak isterse en şahane aşk romanını -ki sanıyorum bunu hakaret kabul eder kendisi:)- en sağlam dramayı yazabilir bu adam.
Araya serpiştirdiği şeylerden öyle etkileniyorum ki..
Bu yüzden pür dikkat okuyorum; aman espriyi kaçırmayayım göndermeyi yakalayayım, diye.
Böyle yazmak isterdim...

Hala okuduğum ilk kitabı Ruhi Mücerret'i tek geçerim ama hiç Murat Menteş okumamış ve okumak isteyenlere Dublörün Dilemması ile başlayıp, sonra Korkma Ben Varım'ı okumalarını, Ruhi Mücerret ile zirvede, acaba bir sonraki romanında neler olacak diye beklemelerini tavsiye ve teşvik ederim.

2 Aralık 2015 Çarşamba

Erikli Kek Olur Muymuş?!

Kek kraliçesi olma yolundaki adımlarımı hızlandırmak adına bir de erikli kek yaptım.
Ben bu alt ust kekleri keşfedeli, denemediğim meyve kalmasın diye karar verdim.

Erikli kek de olur muymuş? demeyin, ben yaptım oldu.

Şeftalili miss kekimi hatırlar mısınız?
Hatırlamayanlar Şeftalili Kek linkini tıklasın ve anılar tazelensin.

Erikli kek de yine aynı şekil yağlı kağıt serilmiş tepsiye erikleri dizmek ve sonra üzerine şeker serpmek suretiyle hazırlandı, tarafımdan.

Şeftalili kekte anlattığım işlem sırası ve şekliyle.

Kek hamuru ise klasik kek hamurunuz. Ekstra bir şey yok.
Ama kekim sönüyor ya da hiç kabarmıyor ne yapayım? diyorsanız, kek kabartma yollarını anlattığım bu yazıya göz atmanızı öneririm.

Hafif mayhoş bu keki, meyveli kek severlere tavsiye ederim.
Keşke piştikten sonraki görüntüsü pişmeden evvel o erikleri öyle muntazam dizmeme değecek bir görüntü olsaydı ama tadı değdi ;)

Not: Erik mevsimi geçtikten sonra yayımlamak biraz insafsızlık mı oldu?
Bu ara biraz eski yazılardan gidiyorum, söyleyecek yeni şeylerim yok taslaklar eritiyorum anca.
Ama önümüz kış ve harika bir portakallı kek tarifim var,