31 Aralık 2010 Cuma

Sustilo Elbisemmmm

Sanki yeni yılda yazı giremiyecekmişim gibi üst üste yazılar giriyorum bu 2010'un son günlerinde, değil mi?
Ben bu yazıyı yazarken öyle hissettim :)
Ama yani bu güzel haberi sizle nasıl paylaşmayayım?


Kristal Küreyi bilmeyen var mı?
Yok! Güzel!
Bende öyle tahmin etmiştim :)
Sebebsiz yere hediye veren şahane bir blog.
Bende oradaki bir yarışmaya katıldım yapmam gereken sadece 3 elbiseden birini seçmek ve şansımı beklemekti..
Ve bu güzel elbise benim oldu!
Kristal Küre'ye ve Sustilo'ya pek teşekkürler ediyorum. Beni bu denli mutlu ettikleri için...

Yalnız elbisemi gören istiyor "sen nerede giyeceksin bana ver" diyenler o kadar çok ki inanamazsınız:))
İnsanın böyle bir elbisesi olsun ve giymesin!
Olacak iş değil!
:)

Mutlu mutlu yazdığım bu post biraz şımarıkça gelebilir, mazur görürsünüz ama biliyorum ;)

Nerede giyeceğime gelince...
Demedim mi, düğünler dernekler 2011 de beni bekler...
Şeyda'nın kınasında giyilmek üzere ayırdım :)
Altına da Barbour botlarımı giyeceğim.. Derrrmişimm :)

Bu elbiseyle giyilmek üzere;
siyah(ya da pembe)
dantel eldiven istiyorum.
Kısa.
Aklınızda bulunsun.
Bir yerde görürsünüz veya bana almak istersiniz ne bileyim...
:D

Neredeyse unutuyordum...
Eski yılın son yazısı :))
Mutlu seneleeeerrrr!!!!!

30 Aralık 2010 Perşembe

Kitab-ül Hiyel

İhsan Oktay Anar'ın dilini sevenlere yönelik, çok tatı bir roman.
Okumayan neden tatlı dediğimi anlamaz tabii:)
Yazarın ikinici kitabı niteliğinde olan bu kitabının konusuna gelirsek, kısaca 19. yüzyılda yaşamış 3 mucitin serüvenleridir.
Kitap bilmediğimiz bir çok kelimeyle bizi sarhoş ettiği gibi, sevimli anlatımıyla yer yer güldürmüş yer yer meraklandırmış ama ille kendini okutmuştur.
Bazen konuyu takip etmekte zorlanıp, tekrar etmeniz gerekebilir ama tekrar ettiğinizde de olayın ilk anladığınız şekilde zuhur ettiğini idrak etmeniz uzun sürmez.

İhsan Oktay Anar'ın kitapları için yetişkinlere masallar demek geliyor içimden:)
Hatta dedim bile.
Özetle sevenin çok seveceği,
Sevmeyenin bu kitabın nesi bu kadar seviliyor diye şaşıracağı,
Ama benim "Puslu Kıtalar Atlası" kadar olmasa da sevdiğim,
İnce olmasına karşın çokda kısa sürede bitmeyecek bir kitap..

Daha da özetle tavsiye ederim :)

Yazarın adını her seferinde yanlış yazdığımı söylememe gerek yok herhalde:)

Pembe Bot Giymek İçin Çok mu Yaşlıyım?

Aslında bir haftadır hastayım ben.
Grip değil. Sadece öksürük.
Aslında önce belim ağrıdı. Günlerce. Sonra boğazım ağrıdı, öksürük onu takip etti.
Sonra ben bel ağrımı unuttum ya da geçti..
Tabii ben bu arada hep sokaktayım; verilmiş sözlerim, yapılacak işlerim var.

Temizlik için ayırdığım günde farkettim ki hastayım.
Cidden bak. Tembellikten değil. Öyle olsa söylerim :)
Kalkıyım diyorum kalkamıyorum.
Kalktığım gibi öte tarafa düşüyorum...

Uslu bir kız oldum ve kılımı bile kıpırdatmadım. Bundan hiç sıkılmadım. Hata bayıldım.
Kendime bakıyorum merak etmeyin, ıhlamur içiyorum.
Ama yine de akşamları öksürük nöbeti geçiriyorum :(

Asıl konuya gelirsek.
Bir kaç gün evden çıkmayarak biraz paradan tasarruf ettiğimi farkettim. Farkeder farketmez o paranın harcanması gerektiğine karar verdim ki o da ne?
Markafoni yardımıma koştu..


İnsan para harcamak istemeye görsün alacak birşeyler buluyor.
Benimde gönlüm bu pembeye düştü. Onun fiyatıda 99.90 a düşmüş.
100 TL bile değil yani :D
Aslında denemeden almak hiç adetim değildir :)
Hatta ayakkabı aldığımda iki tekini de giyerim mutlaka :D
Şimdi sıra sizde..
Uslu birer yorumcu olup "al tabii çok yakışır" vb yorumlarınıza
yani gazınıza ihtiyacım var ;)

27 Aralık 2010 Pazartesi

Little Miss Sunshine/ Vavien/ Oldboy

Bu sefer hafta için film önerilerim var.
Bazılarımız haftaiçi film izleyebilecek kadar şansı olabiliyor, evet :P

Little Miss Sunshine


Little Miss Sunshine nicedir izlemek istediğim, ancak fırsat bulduğum bir film.
İsminden anlaşıldığı üzere bir küçükler için düzenlenen güzellik yarışması söz konusu.
O şirin koca gözlüklü kız yarışmacılardan biri.
Film güzellik yarışmasına katılmak için yola düşmelerini anlatıyor.
Ve ben kesinlikle tavsiye ediyorum!
Yarışma kısmı çok acıklıydı ya, o makyajlı ufaklıkları görünce çok depredif bir hale büründüm, ama neyseki geçti..

Vavien


Böyle lanet insanlar var gerçekten.
Yediğiniz yemeği zehir eden, her şeye kabahat bulan, ciğeri beş para etmez insanlar. Ve yine de çok şanslılar.
Engin Günaydın aynı zamanda senaryosunu üstlendiği bu film bence şahane bir gözlem taşıyor.
Harika oyunculuktan bahsetmeme gerek yok.
Yalnız film komedi değil komik değil yani. Ha şart da değil ama beklenti o yönde :)
Komik değil dediysem hiç güldürmüyorda değil..
İzlenmeli bence..

Oldboy


Oldboy, afişine bakıp kavga dövüş filmi diye izlemeyi devamlı ertelediğim bir filmdi.
Keşke ısrarla erteleseymişimde böylesi bir drama tanık olmasaymışım.
Oldboy bir efsanedir ve tüm efsaneler gibi seven, acayip sever, sevmeyen iğrenir.
Bana düşense bunu açmak olacak sanırım.
Film korkunç!
Korkunçluğu kötü demek değil yalnız.
Çekimler oyunculuklar şahane bence.
Hiç kesilmeden çekilmiş bir dövüş sahnesi vardı ki mükemmeldi! Keza aynanın kullanıldığı çekimler..
Ama olay o değil.. Hazmediğiniz şey;
Bir insan bir insana nasıl bunu yapar?
Üstelik gerekçisinde haklı bile değilken!

Bence bu filmi izlemeyin! Kötü diye değil!
Böyle bir dramayı görmenizi istemediğimden!

Hafta içi tavsiyeleri böyle; birini mutlaka izleyin, birini izleyin, diğerinden uzak durun..

25 Aralık 2010 Cumartesi

Emma


Biliyorum.. biliyorum..
Yanda "Kitab-ı Hiyel"i okuduğum görünüyor.
Ben de, bir seferde birden fazla kitap okuyabilirim diye gaza geldim "Emma"ya başladım.
Başlarda gayet iyi gidiyordum hani :)
20 sayfa Kitab-ı Hiyel, 50 sayfa Emma derken, Emma oldu 464 -yani bitti:)
Kitab-ı Hiyel 66 :)
O da biter acelesi ne :D

Ve tabii şimdi görsel ararken filmi olduğunu da öğrendim:)
Filmini de merak ettim. Ve tabii izlerim ;)

Kitabı sevdim dostlar. Biliyorum ki, içinizde seveceklerde bulunacaktır.
Mesela aklıma ilk gelenler:
Ebruli,
Pinky (hatta sen muhtemelen okumuşsundur(: )
Taze Kahve,
Ojeli Parmaklar..

Aaa ama "Seyhan bu ne biçin kitap yorumu" demeyin artık alışın:
Kitap yorumu burda :D
-Ekleme: en azından yeterlilik konusunda şıkları işaretlerseniz bu konuda gelişebilirim diye düşünüyorum:)-

Ha bu kitap Jane'nin en sevdiği kitabı olabilir ama benim için hala Aşk ve Gurur!

24 Aralık 2010 Cuma

Ho Ho Ho!

Geçen gece bir kabus gördüm.
Bağırdım bağırdım sesim çıkmadı. Sesimin çıktığı noktada uyandım.
O kadar bağırmışım ki, şimdi boğazım ağrıyor.
E dün gecede üzerine dondurma yiyince (ruyamda) iflah olamam herhalde
:)

Watsondan bişiler almıştım. Eve gelip poşeti boşaltınca kozmetik ürün katalogunu gördüm ya moralim bir bozuldu anlatamam.
Münasebetsiz tezgahtar mesaj mı vermek istemiş?
Yılın bu zamanı fazla alıngan olabiliyorum
:/

Noel gelmiş hoşgelmiş.
Benim için noel; noel babalı çikolatalardan öte birşey değil.
Ancak Şeyda'nın en sevdiği hristiyan adetiymiş. Yeni evine geçtikten sonra her noel onda toplanacakmışız.
"Allah'ın izin verirse o çam ağacını süsleyip salonuma dikeceğim"
diyerek büyük bir aşkla ifade ettiği gibi, gelecek noel bizi nelerin beklediğinin sinyallerini verdi.
Yüce Rabbim izin verir, eğer Şeyda noeli kutlarsa, bende cadılar bayramını kutlarım şimdiden söylüyorum.
Herkes bayramını seçsin =)

22 Aralık 2010 Çarşamba

T-Shirt Saklamaca

Olay sadece t-shirt ile sınırlı değil ama adı kısaca öyle.

Evde bayanların azınlık olması hiç bir şey ifade etmez.
Annemle yıllardır uyguladığımız masum bir taktik bu.

Bir örnekle hemen açıklayalım:
Babamın bir sürü şapkası var.
Yazın bir tanesini bana verdi, üzerindeki yazıdan hoşnut değilmiş.
"Kamufle et bunu" dedi.
Kadın şapkası değil ki, bir gül, bir fiyonk kondurayım :)
Öte yandan elimden birşey gelmeyeceğini babama söylesem; babam asla tatmin olmaz hatta küsebilir.
Dolayısıyla "Tamam" dedim attım dolabıma.
Bir daha babamın aklına sormak gelmedi.
Aradan birkaç ay geçtikten sonra, gönül rahatlığıyla çöpe atabildim malum şapkayı.

Abileriminde üstünde başında, sevmediğim şeyleri önce saklarım.
Baktım sormuyorlar...
Elveda iğrenç kravat!

Bugün yıkamak için nefret ettiğim t-shirtü görünce sıranın çoktan ona geldiğini ayrımsadım. Yakın tarihte bir arayanı olmadığı taktirde, akıbeti belli.
Ama aramızda ;)

Ha bu taktik bayanlarda işe yaramaz baştan belirteyim. Çünkü bizim dolabımızda olmayan şeylere 'manyak odaklanabilme' yeteneğimiz var!


Bir kaç önce Jay Leno'ya konuk olan Lauren Graham, sevgilisinin mucizevi bir şekilde kaybolan t-shirtlerinden bahsetmişti..
İşte o zaman anladım bu taktiğin adının bu olduğunu :)